İstanbul seçimleri ışığında, ülkemizde: Siyaset-Eğitim-Kültür…

Enpolitik olarak, İletişim Dr., İTÜ T.M.D. Konservatuarı Sanatçı Öğr. Üy. Dr. Göktan Ay ile “kültür-sanat-siyaset-eğitim” üzerine konuştuk...
Eklenme Tarihi: 08.07.2019 16:03:00 - Güncellenme Tarihi: 08.07.2019 16:07:01

İletişim Dr., İTÜ T.M.D.Konservatuarı Sanatçı Öğr.Üy. Dr.Göktan Ay ile “kültür-sanat-siyaset-eğitim” üzerine keyifli ve güncel bir röportaj gerçekleştirdik. İşte röportajımızın tamamı: 




ENPOLİTİK: Nasılsınız? Tatile girmeden önce neler yaptınız?

AY: Teşekkür ederim, iyiyim. Siteniz vasıtasıyla; eğitim/kültür üzerine olan  bilgilerimi yazılarımla aktarmaya çalışıyorum. Bu fırsatı verdiği için, Sn. Selçuk Özdağ vekilimize teşekkür ediyorum.

Nisan-Mayıs ayı içinde geleneksel, alanında özgün ve tek  “26.İstanbul Türk Müziği Festivali”ni gerçekleştirdik. 10 Konser hazırladık. Bu yıl sempozyum düzenlemedik. Avcılar-Şile hattında biz vardık. Katılan, destek veren, izleyen kişi ve kurumlara teşekkürü bir borç biliyoruz.

Bu arada Mart-Nisan aylarında çeşitli üniversitelerde, Türk müziği mensuplarının hala anlaşamadığı “Müzik Terminolojisi” üzerine konferanslar verdik.

Bu arada, bazı Müzik STK’ları tarafından “2019/Türk Müziği Onur ve Hizmet Ödülü” aldık.Her yıl değişik STK’lar bu ödülü veriyor, alıştım artık. Ancak, bu defa, ödül aldığım İTÜ web sayfasında yayımlanınca -ilk defa gibi algılandı- elbette kutlamalar geldi. Tanımadığım müzik dışı insanlardan da,  sitayişle/övgüyle mesajlar aldım, teşekkür ederim.

Değerli dostum, Afyon Kocatepe Ün. Devlet Konservatuarı Müdürü  Prof. Dr.Uğur Türkmen hocamızla birlikte hazırladığımız, ülkemizde ilk olacak “Türkiye’de Konservatuarlar” başlıklı eserimiz bitti, yayın için görüşmeler yapıyoruz.

“Ç.B.Mesleki Yeterlik Kurumu” ile yapılan “müzikte tanımlar” ile ilgili “yetki belgesi” alımı için “Eyüp Musıki Vakfı” aracılığıyla yaptığımız çalışma olumlu sonuç verdi, ilgili kuruluşlardan temsilciler alarak komisyonu oluşturduk, Çalışma Bakanlığı’na gönderdik. Dönüş yapmalarını bekliyoruz.



ENPOLİTİK: İletişim Dr. olmak, halkla iç içe olmak demek? Sürekli alandan, sahanın içinden yazılar/mesajlar yazıyorsunuz? Neden?

AY: Bir kere, yaptığım her işi, çevremden bilgi alarak “test” ederim. “Ben en iyi yazarım”, “ben en iyi idareciyim”, “ben çok güzel iş yaparım” v.b. yerine, karşı taraftakiler ne düşünüyor? ona bakarım. Tecrübelilerle sohbet ederim. Önce; bir görev verilmişse, en sağlam ve çalışkan kişilerden bir ekip kurarım. Ekip içinde herkesin görüşüne önem veririm, saygı duyarım. Kararları çoğunluğa göre, ikna ederek uygularım. Zorla, kabul edilmeyen bir kararın, işleri sekteye uğratacağına inanmaktayım. “Masanın etrafındaki kişiler de, Başkan kadar sağlam olmalıdır” prensibine bağlıyım. Bu, bir özel sektör sözü gibi gelebilir, ama her kurumda ihtiyaç vardır. Bu anlayışımla, Konservatuar içinde de zaman zaman arkadaşlarımla ters düşmekteyim. Mesela; hiç bildiri vermeyen kendisine “bilim/sanat kurulunda” yer vermemi, masası/ismi olmayan “festivalde solistlik”, içerde/dışarda koro ile konsere giden benden “ödül” beklemekte. Ben de şunu söylüyorum; “bir proje siz yapın da, beni çağırın!”

