Y. Bülent Bakiler: Doğu ve Batı devletlerinin elleri üzerimizde

Türk edebiyatının ve sitemiz Enpolitik.com'un kıymetli yazarlarından Yavuz Bülent Bakiler, okumanın, araştırmanın önemine dikkat çeken bir yazı kaleme aldı...
Eklenme Tarihi: 05.09.2018 08:16:00 - Güncellenme Tarihi: 05.09.2018 08:11:20

Türk edebiyatının ve sitemiz Enpolitik.com'un kıymetli yazarlarından Yavuz Bülent Bakiler, okumanın, araştırmanın önemine dikkat çeken bir yazı kaleme aldı...

Yavuz Bülent Bakiler'in ufuk açan yazısı şöyle:

Türkiye’de, Alevilerle Sünniler aynı dinin mensupları ve tamamen Türkmen boylarından geldikleri halde, yaklaşık 1400 yıldan beri, zamanla karşı karşıya geliyorlar. Aralarında hiç yok yere kan akıyor. Neden? Niçin? Bu çekişmenin temelinde iki çok önemli sebep var:

 Biz, Dünya’da en az okuyan milletlerin başında bulunuyoruz. Okumadığımız için, üzerimizde oynanan oyunları bilmiyoruz. Bir de, Doğu ve Batı devletleri, bizi bu topraklar üzerinde kat’iyyen yaşatmak istemiyorlar.

  Şimdi yazdıklarıma burun kıvıranlar, gülenler: “Hadi canım sende!” diyenler elbette olacaktır. Bunun sebebi: Bilmemek ve okumamaktır! Aklımızı kullanmamaktır. Yazdıklarımı lütfen dikkatle okuyunuz:

  G. DJVARA (Cuvera) isimli bir Romen devlet adamı var. 1883-1900 yılları arasında, İstanbul’da, devletini temsilen büyükelçi olarak bulundu. Cuvera gördü ki, Osmanlı’daki yabancı devlet elçileri, hep Türkiye’yi bölmek, parçalamak için çalışıyorlar. Bu husus, dikkatini çekti, kendisi de araştırmaya koyuldu. Gördü ki, 1281-1913 yılları arasında Doğu ve Batı devletleri Osmanlı’yı bölmek, parçalamak için tam yüz ayrı plan hazırlamışlardır.

   Cuvera, bu çalışmalarını derledi, toparladı, çıkıp Paris’e gitti. Belgelerini Sorbonne Üniversitesi’nin Tarih kürsüsünde ortaya koydu. Sorbonne Üniversitesi’nin ilim adamları, Cuvera’yı dikkatle dinledikten sonra ona “Tarih doktoru” unvanını verdi. Çalışmaları, bulduğu belgeler 563 sayfalık bir eser halinde ALCAN yayınevi tarafından basıldı. Kitabın ismi: TÜRK İMPARATORLUĞU’NUN PAYLAŞILMASI HAKKINDA YÜZ PROJE (1281-1913) oldu.

   Bu çok mühim esere, Türkiye’de önce: Türkiye Diyanet Vakfı sahip çıktı. Yakup Üstün, Cuvera’nın büyük eserini kısaltarak 192 sayfa haline getirdi. Eser: TÜRKİYE’Yİ PARÇALAMA PLANLARI ismi altında yayımlandı. Sonra, bu çok önemli eseri, Türkiye İş Bankası, kültür yayımları arasına aldı ve Pulat Tacar tercümesiyle Cuvera’nın çalışması: TÜRK İMPARATORLUĞU’NUN PAYLAŞILMASI HAKKINDA YÜZ PROEJE (1281-1913) ismi altında, tam 563 sayfa halinde, aydınlarımızın, halkımızın dikkatine sunuldu.

Şimdi sizi dehşete düşürecek bir hadiseden bahsedeceğim: Ben İstanbul’da 1995 yılında, Fırat kültür Merkezi’nde bir Öğretmenler Günü’nde konuştum.

Dedim ki: Sevgili öğretmenler! Biliyorum: Siz, liselerimizde çocuklarımıza solucanın sindirim sistemini öğretiyorsunuz. Bu çok ama çok önemli bir konudur. Solucanın sindirim sistemini bilmeyen kimseler, Türkiyemize hizmet edemezler. Öğretiniz!

   Siz çocuklarımıza, terliksi hayvanın hareket tarzını öğretiyorsunuz. Bu da çok önemli bir konudur. Terliksi hayvanın hareket tarzını bilmeyen kimseler hayatta başarılı olamazlar. Aman onu da öğretiniz. Yalnız, sevgili öğretmen arkadaşlarım Doğu ve Batı devletleri, 1281 yılından beri, bizi, Anadolu toprakları üzerinde yaşatmamak için, aralarında tam yüz plan hazırladılar. Bu planlarını uygulamak için, üzerimize çeşitli savaşlar açtılar. En son savaşı, 1914-1918 yılları arasında yaşadık. Doğu ve Batı devletleri bizi bölmek ve parçalamak düşüncesinden vazgeçmiş değillerdir. Üzerimizde oynanan bu oyunlardan da çocuklarımıza bilgiler vermelisiniz!

