22 yıl önce yazmıştı: Sistemin ahtapotlaşması ve çözümler

Sitemiz enpolitik.com yazarlarından Prof. Dr. Mehmet Seyit Şen'in, 22 yıl önce yazdığı kitabında yönetim ve sistem sorunlarına ilişkin dile getirdiği başlıkların, bugün ne kadar doğru ve gerçekçi olduğu anlaşılıyor.
Eklenme Tarihi: 06.07.2018 08:54:00 - Güncellenme Tarihi: 06.07.2018 09:22:38


Bundan 22 yıl önce 'Sistemin Ahtapotlaşması' adlı kitabında sistemin kusurlarını yazan, sitemiz enpolitik.com yazarı Prof. Dr. Seyit Mehmet Şen, 22 yıl sonra bugün söylediklerinin güncel politika ile nasıl bire bir örtüştüğünü yazdı. 

'Yirmi iki yıl önce ne demişiz' başlığı ile yayınlanan yazısında Şen, bakanlıkların kaldırılması, birleştirilmesi veya sayılarının azaltılması,çıraklık okulu,halk eğitim merkezleri ve özelleştirmeye dair önemli notlar düşüyor.

Şen'in 22 yıl önce söylediklerinden derleyerek kaleme aldığı yazısı enpolitik.com'da şu şekilde yer aldı:

1.

“Bizim millet olarak tarihi geçmişimizdeki yönetim anlayışımız yetkinin Cumhurbaşkanında toplanması doğrultusundadır.

Bu bakımdan, yetkilerin Cumhurbaşkanında toplanması ve başbakanlığın ikinci plana itilmesi yani başbakanın Cumhurbaşkanı yardımcısı gibi bir konumda bulunması en doğal olanıdır.

Cumhurbaşkanına, herhangi bir vesile ile yardımcısı konumundaki başbakan vekâlet edecektir.

Meclis başkanının hiç bir şekilde, Cumhurbaşkanına vekâlet etme durumu olmadığından, yürütmenin işine hiç bulaşmamış olacaktır.

İcranın sorumluluğu, yargı kapısı açık olmak kaydıyla, Cumhurbaşkanına ve bakanlarına ait olacaktır.

Yasama meclisi yasa çıkaracak; bakanlar kuruluna onay verecek; bakanlar kuruluna bağlayıcı olmamak kaydıyla, tavsiyede bulunacak; ayrıntılarına karışmamak kaydıyla, bütçeyi onaylayacak ve en önemlisi, her şeyiyle hükumeti denetleyecektir.

Yani, icranın önceden yolunu kesmek ve önünü tıkamak yerine; ikaz etmek ve yanlışların hesabını sormak görevini üslenecektir.”

*

2.

“Hükümetin üye sayısı mutlaka düşürülmelidir.

Devlet bakanlıkları tamamen kaldırılmalı ve bazı icracı bakanlıklar birleştirilmelidir.

Her akla gelen konuda bakanlık ihdas edilmemeli ve bakanlık sayısı ve isimleri anayasada yer almalıdır.

Böylece siyasi amaçlı ve halk yağcılığına dayalı uygulamaların önü alınmış olacaktır.

Hükümetin yapısında yer alacak icracı bakanlıklar, önem sırasına göre, şöyle olmalıdır:

Dışişleri, İçişleri, Adalet ve İnsan Hakları, Maliye, Milli Eğitim, Sanayi ve Ticaret, Tarım ve Orman, Enerji ve Tabii Kaynaklar, Sağlık, Kültür ve Turizm, Ulaştırma, Bayındırlık, Çalışma ve Sosyal Güvenlik, Gençlik ve Spor olmak üzere 14'tür.

Başbakan dâhil, her bakanlıkta bakandan sonra iki yardımcı bakan görev almalıdır.

Böylece işler daha iyi takip edilecek ve herhangi bir durumda başbakana ve bakanlara yardımcıları vekâlet edecektir.

Bakanlıkların taşra teşkilatları olmayacak ve dolayısıyla yönetimin yükü son derece azalacaktır.

