Yıldıray Oğur: Davutoğlu'nun konuşmasının 27 saniyelik bölümünü ilk kim kesip, dolaşıma soktu?

Karar köşe yazarı Yıldıray Oğur, geçtiğimiz günler kesilerek yayına sunulan Ahmet Davutoğlu'nun 'terör' konuşmasının gerçek yüzünü yazdı.
Eklenme Tarihi: 27.08.2019 08:35:00 - Güncellenme Tarihi: 27.08.2019 16:00:15

Gazeteci yazar Yıldıray Oğur, Ahmet Davutoğlu'nun kesilerek dolaşıma sokulan 'terör' içerikli konuşmasının gerçeğini yazdı. Konuyu bağlamından tamimiyle kopararak, sadece 27 saniyesi kesilen videonun ilk olarak yurtdışında aktif olan FETÖ kaynakları tarafından, ardından ise PKK hesapları tarafından yayıldığını anlatan Oğur, videoda Davutoğlu'nun 7 Haziran ile 1 Kasım sürecinde bizzat kendi Başbakanlığında, kendi talimatı ile terörün kökünün kazınmaya başladığını, videoda ise 'kayyum atamaları'na ilişkin yaptığı yoruma gelen eleştirilere cevap verdiğinin altını çiziyor ve şöyle anlatıyor:

"27 saniyelik bir videoyla Türkiye’nin yakın tarihi yeniden yazılmaya çalışıldı geçen hafta.

“İşte tarihi itiraf” diyenler, savcıları göreve çağıranlar, Meclis komisyonu kurulmasını isteyenler, basın açıklamaları yapanlar...

Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nın Sakarya’da yaptığı konuşmadan sonra yaşananlardan bahsediyoruz.

Karşımızda insanların nasıl sadece kendi önyargılarını, inandıkları doğruları teyit eden bilgi ve haberlerle beslenmeye meyilli olduklarını anlatan bir ‘teyit yanlılığı’ (confirmation bias) örnek vakası var.

Hiç bilmeyenler için kısa bir özet. 

Ahmet Davutoğlu, 23 Ağustos Cuma akşamı Sakarya’da bir konuşma yaptı. 

1 saatlik konuşmadan, ertesi gün sosyal medyaya 27 saniyelik bir video düştü. Dolaşıma sokulan videoda Davutoğlu şöyle diyordu:

“Terörle mücadele konusunda defterler açılırsa, birçok insan, insan yüzüne çıkamaz, bizi bugün eleştirenler insan yüzüne çıkamazlar açık söylüyorum. (Alkışlar) Neden mi? Gelin hafızanızı bir yoklayın, ileride bir gün Türkiye Cumhuriyeti tarihi yazıldığı zaman, eminim en kritik dönemlerden, birkaç aydan biri 7 Haziran ile 1 Kasım arasındaki dönem olarak yazılacaktır.”

Daha sonra sosyal medya paylaşımlarında ve haberlerde videonun bu kısa versiyonu biraz daha özetlendi ve şu hale getirildi:

“Terörle mücadele defterleri açılırsa birçok insan, insan yüzüne çıkamaz. Türkiye Cumhuriyeti tarihi yazıldığı zaman, eminim en kritik dönemlerden, birkaç aydan biri 7 Haziran ile 1 Kasım arasındaki dönem olarak yazılacaktır."

Şimdi partisine muhalif olan, eski bir Başbakan’ın “defterler açılırsa” diye başlayan cümlelerinin ilgi çekmesi şaşırtıcı değil. 

Ama nedense konuşmanın bu 27 saniyesinden bu kadar büyük anlamlar çıkaranlar, konuşdavutoglu diye tagler açanlar konuşmanın tamamını izlemeye gerek görmediler. 

Nasıl olsa kafalarındaki teorileri doğrulayan kısmını duymuşlardı. 

Halbuki bir saatlik konuşmayı izleyince, bu 27 saniyelik cümlelerin, 25 dakikalık bambaşka bir bağlamı olduğu açıkça görülüyor.