Ayrıca, etkinliklerimize katılan korolarda görev alan ve seyirci olarak gelenler, çeşitli  siyasi görüşlerden. Özellikle, festival  etkinliklerinde “siyasi mesajlar” değil, “sanat-kültür konuşulması” vazgeçilmezimdir. ”İnsanlar, bizleri partiler üstü gördükleri için” rahatça konuşuyorlar, eleştiriyorlar…Bu da bize, doğal kamuoyu yoklaması gibi  bilgi veriyor.

Bu arada, kızımdan ikinci torunumuz olmuştu. Şimdi, 6.5 aylık Barış’ımız var, sulu gıdaya geçmiş durumda.

ENPOLİTİK: Eğitimde durumu nasıl görüyorsunuz?

AY: Hükümetin en çok beğenilen ve kredi açılan Bakanı, eğitimden gelen  Sn.Ziya Selçuk oldu. (Yardımcılarını kendi seçemedi.) Söylemleri, hedefleri beğenildi, ancak, 17 yıldır aynı yönde giden ve her bakanı alkışlayan kadrolarla yürümesi zorlaştı. Genel Müdürleri’ni değiştiremedi.

Bakan, yeni eğitim modelini Mayıs 2019’da açıkladı. Eğitimciler yine ikiye bölündü. Herkes, “kendi düşüncesinin kabul edilmesini, başka seslerin çıkmamasını” istiyor. Oysa, böyle bir dünya YOK!..

Ayrıca, T.C. Devletimiz var ve güçlü iken; çeşitli cemaatlerin bir bahane/protokolle okullara girmesi yanlış sonuçlar doğruyor. Dün basına yansıdı; Nakşibendi tarikatının Ankara kolu olarak bilinen Muradiye Kültür Vakfı ile, MEB protokol yapmış. Bu vakıfla daha önce de, tüm akrabaları üst görevlere atanan -şanslı aileden-  AK Parti MV Sn.F.B.Sayan'ın Bakanlığı'nda, Ankara’da 31 çocuk evi açılması için protokol yapıldığı basına yansımış ve Meclise soru önergesi verilmişti.15 Temmuz’dan böyle mi ders alındı? diye sormak “hak” olsa gerek..

Dün de, bugün de, “Türk Eğitim Sistemi”nin en acil sorunu “Öğretmen Eğitimi”dir. 2010 yılında başlatılan çalışmalar hala devam ediyor. Sürekli programlar değiştiriliyor ve öğretmen kalitesi göz ardı ediliyor. Bu programlarla Bilgi Çağı’nın öğretmenini yetiştirmek mümkün olup olmadığını bile oturup  tartışamıyoruz. İstisnasız her sınıfa; “çok iyi yetişmiş, bilgili, becerili ve erdemli, alanında donanımlı bir öğretmen koyma hedefi” ne zaman gerçekleştirilecek? 2019’da hala soruyoruz, sorun burada!..

Sn.Cumhurbaşkanımızın -Yüksek Lisans mezunu- oğlu Bilal Erdoğan, sanıyorum 7 Üniversitede Mütevelli Heyeti’nde görev alıyor. Ama, günümüze kadar; akademisyenlerin sorunları, Doç./Dr.Öğr.Üy. sorunları, denklik v.b. konularında bir çalışması/konuşması olmadı.Neden?

Akademik olmayan popüler kişiler, siyasilerle kol kola projeler geliştiriyor, paraya para demiyor. Ama; Konservatuar Müdürleri, Eğitim Fak., İlahiyat Fak. ve Hukuk Fak. Dekanları ve Yönetim Kurulları hiçbir konuda artı-eksi görüş bildirmiyor…Popüler isimlerle, ezildiklerini fark etmiyorlar. Neden?

96 Eğitim Fakültesi var, 200 bin öğrenci okuyor.” Formasyon  eğitimi” sürekli değiştirilen bir alan. Geçen yıl 100 bin üniversite mezunu pedagojik formasyonla öğretmenlik sertifikası aldı ve atama bekliyor.

Sn.Cumhurbaşkanımız ve Bakanların yemek davetlerine; popüler isimler çağrılıyor, ama Konservatuar Müdürleri, Devlet Sanatçıları, Koro/Orkestra Şefleri, ödül alan Sanatçılar, Bestekarlar, Şairler v.b. çağrılmıyor ve kimse de -benden başka- neden diye sormuyor?

