Yeni oluşumlardan, mevcut konjonktüre...Eyüp Gökhan Özekin ile Türkiye siyasetini konuştuk

Bir dönem Alperen Ocakları Genel Başkanlığı, Büyük Birlik Partisi (BBP) MKYK üyeliği, BBP Gençlik Müşavirliği ve BBP Genel Başkan Başmüşavirliği görevlerini yapan İç Mimar Eyüp Gökhan Özekin ile Türkiye siyasetine ilişkin günceli konuştuk.
Eklenme Tarihi: 30.09.2019 16:23:00 - Güncellenme Tarihi: 30.09.2019 17:10:33

Bir dönem Alperen Ocakları Genel Başkanlığı, Büyük Birlik Partisi (BBP) MKYK üyeliği, BBP Gençlik Müşavirliği ve BBP Genel Başkan Başmüşavirliği görevlerini yapan İç Mimar Eyüp Gökhan Özekin, 2010 yılında partiden istifa ederek bir süre sonra Ak Parti'ye katılmış, 7 Haziran 2015 seçimleri Uşak’tan ikinci sıra milletvekili adayı olmuştu. Sancaktar dergisi imtiyaz sahibi, Selçuklu Vakfı Genel Başkanlığı, Ekonomik ve Sosyal Araştırma ve Geliştirme Derneği ve Mavi Marmara Derneği üyeliği gibi görevleri yürütmüş olan Özekin ile Ak Parti’yi, mevcut siyasi konjonktürü ve yeni partilerin Türk siyasetindeki yerini konuştuk…



ENPOLİTİK: SİYASETİN İÇİNE DOĞUŞUNUZU VE MUHSİN YAZICIOĞLU İLE KESİŞEN YOLUNUZU ANLATIR MISINIZ?

ÖZEKİN: Bizim ailemiz ülkücü geçmişi olan bir aile, baba tarafımız biraz daha MHP’ye yakın bir ideolojik perspektifte, anne tarafımda da dayım 80 öncesinin ünlü figürlerindendi. Gençlik olaylarında öne çıkmış bu yüzden de cezaevinde yatmış… Tabi o dönem öne çıkan cezaevi geçmişi olan insanların önemli bir kısmı Muhsin Yazıcıoğlu ile ilişkili insanlardı. Biz de, gözümüzü biraz ülkücü bir atmosferde açtık. Benim ismim Mamak Cezaevinde konulmuş, Eyüp Gökçen isimli bir genç şehit edilmiş, bu şehidin anısına kız olursa Elif Gökçen, erkek olursa Eyüp Gökhan koymaya karar vermişler.

Fakat benim içinde bulunduğum aile yaygın ülkücü profilden ziyade biraz Beyaz Türk, seküler gibi değerlendirilebilecek bir yapıya sahipti. Babam, ODTÜ’nün ülkücülerinden, ki ODTÜ’de o zaman bir avuçlar, işte İlhan Kesici var mesela CHP’de bugün, annem de Hacettepe’den. Tabi biz de milli duygularla yetiştik ama ülkücü hareketin ‘Kanımız aksa da zafer İslam’ın dediği, ‘Müslümanlar küfre karşı tek yumruk’ dediği daha İslami bir kıvamın olduğu, Muhsin Yazıcıoğlu çizgisinin farkına daha sonra vardık. O zamanlar Nizam-ı Âlem Ocakları vardı. Okuduğumuz kitaplar, 80 öncesi metinler, biraz da dayımın etkisi ile Nizam-ı Alem Ocakları’na gitmeye başladık.

