Kitap Oku: 'Kürt Sorunu mu? Devletleşme Sorunu mu? -5- 'Kültürel Kodlar'

Hukukçu Dr. İrfan Sönmez'in adından çokça söz ettiren, okuyucunun teveccühünü kazanmış ve tarihe not düşen kitabı: ''Kürt Sorunu mu? Devletleşme Sorunu mu?'
Eklenme Tarihi: 30.09.2019 10:15:00 - Güncellenme Tarihi: 30.09.2019 10:15:50

Hukukçu Dr. İrfan Sönmez, son kitabı 'Kürt Sorunu mu? Devletleşme Sorunu mu?' adlı kitabı ile adından çokça söz ettirirken, enpolitik olarak, tarihe not düşen ve önemli bir kaynak oluşturan bu kitabı, siz değerli okuyucularımızla okuma etkinliği teması ile gün gün paylaşıyoruz...

 'Kürt sorunu nedir' ile başlayan kitabın bugünkü bölümünde 'Kültürel Kodlar', 'İki Toplum Arasında Ortaklıklar' ve 'Dil Farkı' başlığı üzerinde duruluyor... İşte okumanın beşinci bölümü: 

KÜLTÜREL KODLAR

-Türklük tarihin hiç bir döneminde -etnik çağrışım yapmadı- ve o anlamda kullanılmadı dediniz ve  bazı örnekler vererek Kürtlere niçin Türk denildiğini anlattınız.Etnik farklılığın -aynı milletten- olmaya mani olmadığını  söylüyorsunuz. Millet tarifiniz de aynı soydan,aynı etnik kökenden gelme mecburiyeti olmadığına göre milleti nasıl tanımlıyorsunuz,Kürtler bunun neresinde?

Milleti, ete kemiğe dayanarak tarif etmek ırkçılıktır.Buna İslam da, bugünkü dünyanın mantığı da cevaz vermez. Dünyada milyonlarca siyah derili insan var ama kendilerini aynı milletin çocukları olarak tarif etmiyorlar. Beyazlar ve sarı benizli olanlar için de durum aynıdır. Millet bunları aşan bir kavram. Tarihi ve sosyolojik bir süreç sonucu oluşur. Aynı kaderi yaşarsınız,aynı sevinçlerle,acılarla karşılaşırsınız. Zamanla ortak davranışlar,duygular geliştirirsiniz.Bir yaşam karakteriniz oluşmaya başlar. Dünyaya aynı ölçülerle,aynı değerlerle bakmaya başlarsınız. Sizi millet yapan işte budur.Ziya Gökalp'in ifadesiyle, aynı terbiyeyi almış fertlerden oluşan zümredir.[1]

-Kültür mü diyorsunuz?

Kültür ama onu da aşan bir kavram,ortak ölçülere sahip olmak. Kültür, değer yargılarımızın ete kemiğe bürünmüş halidir. Aynı ölçülere sahip olan toplumlarda kimi farklılıklar oluşabilir. Ancak bunlar talidir,ikincil değerdedir.Esas olan, bizde karakter halini alan ve dünyayı okumakta kullandığımız  kıstaslardır.Bu ölçüler, temel meselelerde ortak tavırlar geliştirmenize  yol açar.İşte millet dediğimiz manevi birim bir nevi değerlerin ortaklaşması, benzeşmesidir. Bir arada yaşamak toplumları benzeştirir. Tarih toplumları benzeştirir. Aynı kaderi yaşamak, aynı ortak hafızaya sahip olmak zamanla ortak değerler üretmenize yol açar. Bu değerler milletin omurgasıdır. Ne kadar çok ortak değeriniz olursa o kadar çok benzeşir, o kadar güçlü millet olursunuz. Güçlü millet olmakla paylaştığınız değerlerin çokluğu ve gücü arasında doğru bir orantı vardır.Diyelim ki köklerimiz farklı, bizi benzeştiren,yakınlaştıran bir geçmişten geliyoruz. Ortak yaşam o farkları öğüten,azaltan bir fonksiyon ifa eder.

