Türk Dünyasının kalbine indi, ezgileri felsefe ile fikir ile buluşturdu: Bünyamin Aksungur 'Canan'ı anlattı...

Dünya Türk müziğinin en büyük temsilcisi, Türk Dünyası müziklerinin ülkemizdeki bir numaralı sanatkârı Bünyamin Aksungur ile yeni çıkarmış olduğu ‘Canan Uykuda’ albümünü konuştuk.
Eklenme Tarihi: 31.01.2019 14:16:00 - Güncellenme Tarihi: 31.01.2019 16:00:53

Hayatının tamamı müzikle geçmiş, Allah vergisi bir sesi, Türk dünyasının, Turan ikliminin tüm lehçe ve şivelerini bir araya getirme aşkı bulunan, güncel tarihimizin çok değerli isimlerinden biri Bünyamin Aksungur. Müziğe felsefe katan, müziğe bakış açısı ve fikir kazandıran usta:

“İnşallah CANAN’ın uyanışına hep beraber bir katkı sağlamış oluruz, İnşallah Türk milleti bir an önce silkinir, uyanır ve dünya milletleri arasında layık olduğu kutlu köşesine kurulur, dünyaya yeniden yön verir. Tarihte biz bunu yaptık, yine yaparız ama birbirini sevmek ve CANAN’IN UYAN’masından geçiyor” diyor ve Cananın Uyanması için yalvardığını sözlerine ekliyor...

Şarkıya ismini veren ‘Canan Uykuda’ parçasının ve görünenden çok daha derin anlamını röportajımız sırasında büyük usta Aksungur’dan öğrendik… Sadece bununla da kalmayıp Türkçe de çoğu kez okunmuş 'yok yok' olarak bilinen  Abdurehim Heyit - Karşılaşınca parçasının altındaki acı ve düşündürücü öyküyü Aksungur'dan duygulanarak dinledik...

 1971 yılından beri, tam 47 yıldır müzikle ilgilenen duayen sanatçı, albüm çıkarma serüvenini, niçin bu kadar zaman beklediğini, ilkokul, ortaokul, öğretmen okulu sürecini ve Türk dünyasının kalbi ile tanışma hikayesini sitemiz enpolitik.com’dan Melek S. Tunç’a anlatıyor.

Bünyamin Aksungur ile yaptığımız keyifli ve bir o kadar duygu yüklü röportajı siz değerli okurlarımıza sunuyoruz:



Enpolitik: Okurlarımız ve sevenlerinizin sizi yakından tanıyabilmesi için biyografinizden kısaca söz edebilir miyiz hocam?

BÜNYAMİN AKSUNGUR: 1957 Manisa doğumluyum. İlk ve ortaokulu Manisa’da, ilkokulu köyde, ortaokulu Göl Marmara’da okudum. Yatılı olarak öğretmen okulunu kazandım. Edirne’de 4 yıl okudum 1971-75 arasında. Ondan sonra direk öğretmen olarak Kars Iğdır’ın bir köyünde öğretmenlik yapmaya başladım. Ertesi yıl İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türkoloji bölümüne girerek kaydoldum bu arada gündüz de öğretmenliğe devam edip gece okuyordum. 11 yıl ilkokul öğretmenliği yaptım.  Sonra 1986 yılında TRT İstanbul Radyosuna tayin oldum. TRT İstanbul radyosunda 6 yıl çalıştıktan sonra kurum için atama ile TRT İstanbul televizyonuna yapımcı yönetmen olarak geçtim. Yüzlerce programa binlerce programa imza attım radyo ve televizyonda. Bunların içerisinde ‘Gönülden Gönüle’ ve ‘Gönül Avazı’ 2009 ile 2014 arasında yayınlanan sunuculuğunu da kendimin yaptığı Türk dünyasının ortak müziklerini işleyen programlar benim en çok gurur duyduğum bütün birikimlerimi yansıttığım programlardı. Bugün TRT’den emekli oldum Eylül 2018’den itibaren…

Emekli olduğum günlerde boşluğa düşmekten korkuyordum Allah’tan boşluktan kurtulduk çünkü o günlerde albümüm yayınlandı. 61 yaşından sonra bir albüm kısmet oldu.



ENPOLİTİK: Hocam neden geç kaldığınızı sorabilir miyim böylesi güzel bir albüm için?