Davutoğlu, konuşmasının bu 25 dakikalık bölümünde gün içinde Sakarya’da dolaşırken de bazı protestolarla karşılanması neden olan, Diyarbakır, Mardin ve Van belediyelerine kayyım atanmasını eleştiren tweetleri için kendisini “teröre destek vermekle” suçlayanlara cevap veriyor.

(Muhtemelen çok az insan zahmet edip orijinal konuşmayı oturup izleyecek. Ve bu 27 saniyelik kesilmiş kayıt, yıllarca karşımıza komplo teorilerinde delil olarak çıkmaya devam edecek. O yüzden en azından gerçeği merak edenler için de bir kaynak olsun diye konuşmadan uzun alıntılar yapacağız.) 

Konuya şöyle giriş yapıyor:

Üçüncü bir tepki verdiler özellikle son bir hafta içinde, manipülatif kampanyalarla söylemediklerimizi çarpıtarak, niyetlerimizin ötesinde niyet okuyuculuğu yaparak bir algı oluşturmaya çalıştılar; ne kastettiğimi anladınız.

Bu haftanın başında 3 büyük şehrin belediye başkanı görevden alındı ve kayyum atandı. Şimdi gelin hep beraber bunu ele alalım, konuşalım. Yanlış düşünüyorsak biz de eleştirilebiliriz, ama kimse bize teröre destek suçlamasında bulunamaz.”

Sonra Sakarya gibi milliyetçi, muhafazakar bir şehirde kayyım kararına neden karşı çıktığını anlatıyor ve şöyle bitiriyor.

Şimdi burada demokrasiyi savunmak, o kullanan vatandaşın hakkını savunmak yanlış mıdır?”

Hemen ardından da dolaşıma giren o 27 saniyelik kısım geliyor. Öncesi ve sonrasını kesmeden o bölüm de şöyle: 

“Şimdi sorma vakti bizde, Terörle mücadele konusunda defterler açılırsa, birçok insan, insan yüzüne çıkamaz, bizi bugün eleştirenler insan yüzüne çıkamazlar açık söylüyorum. (Alkışlar) Neden mi? Gelin hafızanızı bir yoklayın, ileride bir gün Türkiye Cumhuriyeti tarihi yazıldığı zaman, eminim en kritik dönemlerden, birkaç aydan biri 7 Haziran ile 1 Kasım arasındaki dönem olarak yazılacaktır. Başbakanlık görevini aldığımda… Bunu izah etmek durumundayım, çünkü bugün Sakarya sokağında bile bu soruya muhatap olduğumuz için kampanya dolayısıyla, mademki böyle bir kampanya yürütülüyor, bunu da ortaya koymak lazım.”

Devamında önce 7 Haziran’dan sonra terörle mücadele talimatını kendisinin verdiğini anlatıyor:

“20 Temmuz Suruç saldırısı DEAŞ’ın, arkasından 21 Temmuz Adıyaman’da askerimizin şahadeti, 22 Temmuz Ceylanpınar’da uyurken 2 polisimizin haince katledilmesi sonrasında, 23 Temmuz’da Büyük Millet Meclisinde çoğunluğu olmayan geçici bir Başbakan olarak bütün güvenlik birimlerini topladık ve dedik ki, bu gece bunların haddi bildirilecek ve bu ülkede tek bir sokakta dahi hendek, barikat, çukur kalmayacak, tek bir yerde dahi sahte mahkeme vari kamu düzenini bozan unsur kalmayacak dedik. (Alkışlar)”

“Ama onlar 7 Haziran-1 Kasım arasını tarihten silmek istiyorlar, biraz sonra duracağım. Bütün o terörle mücadelenin başlangıç talimatının bizim tarafımızdan verildiğini unutturmak istiyorlar. (Alkışlar)”

Sonra da terörle mücadele konusunda bahsettiği defterleri açıyor. Eleştirilerinin hedefinde MHP ve o sırada AK Parti’de kendisini devirmek için hazırlık yapanlar var:

