Kitap oku: Kürt Sorunu mu? Devletleşme Sorunu mu? -1-

Hukukçu Dr. İrfan Sönmez'in adından çokça söz ettiren, okuyucunun teveccühünü kazanmış ve tarihe not düşen kitabı: ''Kürt Sorunu mu? Devletleşme Sorunu mu?'
Eklenme Tarihi: 26.09.2019 11:53:00 - Güncellenme Tarihi: 26.09.2019 11:56:28

Hukukçu Dr. İrfan Sönmez, son kitabı 'Kürt Sorunu mu? Devletleşme Sorunu mu?' adlı kitabı ile adından çokça söz ettirirken, enpolitik olarak, tarihe not düşen ve önemli bir kaynak oluşturan bu kitabı, siz değerli okuyucularımızla okuma etkinliği teması ile parça parça paylaşıyoruz...

İkinci baskısı ile okuyucu karşısına çıkan kitap, önsöz ile başlayıp, takdim yazısı ile devam ediyor... Konuya girişin yapıldığı kitapta ilk soru 'Kürt sorunu nedir' oluyor. Beğenilerinize: 

 

KÜRT SORUNU ASLINDA NEDİR?

-Bugün bir çok çevre beka sorunuyla karşı karşıya olduğumuzu bunun nedeninin etnik milliyetçilik veya  Kürt meselesi olduğunu söylüyor. Siz  bu tespite katılıyor musunuz, gerçekten en büyük sorunumuz bu mudur?

Elbette katılıyorum.Yetmişli yılların sonundan beri  Kürt sorununu  konuşuyoruz. Bir mesele 40 yıldır hiç ara verilmeksizin konuşuluyorsa o mesele o ülkenin en önemli sorunudur.Kırk yıl konuşmak o meselenin sadece en önemli sorununuz olduğu anlamına gelmiyor,aynı zamanda  kırk yıldır o sorunu çözemediğiniz anlamına da geliyor. Ayrıca, bunun daha öncesi de var.Bir buçuk asırdır aynı sorun şu veya bu yoğunlukta gündemimizi işgal ediyor.

-Önemi kırk yıldır konuşuluyor olması yahut tarihi bir arka plana sahip olmasından mı kaynaklanıyor.

Hayır,kırk yıldır çözülemeyecek kadar girift,zor ve derin bir problem olmasıdır. Başka sorunlarımız da var. Ama çoğu dönemsel olarak konuşulmuş, gündemden düşmüştür. Bir mesele -gündemden düşürülmüyor-  mütemadiyen harlanıyor,canlı tutuluyorsa çok ciddi sonuçlar elde edilmesi amaçlanıyor demektir. Önemi,vahameti  buradan kaynaklanıyor.

-Peki amaç nedir sizce?

Amaçtan önce teşhisin doğru konulması gerekir. Teşhis doğru olmazsa bir meseleyi 40 yıl  konuşmakla kalmaz,kaybedersiniz.Bu tip problemler uzadıkça  derinleşir ve kaybetme ihtimali artar.Zaman aleyhe işler. Çözülemiyor kanaati yerleşir,önce kazanma inancını, sonra toplum desteğini yitirirsiniz. Bu ikisi bir araya gelince kaybetmek kaçınılmaz olur.

-Sizin teşhisiniz ne,bazıları Kürt meselesi, bazıları terör, diğer bazıları demokrasi  veya az gelişmişlik sorunu diyor,sizce hangisi?

Bence hem hepsi, hem hiç biri. Olayın bir terör boyutu vardır, etnik boyutu vardır,ekonomik boyutu vardır,demokrasi eksikliğine,uygulamalardaki yanlışlıklara dayanan boyutu vardır. Bu yönüyle hepsidir. Ama olayı tek bir sebebe irca ederseniz, hiç biri derim.Çünkü tarihi olaylar tek sebebe indirgenemez,bir çok sebep vardır,bazıları asıl,bazıları tali sebeptir. Bu tespitlerin her biri olayın sadece bir yönüne ışık tutmaktadır. Sadece birine odaklanır, diğer nedenleri görmezden gelirseniz teşhisteki eksiklik mücadele ve tedaviye de yansır. O zaman aynı konuyu  kırk yıl konuşur durursunuz. Ayrıca,  bu sayılanlar   problemin gerçek sebebi değildir,esas sebep  nedense görmezden gelinmekte,etrafında dolanılmakta ama bir türlü açıkça telafuz edilmemektedir.