AKSUNGUR: 1971"den beri Türk Dünyası müzikleriyle ilgileniyorum. Bu ilgi zaman içinde derinleşti ve konser, konferanslarla meyveler verdi ama ne yazık ki bir albüm olmadı; çünkü CANAN UYKUDA'ydı.

1971-75 arasında Öğretmen Okulu öğrencisiydim. Çok iyi müzik eğitimi veriliyordu ama içinde Türk müziği yoktu. Mandolin, flüt, piyano, keman vardı ama mesela ud yoktu, ney veya kaval yoktu. Birkaç bağlama çalan olurdu, 0 da memleketinden getirdiği idi, kendi kendilerine öğrenmişlerdi. Türk devletinin Türk okullarında Türk çocuklarına Türk müziği öğretilmiyordu. Çünkü CANAN UYKUDA'ydı!

2 milyonu aşkın öğretmen yetişti bu okullarda. Hepsi de iyi eğitimci, hemen hepsi de nota biliyor ve en azından mandolin veya flüt çalıyor. Çok yetenekli olanlarda az değil aralarında. Ama insaf!

2 milyon kişi içinden bir tane flüt ya da mandolin virtüözü çıkmaz mı? Çıkmadı işte. Bunlar yerine kendi enstrümanlarımız ve kendi müzik dilimiz öğretilseydi öğretmenlerimize; bir düşünün, Türkiye'nin kültür hayatı bugün nerelerde olurdu!

Kendi sesleri ve kendi diliyle kendini ifade edebilen Türk milletinin bilim, teknik ve siyaset arenasındaki yeri çok daha yukarılarda olabilirdi ama olamadı; çünkü CANAN UYKUDA'ydı!

Zavallı milletim! Kendine ne verilirse itiraz etmeden aldı. Kaliteyi hiç talep etmedi. Medya, radyo ve TV'ler ha bire yabancı renk ve zevkleri pompalıyordu. Halk ne yapsın?... isyan da etmedi, yerliyi, iyi ve milliyi talep de etmedi, edemedi; çünkü CANAN UYKUDA'ydı!

İşte böyle bir ortamda, 1976 yılında TÜMATA'ya katılıp kendini geliştirdim. Türk Dünyası'nın müziklerini, Türk kültürünün aşığı küçük bir kitleye duyuruyorduk. Dünya değişiyor, SSCB dağılıyordu. Bu arada adını dahi bilmediğimiz yeni yeni Türk boylarının varlığından haberdar oluyorduk. Evet, Türk Dünyası uyanıyordu, ama CANAN UYKUDA'ydı!

'HANGİ PARAYLA HANGİ İMKANLA DİYE SORMADILAR'

"Güzel söylüyorsun, albüm yapsana" diyenler çok oldu. Hangi parayla, hangi imkanla diye sormadılar. Milli ve yerli (!) iş adamlarımız vardı, imkanları çok genişti. Oda orkestraları, Senfoni Orkestraları kuruyor, Türk Milletine ve kültürüne yabancı ve biraz yetenekli kim varsa onlara sponsor oluyor, tanıtıp şöhret olmalarını sağlıyor ama ne hikmetse Türk Kültürünün derinliklerine yapılacak bir yolculuğu desteklemekten kaçınıyorlardı. Çünkü CANAN UYKUDA'ydı.

Böylece 60'Iı yaşlara gelip dayandım. Bir baktım ki "Yolun sonu görünüyor", bir şeyler yap Bünyamin, sahip olduğun hazineyi mezara götürme, 7500'ü aşkın harika eser içinden en beğendiğin 20-30'unu seç ve albüm yap dedim kendi kendime. "Kimseden bir şey bekleme, devletten de... Hiç kimse elini taşın altına koymuyor, koymayacak”. Çünkü CANAN UYKUDA!

"İFTİHAR ETTİĞİM TÜRK MİLLETİNE BORCUM VAR"

İşte böyle, sonunda neyim var neyim yoksa harcamaya ve hiç olmazsa tarihe bir not düşmeye karar verip bu albümü hazırladım. Biliyorum, devir albüm devri değil. Albüm satıp para kazanma devri hiç değil. Ama beni yetiştiren aileme, öğretmenlerime ve mensubu olmakla iftihar ettiğim Türk milletine borcum var.

