Kitap Oku: 'Kürt Sorunu mu? Devletleşme Sorunu mu? -10- 'PKK Nasıl Büyüdü?'

Hukukçu Dr. İrfan Sönmez'in adından çokça söz ettiren, okuyucunun teveccühünü kazanmış ve tarihe not düşen kitabı: ''Kürt Sorunu mu? Devletleşme Sorunu mu?'
Eklenme Tarihi: 05.10.2019 14:24:00 - Güncellenme Tarihi: 05.10.2019 14:24:53

Hukukçu Dr. İrfan Sönmez'in adından çokça söz ettiren son kitabı 'Kürt Sorunu mu? Devletleşme Sorunu mu?' ile okuyucularının karşısına bir kez daha çıkıyor.  Enpolitik olarak, tarihe not düşen ve önemli bir kaynak oluşturan bu kitabı, siz değerli okuyucularımızla okuma etkinliği teması ile gün gün paylaşıyoruz...

'Kürt sorunu nedir' ile başlayan kitapta ikinci bölüm... Bugünkü bölümünde 'PKK Nasıl Büyüdür/İşkence'  başlıkları açılıyor... İşte okumanın onuncu bölümü: 


PKK NASIL BÜYÜDÜ?

DİYARBAKIR CEZAEVİ,YA ÖTEKİLER

-Güney Afrika ile ilgili anlattıklarınız kanımı dondurdu?

Diyarbakır cezaevi diyorlar. Evet Diyarbakır cezaevinde insanlık dışı işkenceler  yapılmıştır. Bunu kimse inkar edemez.Zulüm, işkence kime yapılırsa yapılsın hayvanlıktır. Asla tasvip edilemez. Devlet, hukukla bağlıdır.Bütün iş ve eylemlerinde hukuka uymak zorundadır.Ara dönemlerde demokrasiyi askıya alanlar hukuku da askıya almışlardır.Zaman zaman çerçevenin dışına çıkılmış,binlerce insan gadre uğramıştır. Lakin, niye sadece Diyarbakır cezaevi? Bir uygulama genel ise bundan özel sonuçlar çıkarılamaz. O dönemleri hatırlayın, her cezaevi bir işkence haneye dönmüştü. Zihniyet şuydu; bunlar teröre karıştıklarına göre her türlü muameleye müstahaktırlar.  Diyarbakır'da olanların daha ağırı Mamak'ta yapıldı,Metris'te yapıldı,Kayseri Zincirlidere'de yapıldı,Konya'da ve başka yerlerde yapıldı. Onlarda mı Kürt'tü? Diyarbakır Cezaevi üzerinden Kürtlere işkence yapıldı,zulüm edildi deniyor. 12 Eylül uygulamalarının Kürtlere mahsus bir uygulama olduğu gibi bir kanaat oluşturulmak isteniyor. Edebiyat dediğim budur,herkese yapıldı deseler Kürt'ün aklına bana özel muamele edildi düşüncesi gelmeyecek, onun için diğer cezaevlerinde olanları görmezden geliyorlar.  O dönem bir çok cezaevinde kaldım,Konya Dutlukır,,İzmir Buca, İzmir Şirinyer,İstanbul Bayrampaşa,Elazığ  ve Diyarbakır  Cezaevleri... İzmir Şirinyer hariç hepsinde şu veya bu oranda işkence vardı. Mamak'ta bir kaç gün kaldım, cehennem gibiydi.Bütün sistem işkence üzerine kurulmuştu? Mamak'ta Kürtler mi yatıyordu,PKK mı vardı? İşkence 12 Eylül'ün genel politikasıydı, o zaman yolu Emniyete düşen herkes bundan payını aldı. Keşke olmasaydı. Zulüm insanları terbiye etmez, daha da asileştirir. Devlete yaklaştırmaz daha da uzaklaştırır.Örgütten koparmaz,  örgütün tapulu malı haline getirir.Sempatizanı militanlaştırır. İnsan tabiatı kötülüğü unutmaya mütemayil değildir. Unutmaz içinde büyütür, haksızlık her gün büyüyen bir yaradır. Büyür,büyür sizi esir alır,sizi yönetir.  Diyarbakır Cezaevinde işkence görenlerin çoğu dağa çıktı. Onlara bu acıları reva görenlerin amacının bu olduğunu sanmıyorum. Ama bilerek veya bilmeyerek örgüte hizmet ettiler,onlarca yüzlerce genç yaşadıklarının şokuyla örgüte koştu.Vurarak,işkence ederek,ezerek,insanların kişilikleriyle oynayarak örgütü küçülteceklerini sananlar, onu daha da büyüttüler.  Aradan yıllar geçmesine rağmen bugün hala Diyarbakır Cezaevi konuşuluyor. Hala  memelerinden örgütü besliyor. İşkence hikayelerini dinleyenler orada yapılanları her gün yeniden yaşıyor. Acılar ölmez,görenler için zulüm ölümsüzdür. Nesilden nesile intikal eder. Kişisel yaralar zamanla sosyal yara halini alır. İşte edebiyat dediğim budur,kişisel olanı toplumsallaştırmak,etnikleştirmek. Diyarbakır Cezaevinde kötü şeyler yapıldı, bu doğru, ama hedef Kürtler veya başka bir etnik kategori değildi. Herkese,hepimize yapıldı. Ortak yanımız şu veya bu etnisiteye mensubiyet değil,yasa önünde suçlu olmaktı. Bunu bağlamından çıkararak Kürtlere yönelik bir uygulama olarak sunmak haksızlıktır. Böyle bir tanımlama Mamak'ta,Metris'te,Zincirlidere'de yapılanları izah etmez.

