Ülkemizdeki müzik eğitimi ve yeni müzik müfredatı…

İletişim alanında doktora yapmış ve İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Musikisi Devlet Konservatuarı (İTÜ TMDK) Sanatçı Öğretim Üyesi Dr. Göktan Ay ile; “Ülkemizdeki müzik eğitimi ve yeni müzik müfredatı” üzerine konuştuk...
Eklenme Tarihi: 12.06.2018 13:57:00 - Güncellenme Tarihi: 12.06.2018 13:57:03

İletişim alanında doktora yapmış ve İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Musikisi Devlet Konservatuarı (İTÜ TMDK) Sanatçı Öğretim Üyesi Dr. Göktan Ay ile; “Ülkemizdeki müzik eğitimi ve yeni müzik müfredatı” üzerine konuştuk...

Enpolitik: Ülkemizde “müzik eğitimi ve öğretiminin”  genel durumu nasıl?

Dr. Ay: Müzik alanı, üniversiteler bünyesinde gelişmekte ve her geçen gün yeni Fakülteler Müzik Bölümü (15), Konservatuar (45), Müzik Eğitimi Ana Bilim Dalı (24), Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi (55) v.b.  açılmaktadır. En son, Cumhurbaşkanımızın talimatları ile “Ankara Müzik ve  Güzel Sanatlar Üniversitesi” kurulmuştur. Bu üniversite yapılanması ile ilgili yazım yayınlanmıştı. http://www.internethaber.com/muzik-universitesi-yapilanmasi-nasil-olmali-aman-dikkat-1748142y.htm

Çoğalma ile birlikte, müzikte problem haline gelen ve yıllardır –çok kolay olduğu halde- çözül(e)meyen bazı yanlışların, yeni kurulan kurumlara geçmesi kaçınılmazdır. Müzik Eğitimi Ana Bilim Dalları -yeni hazırlanan- müzik müfredatlarında; Türk müziği makamlarının, Türk müziği çalgılarının eğitime alınması, ilahilerin v.b. öğretilmesi, kendilerini çağdaş olarak gören bazı çok sesli müzik mensuplarınca eleştirilmektedir. Siyaset kurumlarının ve üst makamların, müziğin; ‘hem sanat, hem bilim’ olduğu gerçeğinde/bilincinde olamaması durumunda,   müzik kurumları olumsuz etkilenmektedir.

Müzik Eğitimi’nden amaç; ‘sanatı iyi derecede özümseyen, kaliteli sunum yapabilen, araştırmacı/derlemeci ruha sahip, örnek alınacak kişi olan, çalgısında/sesinde gelişmeyi hedefleyen, bilgi derinliği olan, etikliğe önem veren, araştıran-derleyen, üreten, kısaca; ‘ilime/sanata; akademik ve  tarafsız  bakabilen kişiler’ yetiştirilmesidir.

Enpolitik: Öncelikleriniz nelerdir?

Dr. Ay:Bu ülkenin kültürünü ayırt etmeden, eksiklerini gidermeye çalışmak, konservatuarları  ‘bölge konservatuarı’ olarak ‘milli müzik eğitimi programı ile’ programlamak, müziği Batı-Türk diye ayırmadan kucaklamak-öğretmek, çoksesli ve milli müzik kurallarını bilmek, tek sesliliği çok sesliliğin karşıtı gibi göstermemek, halkı iyi ve kaliteli müzik konusunda eğitmek, üniversiteler müzik eğitimi  kurumlarından  yetişen öğretmenlerimizin ‘iyi derecede çalgı çalmalarını’ sağlamak, derlemeciliğe önem vermek, Türk müziğinin ve çalgılarının geliştirilmesi- metotlarının yazılması için araştırma ve çalışmalara destek vermek, yeni-özgün bestelere ve bestecilere imkan tanımak” şarttır.

Enpolitik: Hedefler çok ve farklı… Neler yapılabilir?

