Siyasetin şair kalemi Mehmet Atilla Maraş ile 'edebiyat ve siyaset' üzerine söyleştik...

Türk şair, yazar ve ve 22.dönem milletvekili Mehmet Atilla Maraş ile enpolitik'e özel edebiyat ve siyaset üzerine keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.
Eklenme Tarihi: 08.10.2019 10:31:00 - Güncellenme Tarihi: 08.10.2019 11:20:19

Şair, yazar ve ve eski milletvekili Mehmet Atilla Maraş ile siyaset ve edebiyat üzerine; sanatçı ve fikir adamı kimliğinin siyasetle kesiştiği noktaları konuştuk... İşte Maraş'ın enpolitik'e özel keyifli söyleşisi:




-Hocam kendinizi okurlarımıza kısaca tanıtır mısınız?

Efendim ben 1949 Urfa doğumluyum. 1971’de Erzurum Atatürk Üniversitesi, Ziraat Fakültesinden mezun oldum. Mesleğim gereği yurdu bir uçtan bir uca dolaştım. Eğitimci, Mühendis ve yönetici olarak çalıştım. Bir dönem Türkiye Yazarlar Birliği Genel Başkanlığı yaptım(1998-2000). Bir dönem de Urfa Milletvekilli olarak parlamentoda bulundum.(2002-2007)

-Şiir ve edebiyata ilginiz ne zaman ve nasıl başladı? Eserlerinizden bahseder misiniz?

Şiire ve edebiyata merakım lise yıllarında başladı. Üniversite yıllarında devam etti. Daha sonra tanınmış belli başlı edebiyat ve sanat dergilerinde şiirlerim ve yazılarım yayınlandı. Zaman içinde şiir ve yazılarım kitaplaştı. Yayınlanmış yedi şiir kitabım, iki antoloji ve dört adet te yazılarımı içeren kitaplar olmak üzere on üç adet kitabım var. Bizim yaşa gelenler, şiirlerini toplu olarak yayınlıyorlar. “Merhaba Ey Kalbim” adıyla yedi kitaptaki şiirlerimi en son toplu olarak yayınladım. Böylece yayınlanmış kitaplarımın sayısı on dörde ulaştı.

Gitme dur bekle beni
büyük çıkışımı bekle
gökyüzü çıkışımı bekle
toprak damar içinden
o yerlerden, mağaralardan
kandil ışığından, mum ışığından
İbrahim ülkesinden
Eshab-ı kef uykusundan uyanan

Gitme dur bekle beni
yeryüzü bekledi
gaipler ülkesi bekledi
sen de bekle geliyorum
Eyyup makamından
İbrahim dergâhından
nemrudun ateş yaktığı yerden
ateşin içinden
ve güller ülkesinden geliyorum
dur bekle beni

Doğudan uyanıp çıkışım
doğudan batıya karşı
sabah güneşi doğuşum
doğuşum batıya karşı
Mezopotamya'dan
verimli Harran ovasından
Fırat kıyından Dicle kıyısından
uluların sözünden
Züleyha'nın ağlayan gözünden
yağmur yağmur gelişim

adanmış adak oldum
gölgelerden sıyrıldım
günahtan arınmak için
güneş suyunda yıkandım
artık her şeyi şeye diyorum
ay ve yer çekimi ile diyorum
gelin bende birleşin.

2.
O güller ülkesinde okunan yapraklar
hatim şölenleri
kutsal sayılan balıkların yeşil gözleri
güller ve pembeler
sevdiğini kaybetmiş gibi
ağlayan ve arayan çocuk
dağda gezen ceylan
İbrahim mağarası
ve İbrahim'i emziren ceylan
şifa veren kuyu suyu
ne iyiydiniz ah ne iyiydiniz.