Bu albümü birinci taksit kabul edin. Devamı da gelecek inşallah. Belki de uykuda olan CANAN'ın uyanışına bir parçacık bile vesile olabilirsek, benim en büyük dileğim de böylece gerçekleşmiş olur.

Albümde 7500’ü aşkın eser içerisinden ki bu eserlerin yarısı Türkiye’deki şarkı türkü, mehter, ilahi gazel, kaside iken yarısından fazlası ise Türk dünyasının diğer bölgesinin şarkı türkü uzun havalarından oluşuyor. Bunlar içerisinden seçme yapıp ortak özellikler gösteren ve hikayeleri olan, hepsinin acı acı hikayeleri var. Bu şarkıları seçip 3 albümlük bir çalışma yaptım. 3 albüm çalışmasının ilki Ekim ayı itibari ile yayınlandı ve tükenmek üzere… İkinci baskı yapacağız ayrıca ikinci baskı ile beraber 2. albümü de önümüzdeki bahar veya yazda yayınlayacağız kayıtlar bitti gibi. 3’ncü albümde de araya bir yıl koyarak gelecek yıl olacak.



ENPOLİTİK: 7 bin 500 gibi bir eserden söz ediyorsunuz ki bu ciddi bir rakam. Bu donanım, azim ve merak ilk nasıl ve ne zaman başladı?

AKSUNGUR: İlkokulda sınıfın şarkı türkü söyleyeni bendim. İlkokuldan sonra ortaokulda ilk defa sahneye çıktım 1970 yılında… Bundan sonraki öğretmen okulu yıllarında da sahneye çok sık çıktım o gün bugündür devam ediyor. Öğretmen okulunda müzik eğitimi biraz üst düzey verildi diğer liselere göre. Nota öğretilir baya baya iyi müzik eğitimi verilirdi. Hatta eğitimin kendisi de iyi verilirdi o yıllarda. 3 yıllık 4 yıllık öğretmenlik okulundan mezun olup Anadolu’da direk öğretmenlik yaparsınız, müzik de bilirsiniz tarım da bilirsiniz sağlık da bilirsiniz ve eğitim öğretimi de bilirsiniz, güzeldi o zamanlar eğitim.

‘TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNE SEVDALANDIK…’

O yıllarda repertuvarımız genişledi biraz da Türk milliyetçiliğine sevdalandık. Dolayısı ile Azerbaycan’dan birkaç türkü, Kars türküsü Kerkük’ten bir iki türkü Balkanlardan Rumeli’den birkaç türkü ile sınırlıydı Türk dünyası müziklerimiz…

 Bunların çoğunluğu Türkiye’ye ait şarkı ve türkülerdi. Iğdır’a gidince orada Azerbaycan türkülerinin orijinallerini dinledim o zamanlar Bakü Radyosu dinleniyordu ve orada birçok türkü kaydettim.

O kayıtla Türkiye’de söylenen yanlışlıkları da düzeltme imkanı buldum. Repertuar genişledi ve Azerbaycan türküleri çoğaldı bende, avantajlı da olduk… İstanbul’a geldiğim zaman başka bir şans yüzüme güldü. Rahmetli Oruç Rahmi Güvenç ile tanıştırıldım. O da Türk Dünyasının müziklerine doğru bir yolculuğa çıkmak üzereydi. Yeni bir oluşum başlatmışlardı. TÜMATA diye bir oluşumun kuruluşunda bulunduk. Türk Müziği Araştırma ve Tanıtma Grubu. Ve bununla ilk defa Kırım şarkıları ile tanışıyorduk yıl 1976 idi, 1977’de de TÜMATA kurulmuş oldu. Kırım şarkılarının yanı sıra Kazakistan şarkıları ile Tataristan şarkıları ile tanışıyorduk. Güzel Türkistan’ı öğrenmiştik, Dombra’yı görmüştük ilk defa, rübat sazını görmüştük, dutar sazını görmüştük. Bambaşka bir atmosferdeydik ve bizden başka da kimse olmadığı için bu işle ilgilenen Türkiye’de iyi gözle görülüyorduk ama Türk kültürüne aşık çok küçük bir kitle vardı karşımızda.

Zamanla gelişti ve TRT’ye geçtim bir müddet sonra. TRT’ye geçince Türk Halk müziği repertuarı ile Türk dünyasının diğer köşelerindeki türkülerin repertuarını karşılaştırma imkanı doğdu. Baktım ki birçok ortaklık var.

