Kitap Oku: 'Kürt Sorunu mu? Devletleşme Sorunu mu? -13- 'Şeyh Ubeydullah ve Molla Selim'

Hukukçu Dr. İrfan Sönmez'in adından çokça söz ettiren, okuyucunun teveccühünü kazanmış ve tarihe not düşen kitabı: ''Kürt Sorunu mu? Devletleşme Sorunu mu?'
Eklenme Tarihi: 09.10.2019 15:06:00 - Güncellenme Tarihi: 10.10.2019 08:50:30

Hukukçu Dr. İrfan Sönmez'in adından çokça söz ettiren son kitabı 'Kürt Sorunu mu? Devletleşme Sorunu mu?' ile okuyucularının karşısına bir kez daha çıkıyor.  Enpolitik olarak, tarihe not düşen ve önemli bir kaynak oluşturan bu kitabı, siz değerli okuyucularımızla okuma etkinliği teması ile her gün kısım kısım paylaşıyoruz...

'Kürt sorunu nedir' ile başlayan kitapta, üçüncü bölüm... Bugün kitabın üçüncü bölümünde, 'Şeyh Ubeydullah ve Molla Selim' 'Koçgiri, Ağrı İsyanları'  konusu işleniyor... İşte okumanın on üçüncü bölümü: 


ŞEYH UBEYDULLAH VE MOLLA SELİM

-Şeyh Ubeydullah demiştiniz?

Yirmi dokuz  isyan içinde sayılanlardan biri de budur. Şeyh Ubeydullah, Nakşibendi silsilesinin kol başlarından Seyit Taha'nın oğludur. Adı üzerinde Seyittir.Peygamber soyundan olması hasebiyle   Arap kökenlidir.İsyan,1880'de Urmiye valisinin Şeyhe bağlı aşiretlere  sert davranması üzerine  başlamıştır. İsyan sahası daha çok İran topraklarıdır.Sayısı 20 bini bulan aşiret kuvvetleri ile başta Mahabad olmak üzere bazı bölgeler ele geçirilmiş,Miandoab'da teslim olmayı ret eden 2000 Şii kadın,erkek,çocuk kılıçtan geçirilmiştir. Bazı kaynaklar, Berlin antlaşması ile Ermeni'lere tanınan imtiyazların semeresiz bırakılması için Şeyhe Osmanlı yönetiminin göz yumduğu hatta  teşvik ettiği iddiasındadır.Berlin Antlaşmasının 61. maddesi ile Osmanlı, Vilayet-i Sitte'de[1] Ermeniler lehine ıslahat yapmayı kabul etmiş,büyük güçler gayri Müslimlerin hamisi haline gelmiştir.Hükümet bu yolla,  Ermeni sorununun karşısına yeni bir sorun  çıkararak  reform taleplerini boğmak istemiştir.[2] Şeyhin, Ermeni ve Nasturilere yönelik  ıslahatların kendi nüfuz alanında olacağı endişesi ile  tamamen kendi insiyatifi ile kargaşa çıkarmış olabileceğini düşünmek de mümkündür.Peşinden gidenlerin motivasyonu Kürtlük değil, şeyh-mürit-aşiret ilişkisidir. D.McDowal,isyanın ulusal içerikli değil, bir tür aşiret huzursuzluğunun  daha geniş ölçekte yaşanması olduğu kanaatindedir.[3] Molla Selim'de Rusların tahriki ile bölgedeki itibarını kendi hakimiyetinde bir derebeyliğe tahvil etmek istemiş,başarılı olamamıştır.O da Kürt değil Zaza'dır,Mele Selime Dimili olarak bilinmesi bunun göstergesidir.Asılırken şuna buna bir sürü toprak verdiniz,bize de Bitlis'i verseydiniz ne olurdu, dediği naklolunur. Bu isyanın büyüyüp,çevreye sıçramamasında Bitlis Valisi Mustafa Haluk (Rend) ve Van Valisi Tahsin bey ile birlikte çalışan Sait Nursi'nin büyük etkisi olmuştur.[4]

KOÇGİRİ, AĞRI İSYANLARI

Bir de milli nitelikli isyanlar var.

Var,Koçgiri öyle bir ayaklanmadır,Ağrı isyanları öyledir. Bu isyanlarda hem lider kadrosu hem de alt kadro ulusal taleplerle harekete geçmiştir.Motivasyon araçları içinde din yoktur.Koçgiri aşiretinin lider kadrosu Haydar ve Alişan beyler Kürdistan Teali Cemiyeti üyesidirler.Erzincan-Sivas arası bölgede bir Kürt devleti kurmak düşüncesi ile ayaklanmışlardır.İsyanın kurmay kadrosu içinde daha sonra Dersim'in kanına girecek olan Alişer Efendi ile Nuri-i Dersimi(namı diğer Baytar Nuri) de vardır. Ağrı İsyanı veya isyanları Hoybun tarafından organize dilmiştir. Amaç bölgede bağımsız bir devlet kurmaktır. Ermeniler tarafından büyük destek görmüştür. Esasen HOYBUN Türkiye'den firar eden isyancılarla-Ermeni ortak yapımı bir örgüttür.Lakin yine de bu isyanları yüzde yüz milli duygulara bağlamak yanlıştır. Ayrıcalıklarını Kürtlük maskesi altında korumak isteyen feodal hassasiyetler gözden ırak tutulmamalıdır.  Hangi ağa,şeyh, bu benim nefsimin,sahip olduğum imkanları kaybetmemenin kavgasıdır der? Ya dinin ya milli duyguların arkasına sığınmışlardır.Kürtlük için çıktığını söyleyenlerin bile biraz eşelendiğinde amaçlarının grup,aile veya aşiret çıkarları olduğu görülür.

