Oğur yazdı:"Bana arkadaşını söyle sana suçlu olup olmadığını söyleyeyim!"

Karar yazarı Yıldıray Oğur, bugün "Bana arkadaşını söyle sana suçlu olup olmadığını söyleyeyim!" balıklı bir yazı kaleme aldı.
Eklenme Tarihi: 10.06.2019 09:37:00 - Güncellenme Tarihi: 10.06.2019 09:41:37

Karar yazarı Yıldıray Oğur, 667 sayılı 12 maddelik KHK’da, güvenlik tehdidinin çerçevesi çizilirken ilk defa kullanılan “...iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen...” maddesini irdeledi. Birçok iddianamede isnat edilen suçlara dayanak olan maddenin sorunlu olmasından bahseden Oğur, "İrtibat ve iltisak arşivinin yarın kimin için açılacağının garantisi yok. Devlet, vatandaşları hakkında elinde tuttuğu ve çoğunluğu özel hayatla ilgili olan adli, istihbari, mali bilgiler, iletişim kayıtları, varsa fişlemelerden oluşan arşive istediği zaman, istediği kişinin adını yazıyor, düğmeye basıyor" dedi. 

Yapılanları "İleri, son model yerli ve milli bir teknoloji bu!" sözleriyle değerlendiren Oğur bugünkü yazısında şunları kaydetti: 

Başlık, distopik Black Mirror dizisinin yeni sezonundaki bölümlerinden birinin adı değil.

Türkiye’de bir kaç yıldır gösterimde olan distopik bir uygulama.

Aslında arkadaş kelimesi bu yerli ve milli son teknolojik uygulamanın nasıl çalıştığını tam olarak anlatmıyor.

Sistemi anlamak için  “iltisak” veya “irtibat” kelimelerine ihtiyacımız var.

“Birleşme, bitişik olma, ulaşma” anlamlarına gelen “iltisak” ve “irtibat” kelimelerinin devletin ve hukukun lügatine girmesi de çok yeni.

Milat, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından 1 Eylül 2016 tarihinde çıkarılan kanun hükmünde kararname.

667 sayılı 12 maddelik KHK’da, güvenlik tehdidinin çerçevesi çizilirken ilk defa bu iki kelime de kullanıldı:

“Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen...”

Böylece terörle mücadele kanununda terör örgütleriyle bağlantıda aranan üyelik ve yardım/yataklık şartlarına mensubiyet, iltisak ve irtibat da eklenmiş oldu.

Mensubiyet, iltisak ve irtibat kelimeleri arasında bir hiyerarşik sıra da var. Her seferinde biraz daha geniş bir halkayı içine alan kavramlardan bahsediyoruz.

Ayrıca her seferinde ilişki biraz daha müphemleşiyor.

Neyin mensubiyet, neyin iltisak ve neyin irtibat olduğu, bu mensubiyet, iltisak ve irtibatın neden ve nasıl suç kabul edileceği da devlete ve soruşturmaları yürütenlere bırakıldı.

Bu geniş yetki, somut bir üyelik tespiti yapmanın zor olduğu, binlerce farklı biçimde ve farklı derecelerde irtibat, iltisak, mensubiyet ilişkisi içinde olunabilecek FETÖ gibi bir yapılanmayla mücadelede, suç tespiti yerine mensubiyet, iltisak, irtibat avcılığına, bunun sonucu olarak da büyük yanlışlara ve mağduriyetlere sebep oldu, hala oluyor.

Ama iltisak ve irtibat kavramlarıyla ilişkiden suç ve suçlu üretme kapısı bir kere açılınca devlet de her fırsatta bu kapıdan geçmeye başladı.

Pek çok iddianamede “irtibatlı olmak” suç delili olarak karşımıza çıktı.

Savcılar ellerinde yeterli delil olmayan dosyalarda, şüphelilerin iletişim ve mali bilgilerini  HTS raporları ve MASAK kayıtları üzerinden suç delili ve ilişki yaratmak için kullandılar.

