'Üniversiteler, her daim kaliteli, etik ve üretken olmalıdır…'

Sitemiz Enpolitik köşe yazarı, iletişimci, İTÜ TMDK Sanatçı Öğretim Üyesi Dr. Göktan Ay ile “Üniversitelerimiz ve YÖK” konulu bir röportaj gerçekleştirdik.
Eklenme Tarihi: 27.02.2019 08:27:00 - Güncellenme Tarihi: 27.02.2019 08:22:35

İnternet gazetemiz Enpolitik köşe yazarı,  iletişimci, İTÜ TMDK Sanatçı Öğretim Üyesi Dr. Göktan Ay ile gerçekleştirdiğimiz  “Üniversitelerimiz ve YÖK” konulu röportajı siz değerli okuyucularımızın ilgisine sunuyoruz...


ENPOLİTİK:  Sayısal  olarak üniversitelerimizdeki son durum nedir?

AY: Ülkemizde; 129 Devlet, 72 Vakıf, 5 Vakıf Meslek Yüksekokulu olmak üzere, toplam 206 Yükseköğretim Kurumu  var. Öğrenci sayısı; 3 milyon 98.497 (örgün), 789.185 (ikinci öğretim), 3 milyon 586.216 (açık öğretim) ve 86.423 (uzaktan öğretim) olmak üzere, 7 milyon 560.371'e ulaştı. Üniversitelerimizde; 25.560 Prof., 14. 841 Doç., 38.372 Dr. Öğr. Üyesi, 46.790 Arş.Gör.,35.560 Öğr.Gör. olmak üzere toplam 161.123 Öğretim Elemanı vardır.

ENPOLİTİK: Üniversiteler çoğalırken kalite de arttı mı?

AY: Üniversite sayımız olması gereken den çok arttı. Sadece İstanbul'da 9 adet devlet ve 40 adet vakıf olmak üzere toplam 49 üniversite var. Bunların yanı sıra Hava ve Deniz Harp okulları ve bir üniversiteye bağlı olmayan 6 tane Vakıf Meslek Yüksekokulu var.

Prof.lar üretmezse, üretilmesi istenmezse kalite artar mı? Sosyal bilimler alanı, yabancı dil bilgisi kıt, yayınsız Prof.larla dolu…

Prof.lar; alt kadrolarla irtibatı kesmiş, aralarındaki merdivenleri atmış, ayrı birer krallık gibiler!..

Artık durmalı, frenlere basmalı, acilen;  kaliteye/niteliğe odaklanmalıyız. Son yıllarda artan; etik kuralları çiğneme, intihal vb. konularda affedici olmamak lazımdır.

Yeni başlayan Arş. Gör’lere; görev yaptığı sürece yapmaması gerekenler yazılı olarak verilmeli, okudum deyip imzalattırılmalıdır. Yine, yeni başlayanlar için, bu alanda uzmanlaşmış psikologlar  tarafından, üniversiteler için hazırlanmış;  “Kişisel karakter analizi”ne tabii tutulmalıdır.

Üniversiteler, çok büyük ve süslü, geniş binaları ile değil; kaliteli öğretim kadrosu ile öne çıkarlar. Bu kadroyu yetiştirmekte, üniversitelerin görevidir.

ENPOLİTİK: Üniversitelerin özerkliğinden ne anlamamız lazım?

AY: Bizde özerklik; başı bozukluk, keyfe kederlik, sorumsuzluk vb. anlaşılıyor.

Özerklik; “bir topluluğun, bir kuruluşun kendi kendini, oluşturduğu yasalara göre, özgürce yönetme hakkı ve durumudur.”