“Peki, neyle karşılaştık? Son günlerde MHP’den bu konuda yoğun saldırılar geliyor. Biz 23 Temmuz’da terörle mücadele talimatı verdikten sonra, bu terörle mücadelenin seyrettiği bütün ilçeleri dolaşıp halkımızla ve askerlerimizle, polisimizle birlikte mücadele ederken, 17 Ağustos’ta Sayın Bahçeli götürdüğümüz 4 hükümet teklifine de, yani uzun dönemli koalisyon, kısa dönemli koalisyon, erken seçim koalisyonu ya da azınlık hükümeti olarak bize destek verin, bu terörle mücadele günlerinde bu ülkeyi hükümetsiz bırakmayalım dediğimizde, bütün bu tekliflere hayır dedi ve bizi terörle mücadelede tek başımıza bıraktılar. Şimdi bizim terörle mücadele konusunda eleştirenler o günlerde sergiledikleri tavrı bir kez daha hatırlamak zorundalar.”

“Bugün AK Partiden dahi birileri bizi teröre destek konusu gibi birtakım ithamlarda bulundukları için şunu da söylemeden geçemeyeceğim:...12 Eylül’de AK Parti Olağanüstü Kongresi vardı, işte burada o kongrede bulunmuş arkadaşlarım var. Ben o vatandaşlarımızın yaralarını sarmak için bütün arkadaşlarım, hep beraber bizler vatandaşlarımızla buluşup teröre karşı omuz omuza vermek için çaba sarf ederken, birileri Ankara’da olağan kurultaya giden AK Parti içinde bana karşı delegeleri harekete geçirmek üzere kongrede ayak oyunları yapıyorlardı. Her şeyi unuttum, her şey bir şekilde arkada bırakılabilir, ama şehit yakınlarının gözyaşlarını dindirirken arkamızda kongre hesapları yapılmasını hiçbir zaman vicdanım kabul etmedi, bugün de etmiyor.”

Yani ortada 7 Haziran- 1 Kasım arasıyla ilgili bir şantaj, ifşaat, komplo teorilerine malzeme olacak bir içerik yok.

Peki, yanlış anlamalara, komplo teorilerine müsait bu 27 saniyelik bölümü o konuşmadan ilk olarak kim kesip, sosyal medyada dolaşıma soktu? 

Sosyal medya hesaplarında küçük bir araştırma sizi Bold Medya hesabı ve sitesine götürüyor. İlk onlar konuşmanın bu kısmını kesip yayınlamışlar.

Bingo. 

Tabii ki bu işlerde mahir olan yurtdışındaki FETÖ’cülerin bir sitesi bu. 

İlk olarak da bu site üzerinden onların popüler trolleri dolaşıma sokmuş. 

Sonra PKK’nın meşhur gazetecileri topu almış ve bu videoyu özellikle sol kesimlerin timelinelarına düşürmüş.

Türkiye’deki zayıf gazetecilik ve yanlı teyit anlayışıyla gerisi de zaten çabuk gelmiş.

Hendek terörü ve 15 Temmuz darbe girişimiyle Türkiye’yi ağır yaralamış, toplumun güvenlik endişelerini artırmış, bu güvenlik endişeleri üzerinden iktidarın sertleşmesine zemin hazırlamış, sonra da arkalarında büyük bir enkaz bırakarak ülkeyi terk etmiş iki terör örgütünün kendi suçlarını ve sorumluluklarını örtbas etmek için her fırsatta komplo teorilerinin arkasında sığınması, kamusal tartışmayı yalan haberlerle zehirlemeye çalışması herhalde sürpriz değil.

Bugünlerde her fırsatı değerlendirerek yeni parti hazırlıkları yapan eski AK Partili siyasetçileri hedef alıp, bonusları toplamaya çalışan fırsatçılar da bir tarafa.

Ama aralarında makul siyasetçilerin, gazetecilerin de olduğu onlarca insanın sosyal medyada gördükleri kesilmiş bir konuşmadan anında bu kadar büyük yargılara varmaları ve 7 Haziran ve 1 Kasım arasında yaşananlarla ilgili inanmaya meyilli oldukları komplo teorileri sahiden korkutucu.