-Bu perspektiften Kürtlerle Türkler bir millettir mi diyorsunuz?

Öyle diyorum, tarihte Türklerle Kürtler kadar ortak değere sahip başka topluluk yoktur. Ne yaşadıysak beraber yaşadık. Aynı yollardan,aynı süreçlerden geçtik. En az on asır kaderimiz bir oldu. Acılarımız,sevinçlerimiz,zaferlerimiz,mağlubiyetlerimiz hep ortaktı. Sosyolojik anlamda ulus veya millet bir günde ortaya çıkmaz. Ortak bir tarih, ortak bir yaşam ve ortak değerlerle oluşur.Biz tarihimizi birbirimizle dövüşerek yapmadık, değerlerimizi farklı kaynaklardan,farklı süreçlerden çıkarmadık.

-Siz kültüre vurgu yapıyorsunuz ama,kültürümüz farklı iddiaları da var. Bir ara kültürel özerklik talepleri pek revaçtaydı?

Ben kültürü yapan değerlere işaret ediyorum. Din bir kültür yapıcısıdır. Tarih boyunca yaşananlardan üretilen değerler bir kültür yapıcısıdır.Bunlarda farklılaştığımızı hiç kimse söyleyemez. Kültür ortak değerler üzerinden üretilir. Değerler ortaksa kültürün ana damarı da benzer olur.  Mahalli,iktisadi,coğrafi farklılıklardan kaynaklanan duruş ve davranış farkları olabilir. Bu farklılıklar mahalli ve folklorik farklılıklardır, kültürel farklılık olarak nitelendirilemez. Bir kültürel kimlik ayırt edici vasıflarının çoğunu manevi ve ahlaki değerlerimizi üreten inanç temellerinden alır.Türk kültürü Müslüman'dır ve Kürtlere de  şamildir.[2]İstanbul'daki Türk ile Hakkari'deki Kürdün  iyi-kötü,doğru-yanlış,helal-haram ölçüleri aynıdır.

-Buna kültürel kodların aynı olması diyebilir miyiz?

Daha isabetli bir ifade olur. Kültürel kodlarımız aynı. Milleti yoğuran,yapan da budur. Bu anlamda da bir milletiz. Bir de meselenin İslami boyutu var. İslam, inananları bir millet, inanmayanları bir millet olarak tarif eder. Aynı dine inanmak bakımından da bir milletiz. Tali meselelerde ortaya çıkan farklılıklar tayin edici öneme sahip olmayan farklardır. Bu farklar  kültürel kodlardan kaynaklanmaz, toplumların biricikliklerini tanımlamada kullanılamazlar. Coğrafi  veya ekonomik ilişkilerden kaynaklanan farklar kültürel kodlarımızı değiştirmez,onları ifade  ediş ve ilişki biçimlerimizi değiştirir. Ki bunlar kültürel unsur değildir. Öyle olsa bile bu çok fazla anlam ifade etmez,çünkü bu konuda da bir çok müşterek yanımız vardır.  Bu bakımdan, onların istediği kültürel özerklik değil, farklılaştırma,ayrıştırma hürriyetidir.

İKİ TOPLUM ARASINDA ORTAKLIKLAR

-Buradan yola çıkarak  benzer yanlarımızı örneklendirebilir misiniz?