Liyakat/Ehliyet kalktığı için, Rektörlerde “aynı seviye” tutturulamıyor. Yayını/kitabı/büyük projesi olmayan isimler rektör atanınca, altlara gün doğuyor. Bütün Prof.lar “rektör olma” heyecanı içinde YÖK Başkanı ve üyelerini, siyasetçiyi, cemaatleri arıyor.

Dün, aynı mekanda (İbn Haldun Ün.), “tartışmaya açık” iki farklı cümle kuruldu;

"Bugünkü bilimin neye hizmet ettiği ve sermayenin güdümünde bizi nereye doğru ittiği konusunda bir sorgulamaya ihtiyacımız var."(Z.Selçuk)

"Bütün eğitim alanındaki tecrübem bana şunu öğretti; eğitimin ticaretine saygı duymamak" (B.Erdoğan)

Mesela; MEF Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekanı Prof.Dr.Mustafa Özcan’ın geliştirdiği bir sistem var; “Deneyime Dayalı Öğrenme Modeli’nin (DERSDEM)  uygulandığı eğitim kurumlarında, öğrenciler; derslerde öğrendikleri akademik içeriği kullanarak bir toplumsal sorunu çözer, çözümüne katkı sağlar veya toplumsal bir ihtiyacı karşılar. Eldeki sorunun çözümü veya projenin uygulanması için gerekli bütün disiplinlerle iş birliği yapılır. Disiplin sayısına ilişkin sınırlama yoktur. Öğrenme, derslerin akademik içeriğini ve ilgili erdemleri içeren projeler uygulayarak, gerçek ortamlarda, gerçek ürün elde ederek veya gerçek hizmet sunarak gerçekleştirilir.”

Bu sistem genele yayılmalı, ama Sn.Özcan, sesini duyuramıyor ki!...

Sürekli tartışma, ayrışım...



'ENERJİLERİ BOŞA AKITMADA ÜSTÜMÜZE YOK!'

ENPOLİTİK: İnsan yapısında; bedavacılık, kolaydan görev alma, kolay para kazanma, sorumsuz sorumluluk vb. çoğaldı. Neden?

AY: Özellikle son yıllarda, iktidarımızın yaptığı en büyük kötülük; “liyakat sistemi alt üst oldu.” Sn.Erdoğan sayesinde, kimler: MV, Bakan, Genel Müdür, Rektör, Daire Başk.,Üst Kurul Başk. v.b. oldu. Ve, maalesef, çoğundan da memnun kalınmadı. Sürekli değiştirildi, ama yine “ehliyete” önem verilmedi.

İnsanlarımıza; “siyaseten ve cemaaten bir arkan varsa, gerisi teferruat” anlayışı verildi. Millet, adam bulmak telaşına düştü. Rektörler arasında uçurum oluştu, ama, aynı haklara sahipler. Kitabı-yayın olmayan, olsa bile alana bir şey katmayan yayınları olanların yükselmesi ve idareci olması Bakanlıklarda rahatsızlık yarattı. İl Müdürleri bile, liyakatlarıyla değil, cemaatlerle anılır oldu?

7100 sy. yasanın tenakuzlarla dolu olduğu için uygulanamaması, 34.000 Y. Doç’tin tenzili rütbeye uğratılması,30.000 denklik mağduruna çözüm bulunamaması, yağmacı dergilerle alınan Doç./Prof. luklar, paralel örgüt elleriyle çalınan ÜDS soruları/cevapları ile alınan Doç./Prof.luklar” akademide derin uçurumlar yarattı…

Hala; Y.Doç.likte neymiş, kaldırın, mağduriyetleri bitirin” talimatına rağmen, daha sonra geri adım atarak 7100 sy.yasayı onaylayan Sn.Cumhurbaşkanımızın neden, bu konuda hiç konuşmadığını anlayamıyoruz…Ve; vatanını seven, üreten, kendi alanlarında yeterli yabancı dili olan, soruları çalmayan, etik kalan 34.000 Y.Doç.Dr. kırgın, maalesef!..