“MUHSİN YAZICIOĞLU: ‘BEN MÜSLÜMANLARIN İKTİDARINA MANİ OLAN FİGÜR OLMAM’”

O dönem Büyük Birlik Partisi bir kilit parti rolü oynuyordu. Refah Yol Hükümetinin iktidar olup olmaması Büyük Birlik Parti’sinin 8 vekilinin inisiyatifine bağlı idi. Onlar oy verirse oluyordu. Bir yandan askeri vesayet döneminin katı laiklik anlayışı vs… Muhsin Yazıcıoğlu’na müthiş baskı yapılıyor, herkes kendi tarafında olmasını istiyor. Muhsin Yazıcıoğlu da ‘Ben Müslümanların iktidarına mani olan bir figür olmam, tarihe kendimi bu şekilde not etmem’ tavrı sergileyerek, Refah Partisinin iktidarına onay verdi, ardından çok büyük tartışmalar oldu. O süreçte Muhsin Yazıcıoğlu eğitimli ve kentli bir nesil yetiştirmek, milli İslami duygularla günümüzün dünya koşullarını ve bilimi, tekniği, eğitimi bir arada tutabilmek için Nizam-ı Âlem Ocakları’nın bünyesinde Liseli Öğrenciler Birliği ve Üniversiteli Öğrenciler Birliği diye iki yeni yapı kurmak istedi.  Liseli Öğrenciler Birliğinin ilk Genel Başkanı biz olduk ve Genç Alperen diye de bir dergi çıkarmaya başladık.

İlk görevimi 1996 senesinde resmi olarak almış oldum.

Daha sonra Nizam-ı Âlem Ocakları’nın ismi değişti ve Alperen Ocakları haline geldi. Muhsin Yazıcıoğlu’nun sevdiği kıymet verdiği zaman zaman da istişare ettiği gençlerden biri olduk. Bir süre sonra Alperen Ocaklarında Muhsin Yazıcıoğlu bir zihinsel ve yapısal değişim arzu etti. Alperen Ocakları Genel Başkanı olmamı istedi. Muhsin Başkanın son döneminde 2 seneye yakın Alperen Ocakları Genel Başkanlığı yaptık. Aynı zamanda MKYK üyesi ve Genel Başkan Başdanışmanlığı yaptık. 


ENPOLİTİK: MUHSİN YAZICIOĞLU’NUN ŞEHADETİNDEN SONRA BAŞLAYAN TARTIŞMALAR VE AYRIMLAR SÖZ KONUSUYDU. SİZ NASIL YAKLAŞTINIZ SÜRECE?

ÖZEKİN: Muhsin Başkanın vefatından sonra bazı tartışmalar oldu. Büyük Birlik misyonunu tüzel kişilik olarak, siyasi parti olarak sürdürmeli mi yoksa sağ cenahtaki bütün siyasi yapıların içinde yer alabilen bir etki ve kanaat grubu mu olmalı diye… Mesela malum Milli Mücadeleciler vardı. Hiçbir zaman Büyük Birlik kadar teşkilatlı olmamasına rağmen her dönem sağ iktidarlarda birkaç bakan ile temsil edildi. Hatta bir ara hem Ankara hem İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı bu mücadeleciler denilen ekiptendi…

“BİZ MUHSİN YAZICIOĞLU’NUN BİR GÜN İKTİDAR OLMAYACAĞINI BİLİYORDUK ONURLU BİR ADAMLA YOL YÜRÜDÜK

Neticede biz de böyle bir şey olabilir dedik. Tam anlamıyla bir bölünme denemez çünkü orada bu işi sürdüren arkadaşlarımızla bir düşmanlığımız yok, hala da görüştüğümüz insanlar. Biz Muhsin Yazıcıoğlu’nun bir gün iktidar olmayacağını biliyorduk, bir gün Başbakan olmayacağını biliyorduk ama Muhsin Yazıcıoğlu gibi bir adamla yol yürümek ayrı bir keyif, ayrı bir motivasyon sağlıyordu. Onun gidişi ile bu motivasyonumuz kalmayınca BBP ile yollarımızı ayırdık.


ENPOLİTİK: AK PARTİ İLE YAKINLAŞMANIZI BU ANLAMDA NASIL TANIMLIYORSUNUZ?

