Bilim ve teknoloji açısından Osmanlı

Yeni Akit köşe yazarı Yavuz Bahadıroğlu, Osmanlı'nın bilim ve teknolojiden yoksun olduğunu iddia eden zihinlere 'Bu kadar cehalet ancak tahsil ile mümkündür' sözleri ile seslendi.
Eklenme Tarihi: 29.08.2018 10:51:00 - Güncellenme Tarihi: 29.08.2018 11:01:09

Osmanlı'nın bilim, teknoloji ve kitaplardan uzak yaşadığını, batının Osmanlı'nın ilerisinde olduğunu iddia edenlere yönelik bir tepki yazısı kaleme alan yazar Yavuz Bahadıroğlu, Osmanlı döneminin bilim ve teknolojisine örnekler verdi. 

'Bilim ve teknoloji açısından Osmanlı' başlığı ile yayınlanan Bahadıroğlu yazısı şu şekilde: 

"Osmanlı’nın bilim, teknoloji, özellikle de kitaptan kopuk yaşadığını, yıldıznamelerle hayatına yön verdiğini, eşeğin kuyruğuna bakıp hava tahmini yaptığını, kendi çağına göre son derece ilkel kaldığını, hatta çok övündüğümüz mimari alanda bile Avrupa’nın gerisinde olduğunu yazan bir yazara da, Çallı İbrahim’in bir sözünü hatırlatmak zorundayım: 

“Bu kadar cehalet ancak tahsil ile mümkündür!”

İnsan birazcık düşünür: Düşünür ki, Osmanlı, 22 milyon kilometrekare yüzölçümlü devasa bir coğrafyaya dağılmış, tabir caizse yetmiş iki buçuk milleti, asırlar boyu, ilmi ve tekniği olmadan büyük bir maharet, liyakat ve kabiliyetle nasıl yönetmiştir?..

İnsan birazcık düşünür: Düşünür ki, dünyanın en güzel ve güzide mimari eserlerinden Tâc-Mahal’i, yine dünyanın en büyük kubbesini taşıyan Gül-Künbed’i, dünyanın en zarif minareleriyle süslenmiş Selimiye Camii’ni, Budapeşte’deki hamamları, Mogadişu’da onyedinci yüzyılda inşa edilip bugün  hâlâ kullanılan kanalizasyon şebekesini, 1880’lerde Taif’de kurulup bugün dahi yararlanılan tuzlu su arıtma tesislerini, acaba ilim ve teknoloji fakiri Osmanlı nasıl inşa etmiştir?..

İnsan birazcık düşünür: Düşünür ki, Copernicus’dan (Kopernik) yüz küsur sene önce tarih ve coğrafya alanlarında önemli eserler veren ve “Acaib-ul­ Mahlukaat” adlı eserinde dünyanın yuvarlak olduğunu vurgulayan Rükneddin Ahmed’in, ayrıca Piri Reis’in, Kâtib Çelebi’nin, Hacı Halife’nin eserleri değersiz oldukları için mi, Osmanlı Devleti’nde yayınlanır yayınlanmaz Batı dillerine çevrilmiş ve yüzyıllarca Batı üniversitelerinde ders kitabı olarak okutulmuştur?..

İnsan birazcık düşünür: Düşünür ki, Matrakçı Nasuh Bey gibi hembüyük bir matematikçi, silah uzmanı, kartograf, ressam, tarihçi, hem de “Sancak Beyi”(tümgeneral rütbesine karşılıktır) olan “komple donanımlı” birini cumhuriyet döneminde yetiştirebildik mi?..

İnsan birazcık düşünür: Düşünür ki, dünyada ilk kez su ve musîki sesini ruh hastalıklarının tedavisinde kullanan, ayrıca da ruh ve sinir hastalıkları konusundaki üstünlüğünü on dokuzuncu yüzyıla kadar tartışmasız koruyan ve çiçek aşısını da bulan Osmanlı’ya “ilim, teknik, kitap düşmanı” diyebilmek mümkün müdür?..

 İnsan birazcık düşünür: Düşünür ki, “İlimden, kitaptan nasipsiz” denilen Osmanlı, daha 1465’te Amasyalı Sabuncuoğlu Şerafeddin Efendi’yi yetiştirmiş, kaleme aldığı “Cerrahiyye-i İfhaniyye”isimli büyük eseriyle birlikte diğertıbbî araştırmalarıBatı dillerine çevrilip yüzyıllarca üniversitelerde “temel kitap” olarak okutulmuştur.

Fatih’in kurduğu ve öğrencisi olduğu Sahn-ı Seman Medreseleri’nde okutulan cebir dersleri, ancak onbeşinci yüzyıl sonralarından itibaren Venedik Üniversitesi’nden başlayarak, Padova, Bologna ve Floransa üni­versitelerinde ders kitabı olmuştur.

Bırakınız önder dönemleri, Osmanlı, sarsıntıya düştüğü dönemlerde bile yıldız isimler yetiştiren bir anlayışın temsilcisidir: BunaTakıyyüddin Efendi (İstanbul Rasathanesi Müdürü) ve târihçi Naîmâ gibi pek çok örnek verilebilir…

Francesco Berlinghieri isimli Floransalı bir coğrafyacı, 1480’de yayınladığı eserini ‘’Avrupa’nın En Büyük ilim Himayecisi ve En Büyük Hükümdarı Sultan Mehmed’’e, yani Fâtih’e ithâf etmişti.

Devam edeceğiz inşallah…"

http://www.enpolitik.com/haber/198639/bilim-ve-teknoloji-acisindan-osmanli.html

Sizin Yorumunuz:

*
*