‘Sendeki kaşlar bende olsa’ diyorsunuz İstanbul’da Manisa’da, Balkanlar’da ve Kırım’da da görüyorsunuz aynı türküyü…


ENPOLİTİK: Müzikteki bu benzerlikleri nasıl yorumlamamız gerekir? Bir köken arama veya sahiplenme anlayışı doğru mu?

AKSUNGUR: Mesela Yunanistan’da konser verdim Zeybek havalarına ‘Zeybetiko’muz’ dediler ve dinlettiler, yine ‘Darıldın mı cicim bana’ parçasını Yunanca dinletmişlerdi’ …

'COĞRAFYA İLE İZAH ETMENİZİN İMKANI YOK...'

Yunanlılarla biz yaklaşık 400 yıl komşu olduk iç içe yaşadık, Balkanlardaki Türkler beraber aynı ezgilerle coştular, birçok yemekleri beraber paylaştılar. Dolayısı ile hem alış hem de veriş oldu. Zeybekler bizim derlerse itiraz etmem ama aynı zamanda bizimdir de… Veya tam tersini demem. Bunlar ortak kültürün eserleri…

Tabi ki bizim İslami unsurlar taşıyan taraflar için tartıştığımız bir nokta yok ama birçok ezgi o coğrafi bölgenin etkisindedir. Mesela Trakya’da 9 ritimli havalar çok fazladır, bu Trakya’nın bize ait bölgelerinde değil Bulgaristan veya Romanya’ya ait bölgelerinde de karşımıza çıkar.

Küçük belli küçük özellikler coğrafya etkisi ile görülebilir ama hiç coğrafyanın tesiri olmayan Doğu Türkistan 5-6 bin kilometre ötede sizin söylediğiniz bir değil yüzlerce türküyü söylüyorsa, bunu taşınmakla veya coğrafya ile izah etmenin imkanı yok.

Mesela ben ilkokulda hiç unutamadığım bir hatıramı anlatmak istiyorum. Öğretmenimiz tayin olmuştu bütün okul ağlıyordu. Ve ağlarken öğretmen baktı ‘Bünyamin bir türkü söyle de içimiz açılsın’ dedi. O gün çocukluk dilimde bir türkü vardı ‘Başım ağrıyor fes başıma’ türküsü. O fes başıma türküsünü söylemeye başladım, ben türküye başlar başlamaz öğretmen; ‘kes ulan’ dedi. Adam gibi türkü söyle bu ne dedi. Ve ağlamıştım… Ama inanın bugün iyi ki onu yaşamışım diyorum çünkü 6 bin kilometredeki Doğu Türkistan’da ‘Başlarım ağriydu’ diye aynı türkü karşıma çıkmaz mı?

Aynı türkü Gagavuzya’da Moldovya’da ‘Başım ağriyer’ diye karşıma çıkmaz mı? Aynı türkü Rize ‘neren ağriyür uy başum ağiyür’ diye çıkmaz mı? Aynı türkü Gaziantep/Nizip dolaylarının türküsü işte… Düşünün, Türk dünyasının coğrafyanın dışında coğrafyadan bağımsız kan bağı var, kültür bağı var. Kültür genleri diyorum ben ona, öyle bir şey ki siz burada söylediğiniz bir türküyü taşınmaz bir şekilde orada bulabilirsiniz. Niye?

Bir olay daha anlatayım, Azerbaycan’ın rahmetli büyük bestekarı büyük sanatçısı Emin Sabitoğlu bizim eve gelirdi bağımsızlığa yeni ulaştıkları günlerde. O TRT’yi seyrediyordu 90 ya da 91 yılıydı ‘Yurttan Sesler Korosu’nda bir türkü çalınıyordu Erzurum türküsü ‘Tello gider yan gider tello, açma yaram kan gider tello’ adamın gözleri fal taşı gibi açıldı. Ve dedi ki ‘Olabilmez bu menim mahnamdır, men bestelemişem ama hırhızlamışlar’ yapmayın üstat dedim o bizim Erzurum türküsü… Vallahi men bestelemişem dedi çantasından notasını çıkardı. Ben biliyorum sizin şarkınızı dedim, aynı melodi sözler farklı… Sonra kaynağını gösterince ‘vallahi men çalmamışan’ diye yemin etti. Nasıl olabilir?