İŞKENCE

-İşkencenin örgütü beslediğine yönelik tespitinize  ben de katılıyorum,bu yönde bir çok hikaye dinledim, kitap okudum. Hangi sonuçlara neden olursa olsun,kime karşı yapılırsa yapılsın işkenceye tolerans gösterilemez, gösterilmemeli... Bir dizi cezaevi saydınız,bunlarda kaldığınızı söylediniz.Eminim ilginç hatıralarınız vardır.

Vardır,konuyla ilgisi bakımından birini anlatmak istiyorum. Yıl 1987, meşhur Diyarbakır Bağlar Cezaevine naklolunduk. 15/16 ülkücüyüz. Bize bir koğuş tahsis edildi, cezaevinin geriye kalan diğer koğuşlarının tamamı PKK'lılarla dolu.Üstümüz,sağımız,solumuz hep örgüt koğuşları.. Bir iki  tane de itirafçı koğuşu var. Arada bir koğuşumuzu ziyaret eden müdür bir gün bir koğuşta tek bir kişinin kaldığını, 20/30 kişiye verilen hizmeti tek bir kişiye vermek zorunda kaldıklarından yakındı. Kim olduğunu sorduk,PKK'dan ayrıldığını, ibadetlerini yaptığını, ama itirafçı da olmadığını söyledi. PKK'dan vaz geçmişse bizim koğuşa alabileceğimizi söyledik, bir kaç saat sonra zar zor ikna ederek getirdiler. Tedirgindi, ülkücülerle ilgili basma kalıp bilgilere sahipti,bizim Kürt düşmanı,Şamanist filan olduğumuzu sanıyordu.Aldık,yardımcı olduk,bir ranzaya yerleştirdik. Koğuşun bir köşesini mescit yapmıştık, yerde battaniyeleri,kilimleri görünce  sordu,mescit olduğunu söyleyince ilk şokunu yaşadı,biraz rahatlamıştı. En azından din iman bilen bir yere gelmişti, herhalde bizden zarar gelmeyeceğini düşünmüştü. Adını sorduk Salih Dündar olduğunu söyledi.Çaylarımızı içtik, namaz vakti gelince bir arkadaş ezan okudu,firesiz cemaatle namaz kıldık. Bu ikinci şok oldu. Sonra bazı arkadaşların Kurmançça bildiğini görünce daha büyük bir şok yaşadı,kafasında menfi propagandaya dayanan ülkücü şablonu darmadağın oldu.Aylarca beraber kaldık,kimse onu geçmişinden dolayı yargılamadı,iyi arkadaş olduk. 12 Eylül darbesinde Diyarbakır Cezaevinde PKK'nın koğuş sorumlusuymuş... O gece koğuş arkadaşlarıyla toplanıp  bir karar aldık dedi, eğer devlet bize kucak açarsa hep beraber devlete sığınacak,PKK'yı ebediyen terk edecektik... Ama daha o gece  ve sonraki günler öyle bir işkenceye maruz kaldık ki artık devletle beraber olmak için insanlıktan istifa etmek gerekiyordu...  Bu Salih Dündar bizden hiç ayrılmadı, tahliye olduktan sonra da dostluğumuz devam etti. Bir ara irtibatımız koptu, 2000'li yılların başında  Hizbullah'ın ölüm evlerinin birinde onun da cesedi çıktı,Hizbullah onu da katletmişti...