-Siz söyleyin o zaman esas sebebi?

Esas sebep, Türkiye topraklarının bir kısmını da içine alan  bir PKK devletinin kurulmasıdır. Vatan toprağının parçalanmasıdır. Vatan çocuklarının birbirine düşman edilmesidir.Sevr'de gerçekleştirilemeyenin 21.yüzyılda gerçekleştirilmesidir. Yani Kürt sorunu dediğimiz şey aslında bir devletleşme sorunudur. Diğer sebepler talidir, bu hedefe ulaşmanın bahaneleri, gerekçeleri,araçlarıdır.Bunu iyi anlarsak mücadeleyi de doğru yaparız.

-Yani bir demokrasi  sorunumuz yok mu?

Sorunuza sizin üslubunuzla cevap vereyim,yani PKK demokrasi mi istiyor? Bunun için mi ayağa kalktı?Bunun için mi kadın,çocuk,yaşlı,genç,sivil,asker demeden öldürüyor? Demokrasimizde eksikler olabilir, hatta vardır da. Mükemmel bir demokrasiye, yönetim anlayışına sahip değiliz. Devlet olarak binlerce yıllık bir tarihimiz var ama cumhuriyet ve demokrasi formunda yeni sayılacak bir devletiz. Eksikler vardır. Onları gidermenin yolu,kan dökmek,isyan etmek, toprak istemek değildir.Bir yerde toprak ve egemenliğin paylaşılması talebi varsa orada demokrasi de öteki gerekçeler de birer bahanedir. Probleme demokrasi sorunudur diyebilmemiz için hemen arkasından şunu diyebilmemiz lazım: Gelişmiş bir demokrasiye sahip olsaydık Kürt sorunu olmazdı. Bunu diyebiliyor muyuz,diyemiyoruz. Çünkü en gelişmiş demokrasilerde bile benzer sorunlar var.İspanya'da Bask ve Katalonya,Kanada da Quebec ayrılıkçılığı gibi.

-Sorunu demokrasi düzleminde ele alanlar bunu bilmiyorlar mı?

Sizden,benden iyi biliyorlar. Demokrasideki eksikleri ayrılıkçı hareketi meşrulaştırmak için kullanıyorlar. Siz bu ülkede -terör bağlamında-demokrasi yok,adalet yok,eşitlik yok, derseniz aynı zamanda terör örgütü bundan dolayı var, demiş olursunuz.  Meseleyi demokrasiye,yahut eşitsizliğe bağlamak terörün arkasındaki gerçek nedeni gizleyeceğinden toplumsal tepkileri azaltmaya yarar. PKK'nın toprak istemesine toplumun göstereceği tepkilerle,demokrasi,eşitlik,adalet gibi herkes tarafından paylaşılan değerlerle yola çıktığı iddiasına gösterilecek tepkiler bir olmaz. Bu yolla hem toplumsal tepkiler zayıflatılıyor, hem de kafa karışıklığı yaratılıyor. Dönün topluma bakın, herkesin kafasında farklı bir Kürt sorunu var. Örgütler için en önemli hedeflerden biri toplumu nötr hale getirmektir. Kafası karıştırılmış bir toplum olaylara nasıl tepki vereceğini bilemez.Neyin doğru neyin yanlış olduğunu hesap edemez.  Tereddüt içinde kalır. Tereddüt de asla net pozisyon almaya müsaade etmez.

-Son yıllarda yaşanan çelişkili politikaların nedeni bu mu?

Sebeplerinden biri budur. Öyle olmazsa bu meselede böyle bir uçtan öteki uca savrulan politikalar izlenmezdi. Vatandaşın kafasının karışık olmasından daha kötü olan ülkeyi yönetenlerin kafa karışıklığıdır. Çünkü, bu problemleri çözme mevkiinde olanlar onlardır.Kafa karışıklığı doğru politikalar geliştirmeye izin vermez. Alınan kararlarda sebat etmeyi zorlaştırır,o mu doğru bu mu doğru kararsızlığı, bir politikayı ısrarla sürdürmeyi zorlaştırır. Halbuki, bu tip problemlerde en önemli şey kararlılıktır. Karşı taraf sizde politik tutarlılık ve kararlılık görmediği zaman  hedefe varacağını düşünür. Çaresiz kaldığınız kanaatine varır,umutlanır.Bu da terör örgütleri için en önemli motivasyon kaynağıdır.Sizin tereddütleriniz, karşı tarafın gücü olur.