Örneğin gazetecilere ağır cezaların verildiği Cumhuriyet Gazetesi davasındaki delillerin haber ve yazılar dışındakilerin tamamı bu şekilde üretilmiş irtibat ve iltisak delillerinden ibaretti.

Telefonuna 9 yıl sonra bylock indirecek biriyle 2008 yılında telefon konuşması yapmak ya da telefonunda Bylock olan birinden mesaj almak Bylock irtibatı, MASAK’ın FETÖ şüphesiyle soruşturduğu bir pideciden pide sipariş etmek, bir turizm firmasından tatil paketi almak FETÖ’yle ilişkiye delil olarak dosyaya girebildi.

Yine bir MASAK raporuna göre 2011 yılında bir parkeciye 2500 TL ödeyen Cumhuriyet gazetesi yöneticisi, o parkecinin oğlu daha sonra Bursa’da bir lokantada yemek yiyince, o lokantanın sahibi hakkında da FETÖ soruşturması yürütülünce, FETÖ’yle irtibatlı hale gelebildi, bu delil olarak iddianameye konuldu.

Bu kadar bile irtibat delili bulunamayan durumlarda da irtibatın daha yaratıcı yorumları bulundu.

Örneğin artık kimsenin hatırlamadığı meşhur Rahip Brunson’nun FETÖ’den tutuklanmasının sebebi FETÖ’nün İzmir imamıyla irtibatlı olduğu iddiasıydı.

Bu irtibatın iddianamedeki delili ise ikisinin telefonlarının “2011 ile 2015 tarihleri arasında Konak, Çankaya ve Alsancak’ta birbirlerine yakın baz istasyonlarında 293 kez sinyal vermiş” olmasıydı.  Milyonlarca insanın yaşadığı bir muhitte, dört yıl içinde yüzbinlerce insan arasında kurulabilecek bir ilişkiden, Türkiye’yi ekonomik krize sokan bir “irtibatlı olma” delili üretilmişti.

Hala tutuklu olan Osman Kavala’nın da bundan iki yıl önce darbe ve FETÖ’den tutuklanmasına neden olan delil darbenin arkasında olduğu iddia edilen Türkiye uzmanı Amerikalı akademisyenle “irtibatlı” olduğunun tespitiydi. “93 saat telefonda görüşmüşler” diye gazetelere haber olan bu “irtibat” da aslında Mayıs 2015’den Haziran 2016 tarihleri arasında Kavala’nın kendisinin, eşinin, şirket müdürlerinin telefonlarının, ABD’li uzmanının telefonuyla İstanbul’daki yakın bazlarda verdiği toplam sinyal süresiydi.

Fakat iltisak ve irtibat kavramlarıyla suç ve suçlu üretmek burada da durmadı.

31 Mart seçimlerinden önce CHP, İyi Parti ve Saadet Partisi’nin 325 belediye meclis adayının devletin istihbarat birimleri tarafından tutulmuş fişlerinin, isimleri, TC noları ve fotoğrafları eşliğinde günlerce medyada “PKK’lı” olarak dolaştırılmasının arkasında da aynı suç üretme mantığı vardı.

Devletin fişlerinde onları PKK’lı yapan da 40 yıl önce Mardinliler Derneği’ne üye olmak, kardeşinin Facebook’ta yaptığı paylaşımlar, oğlunun Newroz’a katılması, kızının İHD üyesi olması hatta çözüm sürecine destek için yazılmış bir bildirinin imzacısı olmak gibi irtibat ve iltisak “suçları”ydı.

Artık devlet bir kişiyi, elindeki adli ve istihbari arşivde arama yaparak yakın akrabaları üzerinden bile terör örgütüyle irtibatlı olarak fişleyebiliyordu.

Ama geçen hafta bir adım daha ileri gidildiğini öğrendik.

Bu kez bir kişi “arkadaşlarının” eylem ve bağlantıları üzerinden terör örgütleriyle irtibatlı olmakla suçlandı.