Yazık,acıklı ve enteresan bir hikaye... Demek ki  o gece işkence yerine devlet hukuk içinde kalsaymış,Diyarbakır cezaevi PKK'nın defin merasiminin yapıldığı bir yer olacakmış...

En azından PKK'yı emziren,gençleri dağa çıkmaya kışkırtan bir zemin olmayacaktı.İşkence Diyarbakır cezaevine mahsus bir uygulama değildi,geneldi,herkese hepimize dönüktü. Dediğim gibi genel bir uygulamadan özel sonuçlar çıkarılamaz.İşkenceden gerçekten rahatsız olanın yapması gereken, onu bir ayrışma ve düşmanlık aracı yapmak değil,önlemek ve faillerinin cezalandırılması için çalışmak olmalıdır.Ben PKK'nın işkenceden rahatsızlık duyduğu kanaatinde değilim,tam tersine devletin iş ve eylemlerinde hukuka uygun hareket etmesinden rahatsız olacağını düşünüyorum. Terör örgütleri için önemli olan istismar edebilecekleri malzemeye sahip olmaktır. İşkence bunların başında gelir.Örgüt,militanları işkence hikayeleri üzerinden düşmanlaştırır. Dağa çıkanların yakalandıkları zaman işkence görecekleri korkusu ile teslim olmaları engellenir. Yakalanmaktansa çatışarak ölme düşüncesi,işkence korkusu ile verilir.İşkence dağa kaynak sağlamakla kalmaz,dağdan inmek isteyenlerin de yolunu keser. Nitekim, yakalanan veya teslim olan bir çok terörist işkence görmeyince propaganda ile gerçek arasındaki uçurumu görmüş,şaşkınlıklarını dile getirmiştir.

-Bir dönem işkence en önemli militan devşirme aracıydı?

Bakın size bir hatıramı daha anlatayım,Diyarbakır cezaevindeydim,malum bayramlarda açık görüş oluyor.Görüşler koğuş havalandırmasında yapılırdı. Havalandırma yaklaşık 100-120 metrekarelik bir alan.Her koğuşun ziyaretçisi o koğuşun havalandırmasına alınır,yere serilen battaniyelerin üzerinde görüş yapılırdı.Yan taraftaki PKK koğuşunun havalandırması bizim koğuşun mutfağına bakardı.Gelip gidenleri oradan görebilirdik.Açık görüşlerde ortada tiyatro sahnesi gibi bir alan ayrılır, burada önce sorumlulardan biri ideolojik  bir konuşma yapar, ardından konusu işkence olan bir piyes oynanırdı. Oyunun bir yerinde rulo yapılmış gazete kağıdıyla bir kişi falakaya yatırılır,dövülür,hırpalanır,çığlıklar atılır, seyirciler hüngür hüngür ağlatılırdı.Görüşe gelenler evlerine kin ve nefret dolu olarak geri dönerlerdi.Diyarbakır cezaevinde böyle en az 25-30 havalandırmanın olduğunu ve her havalandırmaya 150-200 kişinin sığdığını  düşünün.Bu bir günde en az 4-5 bin kişinin bu tiyatroya tanık olması,devletle arasına husumet sokulması demektir.Evladına,çocuğuna,eşine kardeşine bunların yapıldığını  gören  ne düşünür? PKK uzun süre gıdasını buradan aldı.Genel bir uygulamayı  etnikleştirerek  eylemlerine meşruiyet kazandırmaya çalıştı.

-Anladım işkence vardı,herhangi bir gruba yönelik değil geneldi diyorsunuz,ya askerin köylerde vatandaşlara yaptıkları, köy meydanlarında eşi,çocuğu yanında dövülen,aşağılanan insanlar?

