Abdurrahman Dilipak yazdı: 'Kimse bir şey demiyor herkes takım tutuyor!'

Yeniakit köşe yazarı Abdurrahman Dilipak, son günlerin en sık konuşulan konusu bedelliye değinerek, milletvekillerinin bir konuyu tartışma, ele alma ve bilgi sahibi olma noktasında eksik olduklarını yazdı.
Eklenme Tarihi: 29.07.2018 09:16:00 - Güncellenme Tarihi: 29.07.2018 09:15:12


Gazeteci yazar Abdurrahman Dilipak, Yeniakit'te yayınlanan köşesinde milletvekillerinin, bürokratların, akademisyenlerin, STK ve yazarların bir konu hakkında ne derece bilgi sahibi olduğunu sorgulayarak, "Kimsenin  bir şey dediği yok. “Takım tutar gibi” bir tarafı tutuyorlar ve karşı tarafla ağız dalaşına girişiyorlar" düşüncesini yazdı.

Okumanın, bilmenin altını kalın bir çizgi ile çizen Dilipak'ın "Asıl sorun ne biliyor musunuz?" başlıklı bugünkü köşesi şöyle:


Son günlerde en çok konuşulan konuların başında ne geliyor? Bedelli askerlik gündemdeydi, o bir şekilde çözüldü. Yedek gündem af!

Peki, sorun ne, çözüm ne, bu konuda fikri olan var mı?

Bakan, milletvekili, bürokrat, akademisyen, STK, yazar, kim ne diyor?

Konuşuyoruz ama kimsenin bir şey dediği yok. “Takım tutar gibi” bir tarafı tutuyorlar ve karşı tarafla ağız dalaşına girişiyorlar. Kaç milletvekili, yardımcısına, “bana bu konuda bir çalışma var mı” diye sordu, ya da “dünyadaki uygulamalarla ilgili şu ülkelerin mevzuatını tercüme et getir” dedi.

İktidar ya da muhalefet, ya da sivil toplum, siyaset adamları, kimsenin diyecek bir şeyi yok mu ya hu, “Olsun”, “olmasın” dışında.. Bu halimizle başkalarına nasıl örnek olacağız. Konuyu enine boyuna, getirisi-götürüsü ile iyi günü, kötü günü, dünü, bugünü, yarını ile düşünmemiz gerek. Bu işlerin ihtimal, maliyet ve risklerinin iyi değerlendirilmesi gerek. “Akletmek” böyle bir şey. Bilgi sahibi olmak gerek, düşünmek gerek, o fikri estetize etmek gerek. Bilgiyi hikmetle yoğurmazsanız medeniyete dönüştüremezsiniz.

Biri çıkıp diyecek ki, “Bana kimse böyle bir şey söylemedi, istemedi ki!” Öyle ya, söylemeyince susacak (mı)sınız! Çağrılmadan çıkmayacaksınız öyle mi?. Unutmayın 15 Temmuz’un asıl kahramanları çağrılmadan meydanlara çıkanlardır. Çağıran niçin siz değilsiniz. “Düşünmez misiniz?” Orada Hakk’ın ve halkın gören gözü, işiten kulağı, tutan eli, haykıran sesi olmak üzere bulunuyorsunuz!

İşte asıl sorun bu! Düşünmeyen, üretmeyen kalabalıklar. İktidarı, muhalefeti böyle. Yemin töreninde gördünüz, eline tutuşturulan yemin metnini bile okuyamayanlar var.

Keşke milletvekilinin Meclis Kütüphanesindeki performanslarını izleme imkânımız olsa. Bir milletvekili ve/veya yardımcısı ayda kaç dakikasını kütüphanede geçiriyor. Mesela evinde kaç kitabı var ya da ayda kaç kitap alıyor/okuyor.

Meclis başkanından talebimdir. Lütfen sanal bir Meclis gazetesi çıkartalım. Bu gazete Meclis çalıştığı günler çıksın. Meclis ve komisyonda ele alınacak konularla ilgili istatistik bilgiler, uluslararası sözleşmeler ve başka ülkelerin bu konudaki düzenlemeleri ile mevcut duruma ilişkin şikâyetler ve yasama, yürütme/bürokrasiye ve yargıya gelen talepler ve dile getirilen ihtiyaçlar, STK görüş ve talepleri burada özet olarak yayınlansın. Merak ediyorum milletvekilleri bunların ötesinde 3-5 dakikadan sonra ne diyecekler? Konuşma süreleri kesinlikle daraltılmalı. Kürsü ağız dalaşı yeri değil. Kürsü topluma kötü örnek olmamalı. Yasa yapma teknikleri ve süreçleri konusu yeniden gözden geçirilmeli. Meclis hantal ve verimsiz çalışıyor. Artık icradan da ayrıldılar, bundan sonraki yol haritasının yeniden şekillenmesi gerek.