‘MÜZİKTE DİLİN MOLEKÜLLERİ SESLERDİR’

Cevabım şu oldu: ‘Üstad sen Türk müsün?’ evet… Müsaade edersen Erzurumlu da Türk dedim. Bizim sevindiğimiz zaman belli nameler çıkarır belli tepkiler veririz, bu Trakya’da da Kırım’da da, Konya’da da benzer… Ortak duygular ortak genler. Bir şeye kızıyorsak buna Kırgızlar da Tatarlar da Kerküklüler de kızar, nağmelerimiz de birbirine benzer. Coğrafi benzerliklerin dışında bir benzerlik bu. Belli seslerin kodlanması mesela. Konuştuğumuz yazdığımız dil beynimizin ürettiği dildir milletten millete değişir. Millidir. Konuştuğumuz dili çok anlamayan bile olsa aa bu İspanyol yada bu yunan yada bu Türk galiba dersiniz Türkmen de konuşsa, kazak da konuşsa, Uygur da konuşsa anlamasanız bile ‘Bu Türk’e benziyor’ dersiniz, müziklerini de anlarsınız. Bunun için müzisyen olmanıza hiç gerek yok.

Demek ki müzik de bir dildir ve gönül dilidir… Çok tesirlidir, maddenin molekülleri vardır müzikte de dilin molekülleri seslerdir… Yazıda harf olarak, müzikte nota olarak gösterilir. Ve nota her millette vardır tıpkı 'abc' gibi 'do re mi' her millette vardır. Ama notanın kodlanarak müziklerin ve nağmelerin elde edilmesi Yunanda başka Bulgar’da başka Türk’te başkadır.



ENPOLİTİK: Müzik evrensel değil midir hocam?

AKSUNGUR: Evet evrensel değil, müzik evrensel değil… Müzik dili millidir. Ama evrensel müzik yok mu derseniz Beethoven’i Mozart’ı ne yapacağım derseniz evet onların müzikleri evrensel. Peki, çelişkiye düşmüyor musunuz derseniz hayır! Beethoven’in yaptığı müzik evrenseldir ama milli yoldan çıkıp da evrensele ulaşmıştır. Evrensel türde bir müzik türü vardır ama bütün müzikler evrensel değildir. Evrensel müziğin içinde bir türdür. Beethoven, Çaykovski, Mozart dahi kişilerdir. Olağanüstü yetenekte insanlardır kendi sesleri yani do re mi la fa dan oluşan ses onlara yetmemiş, iki tane makam majör ve minör dedikleri ki bizdeki karşılığı nihavent ve rasttır. O iki makam ve 12 ses onlara yetmemiş, yetmeyince bunlar kendi milli müziklerinden yola çıkarak sınırların dışına taşmışlar armoni dediğimiz çok sesliliği geliştirmişler ve günümüze kadar ulaşan klasik müziği oluşturmuşlar. Elbette o tarz müzik evrenseldir.

Ama bizim müziğimiz o tarz bir kaygıyı gütmemiş dede efendi de Mozart kadar belki daha fazla dâhidir Itri de öyledir ama onların elinin altında 12 ses ile 2 makam yok, onların elinin altında 41 tane sesle 400'den fazla ses var dolayısı ile ihtiyaç duymamışlar.



ENPOLİTİK: Hocam ben biraz da CANAN UYKUDA parçasının fikrini ve taşıdığı anlamı sormak istiyorum? Bu parçayı bu kadar özel yapan ve ona anlam katan nedir?

AKSUNGUR: Sevgili Melek, Canan Uykuda… yaşadığım o kadar çok şey var ki benim 40 yıllık rüyam idi Doğu Türkistan’a gidebilmek. Doğu dünyasının hemen hemen pek çok köşesini gezdim. Ama doğu Türkistan’ı görmeyi herkes başaramadı çünkü Çin kapalı kutu, devlet imkanı ile giderseniz Çin resmi yolda sizi resmi yoldan ağırlayıp gezdiriyor fakat oradaki halkın geri planını görmenizi engelliyor bir şekilde.

Sizin karşınıza hep görevli insanlar çıkıyor ‘Biz burada çok rahatız, çok mutluyuz Çinliler bizim dostumuz kardeşimiz, camilerde ibadet de edebiliyoruz, çocuklarımız Uygurca öğreniyor’ diyebiliyorlar ama hiç de öyle değil.