ÖZEKİN: Biz camia olarak biraz daha İslami endişeleri yüksek olan bir ideolojik gruptuk. İsmi de üstünde Nizam-ı Âlem Ocakları hatta tam adı İ'la-yı Kelimetullah için Nizam-ı Alem Ocakları olan bir teşkilatta yetiştik.

Dolayısıyla İslami hareketlerle, bu hareketlerin kadrolarının bulunduğu Ak Parti ile olağan bir yakınlık vardı. Mesela bir dönem Alperen Dergisi İslami camianın meşhur isimlerinden Hakan Albayrak’a emanet edilmişti, dergiyi o çıkardı.  Bu kesişen yollarla Ak Parti çevreleriyle ilişkilimiz zaten hep vardı, daha da yoğunlaştı. 2015 Haziran seçimlerinde de Ak Parti Uşak milletvekili adayı olarak gösterildik.

ENPOLİTİK: PEKİ, AK PARTİ'DEN VEKİL ADAYLIĞI SÜRECİ NASIL GELİŞTİ?

ÖZEKİN: Hayatın olağan akışında ilerledi süreçler. Bir ön çalışma, özel gayret olmadı. Hatta aday adaylığı müracaatı 17:00’da bitiyormuş, ben saat 16:00 gibi gelen telefonla bu sürece dahil oldum. Zor yetiştirdik.

“AK PARTİ YENİ OLUŞUMLAR ORTAYA ÇIKTIĞI İÇİN BOZULMUYOR,  BİR BOZULMA OLDUĞU İÇİN BUNLAR OLUYOR”

ENPOLİTİK: MALUMUNUZ TÜRKİYE’DE YENİ SİYASİ OLUŞUMLAR VAR. AK PARTİ’DE NE OLDU, BU SÜRECİ NASIL OKUYORSUNUZ?

ÖZEKİN: Ak Parti yeni oluşumlar ortaya çıktığı için bozulmuyor,  bir bozulma olduğu için bunlar oluyor. Uzun yıllardır aslında siyasi her ortamda, her mecliste, ofiste konuşulan konular bunlar. “Aaa sürpriz oldu! Mevcut Ak Parti’nin halini beğenmeyenler de varmış ne tuhaf, ne sürpriz” gibi bir durum yok.

Hala Ak Parti’nin içinde olan ya da yeni hareketlerle ilişkisi olan veya olmayan herkes tarafından konuşulan şeyler bunlar. Her geçen gün sorun biraz daha derinleşiyor. Hep bir umutla Ak Parti’nin içinde ‘Cumhurbaşkanı sorunların farkına vardı, problemleri gördü, şu kadroların zarar verdiğini fark etti ve bunun önlemini alacak, bu sefer eskisi gibi değil, gerçekten gördü’ falan filan… Hep bu umutlarla konuşuldu ama her dönemeçte daha da kötü oldu, gelen gideni hep arattı, iyice bir içe kapanma, istişareden kopma dönemleri derken en son böyle bir pozisyona gelindi.

 Bugün hala, Sayın Babacan,  yeni bir hareket kuracağını ifade ettikten sonra, Ahmet Davutoğlu ve arkadaşları istifaya zorlandıktan ve partiden koparıldıktan sonra bile, bugün hala Tayyip Erdoğan istese durumu toparlayabilir, hala…


ENPOLİTİK: HALA O GÖNÜL BAĞININ OLDUĞUNU VE GERİ DÖNÜŞÜN YAŞANABİLECEĞİNİ DÜŞÜNÜYORSUNUZ DOĞRU MU?

ÖZEKİN: Türkiye gibi bir ülkede, Türkiye’nin en zor dönemlerinde başdanışmanlık, Dışişleri Bakanlığı, Başbakanlık yapmış birisinin kendi ideolojik serüvenindeki en kritik dönemleri geçirdiği bu yapıdan arkasını dönüp çıkması çok kolay değildir. Keza Babacan ve onlarla ilişkili onca kişinin…

Davutoğlu istifa ederken kendisi bile zorlandı ama kendisiyle birlikte hareket edecek ya da etmeyecek ama bir şekilde Ak Parti’den uzaklaştırılma sürecinde olan birçok insan için hala zayıf da olsa bir umut var.