Hakkında bu düğmeye basılıp, devletin arşivinden “kirli ilişki ağları” deşifre edilen son isim, Trabzon Havaalanı’nda VIP çıkışı İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya “Akıllı ol” diye bağıran 55 yaşındaki Mehmet Ali Sivaz oldu.

(Bu arada Sivaz, daha sonra yaptığı açıklamada Pontus, Rum suçlamalarıyla ilgili konuşmadığı için bakana tepki gösterdiğini söyledi ama bunun yakışıksız, tehditvari bir söz olduğu açık. Bir bakana, hem de ziyarete geldiği kendi memleketinde böyle hitap etmek kimseye yakışmaz.)

Bakan Soylu, havaalanı çıkışında  kendisine böyle hitap eden kişiyle ilgili “Araştırma yaptık, adamın da kim olduğu ortaya çıktı. Nasıl kirli ilişkilere sahip olduğunu, onu oraya onların nasıl gönderdiğini, nasıl bir tezgah içerisinde olduklarını Türkiye bir-iki gün içerisinde anlar. Öyle bir derin ilişkileri var” demişti.

Bu araştırmanın sonucunu da ertesi günkü Yeni Şafak gazetesinden okuduk.

Önce haberi okuyalım:

“Yeni Şafak, 55 yaşındaki Sivaz’ın karanlık ilişkiler ağına ulaştı. Ekrem İmamoğlu’nun Karadeniz turunu organize eden CHP Genel Başkan Yardımcısı Seyit Torun ve CHP Trabzon İl örgütü ile irtibatlı olan Sivaz’ın yakın arkadaşları H.D., H.S. ve G.İ.’nin DHKP-C, THKP/C ve DEV-Yol gibi örgütlerle müzahir olduğu, bu örgütlerin uzantısı STK’ların gösterilerine katıldığı belirlendi. Karanlık ilişkileri bununla da sınırlı kalmayan Mehmet Ali Sivaz, başta Doğu Karadeniz olmak üzere birçok ilde “Pontus” faaliyetleri yürüttüğü tespit edilen Mehmet K. ve Özlem S. ile yakın arkadaş. Silah kaçakçısı T.S., sigara kaçakçısı İ.A. ile de yakın ilişkiler içerisinde olan Sivaz’ın kendisi de bir dönem SODEP çatısı altında siyasi faaliyetler yürütmüş.”

Haberde geçen ve gazetecilerden çok polislerden duymaya alışık olduğumuz “müzahir” kelimesinden bu karanlık ilişkiler ağına ulaşanın gazete olmadığını anlıyoruz.

Devlet, 55 yaşındaki Trabzonlu bir vatandaş için yine arşivlerine dalıp, irtibat ve iltisak araştırmış.

Ama bulunduğu iddia edilen “karanlık ilişkilerden” sadece üçü Sivaz’ın şahsi “suç”u: 80’lerde kurulmuş yasal bir parti SODEP çatısı altında siyasi faaliyet, CHP Genel Başkan Yardımcısı Seyit Torun ve CHP Trabzon İl örgütü ile irtibatlı olmak!

Geri kalan “suçları” ise yakın arkadaşları işlemiş.

Üç “yakın arkadaşı” DHKP-C, THKP/C ve DEV-Yol gibi örgütlerle müzahirmiş ve bu örgütlerin uzantısı STK’ların gösterilerine katılmışlar.

İki “yakın arkadaşı” devletin istihbarat fişlerine Karadeniz’de Pontusçuluk faaliyetleri yaptıkları için girmiş.

Bir “yakın arkadaşı” silah, “bir yakın ilişki”de olduğu kişi de sigara kaçakçısıymış.

Yani karşımızda devlete göre yakın arkadaş kurbanı olmuş bir vatandaş var.!

Haberden bu yakın arkadaşlıktan kastın ne olduğunu anlamak mümkün değil. Acaba devlet vatandaşlarının yakın arkadaş olduklarını nasıl tespit ediyor? Instagram ve Facebook’taki likelarına mu bakıyor?  