Bir çok örnek verilebilir.İki toplum arasında birbirlerinde görmekle yadırgadıkları hiç bir şey yoktur. Hangi Kürt Türklerde şöyle yaygın bir gelenek gördüm,yadırgadım diyebilir? Veya hangi Türk,Kürtlerde şu geleneği gördüm şaşırdım diyebilir? Yemek kültürümüz aynı,sofra adabımız aynı,düğün,dernek geleneklerimiz aynı, kirvelik sadece Türklerle Kürtlerde görülen bir gelenek.Cenaze merasimlerimiz aynı. Benzer şeylere güler, benzer şeylere ağlarız.Namus telakkimiz aynı.Daha önemlisi  tarihin derinliklerinden süzülüp gelen moral değerler,İslam öncesi inançlardaki benzerliktir.Kalın/başlık her iki toplumda geçmişten akıp gelen önemli bir gelenektir. Güneş tutulmasında teneke veya benzeri şeyler tıngırdatarak gürültü çıkarılması, her iki toplumda devam eden  Orta Asya menşeli,Şaman ritüellerinin bir kalıntısıdır .Ölümden 40 gün sonra verilen ve kırk aşı denilen gelenek ortaktır ve menşei Orta Asya Türklüğüdür. Bugün ölünün kırkını çıkarma geleneği başka başka şekillerde devam ediyor. Bazı yerlerde mevlit okutarak,bazı yerlerde lokma dağıtarak bu gelenek güncelleştirilerek sürdürülmektedir. Örnekleri çoğaltmak mümkün. Mesela, Nevruz  asırlardır baharın müjdeleyicisi olarak kutlanan bir bayramdır.Türk toplumunda yüzlerce Nevruzname yazılmış, ozanlar tarafından söylenmiştir. Bu sayılanların neredeyse tamamı Orta Asya Türklüğü ile ortaklaşılan,paylaşılan kültürel unsurlardır. Her iki toplumun Anadolu'daki yakın teması bu tip kültürel unsurların alınıp verilmesini izah etmeye yetse de, Orta Asya'ya aynı geleneklerin nasıl gittiğini anlatmaya yetmez. Bu olsa olsa iki toplumun akrabalığı ile izah edilebilir.

- Eskiden uzak bölgelerle hiç temas yoktu diyemeyiz. Ticaret kervanları,savaşlar,göçler başka temas biçimleri vardı.Diyelim ki bu kültürel unsurlar buradan oraya veya oradan buraya geldi, yine aynı analizi yapmak mümkün mü?

Sizin dediğiniz gibi diyelim ki bütün bu gelenekler toplumlar arası temasın sonucu edinildi. Uzak bölgeler için bu çok mümkün olan bir durum değildir, ama öyle kabul edelim.Çünkü dünya eskiden bu kadar küçülmemişti. Bir hastalığın bir kıtadan ötekine geçmesi(yayılması) için bazen asırların geçmesi gerekiyordu.Bir kültürel unsuru taklit ancak bir çok defa görmek,ona intibak etmekle mümkündür. Bir görüşte taklit ve iktibas toplumlar için muhaldir. Evet diyelim ki muhali mümkün hale getirdik, o zaman karşımıza şöyle bir soru çıkar, niçin bu iki toplum birbirlerine ait kültürel unsurları bu kadar kolay taklit  ediyor? Tarih ve Sosyoloji, menşeleri, milli karakterleri,kültürel kodları birbirine yakın toplumların birbirlerinden daha kolay etkilendiklerini, rezerv koymadan daha kolay kültür ve gelenek ithal ettiklerini söylemektedir. Bu da bizi aynı sonuca götürür,bilinç altında yaşayan akrabalık duygusu... İnanç olarak akrabayız,kültür olarak akrabayız,çok muhtemeldir ki  menşe olarak da akrabayız.

DİL FARKI

-O zaman iki de bir ileri sürülen kültürel farklılık iddialarına ne demeli?

Başta dedim,farklı olmazsanız hiç bir şey ileri süremezsiniz.Bir şey isteyecekseniz önce ben farklıyım diyeceksiniz. Bir toplumu ayrıştırma,parçalama farklılaştırmadan başlar. Farklıyız diyenlere dönün sorun,gösterin bakalım şu farkları dediğinizde kem küm edip sonunda dil farkına işaret ederler. Başka hiç bir şey gösteremezler. Bugün etnik hareketlerin  yegane dayanağı dil farkıdır.Dilimiz farklı öyleyse biz farklıyız derler. Bu dilin etnikleştirilmesidir. Bir ayrışma aracı haline getirilmesidir.