Bu isyanlar kan dökülmeden daha barışçıl yollarla önlenemez miydi?

Tarihe yalan söyletir,  amaçlarınıza  uygun   yanlarını öne çıkarırsanız ortaya durup dururken kan döken bir devlet tablosu çıkar. Oysa hakikat bundan çok farklıdır. İsyanların bazısı aniden bazısı ise zaman ayarlı olarak patlak vermiştir. Bir anda ortaya çıkan isyanlarda  oturup müzakere yapma imkanı yoktur. Lakin önceden belirti veren isyanlar da böyle bir imkan vardır ve devlet bunu denemiştir. Ağrı isyanında  devlet uzlaşmacı bir tavır takınarak,Şeyh Sait isyanından sonra sürgüne gönderilenlerin evlerine dönmesi, hapisteki tüm Kürt mahkumların serbest bırakılması,isyancıların silah bırakma karşılığı affedilmesi, hatta İhsan Nuri'ye istediği bir ülkede Askeri Ataşelik verilmesi karşılığında isyana son verme teklifi yapmış, ,isyancılar  kabul etmemişlerdir.[5]Dersim isyanından önce de aynı yönde teşebbüsler olmuş,aşiret reisleri ile görüşmeler yapılmış, şekaveti (eşkiyalık)bırakmaları,devlete sadakat  göstermeleri istenmiş, hatta Genel Müfettiş İbrahim Tali  tarafından  her bir reise bin lira, Seyit Rıza'ya ise iki bin lira ve bir sandık hediye gönderilmiştir.[6] 25 Aralık 1935 yılında çıkarılan Tunceli Kanunu ile de,Tunceli'deki kanun kaçaklarının tamamına af çıkarılmış,ülke genelinde iki yıl olan askerlik Tunceli halkı için 6 aya indirilmiştir.[7] Buna rağmen aşiretler silah bırakmaya yanaşmamışlardır.

Sonuç olarak, 29. Kürt ayaklanmasının bir efsane,gerçek nedenlerin çok farklı olduğunu söylüyorsunuz?

Tarihteki her olayı kendi tabiatı içerisinde;tarihi,coğrafi ve sosyolojik arka planı ile ele almak en doğrusudur.Genel değerlendirmeler fikir verir ama bizi sağlıklı sonuçlara götürmez.Bu isyanların çoğu hangi adla yapılmış olurlarsa olsunlar, Tanzimatla başlayan, sistemin bir bütün olarak yenilenmesine (merkezileşme,eyalet yerine vilayet sisteminin getirilmesi,mecburi askerlik, aşiret üyeliğinden vatandaşlığa geçiş gibi) karşı ağa ve şeyhlerin gösterdiği feodalimsi tepki veya çevrenin muhalefetidir.Bir başka ifadeyle eskinin  yeniye direnişidir.Gül,Dersim meselesini de bu bağlamda değerlendirir ve ister Osmanlı ister Cumhuriyet politikaları çerçevesinde bakılsın bir devletin kendi coğrafyasını,kendi insanını kayıt altına almasına gösterilen tepkiden başka bir şey olmadığını söyler.[8] Uzun yıllar Tunceli'de nahiye müdürlüğü yapan  M.Koç,un anlattıkları da benzer mahiyettedir. 1947'de köylerine dönmesine izin verilenlere sorduğu, niçin isyan ettiniz sorusuna aldığı cevaplar isyanın gerçek nedenlerini açıklar niteliktedir:"Bize dediler ki, devlet buraya gelemez. Gelirse iki koyununuzdan birini vergi, iki çocuğunuzdan birini  asker diye alacak.Ne zaman ki bombalar patlayıp süt kazanlarının içine düşmeye başladı o zaman anladık ki devlet varmış." Görüldüğü gibi vatandaş vergi ve askerlik ile korkutularak  aşiret reislerinin feodal çıkarlarına alet edilmiştir.İsyanın Kürtlükle de Alevilikle de alakası yoktur.


(Yarın, ETNİK BÖLÜCÜLÜK ERMENİ DAYANIŞMASI bölümü ile devam edecek)


[1] Ermenilerle meskun olduğu iddia edilen altı vilayet. Bunlar Erzurum,Van,Elazığ,Bitlis,Diyarbakır ve Sivas illeridir.

[2] Jwaideh,age,s,174

[3] McDowal,age,s,89

[4] Nevzat Bingöl,Bitlis İsyanı ve Şeyh Selim,İstanbul,Do Yayınları,2013,s,33-40

[5] Jwaideh,age,s,421

[6] Hüsnü Merdanoğlu,Dersimden Ders Almak,Ankara,Bilgi Yayınevi,2013,s,206-207

[7] Necmi Günel,Dersim İsyanı,İstanbul,Paraf Yayınevi,2010,s,168

[8] Gül,İslamın Batıni Çehresi,2.b,İstanbul,BilgeKültür Sanat Yayınları,2016,s,126-133

http://www.enpolitik.com/haber/316690/kitap-oku-kurt-sorunu-mu-devletlesme-sorunu-mu-13-seyh-ubeydullah-ve-molla-selim.html

Sizin Yorumunuz:

*
*