Eğitim; sistemli ve disiplinli olmaz ise, başarı sağlanamaz. Üniversitelerin  sadece özerkliğini değil; devlete ve topluma hesap vermelerini de sağlamak lazım. Hesap vermeden, şeffaf olmadan; özerk olmanın anlamı yoktur. Üniversiteler; öğretim elemanı alım süreçleri, liyakat mevzu,etiklik, atamalar, görevlendirmeler, kullanılan kaynaklar, devlete ve topluma açık olmalı, hesap vermelidir. “Hocaların performansı izlenmez/ne kadar yayın yaptığı takip edilmez, kaynakların nereden geldiği ve nereye aktarıldığı denetlemezse” sıkıntı olur. Yayınsız Prof.lara, yayın zorluğu şarttır. Bugünkü yapı; liyakatsız atamalar, şeffaf olmayan ve denetlenmeyen bir yapıdır. Bundan hızla vazgeçilmelidir.

ENPOLİTİK: YÖK görevini yapıyor mu?

AY: YÖK, sonuçta bir üst kurum; her şeye müdahale etmek, yetkilerin kendinde olmasını istemek gibi kötü bir huyu var. Kalite Kurumu 2015’te kurulmuştu (14 Şubat 2019/30686 R.G. kaldırıldı); eğitim, öğretim, araştırmanın hangi kalitede yapıldığını çıktılar bakımından takip edecekti. Yükseköğretim Kalite Kurulu, yükseköğretim kurumlarında kalite değerlendirme ve güvencesi çalışmaları ile akreditasyon çalışmalarının düzenlenmesi ve yürütülmesinden sorumlu olacaktı.3 yılda ne yaptı, eğitime ne katkılarda bulundu bilmiyoruz!

Neden kaldırıldığını da öğrenemiyoruz.

“Kaldırdık diyorlar” kalkıyor, “kurduk diyorlar” kuruyorlar.

Ancak; 20.02.2019’da basına yansıdı; YÖKAK Başk. Prof.M. Elmas, "Şu ana kadar 115 üniversitenin dış değerlendirmesini tamamladık. Bu yıl haziran sonuna kadar kalan 45 üniversiteyi de değerlendirerek ilk turu tamamlamış olacağız. Değerlendirmeler sonunda üniversitelerimizin durumlarını gösteren raporları yayınlayacağız" demiş…

https://www.haberturk.com/universitelerin-kalite-dereceleri-belirleniyor-2379661

Kaldırılan bir kurul göreve nasıl devam ediyor?

Bilmiyoruz!..

Artık, YÖK’ün ne yapacağının konuşulması, sınırlarının çizilmesi gerek, ama böyle bir düşünce gözükmüyor…

YÖK, rektör atamasından nihayet uzaklaştırılmıştır, artık “dekanlık atamasından” da elini çekmelidir. İdareci olmak bir “yetenektir.” Tam yetki ile gelen Rektör, bırakın çalışacağı Dekanı kendi seçsin, onun ortak şartlarını sağlayın, yeter!..

Hala; 

Dekan’ın 4 yıl, Müdürün 3 yıl atanmasının izahı yoktur.

Dekanların/Müdürlerin, neden Prof.lardan atanma zorunluğu olduğu anlatılamamaktadır.

Atananların “görev süresinin rektör ataması ile sonlandırılması” yapılamamıştır.

Müdürün; Üniversite Yönetim Kurulu Toplantısına  girmesi olmamıştır. 

YÖK olarak siz; gerekli yönetmelikleri çıkarır, işlerin buna göre yürütüp yürütülmediğini takip edersiniz. Öğretim elemanı ilanları, alımları liyakat esaslı mıdır? Yönetmeliklere uygun mudur? Bunları kolaylaştırın yeter…

YÖK’ü yeniden yapılandırmak, herşeye karışan, müdahale eden değil; planlama yapan, koordine eden, kanallar açan, denetleyen bir kurum  haline dönüştürmek gerekir…

ENPOLİTİK: Dr./Sy'den sonra Doç.lik için süre neden yok?

AY: Doğru bir soru, bunu da birkaç kez yazdım, bir şey değişmedi. “Sıkı kurallar” konulmak istenmiyor, çünkü arkası sağlam biri gelince sorun oluyor!..Şimdi güncel bir örnek verelim. TBMM Başkanı seçilen Sn.Mustafa Şentop’un özgeçmişinde şöyle bir açıklama var;  “1993 yılında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde, araştırma görevlisi olarak çalışmaya başladı. 2002 yılında Doktor, 2005 yılında Doçent oldu.”