-Dil farkı az şey mi? Bu menşe farklılığına işaret etmez mi?

Etmez,bugün aynı dili konuşan ama etnik kökeni farklı sayısız toplum var. Dünyada bir çok ülkenin resmi dili, konuşulan dili İngilizce, ama bunların çoğu etnik olarak Anglo-Sakson değil, bir çok ülkede Fransızca konuşulur,etnik olarak Fransız değildirler. Dilin bir olması köken birliğine işaret etmediği gibi, dilin farklı olması da her zaman farklı kökenlerden gelmeye işaret etmez.Sırplarla,Hırvatlar aynı enik kökenden gelirler ama dilleri zamanla farklılaşmıştır.Sömürge ülkelerin bir çoğu ana dilini kaybetmiştir, sömüren ülkenin diline dönmüştür. Dilin kaderini de bazen tarih ve coğrafya çizer. Çevre ülkelerle münasebet,işgal,ana vatandan kopup uzaklaşma gibi faktörler dil üzerinde de tesir icra eder. Diller de fethedilebilir,işgal edilebilir,esir alınabilir, vurulup,öldürülebilirler.

-ilginç bir yaklaşım

Evet,aynen böyledir. Bir ülke fethedildiğinde fethedenin dili yerli halkların diline sızmaya başlar. Komşu halklarla münasebetler  ödünç kelimeler alınmasına, bazılarının fethedilip bazılarının kısa bir süre kullanıldıktan sonra bırakılmasına neden olur. Ticari alış verişler sadece mal alış verişiyle  sınırlı kalmaz, bazen kelimeler de satın alınır.  Dünyada teknoloji satan ülkeler aynı zamanda ürettikleri teknolojinin adını,dilini,hatta kültürünü  de satmaktadır.Kargolarda sadece ticari eşya gelmez,onların kültürü de gelir. Bugün dilimize giren bir çok kelime bu yolla girmiştir.Televizyon,telefon,radyo,futbol,korner,hentbol,pasaport,video,flaş disk,cd,analiz,asansör,diyet,benzin,küvet,helikopter,gazoz,general,dizayn,döküman,versiyon, izolasyon, gibi. Daha bir çok kelime sayabiliriz.

-Sadece teknoloji ile mi?

Hayır,kelime almanın yollarından sadece biridir bu. Bir dini kabul edenler o dinin dilini de alırlar. O dine ait kavramları, o dinin dili ile adlandırırlar.Arapçadan dilimize geçen bir çok kelime dini kavramlarla ilgilidir ve dilimize girerek onun bir parçası olmuşlardır.Bu her dil için böyledir. Küreselleşme ile birlikte diller giderek melezleşmektedir. Hakim diller, gittikçe daha çok yerel ve az konuşulan dillere nüfuz etmektedir. Teknolojiye intibak, yeni kelimeler iktibas etmeyi zorunlu kılmaktadır. Bir dil,  yeni objeleri  ya yeniden adlandırır, ya da olduğu gibi adıyla birlikte kabul eder. Güçlü diller  kendi mantıklarına bağlı kalarak yeni kelimeler üretirler,ama her dil bunu yapamaz.

-İsterseniz o kadar detaya girmeyelim, bir farklılık göstergesi olarak dili, Kürtçeyi gösterenlere ne diyeceksiniz? Bu bir fark değil mi?