Said Nursi’nin ‘Asya’nın bahtının miftahı meşveret ve şuradır’ dediği bir anlayışa geçilirse olur.

‘PELİKANLARIN, DAR GRUPLARIN UZAKLAŞTIRILDIĞI YENİ BİR SAYFA AÇILIRSA OLUR’

O meşveret ve şura mantığının Ak Parti’de tedavüle sokulduğu, dar grupların, işte pelikan çetelerinin şunların bunların bu tür güç odaklarının uzaklaştırıldığı, artık böyle bir siyaset etme biçimini ayıp gören yeni bir anlayışla, yeni bir sayfa açılırsa olur.

Tayyip Bey’i de anlıyoruz, tamam, Gezi olayları, 17-25 Aralık, 15 Temmuz derken ister istemez içe kapandı, çekirdeği daralttı ve sadece ailesi ile işleri yürüten bir pozisyona geldi ama yeter. Yalnızca ailenin değil, bütün bileşenleri ile Ak Parti’nin kendisiyle yan yana yürümesine müsaade ederse, endişeleri ortadan kaldıracak adımları atarsa, çok seslilik, adalet, vicdan hakkaniyet gibi konularda yeniden Ak Parti bu toplumun umudu haline gelirse, ayrılık süreçleri de son bulabilir.

Fakat tüm bunlarla ilgili ciddi bir umudun var mı diye sorarsanız yok denecek kadar az. Çok zayıf. Şimdiye kadar ki süreç bunların her geçen gün daha uzak hayaller olduğunu bize gösterdi. Artık bu hayallerimiz tamamen boş hayal noktasına doğru gitmeye başladı.


ENPOLİTİK: YENİ OLUŞUMLAR, TÜRK SİYASETİNE NE KATACAK?

ÖZEKİN: Kısa, orta, uzun vade… Bunlara bakmak lazım. Bazı arkadaşlarımız var hataları/eksikleri konuşurlarken, birden gayri ihtiyari refleks olarak seslerini kısarak konuşuyorlar.

“O KADAR KORKUYORLAR Kİ SESLERİNİN KISIVERİYORLAR”

O kadar korkuyorlar ki aman acaba duyulacak mı benim hakkaniyetten, adaletten bahsetmem, birtakım eleştirilerde bulunmam… gibi korkularla seslerini kısıveriyorlar. Bunu böyle fiilen yapanlar olduğu gibi hayat tarzı itibariyle yapanlar da var. Artık bunlar biraz daha yüksek sesle konuşulur hale gelir.

Ak Parti çevresi dediğimiz çevre, aslında bir bakıma mukaddesatçı, muhafazakâr, Milli-İslami endişeleri yüksek olan bir çevre, artık bu çevrelerde bazı şeyler daha yüksek sesle konuşulur.

“AK PARTİ’NİN ALTERNATİFLERİNİN OLMASI TÜRKİYE’YE FAYDALI OLACAK”

Bu yüksek sesle konuşma neye yarar? Ak Parti’nin kendine çeki düzen vermesine yarar. Yani bir rekabet ortamı yoksa, ticarette de sporda da, şirketlerde de istidatları geliştirmek, iyi antrenman yapmak gibi ihtiyaçlar hasıl olmuyor. Bir takımda aynı pozisyonda birkaç alternatif varsa ve o alternatifler arasında kadroya sen girmek istiyorsan daha çok çalışman lazım. Ama Ak Parti uzun bir süredir alternatifsiz. Artık Ak Parti’nin alternatiflerinin olması Ak Parti’ye de faydalı olacaktır dolayısı ile Türkiye’ye faydalı olacaktır. Kısa ve orta vadedeki yeni partilerin karları bu şekilde olabilir ülke adına.

