'Eğitim, ideolojik değil, pedagojik tasarlanmalıdır!'

Enpolitik.com köşe yazarı, iletişimci, İTÜ TMDK Sanatçı Öğretim Üyesi Dr.Göktan Ay, Yıldız Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Süleyman Doğan ile pedagoji, eğitim ve aile üzerine faydalı bir röportaj gerçekleştirdi.
Eklenme Tarihi: 07.12.2018 15:28:00 - Güncellenme Tarihi: 07.12.2018 15:26:07

Sitemiz Enpolitik.com köşe  yazarı, iletişimci, İTÜ TMDK Sanatçı Öğretim Üyesi Dr. Göktan Ay’ın, Yıldız Teknik Üniversitesi  Öğretim Üyesi  Doç. Dr. Süleyman Doğan ile yaptığı samimi ve bir o kadar önemli söyleşiyi siz değerli okurlarımız için yayınlıyoruz:



AY: Bir akademisyen olarak, kendinizi nasıl tanımlarsınız?

DOĞAN: Efendim bendeniz aslen Aksaray’ın Ortaköy ilçesinin Devedamı (Kasabaydı) köyünde dünyaya geldim. Konya Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesinden mezun oldum. Pedagoji (Eğitim Bilimleri) alınanda doktora yaptım. Eğitim Sosyolojisi alanında doçentlik unvanı aldım. Görev yaptığım Yıldız Teknik Üniversitesi tarafından bir yıldan fazladır  profesörlük kadrosunun verilmesi bekliyorum. Yayınlanmış özellikle pedagoji, aile ve çocuk eğitimi alında yazılmış 15 kitabım var. 30’u uluslararası olmak üzere yüz civarında bilimsel makalem var. 60’dan fazla ülkeye gittim. Halen Yıldız Teknik Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi İnsan ve Toplum Bilimleri Bölümü Öğretim Üyesi olarak çalışıyorum.

AY: Çok farklı yerlerde konferanslar veriyorsunuz? Toplumla iç içesiniz? Toplum nasıl görünüyor?

DOĞAN: Özellikle çocuk, genç ve aile, aile içi iletişim, ailede sevgi eğitimi, Mesnevi ve Pedagoji, gençliğin sorunları ve çözüm yolları, çocuklar ebeveynden ne ister? vb. gibi konular üzerine konferanslar veriyorum. Toplumda bir atalet, bıkkınlık, güvensizlik ve bir miktarda gelecek endişe görüyorum. Özellikle de gençler işsizlik ve gelecek endişesi yaşadıklarını müşahede ediyorum. Şu anda gençler bir örgün fakültede okurken, bir de uzaktan eğiteme yazılıyor ve iş bulmak için de alternatifler üretiyorlar. Bu bakımdan iyi bir gelişme ancak. Gençlerin kitap okuma konusunda büyük eksiklikleri var.

AY: Kime sorsak, toplumdaki; öfkeden, kavgadan, güvensizlikten, saygıdan, sevgiden vb. uzaklaşıldığını söylüyorlar. Aynı görüşte misiniz? Neden?

DOĞAN: Yukarıda sorduğunuz soruya verdiğim cevapta, bende toplumda bir güvensizlikten söz ettim. Özellikle de bir şiddet var ve gençler arasında da daha yaygın. Bu ülkemizin içinden geçtiği durumdan da kaynaklanıyor olabilir. Öfke, kavga, saygı ve sevgi eksikliğini bende görüyorum. Toplumda sevgi ve saygıyı ne kadar yaygınlaştırırsak geleceğimize o nedenli ümitle bakabiliriz. Aslında öfke, kavga ve güvensizlik, tüm dünyada yükselen bir trend olarak görülüyor.


AY: Her şeyde, ‘tek çare eğitim’ deniyor ama, 16 yıldır iktidar da ‘eğitimden şikayetçi’ durumda. Sorun sizce nerede?