Lisede sınıf arkadaşlığından, HTS kayıtlarında çıkan bir bayram mesajına, Facebook arkadaşlığından, MASAK kayıtlarında görünen bir alışverişe kadar kadar her türlü irtibat yakın arkadaş statüsüne sokulmuş olabilir.

Aslında yakın arkadaşlara yönelik suçlamalar da arşivin epey derin kazıldığını gösteriyor.

1970’de Mahir Çayan tarafından kurulan THKP-C 1972’den beri yok. Dev-Yol da 80 sonrasında örgütlü bir yapı  olarak varlığını sürdürmüyor. Sigara kaçakçılığı da epey 80 öncesi kokan bir suç.

Zaten üç arkadaşın suçu da üç örgüte müzahir olmak yani bu örgütlerin uzantısı olan STK’ların gösterilerine katılmış olmak.

Yani onlar da örgütlerle irtibatlı olmakla suçlanıyor. Örgütlerle irtibatlı yakın arkadaşlarla irtibatlı olmak suçu. Bulaşıcı hastalık gibi geçen bir şey olmalı bu suç..

Tabii kendileriyle irtibatlı olmak “karanlık ilişkiler ağı içinde olmak” anlamına gelen silah kaçakçısı, sigara kaçakçısı, Pontusçu yakın arkadaşlara devletimiz nasıl  bir adli işlem yapmış o da belirsiz.

Türkçe isimleri açık, soyadları kapalı verilen iki kişinin devletimize göre neden Pontusçu olduklarını, bu fişi kimin tuttuğunu, haklarına herhangi bir işlem yapılıp yapılmadığını, böyle fişlendiklerinden kendilerinin haberi olup olmadığını  sorabilecek bir muhatap da yok karşımızda.

Trabzonlu 55 yaşındaki Mehmet Ali Sivaz’ın “karanlık ilişkiler ağının” eksik parçaları da Facebook hesabına girince karşınıza çıkıyor.

Mesela destek mesajları attığı yakın akrabası İsmail Hakkı Sivaz, 2014 yerel seçimlerinde AK Parti’den Belediye Meclis üyesi seçilmiş, 2019’a kadar da Çaykara Belediye Başkanlığı’na vekalet etmiş bir AK Partiliymiş. Ama bu akrabalık irtibatı, devletimizin “karanlık ilişkiler ağına” nedense yakalanmamış.

Tabii Facebook hesabına biraz göz gezdirince, yakın arkadaşlarıyla irtibat üzerinden medyadan dillendirilen suçlamaların, nasıl doğrudan kendisine yönelik “DHKP-Cli terörist”, “Pontusçu bölücü” hakaretlerine döndüğünü de görüyoruz.

Devlet, kendisine laf atan 55 yaşındaki Trabzonlu vatandaşı arşiv düğmesine basıp, “karanlık ilişkilerin”i gazetelere deşifre ettirerek cezalandırmış oldu.

Ama o irtibat ve iltisak arşivinin yarın kimin için açılacağının garantisi yok.

Devlet, vatandaşları hakkında elinde tuttuğu ve çoğunluğu özel hayatla ilgili olan adli, istihbari, mali bilgiler, iletişim kayıtları, varsa fişlemelerden oluşan arşive istediği zaman, istediği kişinin adını yazıyor, düğmeye basıyor. Ve bingo.

Karşınızda varsa sizin, olmadı akrabalarınızın, o da olmadı arkadaşlarınızın, hiçbiri yoksa “irtibat”lı olduğunuz birilerinin en az 50 yıllık sicilleri, devletin radarına girdiği bütün olayların ve anların görüntüleri.

İleri, son model yerli ve milli bir teknoloji bu!

Türkiye’de sadece haberleri takip eden birinin, Black Mirror izlemesine ne gerek var!

http://www.enpolitik.com/haber/312347/ogur-yazdibana-arkadasini-soyle-sana-suclu-olup-olmadigini-soyleyeyim.html

Sizin Yorumunuz:

*
*