‘Kalemlerin Efendisi’yle Öteden Beriden

Gazeteci-yazar, hukukçu, aydın, tv programcısı ve köşe yazarı Taha Akyol ile enpolitik olarak gerçekleştirdiğimiz röportajı siz değerli okurlarımız ile paylaşıyoruz...
Eklenme Tarihi: 16.07.2019 09:07:00 - Güncellenme Tarihi: 16.07.2019 09:08:50

60’lı yılların başında Yozgat’da bir tuhâfiye dükkânı. Dükkân sahibi, “Oku bakayım, Hoca bugün ne yazmış.” diyerek elindeki gazeteyi lisede okuyan oğluna uzatır. Delikanlı, Ali Fuat Başgil’in yazısını okurken babasının arkadaşları, dikkatlice dinlerler. Okuma faslı bitince Menderes’in rûhuna fâtiha okurlar.

Delikanlı, Ali Fuat Başgil’in millet üzerindeki tesirinin bir hayli farkındadır. Nurettin Topçu’nun ifâdesiyle, “Anadolu’nun bu asil evlâdı”na çok ayrı bir hayranlık duymaktadır. Sürekli, “Birgün ben de onun gibi hukukçu olacağım.” diye hayâl kurar.

Aradan yıllar geçer. Delikanlı, İstanbul Hukuk Fakültesi’ne başlar. Kahramanı, emekliye sevk edilmiştir. Hocalığın anfide ders vermekle sâbit olmadığını bildiğinden, Başgil’in duruşmalarına gidip elini öper. Birkaç defa da evinde sohbetini dinler.

Büyüdüğü evde duvara resim asılmayan delikanlı, Ali Fuat Başgil’in gazetedeki fotoğrafını kesip, kirâlık ahşap öğrenci evinin duvarına yapıştırır. Kendisini, sürekli Başgil’in talebesi hisseder ve bütün eserlerini okur.

Hukuk Fakültesi’ni bitirdikten sonra avukatlığın yanında MHP’de siyâsete atılır. Hergün gazetesinde yazarlığa başlar.

12 Eylül’de, şâirin, “yolun yarısı eder” dediği yaşta Mamak Cezâevi’nde yatar. MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Dâvâsı’da yargılanarak beraat eder.

Parti disiplininin ve siyâsallaşmış kalabalıkların yüksek fikirleri nasıl erittiğini tecrübe edince, “aydınlar, siyâset çekişmelerinden mümkün olduğu kadar uzakta kalmalı” diyen Erol Güngör’ü daha iyi anlar. Ona verdiği sözü tutarak partilerden uzak durur. Özal’ın“çatışmacı” olmayan  “yumuşak siyâset”ini, piyasa ekonomisini, liberal görüşlerini destekler. Muhtelif gazetelerde yazmaya devam eder.

28 Şubat’ta, “her an içeri alınma” ihtimâline rağmen demokrasi ve hukûku savunur.

AK Parti iktidarını, 2010’a kadar “partizanlık” yapmadan destekler. Bu târihten itibâren, kutuplaştırıcı ve çatışmacı dilini “düşmanlık” yapmadan eleştirir. Otoriterleşme, 15 Temmuz darbe girişimi, KHK’lar, 31 Mart seçimlerinin iptâli karşısında, dâima “demokrasi ve hukuk” der.

Gün gelir, mensubu olduğu için bir zamanlar yargılandığı partinin yeni lideri tarafından, “Beş paralık feneri, o kadar yanışı var! Sakil ve silik kalem..” diye nitelenir. Aydınlanmayı ve aydınlatmayı şiâr edinmesini, liderin iki dudağı arasında yaşamayı ve yaşatmayı mârifet zannedenler anlayamazlar.  

Önce televizyon programına, sonra yedi yıldır yazdığı Hürriyet’teki işine son verilir. Nâzik bir ayrılık yazısı kaleme alarak okurlarıyla vedâlaşır.

25 Ocak 2019’dan itibaren Karar’da karar kılan Taha Akyol, demokrasi ve hukuk bilincini gelecek nesillere mîras bırakmak için yazmaya devam ediyor. “Devleti ele geçirme” zehirine panzehir olmak için sürekli hukuk devletini savunuyor. Suhûletle, partizanlık ve düşmanlık yapmadan...   