DOĞAN: Efendim, eğitim; bireyi insan etme, bir başka tabirle adam etme sanatıdır. Eğitimde yeni bir paradigma değişimi var. Bunun sancılarının yanı sıra, eğitimde teknoloji yaygın bir şekilde kullanıma girince de bir sancı baş gösterdi. Ama eğitim meselemiz 1839 Tanzimat Fermanında beri çok büyük bir sorun olarak karşımızda duruyor. Gelen hükümetler ve hatta aynı parti hükümetlerinin eğitim bakanları görev aldıklarında “reform” yapıyoruz diye programlarını açıklıyorlar. Cumhuriyet tarihi boyunca eğitim pedagojik değil de ideolojik olarak tasarlanmıştır. Meselenin temelinde bu durum yattığı kanaatindeyim. 


AY: TV dizilerinin, filmlerin, topluma iyi örnek olmadığını söylüyorsunuz? Neden?

DOĞAN: Evet. Televizyonlardaki şiddet içerikli dizi ve filmler özellikle çocukları ve gençleri olumsuz etkiliyor. Manevî boşluk ve moral değerlerden uzaklaşılması gençleri kötü alışkanlıklara itiyor. Şiddetin kaynağının temelinde sevgisizlik ve şefkatsizlik vardır.  Çocuklar ebeveyn ve öğretmenlerden; sevgi, şefkat ve ilgi bekliyor. Çocuklarla kim ilgilenirse, çocuk adeta onun çocuğu oluyor. İnternetle fazla ilgilenen çocuk, internetin çocuğu oluyor. Böylece çocuğu internet eğitiyor. Medya da, şiddetin yer yer ödüllendirildiği durumlar da var. TV dizilerinde şiddet,  ‘ulaşılmak istenen şeylere ulaşma aracı’ olarak kullanılmaktadır. Böylece medya çocukları şiddete özendirmektedir. Çocuklar ve gençler, şiddet içerikli dizi filmlerindeki başrol karakterini rol model alıyorlar. Uygun olmayan içerikteki programların, şiddetin engellenmesinden çok, yaygınlaşmasına ve olağanlaşmasına neden olduğu şüphe götürmez bir gerçektir. Medyada çıkan şiddetle ilgili her türlü yayın çocuk ve gençlerin bilinçaltlarına farkında olmadan işlenmektedir. Çocuklar ve gençler; küçük bir sorun çıktığında, çözüm olarak, bilinçaltından meseleyi çözmek için şiddete müracaat etmektedirler.


AY: “Akıllı telefon gençliği” diye suçlanan/dillendirilen gençler; Mesnevi’den, Pir Sultan’dan, Dede Efendi’den, Aşık Veysel’den haberdar mı?

DOĞAN: Akıllı telefonlar insanların aklını aldı. Akıl insandan telefona geçti adeta. Yapılan araştırmalarda gençler değerlerimizden uzaklaştığını gösteriyor. Biz değerlerimizi ve değerlerimizi yaşatan, başta Hz. Peygamberimiz olmak üzere; Yunus, Mevlana, Hacı Bektaşi Veli, Hacı Bayramı Veli, Dede Efendi, Aşık Veysel gibi kıymetlerimizi belli plan, program ve müfredat dahilinde öğretmemiz lazım.  Şayet öğretmezsek birileri bu değerler üzerine başka yanlış değerleri inşa edecektir. Tabiat boşluk kabul etmez.


AY: Üniversiteler, Fen-Edebiyat Fak. İnsan ve Toplum Bilimleri Bölümleri’nin toplumda karşılığı var mı? Nasıl?

DOĞAN: Efendim, insanlık olduğu sürece toplumda olacaktır. Bir başka tabirle toplum varsa insan da var olacaktır. Bizim bölümümüz; sosyal seçimler derslerle, mühendislikte okuyan öğrencilerimizi toplumsallaştırmak için seçmeli dersler veriyorlar. Şu anda bizim bölümümüzün lisansı yok, ancak yüksek lisans ve doktora programı var. Burada mezun olanlar sosyal bilimler alanında akademik hayatta tutunmaya çalışıyorlar. Her disiplinden öğrenci alıyoruz. Bir bilgisayar mühendisi de bilimsel hazırlık derslerini aldıktan sonra bizim bölümüzden yüksek lisans ve doktora yapabilir.

AY: 8 Aralık 2018’de  yapılacak; “Akademisyenlerin Güncel Sorunları ve Çözümleri”  konulu Yükseköğretim Çalıştayı’na katılacaksınız. Konu başlığınız; “Akademik Yapılanma Sorunları ve Rektörlerin  Sorumlulukları.” Biraz bilgi verir misiniz?

