Milli Eğitim Sistemi; “Objektif, Kabul Edilebilir ve Uygulanabilir” Olmalıdır

Enpolitik köşe yazarı, iletişim Dr., İTÜ TMDK Sanatçı Öğretim Üyesi, Dr. Göktan Ay ile “Vakıf-Devlet Üniversitesi Sorunları ve Eğitim Fakülteleri” konulu bir röportaj gerçekleştirdik.
Eklenme Tarihi: 21.07.2019 09:52:00 - Güncellenme Tarihi: 21.07.2019 09:52:46

ENPOLİTİK: Vakıf Üniversiteleri, yararlı oldu mu?

AY: “Vakıf Yükseköğretim Kurumları 2018’ adlı rapor, Yükseköğretim Kurulu (YÖK) tarafından yayımlandı. Buna göre, vakıf üniversitesi sayısı 76 oldu. https://www.yok.gov.tr/Documents/Yayinlar/Yayinlarimiz/vakif_yuksekogretim_2018.pdf

YÖK tarafından hazırlanan, kapsam ve yöntem itibarıyla alanında bir ilk niteliği taşıyan raporda, vakıf yükseköğretim kurumlarının akademik, mali ve idari açıdan durumları grafik ve tablolar kullanılarak aktarıldı. YÖK Başkanı Y.Saraç, ‘Yeni YÖK’ olarak, devlet ve vakıf yükseköğretim kurumları ile hep birlikte bilim hayatında sürekli iyileşme ve kalite yolculuğunda ilerleme kaydedeceklerine inandığını söylemiş. İnşallah eksikler tamamlanır ve işlemeyen maddeler işler hale getirilir.

Özellikle  “kalite” konusunda sınıfta kalınıyor. Devam konusuna önem verilmediği, burslu öğrencilerin bir sene sonra puanları düşürülerek, tam ücretli olarak devam ettirilmeye zorlandığı çok konuşuluyor. Bizim aldığımız bilgilere göre, başarı/kalite oranının %50’yi bulmadığı şeklinde.

Vakıf Ün. önce para getiren bölümlere yoğunlaşıyorlar. Bir akademisyene, çok fazla ders/görev/nöbet/tanıtım v.b. yükleyerek, nerdeyse etinden-sütünden yararlanmaya çalışıyorlar.

Vakıf Üniversitelerine duyulan korkunun temelinde, “para için öğrencilerin bilerek sınıfta bırakıldığı”inancı yatmaktadır.Vakıf Üniversiteleri yılsonunda öğrencilerine her ders için ayrı ayrı anketler düzenlemektedir, öğrenciler bu anketlerde Öğr.Elem.ve dersleri değerlendirmekte, puanlamaktadır. Düzenlenen anketlerin neticesinde okul yönetimi bazı Öğretim Elem.ile yollarını ayırmaktadır. Bu, hiçbir devlet üniversitesinde mümkün değildir. Bırakın anketi, mobbing-intihal-taciz v.b. önemli disiplin suçları bile “unvana göre değerlendirilmekte”, çoğunlukla “bir defaya mahsus uyarı” ile sonlanmaktadır.

Devlet Üniversitelerinde 2-3 TL’ye olan yemekler, Vakıf Üniversiteleri’nde 8-12 TL’dir.Vakıf ün. öğrencisinin zengin olduğu anlayışı ile, Devlet Üniversitesi’nin yakınında bulunan bir kafe de çay fiyatı 1-2 TL, Vakıf Üniversiteleri’nin çevresinde  3-4 TL arasıdır.