Sen artık bırak beni
dıştaki çocuk beni
uçurtma uçuran, balon patlatan
kaçakçı kovalayan kolcu beni
tut içimdeki yolcu beni
rahmetine susayan
affedici pınarlara koşan
o yola yolcu beni
duvar yıkıldı, perde yırtıldı
sen artık tut beni
ben gök çekimine gidiyorum
madde çekimi bıraktı beni.

Gaza meydanlarına süvariler toplandı
Zafer tanklarının altından geçmek için
ben de o süvarilerden biri olmak için
koşuyorum sana doğru

Toprak damların içinden geliyorum
Eyyup makamından, İbrahim dergâhından
Fırat kıyısından, Dicle kıyısından
uluların sözünden
Züleyha'nın ağlayan gözünden
ve sevdiğim şiirin içinden geliyorum
elimde güllerle
güller ülkesinden geliyorum
dur artık bekle beni…



-Biz sizi mühendis ve siyasetçi kimliğinizle değil edebiyatçı kimliğinizle tanıyoruz. Sizi kitapların dünyasına, edebiyata götüren serüveninizi kısaca anlatır mısınız?

Lise sıralarındayken bir gurup arkadaşımla beraber edebiyata, sanata karşı ilgi duyduk. Boş olduğumuz zamanlarda şehir kütüphanesine gider, divan şiiri okurduk. İstanbul’da aylık olarak yayınlanan Varlık dergisi ile Ankara’da aylık olarak yayınlanan Hisar dergisini her ay gidip kitapçı dükkânından satın alır, okurdum. Daha sonra, Urfa’da çıkan bir gazetenin sanat ve edebiyat sayfasını hazırlamakla bu dünyaya adım attım. O zamanların imkânları kısıtlıydı. Biz yazı ve şiirlerimizi matbaada kumpas yardımıyla ellerimizle dizer, sonra sayfanın kalıbını bağlardık. Bağladığımız sayfanın kalıbını, kolla çalışan matbaa makinasına takar, sayfa sayfa basardık. Sonra basılı sayfaları yine elimizle katlar, dergi veya gazetemizi hazırlamış olurduk. Zor ama zevkli ve heyecanlı çalışmalardı onlar.  

Her şey, bir şeyi merak etmekle başlar. Bir şeye karşı sizde olan merak, daha sonra o şeye karşı tutkuya dönüşür ve siz artık o şeyden kolay kolay kopamazsınız. Bizde de işbu şiir ve edebiyat merakı böyle başladı diyebilirim.

Bir yol gidiyorum otobüsteyim
kulağımda titreşen uğultulu sesteyim
kırlar dönüyor, köyler dönüyor, çınarlar
sema yapıyor başım
sema yapıyor kırlar.

Muhalif bir düşünçe peyda olmuştur
çünkü bahardır,
kanın kınından boşaldığı zamandır
anılar mevsimidir ömrüm vay.



-Edebiyatla ilgili faaliyetleriniz olmasa idi dünya sizin için ne anlam ifade ederdi?

Tek kelime ile yavan kalırdı. Edebiyat, hayatımızın süsü, ziynetidir. Edebiyatın yardımıyla biz dünyayı daha iyi anlayabiliyoruz. Kendimizi daha rahat anlatabiliyoruz. Edebiyat, sözle ve yazı ile yapılıyor. Düşünce ve duygularınızı, rüya ve hayallerinizi, konuştuğunuz dille ifade ediyorsunuz. Edebiyatın ve yazının yardımıyla,  duygu ve düşünceler en güzel bir biçimde ortaya çıkıyor ve en güzel bir biçimde ifade edilebiliyor.