“SİZ BİRİLERİNİ KAPININ ÖNÜNE KOYAR, KOVARSANIZ ONLAR DA KENDİ YOLLARINI BULUR”

Uzun vadede ise şöyle; bazı şeyler kaçınılmaz olursa, harekete geçenler suçlanmamalı. Siz harekete geçenlerin, ideolojik, vicdani, insani beklentilerini karşılamamaya başlarsanız, birileri sizden kopar ve harekete geçer. Veya siz birilerini kapının önüne koyar, kovarsanız onlar da kendi yollarını bulur. Yıllar yıllar önce, biz doğmadan önce, Necmettin Erbakan böyle bir serüvene kalkıştı.

“BUGÜN AK PARTİ DİYE BİR ŞEY VARSA ERBAKAN’IN O GÜNKÜ KARARLARIYLA ÇOK İLİŞKİLİ”

O zamanlar muhafazakar kesimin ana omurgasını temsil eden siyasi lider Süleyman Demirel’di, ki çok enteresandır. “Nurlu Süleyman” denirdi, “Halk Partisine ve Kemalizm’e karşı mücadele verirken tefrikaya ne gerek var ayrıma ne gerek var, niye böyle bir şey yapıyorsunuz, niye ümmeti bölüyorsunuz” gibi eleştirilerde bulunuldu.

‘Ya bu adamdan önce bu kadar İmam Hatipli mi vardı? Süleyman Demirel geldi İmam Hatip açtı’ şöyleydi böyleydi, ‘Şimdiye kadar Cuma Namazına giden başbakan mı gördük, gidiyor işte’ Müslümanlara şöyle hak veriyor böyle alan açıyor gibi savunmalarla Süleyman Demirel’in yol tutuş biçimini ve metodolojisini eleştirenleri Ümmeti bölmekle suçladılar… Erbakan onları dinlemedi ve partisini kurdu. Erbakan partisini kurduktan sonra hemen Başbakan olmadı ama bir damar açtı, bugün Ak Parti diye bir şey varsa Erbakan’ın o günkü kararlarıyla çok ilişkili.

Başka bir örnek, hayatının olgunluk dönemlerinde Demirel ile röportaj yapıyorlar. “En büyük siyasi pişmanlığınız nedir?” diye soruyorlar o da diyor ki “Demokratik Parti’nin bizden ayrılmasına engel olmadık, ona pişmanım.” Çünkü Demokratik Parti Adalet Partisinden ayrıldı, yüzde 12 civarı bir oy aldı ve Adalet Partisi bir daha tek başına iktidar olamadı. Hep koalisyonlarda yer alma durumunda kaldı. Ama o zamanki “nereye gidiyorlarsa gitsinler beni ilgilendirmez” tavrı, hayatının olgunluk dönemlerinde Süleyman Demirel’e bir pişmanlık olarak dönmüş.

Dolayısı ile kapının önüne koymak, ‘benim yeteri kadar emirlerimi yerine getirmiyorlar, beni eleştiriyorlar’ diye gücenip de yol arkadaşları ile yolları ayırmak, o anki güçlü olan figürler için bir güç ispatı gibi görünse de öyle olmuyor.

“ERDOĞAN EVEREST TEPESİYDİ AMA HİMALAYA DAĞLARI TARAFINDAN DESTEKLENDİĞİ İÇİN”

Tayyip Erdoğan AK Parti’nin başından beri tabiri caizse bir Everest tepesiydi ama o Everest tepesi Himalaya Dağları tarafından destekleniyordu. Bu Himalayalar içinde bizim beğendiğimiz ya da beğenmediğimiz insanlar olabilir. 