Son yıllarda, Vakıf Üniversiteleri’nde bir siyasi yapılanma olduğu görülüyor. Özellikle, Hükümet tarafından desteklenen ve yol gösterilen birçok vakıf, nasıl oluyorsa; üniversite kuruyor ve kısa zamanda büyük öğrenci potansiyeline sahip oluyor. Medyada destek veren birçok kişi, bu kurumlarda çeşitli görevlerle yer alıyor. “Bir görüşe sahip” emekli akademisyenleri toplamak, araştırma-vizyon-üretim ve gelişmeyiv.b. önemseyen üniversite anlayışıyla uyuşmuyor. Mesela Yeniyüzyıl Ün. Rektörü, nerdeyse her akşam TV’de ve sürekli CHP’ye saydırıyor. İstinye Ün. de, kadroda yer alan isimler, TV’de sürekli muhalefete çatıyor. Gaziantep İslam Bilim ve Teknoloji Üniversitesi Rektörü Sn.N.Hatipoğlu, 24.kez Hacca gidiyor, sürekli geziyor, TV’ye çıkıyor, konferanslar veriyor. Sn.Cumhurbaşkanımızın oğlu Bilal Erdoğan, sadece “Yüksek Lisans” derecesi olmasına rağmen, yanılmıyorsam 7 Üniversite Mütevelli Heyeti Başk.Vekili veya  Üyesi olarak yer alıyor. Dolayısıyla, bu üniversiteler, kolayca Sn.Cumhurbaşkanı’na  ulaşılıyor, çözümler hızlı oluyor, kadrolar hemen veriliyor. Bu arada B.Erdoğan’ın, bugüne kadar, akademisyenlerin bir sorununa sahip çıktığı/dile getirdiği görülmedi. Sürekli soyut söylemlerde bunuyor. Genellikle,kurumlara atamalar/görevlendirmeler/konferans davetleri/söyleşiler  v.b. bu üniversiteler akademisyenlerinden seçiliyor.Bu şekilde; yeni nesil bir gençlik yetiştirileceği iddia ediliyor.

Ancak, toplum tam tersi fikirde; “yeni gençlikten”kimse memnun değil…


Bu konuları “Akademik Barış” ta, bir özel Vakıf Üniversitesi’nde ders veren, programcı Michael Kuyucu ile de konuşmuştuk.

Sn.Kuyucu; 08 Aralık 2018’de,İstanbul Yükseköğretim Platformu tarafından düzenlenen ‘Yükseköğretimde Sorunlar ve Çözümler Çalıştayı’nda vakıf üniversitelerini anlatmıştı.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2698/akademisyenlerin-guncel-sorunlari-ve-cozumleri-calistayi-yararli-oldu-mu.html

ENPOLİTİK: Devlet-Vakıf Ün. nasıl birlikte ele alınabilir?

AY:Bir yıl önce yazmıştım.

Devlet-Vakıf Üniversitesi ikilemi, Kitap yayını, Yabancı dil, Lisansın önemi…(2)

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2718/devlet-vakif-universitesi-ikilemi-kitap-yayini-yabanci-dil-lisansin-onemi2.html

Üniversitelerin ortak sorunu;

Yabancı dil barajının öncelenerek, bilim/sanatın ikinci plana atılması,

Yabancı dili geçen herkesin, kesin Doç. olması,

Eseri/yayını olmayanların Doç./Prof. olması,

“Basılacak eser” diye dosyaya konulan “eserlerin!”, yıllar geçtiği halde basılmaması,

Yabancı dil sorularını çalan, jürileri ayarlanarak unvan alan, etik olmayan, liyakatsız, ehliyetsizbir çok Doç./Prof.’un akademide yer alması...

Kısaca; "Öğrencilerine bir yabancı dili öğretemeyen, Türk eğitim sistemini sorgulamak" kimsenin işine gelmiyor.

Türkçe’nin gelişmesine, ana dilin birinci dil olmasına, “söylemlerde bulunuluyor”, ama kimse destek vermiyor, gerekeni yapmıyor. Gazeteci O.Eğin (Habertürk/19.07.2019)çok güzel yazmış;

https://www.haberturk.com/yazarlar/oray-egin/2505728-bir-de-ingilizcesi-olsaydi

Devlet Üniversitelerinin, yıllardırçözülemeyen sorunları var. En başta, çalışanın;öncelenmediği, ezdirildiği, ötekileştirildiği, mobbingin çok olduğu, cezasız bir sistem. Bir kere kadroya geçtiniz mi, sessiz ve eleştirel değilseniz, varlığınız rahatsızlık vermez ve emekli oluncaya kadar yaşarsınız.

Vakıf Üniversiteleri’nde ise; yoğun çalışma/görev/sorumluluk ve bir yıl sonra sözleşmenin yenilenmemesi durumu!...

ENPOLİTİK: Eğitim Fakülteleri’nde durum nasıl?