TİP Sözleşmesi ile çalışan Devlet Sanatçıları’nın (4000 kişi) ek göstergesi 6400 olamadı, ikramiyeler maaşa katılıp özlük hakları düzeltilemedi. Konservatuar Sanatçı Öğr.Elm. nın teşvik ikramiyesinin 6 ay gecikmeyle alınmaması için gereken, yönetmelikteki bir madde değiştirilemedi. (Aralık 2018 teşvik ikramiyesi, Temmuz 2019’da alınabildi.)



ENPOLİTİK: Son İstanbul seçimlerini nasıl yorumluyorsunuz? Size gelen tepkiler ne yönde?

AY: İstanbul seçimlerinin yenilenmesi hataydı. AK Parti sözcüleri; çok yanlış yaptı, söylemleri birbirini tutmadı, Ordu Valisinin peşine düştü, terörist başının mektubu işi çok puan kaybettirdi... Bu aşamada Sn.Erdoğan’ın; “Bizim Memed yeni adaya gitti” ve “Arandığını bilmiyordum” sözleri “sağlam bir  iletişimde” olmamalıydı.

Sn.B.Yıldırım önce asıl(a)madı sonra hızlandı, ama “gençler benim kankam”,”çünkü çaldılar”, “Ben topal Dursun’un oğluyum” gibi sözler -eski Başbakan olduğu için- suni bulundu, hırsız bulunamadı, kimse görevden alınmadı,  adeta abandone olmuş bir hava yaratıldı. Kısaca, her zaman gündemde ön  alan AK Parti; bu defa geriden geldi, hatta seçim sloganını  bile CHP’den almış oldu.

Sn. E. İmamoğlu ise;31 Mart’tan itibaren seçimi çok iyi yönetti, güler yüzlü, gençti ve dinamikti, partililere güç verdi, sandıklardan ayrılınmamasını sağladı. AK Parti yanlış söylemleriyle, sürekli elini rahatlattı. “İsraf” kelimesi, İmamoğlu’nun ağzından “seçmenin beynine” kazındı, inandırdı. Çünkü, kendisi bayrak açmak için direklere tırmanıp çocuğunu işe sokamazken; çevresinde, sokağında, teşkilatında kaymak tabakayı/yapılanları/kullanılan araçları hep görüyor, duyuyordu!.. Dağıtması için verilen Ramazan paketlerinin çoğunu evine götürenler, ihtiyaç sahibi yerine akrabalarına dağıtanlar takip ediliyor, konuşuluyordu. Sn.İmamoğlu; 18 günlük İBB Başkanlığı’nı çok iyi kullandı. Kısa zamanda yapılan iyileştirmelerin sahibi oldu. 17 yıllık İBB sahibi AK Parti, geriden gelmiş oldu.

İletişim bir sanattır. O yüzden 4 yıl lisans programları vardır. Konservatuar’dan sonra; İletişim Fak. Sinema-TV’de  Yüksek Lisans ve Doktora yapmamla “ufkum ve hedeflerim” değişmişti. Her eğitim, yararlıdır.

Sonuçta, iletişim açısından; yapılan hatalar ve sevaplarla; AK Parti (0), CHP/E.İmamoğlu (2) oldu.

ENPOLİTİK: Şimdi siyaseten ne yapılmalıdır?

AY: Biz ısrarla, “siyaset rayına girsin” ki, sıra “sanat/kültür gelsin” istiyoruz. Sn.Cumhurbaşkanımız; “önümüzde 4 yıllık kesintisiz bir süre var ve biz iktidarız” demişti, ama İstanbul kaybedilince bu söz rafa kalktı gibi!. Çünkü, AK Parti sözcüleri, Hükümet medyası ve köşe yazarları sürekli İBB’nin/E.İmamoğlu’nun ve atadıklarının v.b. altında bir şey aramak, yapılanları ters yönde abartmak v.b. peşine düştüler. Ankara mağlubu Sn.M.Özhaseki’nin; İBB çalışanlarına; “İstifa etmeyin. Hukuki durumlarda size destek vereceğiz” sözü, “madem ki, Mecliste çoğunluk AK Parti ve MHP’de” olmadı! Ak Parti, kendisine oy veren seçmenleri cezalandırmış olmuyor mu? AK Parti; sürekli tenakuz içinde!…Bu travmayı atlatmaları gerek!.. İstanbul kötü olsa, koksa, yollar bozulsa, trafik kilitlense v.b. batıdaki yansıması ne olur? İstanbul’u sevmek bu mudur? Bu ve benzeri sorular Ak Parti’de cevapsız kalmaktadır.