Üniversitelerimizin hali de ortada. Akademisyen arkadaşlar ülke gündemine ilişkin konulara ne kadar ilgi duyuyorlar. Hiç yok değiller, ama sayıları çok az. Biliyorsunuz ibadetin çok olanı değil, devamlı olanı makbuldür. “Makalemi yazdım, benden bu kadar” deyip köşeye çekilmeyeceğiz. Fikri takip gerekli. Bu anlamda hepimiz birbirimize muhtacız. Batılılar bu anlamda iyi organize olmuşlar. Vakıfları, lobileri, medya ilişkileri kendi politikalarını hayata geçirmede ciddi bir zincir oluşturuyor.

Bakın, bir medeniyetin inşası, kavramlar ve o kavramları hayata geçirmeye adanmış vakıflar, kurumlarla olur. Teknoloji terimlerle inşa edilir.. Bu ikisi arasındaki ilişki ise felsefe, hikmet, hukuk ve san’atla. Bizde durum ortada. Soros bir şey yapmak isterse, buradaki adamları düğmeye basılır basılmaz harekete geçiyor. Birileri veri bombardımanına başlıyor, sermaye, siyaset, bürokrasi, STK, medya hepsi devreye giriyor.

Bizim strateji kuruluşları yeni yeni oluşmaya başladı. Onlar da daha çok çerçeve çizip tek bir teklife odaklanıyor. Ne yaparsak nasıl olur, kim nasıl davranır, ihtimaller, maliyetler ve riskler, toplumsal algı, din, tarih, gelenek, gelecek beklentisi gibi dinamikleri pek sorgulamıyoruz. Hayat da değişiyor, sorunun yapısı da. Statik hesabı ile toplumsal davranış modeli çıkartılamaz. Aslolan toplum mühendisliği de değil. Siyaset bizim medeniyetimizde bir meslek ya da mühendislik konusu değildir. Ama o yönde bir dejenerasyon söz konusu. Hukukçuluk, kanun teknisyenliğine dönüşme riski taşıyor.

Mesela aile, gençlik, eğitim alanında ne yapıyoruz. Kimlerle yola çıkıyoruz. Sanat ve spor alanında yapılanlar ne kadar bizim insanımıza hitap ediyor.

Bizim birbirimize engellemeye değil, birbirimizi tamamlamaya ihtiyacımız var.

“Barika-i hakikat müsademe-i efkârdan” doğmuyor bizde. Bizde bu iş demagoji, ağız dalaşı ve kavgaya dönüşüyor. Adam kürsüde, söyleyecek söz bulamayınca mahalle kabadayısı ya da mahalle kahvesinde herkese çamur atan bir şarlatan gibi sağa sola sataşıyor.

Bu memleket bizim.. Birbirimize karşı kazanacak bir zaferimiz yok, birlikte kazanacak tek bir zaferimiz var. Soğuk savaşın kurşun askeri anlayışı ile birbirimizi yıpratmaktan vazgeçelim. Korkularımız var bizim, umutlarımız var. Bunlar gerçek olmasa da birbirimizi anlamaya çalışalım. İçine çekilmeye çalıştığımız korku tünelinden ancak böyle çıkabiliriz.

Sahi, mesela, neden daha önceki “Akil adamlar” konusu gibi, “Tarikat, Cemaat” konusunu ele almayalım.. Sünni, Şii, Alevi, hatta Hristiyan cemaatlerini ve benzer yapıları bir tanıyalım, dinleyelim ve çözüm arayalım. Sonunda arayan Rabbini de bulur, belasını da. Aramayan kesin belasını bulur.

Çözüm istiyorsanız sabırlı olacaksınız, konuşmadan önce, dinlemeyi öğreneceksiniz. Tekfirci anlayıştan vazgeçeceksiniz. Açık, dürüst ve cesur olacaksınız. Ben, sen, o, hepimiz için bu böyle!

Bilmediğimiz şeyin peşine düşmeyelim. Birçok konuda yeterli bilgiye sahip olmadığımızı da bilelim.. Birçok CHP’li hayatında Kur’an-ı Kerim’in anlamını ya da Hz. Peygamberin hayatını bile okumamıştır. Din onların hayatında Çalıkuşu romanı kadar bile bir yer işgal etmez. Bırakın dini, birçok CHP’li Halkçılık, Cumhuriyet ve Demokrasi arasındaki ilişki ve çelişkiyi bile bilmez. Bilmediğini de bilmez. Ama “aydın” olma iddiasından da vazgeçmez. Laikçi CHP’liler öyle de, bizim dindar geçinen sağcı, muhafazakârlar acaba “iman ettik” dedikleri kitabın manasını bir kez olsun okudular mı? Kaç milletvekili, 1. Meclis ve sonrası yakın siyasi tarihin kronolojisini okudu acaba.

Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Okumadan öğrenilir mi? Selam ve dua ile..."

http://www.enpolitik.com/haber/197605/abdurrahman-dilipak-yazdi-kimse-bir-sey-demiyor-herkes-takim-tutuyor.html

Sizin Yorumunuz:

*
*