Şimdi; her -akademisyen- Dr./SY./Dr.Öğr.Üy; bu unvanı aldıktan  sonra yaptığı çalışmalarla Doç.lik dosyasını hazırlamak zorunda. Uygulanıyor mu?, adamına göre! Şimdi, 2-3 yılda bu dosyayı tamamlanabilir mi? Çok zor? Mümkün değil!.. Ne yapılıyor? Dr./Sy./Dr.Öğr.Üy.’de “eserlere basılacaktır, bildirilere yayınlanacaktır” ibaresi konuyor, bundan puan veriliyor, sonra aynı bildiriler/çalışmalar yayınlandığında Doç.likte bir kere daha puan alıyor. İşte size, akademide aldatmanın yolu!

http://goktanay.blogspot.com/2018/09/doclik-eser-degerlendirmelerinde-juri.html

https://www.blogger.com/blogger.g?

https://www.blogger.com/blogger.g?

O zaman, bırakın Doç.likten sonra 5 yılı da kaldırın, dosyasını tamamlayan 3 yılda da Prof.luğa başvurabilsin!.. Tenakuzlarla dolu bir 2547’miz var…

ENPOLİTİK: Eski Y.Doç. Dr.lar ve Doç.ler, YÖK’e neden tepkili?

AY:

1/ 7100 sy.yasada Y.Doç.Dr. lara değer vermedi, tenzili rütbe yamak için uğraştı, ikinci sınıf muamelesi çekti, hatta Dr.Öğr.Gör. unvanını hak görmeye çalıştı. Neyse ki, TBMM bunu gördü.

2/ Sn.Cumhurbaşkanımızın talimatına, 2007’den sonra yabancı dil sorularını çalarak Doç.olan hırsızlara, etik olamayan liyakatsız akademisyenlere (şimdi Prof.lar) rağmen; milletini seven, soruları çalmamış, liyakatlı, üretmiş Y.Doç.lerin, bir kereye mahsus -daha önce yapılmıştı- yabancı dilden muaf tutulup; 8 yıla Doç.,15 yıla Prof. unvanı verilmesine engel oldu.(Yabancı dil sorularını çalarak Doç./Prof. olanlar gülmüşlerdi ve sosyal medyada  yazmışlardı; yabancı dil bilmeyen akademisyen olur mu? diye.)

3/ “Doç.lik sözlü sınavını kaldıracağım” dedi, ama kanunda isteğe bıraktı, şimdi bütün üniversiteler ne olur ne olmaz diye- sözlü sınav yapıyor.

4/ Doç.lik yabancı dil puanı “düşürüldü, 55 oldu” dedi, ama kanunda isteğe bırakarak 55’in önüne “en az” ibaresini koydu, şimdi 65’ten aşağı isteyen üniversite kalmadı.

5/ Geçici maddelerle Y.Doç. olan, ama Dr./Sy. olmayan akademisyenlerde, Dr.Öğr.Üy. oldu.

5/ Bu şekilde, yıllardır akademik idari görevler yapan Y.Doç.Dr.’lara uzak duruldu, akademik barışa engel olundu.

ENPOLİTİK: Eğitim Fakültelerinde durum ne?