Pek çok konuda perdelenmiş gerçekler var. İşte Doğu Türkistan’a giderken 3 yıl önce hayalimdi Kaşgar’da bayram namazı kılmak Allah nasip etti kıldık… Oradaki sanatçılarla tanışmak, şarkıları derlemek toparlamak öğrenmek… Giderken 200 kadar Uygur şarkısı biliyordum döndüğümde 700 kadar oldu.

Bu şarkılar içerisinde çok acı, çok derin beni yerimden titreten, sarsan ağlatan şarkılar olduğu gibi bir tanesi çok daha dikkat çekiciydi ismi ‘Canan uykuda’ idi. Canan Uykuda’nın nazlı nazlı dibinde yatan güzel sevgilinin uyuyuşunu anlatıyor. Bizim Anadolu’daki şarkılara da benziyor, hicaz makamında. Sonra aşık, Canan gözünü açsın da beni görsün istiyor, ben onu ölecek kadar çok karşılıksız seviyorum ama açsın da gözünü beni görsün istiyor. Fakat canan gözünü açmıyor. Açmayınca feryat etmeye başlıyor:

“Açmaz gözünü nida eylesem canımı bile feda eylesem” diye yalvarıyor isyan ediyor. Şarkı böyle…

Oradaki kişilere sordum, şaire bestekâra birçok kişiye sordum bu canan kim de aşığı böyle bağırtıyor diye.



CANAN ‘HALK’ DEDİLER

İnsanların isimlerini veremiyorum çünkü oradaki insanları hangi baskı zulüm altında olduklarını bildiğim için adını veremiyorum. Sordum, ‘sadece cananından şikayetçi kimseyi suçlamıyorlar’ dedi. Canan kim diye sordum. İnanır mısınız kime sorduysam Canan ‘halk’ dediler. Canan millet dediler. İçimden vuruldum, hayatımın 50 yılı gözümün önünden şöyle aktı geçti: evet biz de cananı uyandıramadık. Türkiye’de de cananlar uykuda.

‘SİZ GELİN DE TÜRKİYE’DE CANANLARI GÖRÜN’

Canan eğer halksa, canan eğer milletse biz bütün hayatımız boyunca, uğrunda ölümü göze aldığımız milletimize adamışız ama milletimizle çok güzel bir bağ kuramamışız. Yüreğimizi serdiğimiz halde o millet kendine boyalı renkli ne sunulduysa peşinden koşturmuş ama bizim yüreğimizi asla kıymetlendirmemiş, bize iltifat etmemiş, teveccüh etmemiş, dolayısı ile acı acı güldüm ağladım…

Oradakilere şöyle bir cevap verdim: Siz gelin de Türkiye’de cananları görün sadece uyusa iyi horluyorlar. Horlasalar iyi bir de bizi horluyorlar…

ENPOLİTİK: Siz hali hazırda özel bir isim ve yeteneksiniz, hal böyle iken bu albümün özel olmaması da beklenemez. Albümde hangi parçalar ve kimler yer aldı?

AKSUNGUR: 13 ayrı eser şimdilik bu albümde var ve birisi canan uykuda, 12 ayrı Türk dünyasından 13 eser var, 2 tanesi Uygur, diğerleri Kazakistan, Kırgızistan, Azerbaycan, Türmenistan Özbekistan, İdil Ural, Kırım, Kerkük, Kıbrıs, Türkiye. Türkiye’mizden de ilk defa Zeybek söyledim inşallah dinleyince bana hak vereceksiniz.

Albüm 3 yıllık çalışma sonucu ortaya çıktı. Albümde 34 farklı enstrüman kullanıldı. Akademik bir kadro görev yaptı çalanların 3 tanesi Profesör Dr. Abdulhak Abdulraşido dünyaca ünlü bir ney sanatçısı. Azerbaycan’dan tar sazının zirvesi olan Prof. yine Azerbaycan’dan kemençe virtözü Prof. Munis Şerif albümümüze yüreklerini kattılar. Doğu Türkistan’dan da sanatçı getirmek isterdim ama sınırlar birden kapandı 2 yıldır buradaki insanlar anne babaları ile görüşemediği gibi sağ olup olmadıklarını bile bilmiyorlar. Dolayısı ile sanatçı getirmek mümkün olmadı. Doğu Türkistan şarkılarında Özbekistan’dan gelen sanatçılardan yararlandım çünkü onlar Doğu Türkistan’a çok yakındılar.