Her milletin kendine özgü bir edebiyatı ve sanatı vardır. Bizim de geçmişi ve kökleri, oldukça güçlü olan bir edebiyat ve sanatımız vardır. Biz millet olarak önemli bir edebiyat tarihine ve şiir geleneğine sahibiz. Bizim mesela Divan edebiyatı geleneğimiz çok zengindir. Geçmiş dönemlerde yaşamış büyük şairlerimizin yazdığı gazelleri, kasideleri, rubaileri okuduğum zaman bambaşka dünyalara gidebiliyorum ve bu güzel sözleri, bu derin anlamlı beyitleri nasıl söylemişler diye de hayretlere düşüyorum. Bu okumalar bana zevk veriyor. O zaman diyorum ki; benim, bu yüksek kültür ve dille yazılmış olan edebiyat ürünlerinden aldığım zevki, keşke bu dünyaya yabancı kalan insanlarda alsa, alabilse.

-Milletvekili kimliğiniz var. Bir dönem aktif siyasette bulundunuz. Bir de sanat ve fikir adamı kimliğiniz var. Sanat adamı kimliğiniz, siyaset adamı kimliğinizle nasıl örtüşüyor? Sanat ve siyaset ilişkisini biraz açıklar mısınız?

Politikayı Poetika’dan ayrı düşünemeyiz. Geçmişte siyaset, hep sanat ve edebiyatla birlikte var olmuştur. Bizim kadim devlet yöneticilerimizin hemen hemen hepsi, şiir sanatıyla hemhal olmuşlardır. Birçoğu divan tertip etmiş, yönetici ve siyasi kimlikleri ile beraber şair kimlikleri de öne çıkmıştır. Mesela Kanuni Sultan Süleyman ”Muhibbi” mahlasıyla, Fatih Sultan Mehmet “Avni” mahlasıyla şiirler yazmışlardır. Bu gelenekten ve bu anlayıştan geliyoruz biz. Cumhuriyetin başında da birçok Parlamenter şair biliyoruz. Bunlar da aktif siyasetle iştigal etmişlerdir. Mesela Yahya Kemal (Urfa mebusu), mesela Arif Nihat Asya (Adana mebusu), Mesela Mehmet Akif Ersoy (Burdur mebusu)bunlardan birkaçıdır. Son Yüzyıllık siyaset tarihimize baktığımız zaman TBMM de görev yapmış yüzün üstünde belli başlı yazar ve şair adını saymak mümkündür.

-Sizin görev yaptığınız dönemde milletvekilleri arkadaşlarınızın sanata ve edebiyata bakışları nasıldı?

Benim görev yaptığım dönem 22.dönemdir. Maalesef Siyaset adamları edebiyata ve sanata gereği gibi ilgi duymadılar. Cumhuriyetin ilk dönemlerindeki gibi değildi ortam. Bu bakış, kültür ve sanata verilen değerin de bir göstergesi olabilir. Benim kanaatime göre, son zamanlarda bir kültür ve sanat yozlaşması yaşandığından ötürü insanların ince zevkleri gideren azalmıştır. Maddeye karşı bağımlılık, insanımızı, dolayısıyla da siyasetçilerimizi menfi yönde etkilemiştir. Ben bunu fiilen yaşadım.

Bendeniz Parlamentoya seçilmeden evvel Türkiye Yazarlar Birliği başkanı idim. Bir konu hakkında görüş belirtmek üzere meclise davet edildim. O zaman Anavatan Partisinden İzmir Milletvekili olan hemşerim şair ve yazar Yılmaz Karakoyunlu, beni davet etmişti. Odasında edebiyat, sanat muhabbetine başladık. Yarım saat sonra kendisinden izin istedim. “Dur, hemen gitme biraz daha kal sohbet edelim” dedi. Ben de “zamanınız kıymetlidir efendim” deyince “İlahi Maraş, bu çatı altında edebiyat ve sanat sohbeti edebileceğim bir tek insan yok ki. Sizin gelişiniz, bana burada biraz nefes aldırdı. Sanatın ve edebiyatın dünyasına kısada olsa bir yolculuk yaptık.” dedi. Bu sözler, siyasilerin edebiyata karşı olan tutum ve davranışlarını da yansıtır niteliktedir sanırım.