  Sözlerimi bitirdikten sonra, etrafımı 10-15 öğretmen çevirdi. Bana dediler ki: Sizi, çok büyük bir dikkatle dinledik. Gördük ki, siz tam bir hasta ruhla konuşuyorsunuz. Doğu ve Batı dünyası bizi neden bölmeye çalışsın? Yapmayın efendim! Böyle konuşmayın! Böyle konuşarak bu hasta ruhunuzu bir de sizi dinleyenlere bulaştırmayın! Doğu ve Batı dünyası devletleri, neden bizi bölmek istesinler efendim?

  O öğretmenlere kat’iyyen öfkelenmeden sordum:

 -Lütfen söyler misiniz bana, Osmanlı Devleti kaç kilometre kare üzerinde bir hükümrandı? Sorumu öğretmenlerden hiçbirisi cevaplandıramadı.

  -Anladım dedim. Vaktiniz olmadığı için araştırıp öğrenememişsiniz. Ben size söyleyeyim: 1595 yılında, Devlet-Aliyye, tam 23 milyon 337 bin 600 km kare üzerinde hükümrandı. Şimdi 778.00 km kareye düştük. Yani, nasıl bugünkü Türkiye’den 30 misli daha büyük toprak kaybettik?

   Bu soruma da beni akıl hastası olmakla suçlayan o öğretmenlerden hiçbiri cevap veremedi.

  -“Ben size söyleyeyim mi?” dedim. Sizin gibi, bilmeyen, okumayan, öğrenmeyen devlet adamlarımız, gereken tedbirleri almadılar, alamadılar. Doğu ve Batı dünyası da bizi döve döve, vura-kıra önce Avrupa içlerinden Balkan topraklarına getirip tıktılar. Balkanlarda bizim 550 yıllık bir geçmişimiz vardı. Sonra Balkan Savaşları esnasında Doğu ve batı dünyası bizi getirip Anadolu topraklarına tıktılar. Bizi Anadolu topraklarında da rahat bırakmak istemediler. Türkiye’yi çeşitli bölgelere ayırdılar. Her bölgeye bir Doğu veya Batı devleti sahip çıkmak istedi. Allah’a şükrolsun ki, Mustafa Kemal Paşa başkanlığındaki Milli Mücadeleden başarıyla çıktık da bu topraklar üzerinde kalabildik.

  Ama Cumhuriyetin ilanından sonra da, ayan-beyan göründü ki, görülüyor ki Doğu ve Batı dünyasına mensup devletler ellerini üzerimizden çekmiş değiller. İşte, binlerce insanımızın kaybına yol açan PKK ayaklanmaları arkasında yine Doğu ve Batı devletleri var.

   Biz Aleviler ile önce aynı millete aynı soya mensubuz. Yani, onlar da Oğuz Boylarına mensup Türkmenlerdendir; biz de. Onlarda Müslümandırlar biz de.  Ama dehşetli bir cehalet yüzünden Türkiye’de zaman zaman Alevi topluluklarla veya kişilerle Sünni topluluklar ve kişiler karşı karşıya geliyorlar. Bu çekişmelerin altında da Doğu ve Batı kaynaklı kişiler, kuruluşlar var.

   Türkiye’nin kalkınması, çağdaş medeniyet seviyesine ulaşması elbette hepimizin en büyük ideali. Türkiye çağdaş medeniyet seviyesine elbette ilimle-irfanla yükselecektir. Akli ilimleri bir tarafa bırakarak, sadece nakli ilimlere sarılarak kalkınmamız mümkün değildir.

    Aynı zamanda vurucu, caydırıcı, çok modern silahlarla müscehhez bir orduya sahip olmak davalarımızın başında yer alıyor. Bu bakımdan çocuklarımızı, içerideki ve dışarıdaki düşmanlarımıza karşı dikkatli ve bilgili yetiştirmek en büyük vazifelerimiz arasında yer alıyor. Yer almalı!

    Sadece dağların yüksekliğini, nehirlerin uzunluğunu öğretmek, solucanın sindirim sistemiyle, terliksi hayvanın hareket tarzını ezberletmek… Milletimize, devletimize hiçbir şey kazandırmaz anladınız mı? dedim!

    Beni dinleyen o öğretmenlerimizin bir şeyler anladıklarını hiç sanmıyorum!   



Fotoğraf, sozcu.com'dan alınmıştır.

http://www.enpolitik.com/haber/198877/y-bulent-bakiler-dogu-ve-bati-devletlerinin-elleri-uzerimizde.html

Sizin Yorumunuz:

*
*