Kitap Oku: 'Kürt Sorunu mu? Devletleşme Sorunu mu? -9- 'Etnik Milliyetçiliğin Araçları'

Hukukçu Dr. İrfan Sönmez'in adından çokça söz ettiren, okuyucunun teveccühünü kazanmış ve tarihe not düşen kitabı: ''Kürt Sorunu mu? Devletleşme Sorunu mu?'
Eklenme Tarihi: 04.10.2019 16:15:00 - Güncellenme Tarihi: 04.10.2019 16:16:57

Hukukçu Dr. İrfan Sönmez'in adından çokça söz ettiren son kitabı 'Kürt Sorunu mu? Devletleşme Sorunu mu?' ile okuyucularının karşısına bir kez daha çıkıyor.  Enpolitik olarak, tarihe not düşen ve önemli bir kaynak oluşturan bu kitabı, siz değerli okuyucularımızla okuma etkinliği teması ile gün gün paylaşıyoruz...

'Kürt sorunu nedir' ile başlayan kitapta ikinci bölüm... Bugünkü bölümünde 'Etnik Milliyetçiliğin Araçları/ Mağdur Edebiyatı' konusu irdeleniyor... İşte okumanın dokuzuncu bölümü: 

2.Bölüm

ETNİK MİLLİYETÇİLİĞİN ARAÇLARI

MAĞDURİYET EDEBİYATI

-Çok iddialı ifadeler kullanıyorsunuz, gerçekten uygulama sizin dediğiniz gibi mi olmuş? Kürtler bu ülkede gerçekten hiç ötekileştirilmediler mi? Bir sürü olay,hikaye anlatılıyor.Darbeler, Jandarma baskısı,yargısız infazlar,Diyarbakır cezaevi ile ilgili anlatılan tüyler ürpertici işkenceler,köylere yapılan baskınlar,eşi, çocuğu önünde dövülen,aşağılanan insanlar, bunları nereye koyacağız?

İnsanlara farklı muamele yaparsanız  onları farklılaştırarak sizden koparmak isteyenlere hizmet etmiş olursunuz. Farklı muamele yabancılaştırır.Sorunuzla meselenin bir başka boyutuna geçebiliriz.Mağduriyet edebiyatı...

-Buna edebiyat demek,insan hakları ihlallerini hafife almaktır. Ben bizzat bir çok hikaye dinledim. Çoğunu dinlerken kendimi tutamadım, ağladım.

Edebiyat derken hiç bir şeyi hafife almıyorum. Bu saydığınız şeyler yoktur,olmamıştır anlamına da gelmiyor. Edebiyat derken bu iddiaların kamplaştırma,bölme amaçlı olarak kullanılmasını kast ediyorum. Bir yanlışı konuşmak,onun yaptığı tahribatı izale etmeye çalışmak farklıdır,onun istismar edilmesi farklıdır.İstismar bir şeyi gidermez, onu daha da derinleştirmeye çalışır. Önleyici değil, köpürtücüdür. Bir yarayı kaşıya kaşıya daha da  kronik hale getirmektir.Basit bir çıbanı kanserleştirmektir. Asıl kötülük, bir kötülüğü önlemek varken onu daha ağır bir kötülüğe çevirmektir. Bir yarayı sağaltmak varken, onu iyice azdırmaktır.Edebiyattan kastım budur. Bu şekil bir mağduriyet söylemi tedavi edici değil,daha da hasta edicidir.Yoksa bu ülkede  bir çok yanlışlar olmuştur.Kimse olana olmadı diyemez. Bir bıçak var böğrünüze saplanmış, biri geliyor onu çıkaracağına,sapını tutup iyice yaranın içinde sağa sola oynatıp duruyor.Edebiyat dediğim budur;bıçağı yaranın içinde evirip çevirmek...

-Anladım,  yanlışlar vardır ama onu konuşanların derdi bu yanlışları ortadan kaldırmak değildir,diyorsunuz?

Evet, dertleri hiç bir zaman insanların ezilmesi,gadre uğraması olmadı,dertleri insanları yaşadıkları trajediler üzerinden kışkırtmak,birbirine düşman etmektir. Burada bu saydığınız şeylerin olup olmamasından daha önemli olan, bir  topluluğu hedef alıp almadığıdır. Bu şiddet politikasının sadece bir  grubu hedef alması bizi başka bir sonuca,genel ve herkese şamil bir politika olması bizi başka bir sonuca götürür.Kimse herkesi kapsayan genel politikalardan kendine dair özel sonuçlar çıkaramaz.

GÜNEY AFRİKA, KUZEY İRLANDA, TÜRKİYE

Peki, sizce bu politikalar  Kürtlere dönük  değil miydi?