ENPOLİTİK: Canan Uykuda gibi ardından bilinmez hikayesi olan başka bir türkü var mı?

AKSUNGUR: Çiçek böcek… Uygurlara soruyorum şiirler neden böyle, ‘abi diyorlar bizde şiirlerin iki manası var, çiçek böcek deriz ama biz başka şeyler kastederiz’ çünkü baskı rejimlerinde insanlar sanata yöneliyor ve sanatla sembollerle konuşuyorlar. Azerbaycan’da komünist dönemde böyleydi birçok Türk’e ‘laleye gel’ diyordu. Yani Türkiye’ye… Keza “çobana gel” diyor, “bülbüle gel” diyor aslında gel dediği şey hürriyet… Doğu Türkistan da aynen böyle. Ay yıldız çizmek veya rozet taşımak 4 yıldan başlayan bir terör suçu, kırmızı al bir tişört giymek değil mavi veya siyah fark etmez ay yıldız giymek başınızı derde sokar hapisten kurtulamazsınız.

İşte o zaman ne yapıyorlar ‘Sevgilim o kadar güzelsin ki yanakların aya benziyor, gözlerin o kadar tatlı ki gözlerin yıldız gibi’

Şimdi size bir şiir okuyacağım, şiir türkü oldu ve o Uygur türküsü de albümde var. Bu haberi tüm takip edenler youtube’a girsinler Abdurrahim Heyid ismini yazsınlar ‘Karşılaşınca’ türküsünü açsınlar. Karşılarına bir yiğit adam kopuzuyla Türkiye’de de bilinen söylenen bir türkünün benzerini söylüyor.

Abdürrahim Ötkür adlı bir şairin şiirini bestelemiş Abdürrahim Heyit, Abdürrühim Ötkür, 1995’te öldüğü zaman bestelemiş bu türküyü ve 2 yıl hapse mahkum oldu bu bestesinden ötürü. Ara ara öldüğü yolunda haberler geliyor inşallah doğru değildir. İşte o şiirin şairi kitapta şöyle diyor:

‘Bir şairi taklit’… 1947 yazdım diye de tarih düşmüş bir şairi taklit dediği şair Erzurumlu Emrah…

Erzurumlu Emrah’ın, ‘Sabahtan uğradım ben bir güzele, dedim mahmur musan dedi yok yok, ak elleri boğum boğum gınalı dedim yar bayram mı yok yok’ diye bir şiiri vardır. Orada anlatılan tamamen sevgilidir. İşte Ötkür de o şairimize özenerek bir şiir yazmış ama hiçbir kelimesi sevgilinin gerçek manada sevgiliyi elde etmeyi kast etmiyor, öyleymiş gibi görülüyor. İşte şiir şu albümde de var:

Seher vakti görünce gözüm sultanını,

Dedim sultan mısın? O dedi yok-yok.

Gözleri ışıltılı, elleri kınalı,

Dedim Çolpan mısın? O dedi yok-yok. (Çolpan yıldız demek)

Dedim ismin nedir? Dedi Ayhan'dır, (Ayhan’a dikkat ‘AY’ var)

Didim yurdun nere? Dedi Turpan'dır,

Dedim başındaki? Dedi hicrandır,

Dedim hayran mısın? O dedi yok-yok.

Dedim aya okşar, dedi yüzüm mü? (Okşar ‘benzemek’ demek)

Dedim yıldız gibi, dedi gözüm mü?

Dedim ışık saçar, dedi sözüm mü?

Dedim volkan mısın? O dedi yok-yok.

Dedim kıyak nedir? Dedi kaşımdır, (Kıyak, ‘tırpan’ demek)

Dedim kunduz nedir? Dedi saçımdır,

Dedim on beş nedir? Dedi yaşımdır,

Dedim canan mısın? O dedi yok-yok.

Dedim deniz nedir? Dedi kalbimdir, (Deniz mavidir, Türkistan bayrağı rengi…)

Dedim rânâ nedir? Dedi lebimdir,

Dedim şeker nedir? Dedi dilimdir,

Dedim ver ağzıma? O dedi yok-yok.