Özetle şuna inanıyorlar; 

‘7 Haziran’da AK Parti sandıkta tek başına iktidar olamayınca, toplumu korkutmak için çözüm sürecini bitirip, savaş çıkardı. Suruç ve Ankara’daki IŞİD katliamlarının arkasında da iktidar var.’

İktidara vehmettikleri büyük güç ve meziyetler bir tarafa, dünyanın en güçlü istihbarat örgütlerine sahip devletlerinin bile tarihinde eşi benzeri olmayan, Homeland dizisinde bile akıllara gelmeyecek bir siyasi komplodan bahsediyorlar.

Peki ortada bu iddialarını dayandırdıkları bir delil, bilgi, belge var mı? 

Belki biz kaçırıyoruz büyük resmi. 

O halde gelin 7 Haziran seçimleri sonrası olanlara bir kere daha bakalım. 

Aslında 7 Haziran seçimlerinden önce Suriye meselesi yüzünden çözüm süreci bitmişti. 

28 Şubat’taki Dolmabahçe Mutabakatı’ndan sonra Kandil’den mutabakatın altını boşaltan açıklamalar gelmiş ve bunun üzerine Erdoğan da Dolmabahçe mutabakatından haberi olmadığını ve onaylamadığını söylemişti. Ama buna rağmen ateşkes devam ediyordu. 

(Daha önce yayınlanmış bir çözüm süreci kronolojisi için. https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/yildiray-ogur/587467.aspx)

 7 Haziran’da AK Parti yüzde 41 oy alarak tek başına iktidar olamadı. HDP de tarihi bir başarı gösterip yüzde 13 oyla 80 milletvekili çıkardı. Normalde bu şartlarda PKK’nın en son aklına gelecek şey silahlı mücadele olmalıydı. Ama PKK’nın aklı böyle çalışmıyor. 

12 Haziran’da Demirtaş'ın Öcalan'ın çağrısıyla PKK'nın silah bırakabileceği açıklamasına KCK yani Kandil şöyle cevap vermişti: "Şunu açıkça vurgulamalıyız ki, PKK'nın Türkiye'ye karşı silahlı mücadeleyi bırakma konusu ve bunun iradesi tamamen bize aittir. Şunu herkes bilmelidir ki HDP, PKK'nin yasal partisi değildir. Dolayısıyla böyle bir çağrıyı HDP yapamayacağı gibi, mevcut İmralı koşullarında bulunan Abdullah Öcalan'ın böyle bir çağrıyı yapması mümkün değildir.”

26 Haziran’da Cumhurbaşkanı Erdoğan, PYD'nin Suriye'nin güneyinde devlet kurma girişimleri, Türkiye'nin askeri müdahalesi tartışmaları üzerine konuştu: “Tüm dünyaya sesleniyorum. Bedeli ne olursa olsun, Suriye'nin kuzeyinde Türkiye'nin güneyinde bir devlet kurulmasına asla müsaade etmeyeceğiz"

29 Haziran’da Karayılan buna cevap verdi: “Açıkça söyleyeyim, eğer onlar Rojava'ya müdahale ederlerse biz de onlara müdahale ederiz; o zaman Türkiye'nin tümü bir savaş sahasına dönüşür. Türkiye yetkilileri halkımızın 6-7-8 Ekim'deki kalkışını unutmamalıdır.”  

11 Temmuz’da KCK barajları gerekçe göstererek ateşkesi bitirdiğini açıkladı: "Özgürlük hareketimizin titiz tavrı istismar edildi. Barajlar ve baraj yapımında kullanılan araçlar gerilla güçlerimizin hedefinde olacaktır. Her tutuklama artık gerilla için bir misilleme nedeni olacaktır. Özgürlük Hareketimiz artık ateşkes tutumunun istismar edilmesini kabul etmeyecek, oyalama yaparak Kürt sorununu çözümsüz bırakan politikalara karşı da tutumunu koyacaktır."

14 Temmuz 2015 günü KCK Eşbaşkanı Bese Hozat, Özgür Gündem gazetesine "Yeni Süreç: Devrimci Halk Savaşıdır" başlıklı bir yazı yazdı, "devrimci halk savaşı ve serhıldan" çağrısı yaptı.