AY: Türkiye’de eğitim fakültesi sayısı 93’e, Eğitim Bilimleri Enstitüsü sayısı da 44’ü aktif olmak üzere 50’ye ulaştı. Her 10 üniversite öğrencisinden 1’i öğretmen yetiştiren fakültelerde eğitim görürken, eğitim fakültelerindeki mevcut lisans öğrencisi sayısı, azalan kontenjanlara karşın 221.530 oldu. Bu sayıya yarım milyona yaklaşan atanamayan öğretmen adayı da eklenince, kaosa dönüşen süreçte Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) ve Yükseköğretim Kurulu (YÖK) harekete geçti. Öğretmen yetiştirme sürecini baştan ele almayı planlayan MEB, eğitim fakültelerinin durumuna ilişkin YÖK ile yeniden masaya oturdu. MEB’in yeni modeli kapsamında, “Yükseköğretim Eğitim Programları Danışma Kurulu” üçüncü kez YÖK’te toplandı. Toplantıda, önümüzdeki süreçte eğitim fakültelerinin MEB’in istihdam politikası ve ihtiyaçlarına göre öğrenci alması ve bazı fakültelerdeki bölümlerin de kontenjanlarının azaltılması kararlaştırıldı.Bu konuda Eğitim Fakültesi Dekanları’nın görüşü alındı mı, toıplantıya çağrıldı mı bilmiyoruz. Çünkü, sürekli üst karar veriyor ve uygulayın diyor. Bir dekan propramlarla ilgili eleştiri yaparken, birisi; “YÖK’e yazmıyor musunuz?” diye sordu, cevap; “hayır!, gönderiyorlar ve uygulayın diyorlar, yapacak bir şey yok” dedi. Hatta, bir ara Eğitim Fakülteleri Dekanları Konseyi kurmuşlardı, onu bile devam ettiremediler. Çünkü, makam tatlı geliyor, görevden alınma korkusu hakim ve  YÖK ile kötü olmak istemiyorlar. Sorun burada!..

ENPOLİTİK: Üniversiteler ne yapmalıdır?

AY: Asıl merkeze alınması gereken/dikkat edilmesi gereken  kurumlar, “üniversitelerdir” Önce üniversiteler güçlü bir yapıya getirilmelidir...Üniversiteler, “kadro konusunda” da  özgür olmalıdır.

Son yıllarda, akademisyenler; Doç.lik dosyalarına “basılacak”, “basıma hazır” ibareleriyle çalışmalar koyuyorlar. Ancak, Doç.likten 5 sene sonra Prof.oluyorlar, ama o eserlerden bir haber yok.

https://www.internethaber.com/doclik-yonetmeligine-gore-dosyalara-konulan-kitaplar-araniyor-2-1732027y.htm

Neden, Prof. olunca herşey serbest olur?

Neden performansa bakılmaz?

Neden yönetmelikler hep Prof.’lara uygun yapılır?

Neden Prof.lar, atamalarda hep öndedir?

Bunun gibi soruların cevabı; kurullarda, sürekli Prof.’ların bulunmasındandır!..

Prof. olan bağımsızlaşıyor ve bakıyorsunuz kendi okulunda dokunulmaz/tröst oluyor. Mesela; “Konservatuarda bir akademisyenin -özgeçmişinden- verdiği derslere bakınız;

“Kanun ve Çeng İcracılığı, Pedagojisi, Tarihsel Müzikoloji, Organoloji, Osmanlı-Türk Müziği, Müzik ve Toplumsal Cinsiyet,  Türkiye’de Müzik Kültürleri, Akdeniz Müzik Kültürleri” Yaz yazabildiğin kadar, nasıl olsa soran yok!...

Oysa, üniversite; her zaman  ciddi ve etik  olmalıdır.

Rektörler, yeniden atanmak için; YÖK üyeleri ile iyi geçinmenin, ilişkileri sıcak tutmanın peşine düşüyorlardı, şimdi de Sn.Cumhurbaşkanı’na kim yakınsa -köşe yazarları dahil- onları yanına almaya çalışıyorlar. Rektörlük salonları köşe yazarlarının mekanı oldu. Bu, olmamalı. Rektörlük; başka bir üst göreve gelmek için doldurulan/kullanılan makamlar değildir.  Rektörler; yaptıkları işlerle/projelerle iz bırakmalı ve akademisyenleri ayrım gözetmeden, yeteneklerine göre değerlendirmelidir.

ENPOLİTİK: “Araştırma üniversiteleri” konusu ne oldu?

AY: YÖK; araştırma üniversitelerini ilan etti, sayı 11 oldu.

Fakat, ilk ilan edilenler farklı  ne yaptı?