Farktır, lakin her fark kavga sebebi olabilir mi? Dil farkı menşe farkının karinesi değildir. Demin ifade ettiğim gibi diller de insanlar gibi  ölümlüdür. Konuşan kimse kalmayınca  hayatiyetlerini kaybederler. Dili şu veya bu sebeple ölmüş topluluklar var. Dil değiştirenler var. Aynı ana dile sahip olup,tarihin,coğrafyanın,sosyolojinin getirdiği mecburiyetler dolayısıyla dili farklılaşanlar var.Bunu kısaca izah etmiştim. Eğer dil üzerinden gideceksek Kürtçe, gramer ve kelime dizilimi  bakımından Farsçaya benzer, hatta Farsçanın bir alt kolu olduğunu iddia  eden bir sürü araştırmacı var.[3] O zaman Kürtlerin kendilerini Farsi olarak tanımlamaları lazım. Ama tanımlamıyorlar. Biz İrani de değiliz diyorlar. Dil farkı, farklı bir menşeden gelmiş olmanın tek başına delili olmaya yetiyorsa, niçin bizim  soy kökümüz İran'dır,biz etnik olarak Farsiyiz diyemiyorlar?

-Burada kendileriyle çelişiyorlar diyebilir miyiz?

Sadece   bu konuda değil bir çok konuda çelişiyorlar. Eğer kendinizi dil ile izah ediyorsanız o zaman sizinle dilimiz farklı olduğu için sizden farklıyız, İran ile dil yapımız benzer olduğu için aynı kökteniz demeleri gerekir. Dil yapımız aynı, Hint-Avrupa dil topluluğuna mensubuz ama Fars kökenli değiliz. Peki o zaman İranlılarla farklı olduğun kanaatine neden olan ne,hangi kriter sizi bu sonuca götürüyor? Bunun slogan vari ifadeler dışında bir izahı yok. Kaldı ki Kürtçe tabiri de sorunlu bir tabir. En azından bu coğrafyada  yakın geçmişe kadar konuşulan diller Kürtçe başlığı ile isimlendirilmezlerdi. Kurmanci denilirdi,Zazaki denilirdi, Gorani veya Sorani denilirdi. Her bölgede konuşulan diller farklı adlarla adlandırılırdı. Doğuda Kürtçe biliyor musun diye sorulmaz Kurmanci biliyor musun diye sorulur.Hala da bir çok yerde öyledir. Bununla Kürt veya Kürtçe kavramlarının yeni olduğunu söylemiyorum. Konuşulan bölgesel dillerin Kürtçe şemsiyesi altına alınmasının, tek bir dilin türevleri gibi takdim edilmesinin nispeten yeni olduğunu söylüyorum.

-Bir kaç yıl önce bölgeye yaptığım seyahatlerde ben de buna tanık oldum.

Bu dilin, lehçe,şive veya ağızların çoğu birbirini anlamaz. Bazıları müstakil bir dil kadar birbirine uzaktır. Ayrıca her birinin alt ağızları vardır. Onların bazıları da birbirini anlamakta güçlük çeker. Mesela, Elazığ-Malatya-Adıyaman hattının konuştuğu Kurmançca  Siirt,Bitlis,Şırnak ve Hakkari Kurmançasını anlamakta güçlük çeker. Zazaca konuşanla Kürtçe konuşan birbirini anlamaz. Soranice Kurmanççadan daha uzak ve daha Farsça ağırlıklıdır. Dersim Zazası ile Bingöl Zazası birbirlerini anlamazlar.Minorsky, Zazacanın Kürtçeden  tamamen ayrı ve müstakil bir dil olduğunu söyler.[4] Şimdi bir çelişki de bu noktada ortaya çıkıyor. Dilimiz farklı öyleyse farklıyız diyenler sıra Zazacaya gelince, dilimiz farklı biz Zaza'lardan farklıyız diyemiyorlar.Bütün farklılık iddialarını dil üzerine kuranlar sıra Zazacaya gelince bu argümanlarını yutarak ısrarla Zazaların Kürt olduğunu söylüyorlar.

-Mesele dil farkıysa,aralarında -dil farkı-bulunan toplum kesimlerini birbirinden ayırmak gerekmez mi?