DOĞAN: Rektör kelimesi köken olarak Latince; Rector (rehber, yönetici) anlamına gelmektedir. Çeviri yazısal olarak Türkçe’ye Fransızca “recteur” sözcüğünün seslenişinden geçmiştir. Fransızca’da sözcük olarak “güdücü, yönetici” anlamı taşımakta, terminoloji de “eğitim yöneticisi”, “eğitim müdürü” anlamında kullanılmaktadır Üniversiteyi temsil eden, üniversite yönetiminden, eğitim öğretimin yürütülmesinden sorumlu olan üniversite tüzel kişiliği temsil eden üst düzey idari unvana sahip yöneticidir. Özerk üniversite dönemine geçişte Türkiye’de ilk seçilmiş rektör, 1946 yılında İstanbul Üniversitesi’nden seçilmiş hukuk Profesörü Ali Fuat Başgil’dir. Rektörün idari ve akademik faaliyetler üzerindeki görev ve sorumlulukları 2547 sayılı Üniversiteler Akademik Teşkilat Yönetmeliğinde sıralanmaktadır. Rektörün, kanun ve yönetmelikler ile kendisine tanınan idari görev ve sorumlulukları; YÖK kararlarını uygulamak, üniversite kurullarına başkanlık etmek, üniversitenin kadro ihtiyaçlarına yönelik bütçe ve yatırım programlarını üniversite yönetimi ve senatosunun onayı ile YÖK’e sunmak, kurumun personeli ve idari işleri üzerinde gözetim ve denetim görevinde bulunmaktır. Rektörler yönettiği üniversitede akademik ve idari alanda personeline adil davranmalı ve hiçbirini birinden ayırt etmemelidir. Ancak Türkiye’de böyle olmuyordu. Seçimlerde rektörler, kendini seçenlere daha önce kadro veriyor ve görevde olan genel sekreteri görevden alarak akademisyeni idari kadronun başına getirebiliyor. Hiçbir idari tecrübesi olmayan akademisyen bocalıyor ve bunun ceremesini ise tüm üniversite personeli çekiyor. Rektörler idari ve akademisyenlerin sorunları çözeceği yerde bazen keyfi olarak daha fazla zorlaştırıyor ve üniversiteyi adeta “ortaçağı derebeyi” gibi yönetiyor. Buna bazen YÖK bile ses çıkartmıyor. Bu yüzden görev ve sorumluluklar Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi içinde rektörün görev ve sorumlulukları yeniden ele alınarak rektörlerin keyfi ve kasıtlı yönetim biçimine son verilmelidir.

AY: Sizce; akademisyenlerin sorunlarının çözülmemesinde; “Siyaset-MEB-YÖK-Rektörler” yüzdeleri nedir?

DOĞAN: Efendim, üniversiteler düşük seviyede çalışıyorlar desek, yanlış olmaz sanırım. Akademisyenlerin sorunların çözümünden rektörlerin çok fazla etkili olduklarını düşünmüyorum. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi içinde siyasetin iradesi daha güçlü görünüyor. O nedenle akademisyenlerin sorununu siyasi iradenin çözeceğini düşünüyorum. Yükseköğretim Kurulu bazı yetkilerini özellikle kadro yetkisini tamamen üniversitelere devretti. Rektörleri ise doğrudan cumhurbaşkanı seçiyor ve atıyor. Milli Eğitim Bakanlığının etkisinin olmakla birlikte, kendi meseleleriyle uğraşıyor. YÖK ise; akademisyenlerin meselesini çözmede en bağımsız kurum gibi görünüyor. Ancak, YÖK’te üzerine çok sorumluluk almak istemiyor. Ve, YÖK, akademisyenlerin problemlerini çözümde, rektörlerden birkaç adım daha ileride görünüyor. Belli planla ve program dahilinde. YÖK akademisyenlerin meselesini Sayın Cumhurbaşkanımıza anlatırsa daha etkin çözüm olur diye düşünüyorum.

AY:Teşekkürler…

DOĞAN: Bu söyleşiyi sağladığınız için de, size teşekkür ederim.

http://www.enpolitik.com/haber/236369/egitim-ideolojik-degil-pedagojik-tasarlanmalidir.html

Sizin Yorumunuz:

*
*