Hükümetlerin ülkeyi ilgilendiren genel kararlarını il valileri yürütmekle görevlidirler.”

*

3.

“Ayrıca her güçsüz vatandaşın beslenme, giyinme, barınma, sağlık, eğitim ve evlenme ihtiyaçlarının sigortası devlettir ve devlet bu hizmetleri, belli bir kural dâhilinde, karşılıksız veya güçlenince sağlam parayla ödemek kaydıyla, karşılıklı olarak sağlamakla yükümlüdür.”

*

4.

“İlkokulundan üniversitesine kadar, çıraklık okulu, halk eğitim merkezleri ve kısa vadeli kurslar dâhil, bütün eğitim kuruluşları…

Sağlık ocağından, araştırma hastahanelerine kadar bütün sağlık kuruluşları…

En küçük göletlerden, en büyük barajlara kadar, bütün su yapıları ve enerji üretim merkezleri…

En küçük tuzlalardan en büyük kapasiteli işletmelere kadar, bütün yeraltı zenginlikleri…

Küçük balıkçı barınaklarından, en büyük limanlara kadar bütün sahil işletmeleri…

Hava yolları, kara yolları, demir yolları, deniz yolları ve sivil hava meydanları veya üretim merkezleri ve bütün spor tesisleri, kuralları devlet tarafından belirlenmek, devlet ve il yönetimlerince denetlenmek kaydıyla, özel ve tüzel kişiler tarafından işletilmelidir.

Çünkü devlet ne öğrencidir, ne öğretmendir; devlet ne hastadır, ne doktordur; devlet ne işçidir, ne patrondur; devlet ne üreticidir, ne tüccardır; devlet ne sporcudur, ne çalıştırıcıdır.”

*

5.

“Devlet hâkimdir, hüküm çıkarır yani kuralları ortaya koyar. Devlet hakemdir, her türlü faaliyetin çıkarılan hükümler çerçevesinde yürütülmesini denetler ve haddini aşanları hizaya getirir.

Devlet polistir, içteki şerirlere karşı vatandaşı korur, asayişi ve huzuru sağlar.

Devlet askerdir; dıştaki şerirlere karşı topyekûn vatan, üzerindeki her türlü varlığımızı ve hükümranlık haklarımızı korur.

Bunun için askeri güçler, ulusal polis güçleri ve yargı il yönetimlerinin değil, devletin emrindedir.

Dolayısıyla il merkezlerinde konuşlanacak olan ulusal güvenlik güçleri yani ulusal polis il valisinin değil, İçişleri Bakanlığının emrinde olacaktır.”

*

6.

“Devlet özel sektörün rağbet etmediği, alt yapı yatırımlarım yapmak veya yaptırmakla görevlidir.

Fakat biraz önce belirttiğimiz alt yapı yatırımlarına karşı, özel sektörün ilgisi sağlanırsa; hukuki kurallarım koymak kaydıyla; her türlü alt yapıların yapımı da özel sektöre bırakılabilir. Burada önemli olan, milletin umumi menfaatlerini korumak ve bununla beraber, ülke insanının önünü açarak, onda mevcut olan potansiyeli en iyi şekilde değerlendirmektir.

Bir başka ifadeyle, milletin menfaatini koruyalım derken; ülke insanının önünü keserek, ondaki potansiyel gücün enerjiye ve işe dönüşümünü önlemek; milletin yararına değil, zararına olacaktır.

Bu bakımdan, prensip olarak yapılacak şey devletin, milletini kendine rakip olarak görmekten vazgeçmesi ve onunla rekabet olabilecek hiçbir ise girmemesi ve hatta teşebbüs bile etmemesidir.”

Yeni yönetim sisteminden beklediklerimizi yirmi iki yıl önce böyle dile getirmişiz. (Sistemin Ahtapotlaşması/1997)"

http://www.enpolitik.com/haber/196770/22-yil-once-yazmisti-sistemin-ahtapotlasmasi-ve-cozumler.html

Sizin Yorumunuz:

*
*