-Bu mantıkla hareket ettiğiniz zaman evet, ama bu işin mantığı yok.İdeolojik yapılar temel kabullerinde mantık aramazlar.Dil, farklı kökenden gelmeyi izah etmeye yetiyorsa o vakit birbirini anlamayan yahut anlamakta güçlük çeken dil topluluklarını  kendinizden saymayacaksınız. Bugün Kurmançca konuşan biri  Goranice konuşan birini anlayamaz. O zaman nasıl bu iki dili birbirinin türevi, iki toplumu da akraba topluluk sayacaksınız? Zazaca'da öyledir.Kurmançça ve Gorancadan çok farklıdır. Türklükle aralarına dil farkını koyanlar  benzer farklara sahip Kurmançca ve Zazaca ile aralarına niçin dil farkını koymuyorlar? Bu sadece bir çelişki değildir, farklılık iddialarının ideolojik temellerinin sağlam olmadığını gösterir.

-Dediniz ki bu dil veya lehçelerin Kürtçe başlığı altında takdimi nispeten yenidir. Niçin  birbirini anlayamayacak kadar birbirine uzak olduğunu düşündüğünüz bu dil veya lehçeler Kürtçe altında toplandı?

Gayet açık, bu dil toplumlarını tek çatı altında birleştirmek,tek toplum haline getirmek için.Kendini Kurmanç,Zaza veya Soran diye tanımlayanlara Kürt kimliği kazandırmak için. Ortak bir hafıza oluşturmak için.Bir başka ifadeyle ulus inşası için.

-Bu noktada asimilasyondan şikayet edenler bizzat kendileri farklı dil ve toplumları asimile etmiş olmuyor mu?

Onlar buna asimilasyon demiyor. Aynı toplumun parçalarını birleştirmek, ulus haline getirmek diyor. Bunu yaparken de bu dillerin bazıları ölecektir. Aynı şeyi bu topluluklara başkaları yaptığı zaman buna asimilasyon,dil soykırımı,kültürel jenosit diyorlar.İdeolojik körlük aynı eylemi farklı  şekillerde takdim edebiliyor. Zazacanın Kurmançça veya diğer lehçelerle alakasının bulunmadığını,müstakil bir dil olarak değerlendirilmesi gerektiğini bir çok  bilim adamı söylüyor. Oscar Mann,W.Lentz,İ.M.Oransky,J.Genzor, A.Dilaçar bu isimlerden bazılarıdır.[5] D. N. Mackenzie, Zazaca’nin Kürtçeyle ilişkisinin olmadığı kanıtlamıştır[6].Zazaların büyük bir çoğunluğu da kendilerini Kürt olarak değil, Dimilli veya Zaza olarak tanımlar.Kendilerini Kürtlerden ayrı bir kategori olarak görürler.Buna rağmen ayrılıkçı hareket ısrarla Zazaların Kürtlüğüne vurgu yapar, altına girmek istemedikleri Kürtlük mihveri altına sokmaya çalışır. Kürtler Turani bir ırktır,Türklerle akrabadırlar, bazı bilimsel çalışmalar buna işaret ediyor diyenlere asimilasyonist, ırkçı yaftasını yapıştıranlar,sıra Zazalara geldiğinde  bu argümanlarını unuturlar. İşin bir başka boyutu da duygusal boyutu,hissiyat boyutudur.

-Ben de onu soracaktım?