Gelişme oldu mu?

Kaynaklar ne kadar aktarıldı? sorularını kamuoyu bilmiyor. Ayrıca, sadece ilan etmek yetmiyor, o üniversitelerin; “ekonomik olarak desteklenmesi, öğretim üyelerinin nitelikli kılınması, özlük haklarının farklı yapılanması, işleyişin farklılaştırılması” gerekiyor. Araştırma üniversitelerinin araştırma performansına göre desteklenmesi ve denetlenmesi gerekiyor. Oldu mu? Bilmiyoruz?

Liyakat, bir işe; ‘layık olma, yaraşma, yaraşırlık, uygunluk, yeterlilik’ demektir. Yani, akademisyenin ilk unvanı / kişisi olan Araştırma Görevlisinden itibaren; akademisyenliğe yatkın olmayan, üretemeyeceği belli olan, araştırmayı sevmeyen, öğretmeyi-sabrı dikkate almayan, kişilik bozuklukları olan kişilerin akademisyen olmasının, yükselmesinin, unvan almasının engellenmesidir. Liyakat; her makam ve görev için vazgeçilmezdir. Ve kurumları sağlam bir yapıya kavuşturmanın da ilk şartıdır.

Üniversiteler fakülte- bölüm açıyor, kadrolu elemanı yok. 3 öğretim üyesi şartı kondu, ama çok yönlü değiller ki!..Bir öğretim üyesi her derse giriyor. Sonra da, alanında uzman olmayan, çok bilgili -oda yetersiz- mezunlar ortaya çıkıyor. Bu, öğrencinin suçu değil, tamamiyle idarenin suçudur.

Bir üniversite fakülte-bölüm açıyor, daha 4 yıllık mezun  çıktıları almadan yüksek lisans-Dr.(Sy) programları açıyor ve YÖK’te izin veriyor. Olur mu böyle bir şey? Ama, ülkemizde oluyor maalesef…

ENPOLİTİK: Ne yapmak lazım?

AY:

“Butik üniversiteler” belli alanlarda yaptıkları çalışmalarla,

“Bölge üniversiteleri” bölgesine sağladığı katkıya göre,

“Uygulama üniversiteleri” insanlara  nasıl/ne kadar beceri kazandırdığına göre değerlendirilmelidir.

Mesela; ‘Güzel Sanatlar’ alanı, hangi amaçla ‘Mimarlık vb.’ ile birleştiriliyor! yazım bile Yüce Meclis’i ve YÖK’ü harekete geçirmedi.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2674/guzel-sanatlar-alani-hangi-amacla-mimarlik-vb-ile-birlestiriliyor.html

Statik bir düzen, kimse kimseye karışmıyor, kimsenin karıştırılmasına da izin verilmiyor. Sonra da, neden ilk 500’de yokuz deniliyor…

Bakınız, 20 Şubat 2019’da “Yükseköğretim Kurumları Teşkilat Kanunu”, Milli Eğitim Komisyonu'nda kabul edildi. Neydi kabul edilen, akademisyenlerin özlük hakları mıydı?Çok rahatsızlık yaratan akademik teşvikle mi ilgiliydi? Elbette, hayır; Adana Bilim ve Teknoloji Üniversitesinin, başına Alparslan Türkeş adının eklenmesiydi. Bu kadar önemli ve acil işti yani!..

Kısaca;

Her üniversitede, İlahiyat Fakültesi’nin gereği var mıdır?

Her üniversitede, Hukuk Fakültesi’nin gereği var mıdır?

Her üniversitede, Güzel Sanatlar Fakültesi’nin gereği var mıdır?

Her üniversitede, Mühendislik Fakültesi’nin gereği var mıdır?

Her üniversitede, Konservatuar’ın gereği var mıdır?

Çoğaltabilirsiniz!..

ENPOLİTİK: Teşekkür ederiz.

http://www.enpolitik.com/haber/296115/universiteler-her-daim-kaliteli-etik-ve-uretken-olmalidir.html

Sizin Yorumunuz:

*
*