AY: Eğitim Fakültesi sayısı 93, öğrencisi sayısı 221 bin 530. Her 10 üniversite öğrencisinden 1'i öğretmen yetiştiren fakültelerde okuyor. Peki, nicelik tamam da, nitelikte durum nasıl? Maalesef, iyi diyemeyeceğiz. Çünkü, eğitim sistemleri ile o kadar çok oynandı ki, artık aslı unutuldu.AK Parti Hükümeti’nde 7 Bakan değişti, yedisi de çok başarılıyım dedi ve kitleler her değişimi alkışlarla/övgülerle karşıladı. Sonuç: “Sn.Cumhurbaşkanı eğitim ve kültürde gelinen noktadan memnun değilim” dedi. Şimdi de; “Öğretmen Yetiştirme Süreci’ni baştan ele almayı planlayan MEB, “Yükseköğretim Eğitim Programları Danışma Kurulu” adı ile üçüncü kez YÖK’te toplandı. Toplantıda, önümüzdeki süreçte eğitim fakültelerinin MEB’in istihdam politikası ve ihtiyaçlarına göre öğrenci alması ve bazı fakültelerdeki bölümlerin de kontenjanlarının azaltılması kararlaştırıldı.” Sanki, bu konular daha önce konuşulmamış/ele alınmamıştı!.. MEB arşivinde ve şuralarda alınan kararlarda o kadar çok doğru karar var ki, ama, çoğu uygulanamadan Bakan değişikliği ile kadük oldu. Çünkü, yeni Bakan eskisini reddetti, en akıllı benim ki Bakanım dedi ve eğitimi baştan yaratmaya çalıştı.O nedenle, yine ümitsizim!..

ENPOLİTİK: Öğretmen olarak atama bekleyen, Eğitim Fakültesi öğrencilerinin köy-kasaba ile bağlantısı var mı?

AY: Ne gezer!.. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Türkiye nüfusunun 80 milyonu, İstanbul nüfusunun da 15 milyonu geçtiğini açıkladı. İl ve ilçe merkezlerinde yaşayanların nüfusa oranı %92,5. Türkiye nüfusunun yüzde 92'si il ve ilçelerde yaşamayı tercih ederken, köy ve beldelerde yaşayan nüfus geçen yıl itibarıyla 6,1 milyon oldu.

“Köylü milletin efendisidir” veciz sözünü biliyoruz. Mahmut Makal’ın; “Bizim Köy” adlı eserini şimdiki öğretmen adayları biliyor mu acaba? Öğretmenler, köylerde neden staj yapmıyor? Şimdiki öğretmenler köyde kalmıyor; sabah 8.30’da servisle köye gidiyor, derse giriyor, köylü ile muhatap olmadan, köy kahvesine uğramadan servise binip saat 15.00 de evine dönüyor. Köy, nasıl gelişecek? Bu, nasıl öğretmenlik? Misyonu nerde?

Bu konuda bir çalışma/gelişme ortada gözükmemekte, palyatif çözümlere gidilmeye çalışılmaktadır.

Sadece formasyon eğitimi altında bilgi vermekle, “yaşama gerçeği” öğretilemez? Zaten, formasyon derslerinin, artık; kurumların ve akademisyenlerin “ek maddi gelir kaynağı” olduğunu bilmeyen yok. Pedagojik Formasyon’u; kaldırmak/kaldırmamak değil, “lisans sitemi” içine alınarak rehabilite etmek şarttır.

Unutmayalım, “gidilmeyen köy, bizim köy değildir.”

ENPOLİTİK: Eğitim Fakülteleri’nde, ençok değişen ve tartışılan alan “müzik eğitimi programları” Neden?

AY: İnsanların yaşantısında vazgeçilmez bir yere sahip olan müzik,Prof.AliUçan’a göre (1997, s. 10); “duygu, düşünce, tasarım ve izlenimleri, belirli bir amaç ve yöntemle, belirli bir güzellik anlayışına göre birleştirilmiş seslerle işleyip anlatan estetik bir bütündür.

Ülkemizde, Cumhuriyet’imizin kurulması ile, sadece müzik alanında bir Batı-Türk müziği zıtlaşması yaşanmış ve eğitim planları batı müzik kurallarına göre düzenlenmiştir.Yarım yüzyıl süren bu zıtlaşmalar, Kültür Bakanlığı bazında da devam ettirilmiştir.

“Müzik, sanat, eğitim, program, YÖK, konservatuar…”

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2929/muzik-sanat-egitim-program-yok-konservatuar.html

1983 Aralık sonunda yayımlanan 2809 Sy.Kan. Geçici 10.md. 2.fıkrası uygulamasında dahi, YÖK; batı müziği mensuplarını Prof. unvanı ile ödüllendirmiş, aynı seviyedeki Türk Müziği mensuplarına Doç. unvanı vermiştir. Doç. lerin, 5 sene sonra, bazıları mahkeme yoluyla Prof. unvanını alması “akademiye” yakışmamıştır. Hala, aynı kanunla “Doç. olacakken Y.Doç. yapılıp”, hakkı yenen ve hakları teslim edilmeyen “Türk Müziği mensupları” vardır. (Bir kısmı rahmetli, bir kısmı Y.Doç.’likten emekli olmuştur. Yeni YÖK, başvurulara rağmen, bir yönetmelikle çözüm bulmamakta, “Kul hakkı yemeye” devam etmektedir.