Bu çok acı verici, çok onur kırıcı bir durum. Yer yer bu tip insanlık dışı uygulamalar olmuştur.İşkencenin en kötüsü insanların onuru ile oynamaktır.Hangi insan eşi,çocuğu yanında tokatlanmayı,soyulup çırılçıplak edilmeyi hazmedebilir? Silah toplamanın,bilgi almanın yolu insanları ebediyen kaybetmeye vesile olan  yöntemler olmamalıdır.Jandarma baskısı köylünün evvelden beri kabusu olan bir durum.İyi eğitilmemiş,devletin bir hizmet aracı olduğunu anlayamamış  kişiler, yetkilerini bir baskı ve sindirme aracı olarak kullanmışlardır.Bu, 12 Eylül'de zirveye çıkmıştır.Lakin etnik kökenlere göre farklılaşan bir uygulama değil, terör bölgelerine göre farklılaşan bir uygulamaydı.Şu Türkmen köyü karışmayalım,bu Kürt köyü girelim gibi bir uyulama söz konusu değildi. Terörün yaygın olduğu bölgelerde daha çok orada görev yapan kadroların zihniyet yapısı ve görev anlayışlarından kaynaklanan bir uygulamadır.Bölgede en az PKK kadar milli bütünlüğümüze zarar vermiştir. Vatandaşın kafasında PKK'yı,dağa çıkışları meşrulaştırmış, etnik kimliğinden dolayı horlandığı,aşağılandığı kanaatini yerleştirmiştir. Terör örgütlerinin amaçlarından biri budur. Devleti aşırı tepki vermeye zorlayarak vatandaşı yanına çekmek. Bunda başarılı da olmuştur.Son yıllarda devlet bu yanlışın farkına varmış daha dikkatli ve özenli hareket etmeye başlamıştır. Doksanlı yılların sonlarından itibaren bu yönde hiç bir şikayet olmamıştır.Demin de ifade ettiğim gibi uygulamanın herhangi bir etnik kökeni hedef almakla ilgisi yoktur.Terör bölgelerine dönüktür. Bu bölgelerde yoğun olarak Kürt kökenli vatandaşlarımız yaşadığından en çok zararı onlar görmüştür.

-Ama bölücü çevreler tarafından bağlamından çıkarılarak,Kürtlere yönelik bir uygulama gibi takdim edildi...

Öyle oldu. Bu yanlışlar olmasaydı da bu propagandalar olacaktı. Çünkü bölücü hareketler her zaman mağduriyete ihtiyaç duyarlar.İnsanlar ezildiklerine,mağdur edildiklerine,hak ve hukuklarının çiğnendiğine ikna edilirlerse,çiğneyene karşı harekete geçerler.Mağdur edilmek,mağdur olanda farklılık duygusu yaratır.Mağduriyet çok etkileyici bir kimlikleştirme yoludur.Geçmişte yapılan kimi yanlışlar buna çanak tutmuştur. Ama dediğim gibi  bu uygulamaların hiç biri özel olarak Kürtlere dönük değildir. Yakın tarihimizde özel grupları hedef alan uygulamalar vardır. Mesela sarık takan,takke giyenlerin sokak ortasında dipçiklendiği, hırpalandığı olmuştur.Ama Kürt'tür diyerek kimse özel olarak hedef alınmamıştır.Devlet kadroları herkese açık olmuştur,Türkmen ne olabiliyorsa Kürt de o olabilmiştir. Ayrımcılık yapıldı diyenler Türk'ün olup da Kürdün olamadığı tek bir meslek,tek bir iş gösteremezler.Ayrımcılık yapıldı diyebilmek için milletvekili,bakan,vali,Emniyet Müdürü,Cumhurbaşkanı,asker,polis,hakim,savcı,öğretmen,doktor veya başka bir meslek grubuna Kürtlerin alınmadığının gösterilmesi gerekir.Tarihimizde böyle bir  şey yoktur. Özal'ın benim kanımda Kürtlük var sözünü hatırlayın.Kimse de tepki göstermedi. Çünkü Özal bu ülkede normal olanı söylemişti.İnönü'nün Kürt kökenli olduğu biliniyor. Eski Genel Kurmay Başkanlarından Semih Sancar Kürt'tü. Bugünkü Cumhurbaşkanı kendi ifadesiyle Gürcü kökenlidir. Irkçılığın,ayrımcılığın olduğu bir ülkede bir Cumhurbaşkanı bunu söyleyemez. Bu milletin tarihi hafızası,kültürel kodları,inancı,sosyolojisi ırkçılığa müsait değildir.Çünkü tarih boyunca farklı din,dil,ırk ve mezhep grupları ile birlikte yaşamıştır. Farklılıklara alışkındır, farklı olanı yadırgayan bir kültürü, bir irfanı yoktur.Kimsenin dinine,mezhebine,diline dokunmamıştır.Dokunsaydı bugün var olanların çoğu tarihin sayfaları arasında kalırdı.Geleceğe intikal edemezlerdi.