“YARISINI BEĞENMEDİĞİMİZ İNSANLARIN OLDUĞU İSTİŞARE MEKANİZMASI MI? TAMAMINI BEĞENDİĞİMİZ İNSANLARIN İSTİŞARE ETMEDİĞİ MEKANİZMA MI?”

Ama bunlar neye yarıyordu? Bunlar, Tayyip Erdoğan’ın tek başına karar almamasına, ortak akılla karar almasına yarıyordu, itiraz edebilme ehliyetleri vardı. Bu ortak akılla hareket edilen yıllarda Türkiye’nin en iyi yılları olduğunu görüyoruz daha sonra bu ortak akıldan uzaklaşıldı. Yarısını beğenmediğimiz insanların istişare mekanizmasında olduğu bir sistem mi, tamamını beğendiğimiz insanların hiç istişare etmediği bir sistem mi daha faydalıdır? Bunu bir düşünelim…

Bize ABD Avrupa tecrübesi gösteriyor ki, bunların hepsi Hristiyan, bizim milli İslami hassasiyetlerimizi paylaşmıyorlar, ama bu tecrübeler gösteriyor ki ortak akılla istişare etmek ve ortak aklın kararlarını uygulamak bir ülkeyi gelişmiş hale getiriyor.


ENPOLİTİK: SİZİN GENÇLİĞİNİZDEKİ TÜRKİYE İLE ‘YENİ’ TÜRKİYE GENÇLERİNİN BİR MUKAYESESİNİ YAPAR MISINIZ?

ÖZEKİN: Biz askeri vesayet, eski Türkiye gibi tanımlarla ifade edilen Türkiye’nin son mahsulleriyiz. Bugün artık, son 17 yıldır Türkiye’de Ak Parti ve muhafazakârlar iktidarda. Bunun bir kısmında FETÖ işin içindeydi ve sosyal-siyasal hayatın önemli bir odağıydı. Dolayısıyla uzunca bir dönemdir muhafazakar çevrenin dünya görüşünün hakim olduğu bir atmosferde ülke.

Belediyeleri ile merkezi hükümeti ile daha sonra vatan haini olduğu kabul edilen FETÖ’süyle şusuyla busuyla... Bu dönemin mahsulleri ile eski Türkiye diye tabir edilen mahsulleri arasında mukayeseye gidelim.

“TAMAMEN MİLİTANVARİ VE LÜMPENCE BOŞ BİR AMİGOLUK”

Akademisyenleri ele alalım… Hatta sadece bizim cenah diye kabul edilen mukaddesatçı muhafazakar milli ve dini hassasiyetleri yüksek kesimlerin akademisyenlerini mukayese edelim… Eski dönemde içimizden çıkmış akademisyenlerin kalitesini, donanımını ortaya koyduğu eserleri ve bu dönemki artık karikatür haline gelmiş tamamen militanvari ve lümpence boş bir amigoluk üslubu ile iktidar savunuculuğu yapan ve iktidar torpili ile akademik ünvanlarını edinen tipleri kıyas edin.

Entelektüel dediğimiz, münevver dediğimiz insanları kıyas edin, köşe yazarlarını kıyas edin gazeteleri… Yeni Şafak diye bir gazete vardı eskiden, çok ciddi bir gazete idi. Bugün hükümete yakın medyada kaliteli bir ürün bulamıyorsunuz, bütün bunlar gençlikte de kendini gösteriyor.

Bunun biraz şöyle bir tarafı var. Hani diasporada öyledir mesela bir ülkenin hakim unsuru olmayan diaspora kabul edilen topluluklar kendini çok geliştirmek yetiştirmek mecburiyetindedir. O yüzden Avrupa’daki Amerika’daki diaspora Ermenileri, Yahudileri vs. oradaki toplumun ortalamasından daha yüksek bir ortalamaya sahip olmak mecburiyetindedir tutunabilmek, güçlü kalabilmek için.