20 Temmuz’da Suruç'ta Kobani'ye gitmek için toplanan SDGH'li gençlerin açıklama yaptığı sırada bir IŞİD'li canlı bomba kendini patlattı, 32 kişi hayatını kaybetti.

20 Temmuz 2015 günü Adıyaman'da PKK'lılar ile askerler arasındaki çatışmada Uzman Onbaşı Müsellim Ünal hayatını kaybetti.

20 Temmuz 2015: KCK Eşbaşkanı Cemil Bayık halkı silahlanmaya ve tünel ve siper hazırlamaya çağırdı: "Halkımız meşru savunma örgütlenmesini ve bilincini de geliştirmeli. Bu sadece askeri güçlerin büyütülmesi temelinde değil, halk olarak meşru savunmasını geliştirmeli. Tüm halkımız silah almalı, bu temelde kendini eğitmeli ve örgütlemeli. DAIŞ ve sömürgeci tüm güçlerin her türlü saldırısına karşı köylerde, kentlerde, mahallelerde yer altı sistemi, tüneller, mevzi sistemi geliştirmeli"

Ve 24 Temmuz’da TSK'ya bağlı jetler Kuzey Suriye'de IŞİD, Kuzey Irak'a PKK hedeflerine hava operasyonu düzenledi. Bu 3 yıl sonra PKK'ya yapılan ilk askeri operasyondu.

Gerisi bildiğimiz savaş, hendekler ve ölümler. 

Bunların hepsi gözlerimizin önünde oldu.

Yani ortada tuhaf bir durum yok.

Şayet, 7 Haziran seçimlerinden sonra, HDP’nin 80 milletvekiline rağmen, Kandil’in yaptığı barajlar yüzünden ateşkesi bitirme açıklamasının ve Bese Hozat’ın Devrimci Halk Savaşı çağrısı yazısının arkasında hükümet yoksa... 

Çözüm sürecini bitirdiği için şüpheli bulunan Ceylanpınar’da iki polisin evlerinde uyurken öldürüldüğü saldırıyı da bir gün sonra PKK üstlenmişti. Daha sonra üzerine türlü spekülasyonlar yapılan bu üstlenme hala HPG’nin ve PKK’nın haber ajansı Fırat’ın sitesinde duruyor. 

https://firatnews.com/kurdistan/hpg-2-polisi-apocu-fedai-timi-cezalandirdi-51114

http://hezenparastin.info/tr/index.php/b-alamalarinmenu-299/3826-adyamanda-catma-tuerk-ordusundan-youn-hareketlilikler

Bu saldırının faili diye yakalananlar daha sonra mahkemede beraat ettiler. Ama bu da saldırıyı PKK’nın yapmadığını kanıtlamıyor. Türkiye’de polis ilk defa yanlış insanları yakalamıyor. Ayrıca bu bir devlet kumpası olsaydı öyle meziyetleri olan bir devlet, fail diye yakaladıklarını herhalde beraat ettirip şüpheleri üzerine çekmezdi. 

Seçim öncesi HDP’nin Diyarbakır Mitingi, Suruç ve Ankara Gar katliamlarını da kimlerin yaptığı, canlı bombaların adları, emir aldıkları kişi ve bağlantıları biliniyor. Bu saldırılarla ilgili yakalanan IŞİD’lilerin ifadeleri açık, mahkemelerde yargılandılar, ceza aldılar. 

Bu katliamlarda emniyetin, istihbaratın ihmallerinden bahsedilebilir, hükümetin bu katliamlar sonrası yeterince duyarlılık göstermemesi, doğru düzgün bir anma bile yapılmaması eleştirilebilir ama bunlar katliamları IŞİD’ın yaptığı gerçeğini değiştirmiyor. 

Bizde çözüm süreci ve seçimler olurken, IŞİD Suriye’de devlet kurmuştu, en güçlü zamanlarını yaşıyordu. Bu kötü bir tesadüf. 

IŞİD sadece Türkiye’de değil, 2015 yılında aralarında ABD, Fransa, Tunus, Danimarka, Lübnan’ın da olduğu 20 ülkede benzer katliamlar yaptı. 2016’da tekrar Paris’te, Brüksel’de büyük katliamlara imza attılar. 