Dr. Ay: Tür ayrımı yapmadan, çok sesli  veya Türk Müziği eğitimi gören gençlere;

1-Müzik Tarihimizi, gelişmeleri, müzik eğitiminin önemini ve yararını,

2-Yaratıcılığın, var olanları değerlendirmenin ne olduğunu,

3-Okumanın, her eserin-bestenin yeni bir dünya olduğunu,

4-Diploma değil meslek sahibi olmanın önemini,

5- Bilgi-sabır ve hoşgörü ile kendi ayakları üzerinde nasıl durulacağını,

6-İyi çalgı çalmanın ne kadar önemli olduğunu,

7-Hayatı ve insanları sevmenin, saymanın, kabul etmenin insanî bir vasıf olduğunu,

8-‘İdeal müzisyen- öğretmen…’ ruhunu ve coşkusunu yitirmeden, her türlü imkânsızlığa karşı üretim yapmayı,

9-Hayat boyu öğrenilenleri, kıskanmadan, öğrencileriyle paylaşmayı,

10-Ülke geleneksel müziklerini, ‘varlığını kabul ediyorum ve farklılığına saygı duyuyorum’ prensibinden hareketle, bilgileriyle geliştirmeyi, çok kültürlülük içinde kullanmayı,

11-İyi ve kaliteli müzikte birleşmeyi,

12-Arşiv ve diskotek oluşturmanın önemini,

13-Müzik teknolojisini kullanmayı, bilgisayarın önemini” öğretmek… Bizler, bu hususlarda; yönlendirici, öğretici ve eğitici olmaya çalışıyoruz.

Enpolitik: Müzik’teki, bilim/sanat birlikteliğinde neler söylersiniz?

Dr. Ay: Bilim; doğru bir şekilde; araştırma, gelişme, ispat etme, üretme, yayılma için vardır. Bilim yuvası üniversitelerin amacı, alanlarında; araştırmacı, uzman, zeki, uygulamacı, yaratıcı insanları yetiştirmektir.

1982 YÖK yasası ile Konservatuarlar Üniversitelere bağlanmıştır. Hedef; müziğin o olağanüstü gücünün araştırılması, metotların hazırlanması, çalgıların geliştirilmesi, Türk müziği sistemlerinin ve çalgılarının bilimsel temellere oturtularak orkestra sisteminde yerini alması, yeni besteler yaratılması, kitaplar yazılması, derleme ve araştırmalar yapılması ve her meslekte insan gücünün sosyal anlamda müzikle/tiyatroyla  buluşmasıdır.

Konservatuarlar; bir üniversitenin, en iyi tanıtım-reklam ve halkla tanıştığı bölümlerdir. Çünkü, ilköğretimden-doktoraya kadar kuruma gelen öğrenci; sürekli gündemde ve popüler olmakta, çevre tarafından ilgi ile karşılanmaktadır. Özellikle etkinlikler yolu ile; anneler-babalar-komşular- kısaca halk; üniversiteyi, konser dinlemeyi, alkışlamayı, heyecan duymayı, zevk almayı öğrenmektedirler. Siyasi nedenlerle; Konservatuarların, Müzik Eğitimi ABD’lerinin, GSF’lerin, Sanat ve Tasarım Fakültelerinin v.b. çoğalması elbette doğru değildir. Önemli olan sanat eğitiminde; kaliteyi artırmak, kaliteli sanatçıyı yetiştirebilmek ve ilgi çekebilmektir. Bu arada mezunların iş sahası da düşünülmelidir.

Enpolitik: “Yeni  müfredat”  müzik eğitimini düzeltmiyor mu?

Dr. Ay: Mayıs ayındaki, Müzikte; Stratejik Yaklaşımlar Uluslararası Sempozyumu’nda sunduğum bildirinin konusu buydu!.. MEB’de, Akademisyenlerden kurulu bir çalışma yapılmış; Türk müziği bilgileri, çalgıları, ilahileri de programa  eklemiş…Birden eski yaralar depreşmiş; Türk müziği makamlarının ne gereği varmış?.. İlahi neden konmuş?.. Laiklik elden gidiyormuş!.. Atatürk’ün sevdiği şarkılar yokmuş v.b. eleştiriler. Oysa, hepsi var…Mesele; Türk müziğinin eğitimde yer alması/okutulması!..