Dedim zincir var, dedi boynumda,

Dedim ölüm var, dedi yolumda,

Dedim ya bilezik? Dedi kolumda, (Bilezik yani kelepçe)

Dedim korkar mısın? O dedi yok-yok.

Dedim niçin korkmazsın? Dedi Tanrım var,

Dedim ya başka? Dedi halkım var,

Dedim daha yok mu? Dedi ruhum var,

Dedim memnun musun? O didi yok-yok.

Dedim istek nedir? Dedi gülümdür,

Dedim ya çalışmak? Dedi yolumdur, (Çalışmak demek savaşmak demek, mücadele demek)

Dedim Ötkür neyindir? Dedi kulumdur,

Dedim satar mısın? O didi yok-yok.


Uğur Işılak diye bir kardeşimiz o 15’i söylediğinde ‘sübyancı çoluk çocuğa gönderme yapıyor’ diye algılarlar diye şairinden izin almadan 20 olarak değiştirdi şiirdeki 15 yaş kısmını.

Tabi cehalet başka bir şey. Uğur Işılak’ın yaptığı yanlışlar özel eğitim gerektiren yanlışlar, bir gün karşılaşırsak söylerim ayrı bir şey…

Oradaki o 15 kızın yaşı değil, kızın yaşı değil! 47’sinde yazdığı zaman şair bunu, 47’den 15 yıl geriye gittiğinizde Doğu Türkistan tarihinde neler göreceksiniz… On binlerce şehit, ki çöllerde kalmışlar, kavrulmuşlar kabirsiz. İşte Ötkür onlar için şiir yazmış, onlar için ‘kabirsiz kaldım demeyin çünkü ılgın ağaçları onların şahitleridir, kabir taşlarıdır’ diye şiir yazmış, Ötkür öldüğünde de mezarının başına Ilgın ağacı dikmişlerdir şairin.

Bayrağı çizdi şiirdi kızın gözünü kaşını tarif ederek, peki rengi ne renkti Doğu Türkistan bayrağının, peki nasıl tarif edecek? Onu da şiirin devamında göreceksiniz:

“O şeker nedir, dilimdir, dilimi ağzıma ver” lafı bana biraz müstehcen geldi ama dediler sakın ha öyle anlama! Dilimi ver bana, Türkçemi ver, Uygurcamı yasaklama… ve atışma ile devam ediyor…

İşte bu dedim dedi, formatındaki şiir bütün Türk dünyasında var 13.yy’dan beri Fuzuli’de var, Azerbaycan’da var, Türkmenistan’da var hatta Atsız’da bile var... Bu format Erzurumlu Emrah’ta da var ama Ötkür’deki manası tamamen farklı fakat hiçbir suç unsuru yok.

Bütün şiirlerde böyle semboller karşımıza çıkar. Mesela Abdürrahim Ötkür’ün en yakın arkadaşları idam edilmişler Türkçe söyledikleri için. Ve arkadaşları idam edilince Ötkür dersini almış demiş ki ‘çalışmak için’ yani savaşmak için birinci şart hayatta kalmaktır. Sembollerle yine derdini anlatmış halkına, öyle anlatmış ki bütün Uygurlar ona ‘Ötkür efendi’ diye çok güzel bir mezar yapmış ziyaret ediyorlar.

Repertuarımda bunun gibi yüzlerce binlerce örnek dinletebilir gösterebilirim. Binlerce benzer türkü de gösterebilirim…

ENPOLİTİK: Bu güzel, duygu dolu ve içten söyleşi için çok teşekkür ediyor yüreğinize sağlık diyoruz…

AKSUNGUR: İnşallah Cananın Uyanışına hep beraber bir katkı sağlamış oluruz, İnşallah Türk milleti bir an önce silkinir, uyanır ve dünya milletleri arasında layık olduğu kutlu köşesine kurulur, dünyaya yeniden yön verir. Tarihte biz bunu yaptık, yine yaparız ama birbirini sevmek ve cananın uyanmasından geçiyor. Canın uyansın diye yalvarıyorum Allah’a…


haber: enpolitik/ Melek S. Tunç

http://www.enpolitik.com/haber/276272/turk-dunyasinin-kalbine-indi-ezgileri-felsefe-ile-bulusturdu-bunyamin-aksungur-canani-anlatti.html

Sizin Yorumunuz:

*
*