Hiçbirinde aranmayan komploları, sırf Türkiye’de saldırıların bir kısmı iki seçim arasına denk geldiği için Suriye’nin komşusu Türkiye’deki saldırılarda aramanın siyasi öfkeden başka bir açıklaması yok. 

IŞİD’in Türkiye’de kendisine seçtiği hedeflerin de AK Parti hükümetiyle bir ilgisi yok. Saldırmak için Suriye’de savaştıkları YPG’ye yakın HDP’nin bir mitingini, savaştıkları Kobani’ye yardım götüren, oradaki düşmanları YPG içinde savaşan MLKP’nin gençlik örgütlenmesinin toplantısını, yine Suriye’deki düşmanları YPG yüzünden hasım olarak gördükleri örgütlerin düzenlediği Ankara’daki barış mitingini seçtiler. 

Aynı IŞİD sadece 7 Haziran-1 Kasım arasında değil, 1 Kasım seçimlerinin ardından da İstanbul’da havaalanında, Beyoğlu’nda, Sultanahmet’te de katliamlar düzenledi, Antep’te bir düğünde canlı bomba patlattı. 

Evet, 7 Haziran 1 Kasım arasında AK Parti lehine oy değişiminin en önemli sebebi güvenlik ve istikrar endişeleriydi. 

Ama bu korku sahte olarak üretilmiş bir korku değildi. Suriye’deki IŞİD-PKK savaşının Türkiye’ye taşınması, Suriye’deki kazanımlarıyla heyecanlanıp, aynısını Türkiye’de yapabileceğini düşünen, seçimlerde HDP’nin başarısını kendi özerklik tezine onay olarak yorumlayan PKK’nın devrimci halk savaşı başlatması ve en çok da  muhalefet partilerinin bu konjonktürde bile bir araya gelip bir iktidar alternatifi yaratamaması bu korkuları ve istikrar talebini tetikledi. 

1 Kasım 2015’den sonra da PKK, İstanbul Beşiktaş’ta, Vezneciler’de, iki kere Ankara Kızılay’da canlı bombalı araçlarla yaptığı sivil katliamlarla ve arkasında binlerce ölüm ve yıkılmış şehirler bırakan hendek terörüyle ardından gelen bütün seçimlerin sonucuna etki eden bir korku iklimi yarattı, HDP’yi de siyasi alanda yaklaşılması tehlikeli bir partiye çevirerek, kriminalize etti.

Bugün HDP’lilerin ve yakın entelektüellerin CHP’yi kayyım atamaları için daha fazla ses çıkarmaya çağırması o yüzden bir karşılık görmüyor. Bu acı hafıza bu kadar canlıyken, HDP de PKK’yla arasına mesafe koyamamışken CHP’nin kendi kitlesine rağmen hukuksuz kayyım kararlarını net biçimde eleştirmesi ve HDP’yle ilişkisini sürdürmesi bile siyaseten cesur sayılabilir.

O yüzden bugün muhalefetin 7 Haziran-1 Kasım arasında olan bitenle ilgili komplo teorilerine, kendi hatalarına kılıf bulmaya değil, bu acı tecrübelerden ders çıkarmaya ihtiyacı var.

Zaten bir sahte haber cehennemine dönmüş, gerçeğin sürekli eğilip büküldüğü, komplo teorilerinin analizin yerine geçtiği, hiç emek vermeden kanaat sahibi olmanın dayanılmaz hafifliğine kapılmış Türkiye’nin ihtiyacı olan son şey 27 saniyelik bir videodan üretilmiş yeni komplo teorilerinin arkasına saklanarak özeleştiriden kaçan bir muhalefet.

Türkiye’nin gerçekle bağları zaten çok zayıf, lütfen daha fazla çekmeyin!"

http://www.enpolitik.com/haber/315557/yildiray-ogur-yazdi-davutoglunun-konusmasinin-27-saniyelik-bolumunu-ilk-kim-kesip-dolasima-soktu.html

Sizin Yorumunuz:

*
*