-Kürt meselesinde konuşanlar hep söze eleştiri yaparak başlıyor,şu yanlış,bu eksik... böyle bir yöntemin çözüme katkısı olabilir mi? İnsanlar eleştiri değil,bu meselenin nasıl sonlanacağını bilmek,öğrenmek istiyor?

Eleştiri olmadan eksikleri, yanlışları ortaya koymak mümkün mü? Tabi eleştiri olacak. Bazıları bundan niye rahatsız oluyor anlamıyorum. Bir yanlış varsa, yanlıştır demekten daha tabii ne olabilir? Bundan kimse gocunmamalı. Bir şeyin yanlışını göstermeden doğrusunu gösteremezsiniz. Bugün geldiğimiz nokta eleştirilere, yol gösterici tenkitlere kulak tıkamanın bir sonucu değil midir? Her şeyi biliriz kibri, yönetenlerin önündeki en büyük tuzaktır. Bu tuzağa düşenler beraberlerinde ülkeyi de tuzağa düşürürler. Biri bunu görüyorsa uyarma görevini yapmalıdır. Önünüzde bir uçurum var, bunu görenlerin iki tür tepkisi olur. Bir grup, dur gitme bu yol yanlış diye bağırır,bunlar sadece eleştirenlerdir. Bir diğer grup da  o yol yanlış,sağa veya sola dön öyle devam et diye bağırır. Bu gruptakiler hem eleştiren, hem yol gösterenlerdir.İkisi de faydalıdır. Birinci grup en azından uçuruma düşmekten kurtarmıştır. İkinci grup, fazladan uçurumu nasıl dolanarak geçeceğini göstermiştir. Bana, önün uçurum,olduğun yerde kal diyenden niye rahatsız olayım. Herkes Kürt meselesinde  uzman değil ki.Yol gösterme mevkiinde olanlar, bu meseleyi uzmanlık konusu haline getiren,üzerinde kafa yoranlardır. Birinciler eleştirecek, ikinciler hem eleştirecek hem yol gösterecekler. Kaldı ki her eleştiri de içinde birazcık yol göstericilik iddiası taşır. Bir şeye yanlıştır demek de bir nevi  yol göstericiliktir. Uçuruma doğru gitme, diyen aynı zamanda rotanı,politikanı da değiştir demiş olmuyor mu? Bu az şey midir? Eleştirilerden rahatsız olmamak lazım. Güçlü politikacılar eleştirilerden değil, doğru yanlış ayırt etmeden alkışlayan,destekleyen,dalkavukluk yapanlardan rahatsız olur. Siyasetçileri ateşe sürükleyenler eleştirenler değil,pohpohlayanlardır.

(Yarın SORUNU DOĞRU ANLAMAK...Peki bu iş nasıl sonlanacak,nasıl çözülecek? sorusu ile kitap okumaya devam edeceğiz)


İRFAN SÖNMEZ KİMDİR?

1959 yılında Elazığ'da doğdu.İlk Orta ve Lise tahsilini aynı ilde yaptı.İki yıl Manisa Spor Akademisinde,bir yıl Elazığ Fırat üniversitesi Tarih bölümünde okudu. 12 Eylül darbesi ile birlikte tutuklandı.Manisa ve Konya Ülkücü kuruluşlar davasından 10.5 yıl tutuklu kaldı. Çıktıktan sonra Ankara Hukuk Fakültesini bitirdi. Yüksek lisansını Uluslararası Ticaret ve AB hukuku üzerine İstanbul Ticaret Üniversitesinde yaptı.Çeşitli dergi ve gazetelerde yazıları yayınlandı. Kürt Meselesini merkez alan ilk kitabı, Ana Dille Eğitim, Millyetçilik ve AB Hukuku isimli kitabı 2014 yılında yayınlandı. Yazar iki çocuk babasıdır.

http://www.enpolitik.com/haber/316364/kitap-oku-kurt-sorunu-mu-devletlesme-sorunu-mu--1-.html

Sizin Yorumunuz:

*
*