-Edebiyat dediğiniz de galiba bu,mağduriyetleri köpürterek etnikleştirmek...

Mağduriyet bölücü hareketler için bir ihtiyaçtır diyorum. Toplumu haksızlığa uğradığına inandırabilirlerse seferber edebilirler.Herkesle eşit muamele gördüğüne inanan bir toplum hangi gerekçe ile sisteme baş kaldırabilir? Bu propagandalar bir çok insanı etkilemiştir. Öyle yaparsanız böyle olur, kabilinden yorumların arkasında bu etkileşim vardır. Daha kötüsü  aydın sıfatı taşıyan bazılarının   etkilenmesidir.Kürt sorunu bir sonuçtur,diye başlayan analizler böyle bir kabulden yola çıkar. Bu tespit, Kürt sorununu -haksızlıklara gösterilen-bir tepki olarak niteler. Tabiidir ki böyle bir tespit, PKK terörünü de bir hak arayışı olarak meşrulaştırmış olur.Bu mantık, terörün bitişini,sorunun çözümünü -haksızlıkların sona ermesine-bağlar.Mesela işkence,baskı, onların ifadesi ile inkar politikaları bittiğinde her şey süt liman olacaktır. O dediklerinin hepsi olmuştur ama terör bitmek şöyle dursun daha da artmıştır. Bugün artık kimse işkenceden şikayet etmiyor,köylerde vatandaşı rahatsız edecek uygulamalar yapılmıyor,yol aramalarında güvenlik güçleri son derece nazik davranıyor, ama terör artarak devam ediyor. Hukuk ihlalleri etnik terörün bahanesidir,asla varlık sebebi değildir. Bütün bölücü hareketler istismar edecekleri  vakalara  ihtiyaç duyarlar.Muhatapları yeterli malzeme vermiyorsa bunu bizzat kendileri ihdas ederler.Geçmişte asker elbisesiyle kamuflaj yaparak  yol kesen,köy basan teröristleri hatırlayın. Bütün bunlar niçindi? Asker köy bastı,vatandaşa zulmetti demek için. Köyü basılanı,yolu kesileni o tarafa çekmek için.  Eğitim ve okul meselesini konuşurken size bir soru sormuş cevabını kendim vermiştim, güvenlik görevlilerinden sonra terör örgütünün en çok öğretmen öldürdüğünü,okul ve yurt yaktığını söylemiştim. Şimdi  o sorunun  ikinci kısmına geçelim: terör örgütünün en çok  yakıp yıktığı diğer bir şey ise iş makineleridir. Yüzlerce belki binlerce iş makinesi örgüt tarafından tahrip edildi.Bir taraftan bölgeye yatırım yok diye halk maniple edilmeye çalışılıyor, öbür taraftan yatırım için gelen araçlar yakılıyor.Halka dönüp yatırım yok diyebilmek için yatırımların engellenmesi gerekiyor. Yani o mağduriyet bizzat örgüt tarafından yaratılıyor. Sonra da üzerinde tepinilerek bölgenin ihmal edildiği, ayrımcılık yapıldığı söyleniyor.Bu çelişkiyi -bilimsel kılıflı- bir çok  yazı ve kitapta da görmek mümkün. İsmail Beşikçi[1],Devletlerarası Sömürge Kürdistan isimli kitabında uzunca bir mağduriyet edebiyatı yaptıktan sonra aklına cumhuriyet tarihinin en pahalı projesi GAP gelince, bu yatırımı batıda ürettikleri malları satabilmek için yaptılar,diyor.İdeolojik körlük böyle bir şeydir,tarihinin en pahalı yatırımını Güneydoğu'ya yapan bir ülkeye, bölgeye yatırım yapmıyor dedirtiverir.Son 20/30 yılın teşvik politikalarına bakınız. Güneydoğu her zaman en yüksek teşvikin verildiği kategoride değerlendirilmiştir. Bölgenin gelişmesini istemeyen niçin en yüksek teşviki o bölgeye versin? Yatırımların coğrafyayla,yollarla,denize, ham madde kaynaklarına yakınlıkla uzaklıkla,hatta iklimle alakası vardır. Her fabrikayı her yere kuramazsınız. Dünya'da her bölgesi aynı şekilde kalkınan ülke yoktur. Yatırımlar maliyetlerin en düşük, taşımanın en ucuz ve kolay olduğu yerlere yapılır. Bölge kökenli bir çok iş adamının Batı'da yatırımları var. Güney sahillerimizde yükselen  lüks otellerin çoğu  bölge menşeli iş adamlarına ait. Büyük teşvikler alıp,büyük yatırımlar yapmışlardır. Hadi devlet taraflı,bölgeye yatırım yapmıyor,  bu iş adamları niçin doğdukları, büyüdükleri şehirlere yatırım yapmıyorlar?Kürt kökenli iş adamlarına, Kürt düşmanlığı mı yapıyorlar diyeceğiz? Yatırım bir hesap işidir.İş adamı sermayesini bir işe bağlarken karına bakar,etnik aidiyetler üzerinden hesap yapmaz.Deniz ve güneşe gelen turistlere yönelik yatırım yapmak isteyen bir iş adamı, denizi olmayan bir yere niye yatırım yapsın?