“BUGÜN TANIDIKLARINIZ VAR MI? MESELE BU”

Biz de bu 28 Şubatlar askeri vesayetler yasaklar, Müslümanların hakir göründüğü bu zamanlarda kitap okumak zorundaydık, kendimizi yetiştirmek zorundaydık. Bugün öyle bir mecburiyet yok. Bugün tanıdıklarınız var mı? Mesele bu. Bu terakkiye mani bir durumdur. Bir taraf, tanıdığın varsa köşeyi döndüğü bir pozisyondayken, öteki tarafta ise umutsuzluk oluşturuyorsunuz.

Dolayısı ile bugün muhafazakâr kesimin elindeki enstrümanların, muhafazakâr kesimin eline geçmeden önceki halinden kalitesiz olmasının sebebi bu…

Daha kaliteli olması için bir mecburiyet yok çünkü. Bir toplam kalite yönetimine de gerek yok. Bir kişinin ya da bir ailenin onayı, aferini yettiği için topyekûn iyi olalım, dünya standartlarında iyi olalım diye bir kaygı yok.  Gençlik için de bu böyledir…

ENPOLİTİK: ÖZELDE AK PARTİ GENÇLİĞİNİ NASIL DEĞERLENDİRİRSİNİZ?

ÖZEKİN: Bir gün, o zamanlar bu derece bir eleştiri rüzgarı yokken Ak Parti’nin iyi kabul edildiği zamanlardı, ona rağmen, o zamanlar Ak Parti Gençlik Kolları Genel Başkan Yardımcısı olan arkadaşlar bizi ziyarete gelmişlerdi. Alperen Ocakları olarak bize sordular ‘Bizde idealist bir gençlik yetiştirme konusunda ciddi bir problem var. Sayıca kalabalık olmamıza rağmen sizin Alperen Ocaklarındaki gibi bir gençlik inşasını yapamıyoruz. Ne yapmamız lazım?’ dediler.

Bunlar o zamanlar 5 yıldızlı otellerde kahvaltılı toplantılar yapıyorlardı. Hande Yener konseri yapıyorlardı. Dedik ki buralardan idealist gençlik çıkması zor. Önce yıpranmış bir sehpa bulacaksınız, tarihi geçmiş gazeteyi o sehpaya sereceksiniz, kulpu sallanan eski bir tavayla menemeni ortaya koyup hepiniz ekmek banarak onu yerken vatanı kurtarma hayalleri kuracaksınız. Anayasa Çalıştayları, ekonomi programları ile 5 yıldızlı otellerde böyle bir gençlik yapılanması olmaz.

“İKTİDAR OLMA HAYALLERİ, İSYAN ETMEYİ İTİRAZ ETMEYİ ZORLAŞTIRAN BİR ŞEY”

Anayasa çalıştayı nedir? Gençlik yeni bir dünya, daha güzel bir dünya mümkündür diyecek. Gençlik hayal edecek, hayalperest olmanın kötü algılandığı bir atmosferden ortaya gerçekleştirilmiş hayaller çıkmaz. Çocuklarımızı fazla gerçekçi yetiştirmekle aslında geleceğe büyük kötülük yapıyoruz.

Ak Partinin de işi başından beri zordu, artık daha zor. Çünkü iktidar olmak hayal kurmayı engelleyen bir şey, iktidar çok gerçek. İsyan etmeyi de itiraz etmeyi de zorlaştıran bir şey iktidar. O yüzden Ak Parti’nin gençliğinden çok da umutlu değilim. Ama Ak Parti’nin hinterlantı ile bir şekilde kesişen, doğrudan Ak Parti gençliği olmayan bağımsız, bağlantısız, mütedeyyin gençler var. O gençlerden çok umutluyum…

ENP0LİTİK: TEŞEKKÜR EDİYORUZ…

http://www.enpolitik.com/haber/316458/yeni-olusumlardan-mevcut-konjoktureeyup-gokhan-ozekin-ile-turkiye-siyasetini-konustuk.html

Sizin Yorumunuz:

*
*