İsteseydi üst düzey bir “kalem efendisi” olurdu. İstemedi. “Kalemlerin efendisi” oldu.

Geçen hafta bir öğlen vakti Karar gazetesinde Taha Akyol’un misâfiri oldum.  



-Nasıl bir çocukluk geçirdiniz?

Koyu sünnî bir âilede büyüdüm. Evimizin duvarlarına resim asılmazdı. Rahmet melâikelerinin girmediğine inanılırdı. Babam, Sebiülreşad okurdu.

-Mutaassıp olsalar sizi okutmazlardı.

Sâdece ben okudum. Ablalarım okutulmadı.

-Bahsettiğiniz ortamdan, yâni millî görüşçü olmanız muhtemel olan ortamdan milliyetçiliğe geçiş nasıl oldu?

Hocalarım okumaya teşvik etti. Ortaokuldan itibaren Yeni Sabah okumaya başladım. Benim için milliyetçilik, moderniteye açılan kapı oldu. Ziya Gökalp’i okudum. Gökalp, sosyolojik düşünmek açısından çok önemli. Bizde sâdece İbni Haldun var. Öncesi sonrası yok.

-Niçin hukuk?

Dünyâya bin defa gelsem yine hukuk okurum. Menderes idam edilince bizim evde hatim indirildi. Annem günlerce ağladı. Çok etkilendim.

Lisedeyken babam, “Oku bakayım hoca bugün ne yazmış?” diyerek, tuhâfiye dükkânında  Ali Fuat Başgil’in yazılarını okuturdu. Herkes ilgiyle dinlerdi. Başgil gibi olmayı hayâl ederdim. “Ben de onun gibi hukukçu olacağım.” derdim. Lise hocalarımın da tesirleri var tabii ki.



-12 Eylül’den sonra bir değişim yaşadınız. Bu nasıl oldu?

Hiçbir dönemde aşırı sağa savrulmadım. Hep hukûku savundum. Hiçbir insan, bütün ömrünce aynı çizgide olamaz. Dolayısıyla tanınmış insanların bâzı yönlerini beğenip bâzı yönlerini eleştirmemiz normaldir.

-Siz hukuk derken daha koyulaşanlar, fanatikleşenler oldu. Kaybettiğiniz dostlarınız, arkadaşlarınız oldu mu?

Evet oldu ama isim vermek istemiyorum.

-28 Şubat’ta aydın sorumluluğuyla sesini yükselten muhâfazakâr münevverler, şimdi susuyorlar veya hukuksuzluğa destek oluyorlar. Korku olsa 28 Şubat’ta da korkarlardı. Sebep ne olabilir?

Temâsım yok, bilmiyorum. Kültürel faktörler veya dâvâya bağlılık olabilir. Sağda “dâvâ”, solda “devrim” kavramı, hukuk ve hakkâniyet duygusunu zedeliyor. Haksızlık, güce göre yer değiştiriyor.

-Peki ya devlet kapısıyla bağları olabilir mi?

Nasıl yâni?

-Geçim derdi, çoluk çocuğun işi gibi.

Bilemem.

-Muhâfazakâr münevverlerin Külliye’den verilen ödüllere ilgi göstermesini nasıl değerlendiriyorsunuz? Ödül alınca eleştiri yapabilirler mi? Meselâ, Sartre böyle değil.  Nobel’i bile reddetti.

Külliye neyse ama Nobel’i reddetmek herkesin yapacağı bir şey değil. Ben olsam reddetmem.

-Siz, “bağımsız aydın” ifâdesini kullanıyorsunuz. İktidara yakınlığı olan aydın, bağımsız olabilir mi?

Bağımsız olmak, mutlaka yalnız olmak değildir. Aydının düşüncesiyle iktidarınki aynı olabilir.  Mühim olan, düşüncesini emir altına verip vermediği; yazdıklarını, kendi iradesiyle yazıp yazmadığıdır.



-Basında beyefendiliğinizle biliniyorsunuz. Hiç eylem yaptınız mı? Yâni sokağa çıktınız mı?

Evet.

-Ne zaman?