Sen sormadan ben söyleyeyim o zaman. Türklerle Kürtlerin  aynı menşeden gelmiş olabileceği  iddialarına karşılık  çok köşeye sıkıştıklarında hep şu tezi ileri sürerler:Kendimizi farklı hissediyoruz. Kendini Kürt hissedeni zorla Türkleştirecek misiniz veya insanlar kendilerini ne olarak hissediyorlarsa odur,derler.Bir meselenin sadece  hissiyatla izah edilecek noktaya gelmesi demek o meselenin mantıki açıklaması yok demektir.İnsanlar kendilerini nasıl hissediyorlarsa odur mantığının altında yatan budur. Bu bir savunma değil,savunamama,izah edememe,gerekçe bulamama halidir.  Tam bu noktada şu soru anlamlı olur: Bir etnik kökene mensubiyet için -hissiyat- yetiyorsa kendini Zaza veya Dımilli hissedenlere niçin tepki gösteriyorsunuz? Niçin zorla aynı çatı altına sokmak istiyorsunuz? Bu mantık aynı zamanda bizi ulus denen kavramı sadece hisle tanımlamaya götürür. Yani  ulus dediğimiz topluluk, ortak kültürel kodlara sahip topluluklara verilen isim olmaktan çıkar mensubiyet hissine dönüşür.  Ulus'un böyle bir tarifi yoktur. Lakin mensubiyet hissi bütün öteki unsurların olması halinde anlamlıdır. Tek başına hiç bir şeyi izah etmeye yetmez. Hele millet gibi bir kavram sadece hissiyatla izah edilemez. Böyle bir izah da yoktur.

Diyelim ki yoktur? Ben böyle hissediyorum diyene zorla hayır öyle değil böyledir diyebilir misiniz?

Diyemezsiniz,insanların duygularına müdahale olmaz. Kimse de öyle değil böyle hisset demiyor zaten. Bu bir çarpıtmadır. Kürtlerin kökeni ile ilgili faraziyeler arasında Türklüğü saydığınız zaman bu tepkiyi gösteriyorlar.Bu hislere müdahale değildir, diğer ihtimaller kadar bu ihtimalin de olduğunu söylemektir. Kürtlerin hislerini değil, mantıklarını hedef alır. Diğer ihtimalleri dillendirmek ne kadar meşru ise bu da o kadar meşrudur. Burada gözden kaçırılmaması gereken şudur: Hisler  değişkendir, sabit,durağan veya statik değildir. Bugün başka yarın başka bir şey hissedebilirsiniz. Hisler  her zaman mantığa bağlı da kalmazlar. Bir şey değişebiliyorsa size düşen doğru bildiklerinizi kimseyi bir şeye icbar etmeden söylemektir.

[1] Ziya Gökalp,Türkçülüğün Esasları,İstanbul,Milli Eğitim Basımevi,1976,s,18

[2] Mustafa Çalık,Milli Kimlik,Milliyet,Milliyetçilik,Ankara,Cedit Neşriyat,2008,s,26

[3]Martin van Bruinessen,Şeyh,Ağa,Devlet,İstanbul,5.b,İletişim Yayınları,2008,s,41, bknz,D.McDowel,Modern Kürt Tarihi,s,32

[4] .Zazaca’nın, Kürtçeden tamamen farklı olduğu V. Minorsky, Prof. Haddank, Prof. David Mac Kenzie, Ingmar Sauberg, Terry L. Todd, W.B. Lockwood, T.M. Jhonstone , Prof. Dr. Gouchıe Kojima ve Jost Gippert gibi dilbilim adamları tarafından kesin bir dille ifade edilmiştir.bkz:Bingöl üniversitesi Zaza Tarihi ve Kültürü Sempozyumu Bildirisi. https://wikisource.org/wiki/Uluslararas%C4%B1_Zaza_tarihi_ve_k%C3%BClt%C3%BCr%C3%BC_sempozyumu_bildirisi,erişim,05.08.2017

[5] Ahmet Buran,Türkiye'de Diller ve Etnik Gruplar,Ankara,Akçağ Yayınevi,2012,s,227

[6] https://wikisource.org/wiki/Ul...


(KÖKEN MESELESİ başlığı ile yarın devam edecek...)

http://www.enpolitik.com/haber/316450/kitap-oku-kurt-sorunu-mu-devletlesme-sorunu-mu--5--kulturel-kodlar.html

Sizin Yorumunuz:

*
*