İsterseniz ötekileştirmekten başlayalım,ötekileştirildik diyorlar. Eğer devlet iddia edildiği gibi iş ve hizmetlerinde etnik ayrımcılık yapıyor,bir gruba ayrıcalık tanırken öteki gruba ikinci sınıf insan muamelesi yapıyorsa orada ötekileştirme vardır. Sokakta,caddede mahallede, camide,okulda,kışlada,hastanede  -dil ve köken farkı-gözetilerek  muamele ediliyorsa orada ötekileştirme vardır. Dünyada halen süregelen çatışmaların çoğu ayrımcılıktan kaynaklanıyor. Ötekileştirmeden söz edebilmek için, mesela Güney Afrika'da olduğu gibi Apartheid [1]denilen ırkçı bir rejim ve uygulamaların söz konusu olması gerekir. Güney Afrika'da beyazların ırkçı rejimi yıkılana kadar, siyahlara en küçük insan hakkı bile çok görülmüştür. Belli mesleklerden men edilmişlerdir,beyazların gittiği,kafelere, lokantalara,otellere sokulmamışlardır. Belediye otobüslerinde koltuklar   insanların renklerine göre ayrılmıştır. Bir siyahın beyazlara tahsis edilen bir otobüse binmesi,ön sıralarda oturması ağır bir cürüm sayılırdı. Sokak ve parklardaki oturma bankları bile insanların renklerine göre ayrılmıştı. Beyazlar için ayrılan bir banka bir siyah asla oturamazdı. Oy hakları ellerinden alınmıştı. Mahkemelerde aynı suça verilen ceza beyazlar için farklı siyahlar için farklıydı. Siyahlar yeryüzünün lanetlileri haline getirilmiş, en küçük insan hakkından mahrum bırakılmışlardı. Nefes alması bile neredeyse izine bağlanan bir halk ne yapar,sonunda patlar. Apartheid rejimi ötekileştirme için gösterilecek  en somut, en bilindik örneklerden biridir. Kuzey İrlanda'da IRA'nın ortaya çıkışı da sadece ulusal taleplerle ilişkilendirilemez.  Katolikler asırlarca o topraklarda yarım insan muamelesi görmüşlerdir. 1840'larda yaşanan kıtlıkta İngiltere İrlanda'ya en küçük bir yardımda bulunmamıştır. Yüz binlerce insan açlık ve sefalet içinde hayatını kaybetmiştir.Katolikler sayı olarak Protestanlardan fazla olduğundan  oy kullanmak için emlak sahibi olma şartı getirilmiş, Katoliklerin emlak sahibi olmaları engellenirken,Protestanların mülk sahibi olmaları için her türlü imkan sağlanmıştır. Emlak sayısı kadar oy kullanıldığı için,Katolikler  Kuzey İrlanda'da oy sayısı bakımından geriye düşmüşlerdir.Terörün tırmandığı dönemlerde bölgeye giden İngiliz askerlerini sevinçle karşılayan,asker geldi kurtulduk diye düşünen İrlandalılar, bir müddet sonra askerin taraflı muamelesi karşısında hayal kırıklığına uğramışlardır. Çünkü IRA'ya karşı bölgede Protestanlar da örgütlenmiş, Katoliklere yönelik bir çok eylem yapmışlardır.Asker bu saldırılara göz yummuştur. Ötekileştirme dediğiniz zaman  bunu bu tip örneklerle delillendirmek gerekir. Bu ülkede  bunların hangisi olmuştur? Etnik kökeninden dolayı kim işe alınmadığını söyleyebilir? Sokakta, caddede  Türklere ayrı bize ayrı muamele ediliyordu kim diyebilir? Kim, mülk edinmemiz engellendi,tapuya gittiğimizde etnik kökenimize bakılarak işlemlerimiz yapılmadı diyebilir? Açlık, sefalet çektiğimizde yalnız bırakıldık, felaketlerimize Türkler ortak olmadı kim diyebilir? Van depremini hatırlayın, bütün Türkiye ayağa kalkmıştı. Ankara'dan,İstanbul'dan,Edirne'den,İzmir'den,Manisa'dan binlerce yardım aracı Van'a koştu. Kimi ekmeğini bölüştü, kimi imkanlarını, kimi duygularını... Türkiye bir bütün olarak Van depreminin yaralarını sarmaya çalıştı. Van,İstanbul oldu,Antalya oldu,İzmir oldu,Türkiye oldu. Büyük bir felaketin yaraları çok kısa zamanda sarıldı.Evsiz evine,aşsız aşına kavuştu. Bu, dün de böyleydi bugün de böyle. Muhtemelen yarın da böyle olacak. Saddam zulmünden kaçan Irak Kürtlerine Türkiye sınırlarını açtı. Onları aylarca misafir etti,masraflarını üstlendi, imkanlarını paylaştı. Onları aç -sefil bırakmadı,sınırlarını kapatmadı. Üstelik bu gelenler içinde PKK'ya müzahir olanlar, Türkiye toprağı üzerinde emelleri,hesapları olanlar da vardı. Hangi ülke,hangi millet kendi torağında gözü olanlara bile kucağını açar. Bunu bile istismar ettiler. Türkiye onlara iyi bakmadı,ikircikli davrandı,tereddüt etti gibi laflar ettiler. Edebiyat dediğim budur.Her ülke ancak kendi imkanları ölçüsünde  misafirlerini ağırlar. Misafir de bana niye bal -kaymak ısmarlamadınız diyemez. Kaldı ki o dönemde her şey yapıldı. Bırakınız yeme içme meselesini, onların hayatlarını kurtarmak,Saddam gibi bir zalimin elinden almak az şey midir?

(Yarın, PKK NASIL BÜYÜDÜ? sorusu ile devam edecek)


[1] Güney Afrika dilinde ayrılık anlamına gelmektedir.1948-1994 yılları arasında Güney Afrika Cumhuriyetinde  uygulanan ırkçı rejim.

http://www.enpolitik.com/haber/316558/kitap-oku-kurt-sorunu-mu-devletlesme-sorunu-mu--9--etnik-milliyetciligin-araclari.html

Sizin Yorumunuz:

*
*