“Müzik öğretmenleri, bilinçli mi?”

http://www.musikidergisi.net/?p=475

Dolayısıyla Konservatuarlar ve Müzik Eğitimi Bölümleri de bundan nasibini almıştır. 1975’te kurulan İstanbul Türk Musıkisi Devlet Konservatuarı ile bu zıtlık aşılmaya çalışılmış, mezunların öğretmen olarak atanması ile ve Üniversitelerde görev alması ile Türk müziği de eğitimde yerini almıştır.Ancak, Gazi Eğitim Fak. Müzik Eğitimi Bölümü v.b. kurumlarda, hala bu zıtlığı devam ettirmeğe çalışmak 2019 Türkiyesi’ne yakışmamaktadır.

YÖK tarafından komisyonlar oluşturulmakta, komisyon üyeleri;  “yapılan değişikliklerin mükemmel olduğunu, bugüne kadar böyle bir program yapılmadığınıv.b.” dile getirilmektedir. Yani, “ben” merkezli yaklaşım, varsam “çok güzel”, yoksam “berbat” durumu!..

Tam, akademik anlayış değil mi?!..

Oysa, bir program değişikliği; çok bileşenli olarak hazırlanmalı, beş yıl uygulanmalı, mezunlardan  çıktılar alınmalı, aksayan yönler düzeltilmelidir.

Bizde ise; Bakan’la, TTK Başkanı ile, YÖK Başkanı ile değişiklikler yapılmakta, bilimsel bir çalışma yapılmamaktadır

Marmara Üniversitesi Atatürk  EğitimFak.DekanıProf. Dr. Ahmet Şükrü ÖZDEMİR (sağda), GSE Bölümü ve Müzik Eğitimi ABD Başkanı Prof.Dr.Mustafa Uslu (solda) ile birlikte düzenlediğimiz (2017) MÜZDAK Sempozyumu’ndan…

“Yeni sistemle birlikte, müzik kurumlarında revizyona gidilmelidir!”

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2363/yeni-sistemle-birlikte-muzik-kurumlarinda-revizyona-gidilmelidir.html

Unutulmamalıdır ki, müzik alanının sorunlarını, başkaları değil, yine alanın “liyakatlı mensupları” çözebilir.

“Müzik Eğitimi ABD programları, “terminoloji” yanlışları ile yenilendi!..(4)”

https://www.internethaber.com/muzik-egitimi-abd-programlari-terminoloji-yanlislari-ile-yenilendi4-1886867y.htm

“’Müzik Eğitimi ABD programları..’ yazıma, Prof.Dr. M.Şişman'ın açıklaması…(5”)

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2348/muzik-egitimi-abd-programlari-yazima-profdr-msismanin-aciklamasi5.html

Sonuç: Önce; yetenekli gençler keşfedilmeli/fark edilmeli ve sonra; neyi istiyorlarsa onu çalmaları ama kaliteli iş çıkarmaları konusunda çalıştırılmalıdır...

Şu andaki sistem, birçok şeyin verildiği ama, “alanın istediği özelliklerin verilmediği” bir sistemdir. Alanında yeterli olmayan, bir çalgıyı iyi derecede çalamayan “müzik öğretmenleri” ile adım atmak mümkün değildir.

ENPOLİTİK: YÖK, kısa zamanda çözümler üretemez mi?

AY:Elbette üretebilir ve çok kolay. Ancak, sürekli görevi olmayan işlerle uğraşınca, asıl konular geride kalıyor.

Bakın son AYM kararı ibretliktir. “Gereksiz bir işi üste almak, uygulamak ve sonra en üst mahkemeden red cevabı almak” bir Başkan için zordur ve ağır bir karardır!..

https://www.memurlar.net/haber/842558/aym-den-ogretim-elemanlarinin-disiplin-hukumlerine-iptal-karari.html?utm_source=headlines#.XS76BTW15pE.twitter

 AYM;"bilimsel özerkliği zayıflattığı, YÖK'ün denetim yetkisini aştığı" gerekçesiyle,YÖK Başkanının öğretim elemanları hakkında doğrudan soruşturma açabilme yetkisini iptal etti."