-Nitelikli siyaset nitelikli siyasetçilerle yapılır. Sizce nitelik açısından edebiyat, siyaseti ve siyasetçiyi nasıl biçimlendirir ve etkiler?

Siyaset, toplumun sorunlarını tespit edip onları çözme sanatıdır. Edebiyat gibi siyaset de bir sanattır aslında. Siyasetçinin, Ülke insanını sevk ve idare etmesi, sorunlarını çözmesi  için zamanı ve maddi imkânları iyi kullanması gerekir. Bunun için de siyasetçilerin donanımlı, birikimli ve nitelikli olmaları gerekir. İnsanı ve devleti sevk ve idare etmek öyle göründüğü gibi kolay bir iş değildir. Edebiyatın ve sanatın, siyaset adamlarına katacağı çok şey vardır. En azından siyasetçi, siyaset dilini kullanırken, edebe riayet etmesi gerektiğini öğrenmiş olur.

Edebiyatın ve sanatın kendine has olan dili, düşünce ve duygularımızı bir estetik forma bürünmesini sağlar. Siyaset adamına nitelik kazandıran şey, onun kullandığı dilde ifadesini bulur. Siyasetçinin tek sermayesi vardır o da kullandığı dilidir. İşte sanat ve edebiyatla ilişkili siyasetçiler kendi konuştukları dili de böylece terbiye etmiş olurlar. Onlara iyi, güzel ve doğru düşünmelerinin yollarını açacak olan sanat ve edebiyat, onların kalbi ve ruhi derinliklerinin gelişmesine de yardım eder. Yani edebiyat nitelikli siyasetçiyi giderek daha da inceltir ve rafine bir hale sokar.

Siyaset adamının tek sermayesi, kullandığı dilidir.  Muhatabı ise seçmen kitlesi yani halktır. Bu insanlara hitap ederken nezaket dilini, ancak nezih ve nitelik sahibi siyaset adamları kullanabilir. Sokak ağzıyla, külhanbeyi refleksleriyle toplumun karşısına çıkamazsınız. Eğer öyle yaparsanız hedef kitlenizi incitirsiniz, kırarsınız. Size kırılan kalpler, bir müddet sonra küser, sizi yok sayar ve hiçliğe mahkûm edebilir. Siyaset adamı olarak dilinizi kullanırken, muhatabınıza hitap etmek ve kelimeleri seçerek konuşmak artık sizin ferasetinize kalmıştır.

-Halkın oylarıyla seçilmiş olan milletin vekilleri, kendilerine tevdi edilen vekâleti ve emaneti nasıl kullanmalıdırlar?

Milleti temsil eden, milletin vekâletini almış olan siyasiler, milletin meclisine geldikleri zaman bu vekâleti doğru ve dürüst olarak kullanmak zorundadırlar. Vekil olmak demek, bir süreliğine bu emaneti üstlenmek demektir. Milletin emanetini, süfli bir dil kullanarak tüketmek, zamanı heba ve heder etmek demektir. Kendilerine tevdi edilen Emaneti ve vekâleti, hor kullanmaya hiç kimsenin hakkı yoktur. İşte tam bu noktada, liyakat ve ehliyet kavramları ortaya çıkar. Eğer emanet ve vekâlet, ehline ve layık olana verilmezse sonuç tek kelimeyle hüsranla biter. Asıl olan, toplumun ve insanların kalbini kazanmaktır. Onları, kullandığınız yanlış dil yüzünden küstürmek doğru bir davranış biçimi değildir.

Bir insan, bir insanın kalbini ve gönlünü, kullandığı güzel diliyle kazanır. Kayıplar da, dilin kötü kullanımıyla olur. Kullandığımız dil, bir yerde başımıza bela, bir başka yerde rahmet olur. Konuşurken, söz söylerken ne dediğimizin bilincinde olmalıyız.  Hele siyaset adamı, çok daha dikkatli olmalıdır. Yunus Emre diyor ki:

Söz ola kese başı

Söz ola kestire savaşı

Söz ola ağulu aşı

Bal ile yağ ede bir söz

-Şiir ve şair deyince ne anlamalıyız? Sizde yer edinmiş önemli birkaç şair ismini öğrenebilir miyiz?