20’li yaşlarımda

-Sonrası niye yok? Eylem, sâdece gençken mi yapılır?

Ondan değil. Böyle bir ihtiyaç duymuyorum.

-Peki, gençleri sokağa teşvik ettiniz mi?

Hayır.

-Yaşadığımız dönemin McCartizim’e benzediğini söyleyebilir miyiz?

Evet. 28 Şubat bitti, utancı kaldı. Bu dönemde bitecek ve utançlarımız kalacak.

-CHP, sağ seçmenin değerlerine saygı göstererek yerel seçimde başarılı oldu. Gerçekten muhâfazakârlaşıyor mu?

Evet ve bunu destekliyorum.

-Cemil Meriç’in “kadro aydını“ dediği Kemalistler ne durumda?

Kemalizm, sosyolojik ömrünü tamamladı. Anıtkabir’e gitmek, baskılara tepkiden, AK Parti karşıtlığından artıyor. Bu, 1930’lara dönmek değildir.

-Kemal Tâhir solculuğuna yaklaştı diyebilir miyiz?

Hiç böyle düşünmedim.



-AK Parti’deki yeni hâller hakkında ne düşünüyorsunuz?

Davutoğlu’nu da Babacan’ı da destekliyorum. Birini tutup diğerine düşmanlık yapmam. Meral Akşener’i de destekledim. Bunların, demokrasi hayâtımızı zenginleştirdiğine inanıyorum.

-Erdoğan, topluma korkmamayı öğretti. Fakat şimdi kendisinden korkulmamasına şaşırıyor. Niçin?

Çünkü gelinen nokta eşitlik değil, hâkimiyet oldu. Böyle olmamalıydi. Doğu kültüründe adâlet kavramı var ama maalesef hürriyet fikri yok.

-Hz. Ömer’i kılıcıyla düzelteceğini söyleyen sahâbe veya kadavra yasağını delen İbni Sina hür değil mi?

Çok fazla böyle örnek veremezsiniz. “Sürüden ayrılanı kurt kapar”a inanan bir coğrafyadayız. Hürriyeti, Nâmık Kemal’le tanıdık.

-Köroğlu’da var ama devrine göre hâin. Binali Yıldırım’ın, 2017’deki seçim konuşmasında Bolu halkına, hem “Bolu Beyi’nin torunları” hem “Köroğlu’nun torunları” dedi. Uyarılmış olmalı ki bir yıl sonra sâdece “Bolu Beyi’nin torunları” dedi.” Akşener’de, “Köroğlu’nun torunları Bolu Beyi’ni yenecek.” dedi.

(Gülüyor) Bilmiyordum. 

-Adnan Menderes ezan yasağını kaldırdığı için çok sevildi. Peki demokrat mıydı?

Hocam Başgil’in 1953’de bir açıklaması var. “Menderes’i demokrasi ümidiyle destekledik.” dedi. Yanlışlarını eleştirdi. Demokrat Parti iktidarı, zamanla otoriterleşti. Eleştirdiği Tek Parti dönemine benzedi.

-Siz de aynı hayâl kırıklığını yaşadınız...

Evet ve eleştirmeye başladım.

-Cemil Meriç Ahmet Mithat Efendi için “Fakülte değil üniversite. Ben onun çocuğuyum.” diyor. Sizin için böyle birisi var mı?

Hocam Ali Fuat Başgil.

  


-Nureddin Topçu hakkında ne düşünüyorsunuz?

Topçu’da, yüksek fikrî kalite var. Bana göre tek felsefecimiz, Topçu’dur. Fakat onda, hukuk ve demokrasi lezzetini bulamadım.

-Ya Necip Fâzıl?

Şâir olarak severim. Düşünür olarak görmüyorum. İdeolocya Örgüsü, Eflatun’un Devlet’inin kötü bir kopyesi.

-Yahyâ Kemal Beyatlı ve Nihal Atsız’ı sorsam?

Yahyâ Kemal’e hayranım. Şiirleri, aruzun âhenginin zirvesidir. Târihi, medeniyeti şiire yüklemek, büyük bir başarı.

Atsız’ın ahlâkına saygı duyarım. Fikirlerine katılmam.

-Erol Güngör hayatta olsaydı bugünki iktidar karşısında ne yapardı?