-Size katılıyorum,her yıl güneye gider tatil yaparım,bir çok girişimcinin sizin dediğiniz gibi Güneydoğu kökenli olduğunu gördüm.

Bu Türkiye’nin gerçeği,ötekisi  propaganda.Emellerine ulaşmak için en büyük kötülüğü bölge halkına ettiler.Makinesini,aracını,şantiyesini yaktıkları iş adamını ürküttüler. Sermayeyi kaçırdılar. Ayrımcılık yapılıyor diyerek en büyük ayrımcılığın faili oldular.

-Yine de ısrarla bölgeye yatırımları teşvik etmek gerekmiyor mu?

 Elbette teşvik edilmeli,örgüt neyi istemiyorsa onu ısrarla yapmalı ve sürdürmeli... Ama şunu da bilmemiz lazım,etnik ayrımcılığın fakirlik veya zenginlikle çok ilgisi yoktur. Eğer bütün bu etnik çatışmalar,gerilimler az gelişmişliğin bir sonucu olsaydı, sadece fakir bölgelerde etnik kalkışmalar söz konusu olurdu. İspanya'dan ayrılmak isteyen Katalonya, İspanya'nın en zengin,gelir düzeyi en yüksek bölgesi.Bu tez doğru olsaydı,Katalonya'da etnik ayrımcılığın hiç prim yapmaması gerekirdi. Zengin bölgelerle fakir bölgeler arasında ki tek fark terördür.  Zengin bölgelerde insanları terörize etmek daha zordur.Terör örgütleri elemanlarını daha çok kaybedecek fazla şeyi olmayan toplum kesimlerinden devşirirler.Gelir düzeyi yükseldikçe terör ve ayrılıkçığa rağbet azalmaktadır. Sözün özü,mağduriyet edebiyatı örgütlerin en etkin silahlarından biridir,önce toplum ezildiğine,gadre uğradığına inandırılır, ardından ezene karşı harekete geçirilir.

(Pazartesi TARİHİ ÇARPITMAK bölümü ile devam edecek...)


[1] İsmail Beşikçi,Devletlerarası Sömürge Kürdistan,Ankara,Yurt Yayınları,1991,s,23


http://www.enpolitik.com/haber/316559/kitap-oku-kurt-sorunu-mu-devletlesme-sorunu-mu--10--pkk-nasil-buyudu.html

Sizin Yorumunuz:

*
*