Şiirin tanımı, şairlerin adedi kadardır. Bana göre şiir, esrarı rumuza açılan bir keşif hareketi şairse keşşaftır. Üstat Necip Fazıl, şairi, gaybı kurcalayan adam olarak tarif ediyor. Şiir ise, mutlak güzeli yakalama cehdi ve çabası, güzelliğin nefes alışı…

Bende karşılığı olan şairler; Divan edebiyatı şiirinden başlayarak; başta Fuzuli olmak üzere Baki, Nefi, Nabi, Nedim ve Şeyh Galip. Çağdaş edebiyatımızdan isimler vermek istersem; Yahya Kemal Beyatlı, M. Akif Ersoy, Necip Fazıl Kısakürek, Sezai Karakoç. Bu şair ve düşünce adamları, bende birinci derecede yer tutar. Bundan sonra sayacağım şüphesiz daha birçok şair vardır. Attila İlhan, Ahmet Arif, Behçet Necatigil, Erdem Beyazıt diye devam eder, gider.

- Kendi şiirlerinizden en çok sevdiğiniz birkaç dizeyi bizimle paylaşır mısınız?

Beğendiğim şiirlerim çok ama “Zor Sözler” adlı şiir kitabıma da ad olan şu dizeler beni çok etkilemiştir:

Bana söylenmesi zor sözler söyle

Ölüm gibi, hüzün gibi ve acı

Şarkılar ki ayrılıklar üstüne


-Efendim bize vakit ayırdığınız için size çok teşekkür ederim.

Estağfurullah efendim, ben teşekkür ederim.


MEHMET ATİLLA MARAŞ KİMDİR?

1 Temmuz 1949 tarihinde Şanlıurfa'da doğdu. İlk ve orta öğrenimini burada tamamladı. 1971 yılında Erzurum Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi'ni bitirdi. Çeşitli kamu kuruluşlarında öğretmenlik, mühendislik ve yöneticilik yaptı. Mesleği gereği Anadolu'yu bir uçtan bir uca gezdi.

Yazı hayatına lise sıralarında şiirle başladı. 1966'da Adımlar ve Balıklı Göl dergilerinin kurucuları arasında yer aldı. Şiirleri; Hareket, Mavera, Harran, Dergâh,Yedi İklim, Dil ve Edebiyat dergilerinde yayınlandı. Yeni Devir ve Yeni Şafak gazetelerinde yazılar yazdı. 1967'de yazdığı Ayney şiiriyle tanındı. 1981'de Türkiye Yazarlar Birliği tarafından Şehrayin adlı şiir kitabıyla yılın şairi seçildi. Yurt içinde ve yurt dışında birçok şiir etkinliğine katıldı. Şiirleri, birçok dünya diline çevrildi.

Yapıtları:

Şiir Kitapları:

 Doğudan Batıdan Ortadoğudan 

Şehrayin 

 Aney 

 Zor Sözler

 Çocuk Rüyaları 

 Merhaba Ey Hüzün

 Künyemize Aşk Yazıldı 

 Adanmış Şiirler

Bulurum Ben Yar Seni 

Düz yazı Kitapları:

Peygamberler Şehri Şanlıurfa

 Beyaz Adamın Kutusu 

Rüya Şehir Urfa 

Antoloji:

Şair Milletvekilleri 


Söyleşi: Gülnihal İçten

Hazırlayan: enpolitik

http://www.enpolitik.com/haber/316652/sanatci-ve-fikir-insani-mehmet-atilla-maras-ile-edebiyat-ve-siyaset-uzerine-soylestik.html

Sizin Yorumunuz:

*
*