İstanbul; dünyanın gözbebeğidir ve günlük siyasete alet edilmemelidir.

Artık, önümüze bakılmalı; ekonomiye, pahalılığa, maaşlara, EYT’lilere, 3600 gösterge bekleyenlere, çözüme yönelinmelidir.

ENPOLİTİK: Yeni kurulma çalışmaları yapılan partiler konusunda neler söylersiniz?

AY: Her kişinin parti kurma özgürlüğü vardır. CHP ve AK Parti’den ayrılan, bir çok isim -maalesef- kısa zamanda kapılarını kapatmıştır. Çünkü; partileri liderler götürür. Şimdi; Ak Parti-CHP-İyi Parti-HDP-MHP gruplarıyla Meclisteler.

AK Parti zayıfladı, “seçmen yeni parti arıyor” düşüncesiyle, bazı isimler parti kurmak için atağa geçti. Elbette, lider isimlerinin; geçmişi temiz, hata yapmamış, zamanında ses çıkarmış, ülke gerçeklerini her ortamda dile getirmiş vb. olması bekleniyor. Özellikle, Sn. Abdullah Gül kaynaklı/destekli partilerin yaşama şansını çok az görüyorum. Çünkü, Sn.Gül; bir konuşuyor 6 ay kayboluyor, bir söz söylüyor 9 ay kayboluyor. Siyaset boşluk kaldırmıyor ve seçmen güven duymak istiyor. Ve, özellikle AK Parti’nin; “2002-2007 arası (A.N.Sezer’in Cumhurbaşkanlığı dönemi) başarılıyken, Sn.A.Gül’ün Cumhurbaşkanı olması ile (2007’densonra) her kanunu onaylaması, hiçbir kritik yapmaması, düzeltmemesi ile başarısızlığa yöneldiği” biliniyor.

Bu konuda  Sn.Cumhurbaşkanımızın, daha “aklı selim kalması gerektiğini” düşünüyorum. Çünkü, kendisi de, güçlü bir liderden ve partiden “gömlek değiştirdik” diyerek ayrıldı, savları kabul gördü ve 17 yıldır da iktidarda!

Keşke, yeni partiler ve isimler için; "istikameti şaşırdılar, rüyalara daldılar, konum bulmaya çalışıyorlar, boş çuval gibiler, illa edep illa edep" demeseydi de; "hayırlı olsun", “herkesin kısmeti ayrı; kimine bu dünya yar olur, kimine diyar!" deseydi!..

Ama, yapamıyor, aykırı/eleştirel tek ses istemiyor!..

ENPOLİTİK: “Gazeteler ve köşe yazarları okunmuyor. Gazetecilik değer kaybetti” deniyor, gözlemleriniz var mı?

AY: Hükümet yanlısı basın ağız birliği etmiş, yanlışı öğrense/duysa dahi yazıya/habere dökmüyor. Toplantılarda; “aman dikkat, iktidarı eleştirmeyin, reklamlar kesilirse kapıyı kapatırız” deniyor. “Bir çok gazete sahte tiraj gösteriyor, çünkü o sayıda basılmıyor deniyor…Köşe yazarları tam politize olmuş, sanki ülkede haber/konu sıkıntısı var… Ağır yazı yazan, ama okur sayısı 250-400 arasında gezen büyük yazarlar var. https://mediacat.com/mediacat-kose-yazarlari-endeksi/ 1000 altında okuru olan yazar oranı %80…O nedenle; yazılarımı takip eden, orijinal bulan 6.000 Enpolitik.com okuruma teşekkür ediyorum.

Sn.Cumhurbaşkanı bu konuda da ketum!... Uçağa çağırdığı kişiler hep aynı! Değişmiyor, çeşitlendirmiyor!

Aynı, popüler sanatçılar gibi!

Mesela, İstanbul seçimleri üzerine değiştirir mi? diyorsanız, 8-9 Temmuz’da Bosna-Hersek’te olacak!

CB uçağına davet edilenlere/alınanlara bakalım, mesela Turgay Güler varsa ve sağ yanında resim vermişse değişim yok demektir, bu kadar net!

ENPOLİTİK: Teşekkürler…

http://www.enpolitik.com/haber/313116/istanbul-secimleri-isiginda-ulkemizde-siyaset-egitim-kultur.html

Sizin Yorumunuz:

*
*