Eminim, demokrasi ve hür düşünceyi savunurdu.

-Siz iktidarı cesurca eleştiriyorsunuz. Tutucu bir âilede yetişmişsiniz. Bu cesâreti nasıl kazandınız?

Ben uyumlu değildim. Babamla da tartışırdım. Eleştiri cesâretim, hukûka olan inancımdan geliyor.

-Hiç âşık oldunuz mu?

Oldum. Âşık olmak güzel bir şeyir, zenginliktir. Izdıraplı bir mektebtir. Adamı, adam eder. Âşık olduğum kadınla evli olduğumu da ifâde edeyim.

-Eşinize karşı da kibar mısınız? Hukûkunu gözetir misiniz?

Evet. İsterseniz sorabilirsiniz.

-Oğlunuz bir dönem Adnan Hocacılara yakınlaşmış. Karşı çıkmadınız mı?

Gençlik dönemlerinde böyle şeyler olur. Tartıştık. Onları özgür zannetti. Öyle olmadıklarını anlayınca vazgeçti.

-Babasına mı döndü?

Hayır, kendisine döndü.



-Sinemayla ilgileniyor musunuz?

Sâdece seyirciyim.

-Sinema-hukuk arasındaki ilişki için ne dersiniz?

Merak etmedim.

-Sözle ve yazıyla kazanılmayacak savaş olmadığı söylenir. Kazanacağınıza inanıyor musunuz?

Er veya geç, kurumsal demokrasi ve kurallı piyasa ekonomisi kazanacak. Yandaş ekonomi kaybedecek. Bunu göreceğiz. Biz görmesek de çocuklarımız görecek.

Taha AKYOL kimdir?

1946 yılında Yozgat'ta doğdu. Babası Mustafa, annesi Fatma Akyol'dur. İlkokul, ortaokul ve lise öğrenimini Yozgat'ta tamamladı. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Yazarlık mesleğine 1977 yılında Hergün gazetesinde başladı. 12 Eylül 1980 darbesi öncesinde Milliyetçi Hareket Partisi yönetiminde bulundu. Darbe sonrasında tutuklandı ve bir süre Mamak Cezaevi'nde yattı. Askerî mahkemede yargılandı ve beraat etti. Yankı dergisinde, Tercüman, Meydan ve Milliyet, Hürriyet gazetelerinde çalıştı. CNN Türk’te program yaptı.

Karar gazetesinde köşe yazarı olan Akyol, evli ve iki çocuk babasıdır.

Eserleri:

Atatürk'ün İhtilal Hukuku / 2012

Demokrasiden Darbeye Babam Adnan Menderes / 2011

Ortak Acı 1915 Türkler ve Ermeniler / 2009

Ama Hangi Atatürk / Ocak 2008 / 3. baskı Mart 2008

Medine'den Lozan'a / Kasım 2004

Kitaplar Arasında / Haziran 2002 / 2. baskı Aralık 2005

Hariciler ve Hizbullah, İslam Toplumlarında Terörün Kökleri / Mart 2000 / 3. baskı Nisan 2000

Mezhep ve Devlet, Osmanlı'da ve İran'da / Ocak 1999 / 7. baskı Kasım 2006

Hayat Yolunda, Gençler İçin Anılar ve Öneriler / Kasım 1997 / 8. baskı Ekim 2007

Bilim ve Yanılgı / 1997 / 5. baskı Aralık 2005

1980'lerde Türkiye

Azerbaycan, Sovyetler ve Ötesi

Bilim ve Yanılgı

Haricîlik ve Şia

Hayat Yolunda

Lenin'siz Komünizm

Politikada Şiddet

Sovyet Rus Stratejisi ve Türkiye (2 cilt)

Tarihten Geleceğe

Osmanlı Mirasından Cumhuriyet Türkiyesi'ne

Ödülleri

Prof. Dr. Mehmet Kaplan Sosyal Bilimler Lisesi Yılın Gazetecisi Ödülü (2007)


kaynak/haber: enpolitik/ KY

http://www.enpolitik.com/haber/314315/kalemlerin-efendisiyle-oteden-beriden.html

Sizin Yorumunuz:

*
*