Neden gerek duyulmuştu? İş yükü  az mıydı? Olmayan hak/yetki nasıl kullanıldı?Kaç kişi mağdur edildi? Bir özür gerekmez mi?


Gaziantep Ün. Türk Musıkisi Devlet Konservatuvarı’nın düzenlediği “Müzik Çalıştayı” sonrası,zamanın Müdürü Öğr.Gör.Dr.HakanTatyüz plaket takdim ediyor.

Gelelim çok kolay iki konuya;

1/ Rektör 4 yıl için (en fazla 2 defa) atanıyor. Ancak, Dekan ve Müdürler 3 yıl için atanıyor. Dolayısıyla, atamalar arasında ya zaman farkı oluyor, ya da rektör bazı isimlerle çalışmak istemiyor  ve sorun yaşanıyor.

Çözüm: Rektör 4 yıl için atanır, Dekan ve Müdürlerin süresi rektörle ataması ile başlar ve sonlanınca biter.” Yönetmelik maddesi değişikliği işi bitirir.

Ama, yok; ille sorun olacak, gereksiz mahkeme/soruşturmalar açılacak, huzursuzluk yaratılacak!..

Ve sonra YÖK, üniversite rektörlerine; “Yeni atanan rektörlerin, mevcut dekanlara ‘görevlerini bırakması için baskı yaptığı' yönündeki şikayetler üzerine uyarı yazısı”gönderecek…

https://www.bulten.gen.tr/haber-yok-ten-yeni-rektorlere-uyari-dekanlara-ayrilmalari-icin-mobbing-yapmayin-24473.html

Neden?!...

2/ Rektör olmak için Prof. olmak tamam. Ama, Dekan/Müdür/Bölüm Başk. olmak için önce Prof. olmak yanlış. Prof.lukv.b. unvanlar “meslek” değildir, sadece “YÖK Kriterlerini tamamlamış” kişilerin, karşılığında aldıkları bir unvandır. Yani, Prof; en akıllı, en çalışkan, en iyi çalgı çalan, en iyi müzikolog, en iyi oyuncu, en iyi mühendis v.b. demek değil. İdarecilik; bir sanattır, birtakım meziyetleri gerektirir.  Siyasette, Bakan olup, kısa zamanda görevden alınanları biliyoruz.

O halde, rektörlerin de elini rahatlatmak gerek!.. Dekan/Bölüm Başkanı için; varsa Prof., yoksa Doç., yoksa Dr.Öğr.Üy. gibi bir sırlama yerine; ehliyetli, idarecilik yönünden kendini geliştirmiş Öğretim Üyeleri arasından (Prof.,Doç.,Dr.Öğr.Üy.)atanır” yönetmelik değişikliği her şeyi çözecektir. Zaten atanan Prof. yanına cevval Dr.Öğr.Üy. alıyor, makamına çok az geliyor ve yükü onlar çekiyor. Dolayısıyla; “Prof. olmazsa sözünü dinlemezler” gibi “akademik anlayışa” ters bir tez, inandırıcı değildir.

“Konservatuarlarda; ‘İdarecilik’ ve ‘Etiklik’ İkilemi!”

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3049/konservatuarlarda--idarecilik-ve-etiklik-ikilemi.html

3/ İdareci olmak isteyenlere2-3 yılda bir seminer programı hazırlanmalıdır. Konular; Mevzuat, mobbing,intihal,taciz,disiplin suçları, sosyal ilişkiler,dilekçeye cevap, sorun çözmek,yazı dili,öğretim üyeleri-öğrenci hakları v.b.” 15 günlük bir seminer sonucunda sınav yapılmalıdır. Sınavda 80 ve üzeri not alan, atama zamanları değerlendirilmelidir. Tabii ki, ilerleme-gelişme isteniyorsa!..

“Sanat kurumlarında idarecilik nosyonu önemli mi?”

http://www.musikidergisi.net/?p=622

Bu üç maddemizin uygulaması çok mu zor?

Akademiye, akademik barışa katkısı olur mu?

Hem de nasıl!..

O halde?!..

Akademide, her zaman liyakat ve ehliyet öncelenmelidir.

ENPOLİTİK:Teşekkürler…

http://www.enpolitik.com/haber/314474/milli-egitim-sistemi-objektif-kabul-edilebilir-ve-uygulanabilir-olmalidir.html

Sizin Yorumunuz:

*
*