Ayrıca müzik müfredatlarının başında -diğerlerinde olduğu gibi- bazı bölümler var; temel felsefe, temel amaçlar, ölçme ve değerlendirme, kazanımlar v.b. Bunları ve müfredatı okuduğunuzda, diyorsunuz ki, “bir öğrenci; dersini muntazaman yapan ve diğer arkadaşlarına –kullanın diye- vermeyen, iyi bir müzik öğretmeni ile, liseyi bitirdiğinde gerçekten mükemmel bir müzik bilgisine sahip olur.”  O kadar dolu bir müfredat…Ama; olmuyor, yetişmiyor? Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi mezunu bile, konservatuar sınavını kazanamıyor!..Üstelik öğretmenini özel! seçtiği halde.. Üniversiteye gelen öğrenci, bilgisiz, boş geliyor..Neden? Çünkü; müziği derinlemesine öğrenmiş ve bir çalgıyı iyi derecede çalan öğretmeni olmadığı için. Öğretmen yeterli olmayınca, yazılı olan bu öğretiler sadece kağıtta kalıyor. İşte asıl sorun bu!..

Enpolitik: Müzik öğretimi-eğitimi sahasında gördüğünüz eksiklikler nelerdir?                                                                          

Dr. Ay: “Yeni projeler yapmayı, kimseden rol çalmamayı, etik olmayı, açık-net, doğrudan ayrılmamayı v.b.” çok seviyorum. “Aktif, çalışkan, uyumayı sevmeyen, her günümde yeni bir şey kazanmanın yollarını arayan” bir kişiyim.  Hayatım, istisnasız saat 06.00 da başlıyor, her gün bütün basını tarıyorum...  Kendimi, mezun olduğum İTÜ TMDK’nın bir parçası olarak gördüm, her yanlışı mutlaka kendi içinde çözmeye çalıştım. Okumayı çok seviyorum, özellikle alanımızda yazılan -az sayıdaki- eserlerin çok eksiklerinin olduğunu görüyorum. Başkalarının görüşleri ile dolu, ama yazarın görüşlerinin olmadığı bir kitabın neden yayınlandığını, buna yayınevinin nasıl izin verdiğini merak ediyorum!.. Metot diye yazılan kitapların metot olmadığını, müzik eğitimi diye yazılan kitabın nerdeyse metot gibi olduğunu görüyorum. Konuyla ilgili, “23.İstanbul Türk Müziği Günleri” kapsamında düzenlenen “Müzikte Metodoloji Ve Müzikle İletişim Uluslararası Sempozyumu”ndaki bildirime bakılabilir. Müzik alanı akademisyenlerin çoğunun; “sempozyum-kongre-çalıştay farkını, bildiri vermenin/sunmanın nasıl yapılacağını bilmediğini, arkadaşlarının sunumlarını dinlemekten zevk almadığını” görüyor, umutsuzluğa kapılıyorum.

Alandaki “ben” liğin, bir türlü “biz” olamadığını görüyor, bu farkın unvanlarla birlikte gittikçe büyüdüğünü, saygı/sevgi/üretim/paylaşımın azaldığını üzülerek -2018’de- kayda geçiriyorum.

Enpolitik: Müzik alanında alınan unvanlar bir işe yaramadı mı? Unvanlılar ne yapıyor?

Dr. Ay: Unvanlı arkadaşların büyük bir kısmı, yerinde sayıyor, yan gelip yatıyor, para kazanmanın yollarını arıyor. Çalgı alanı  Prof.’u; yeni öğrenci yetiştiremiyor, sadece konser kaşesini artırıyor…Müzikolog Prof.; sempozyumlardaki kurul üyeliklerini yeterli görüyor, müzikolojinin ve mezunlarının sorunları onları hiç ilgilendirmiyor. Hala “Müzik Terminolojisi”nde birleşilemiyor.  THO Prof.’u; başka alanlarda ders vermeye çalışıyor, az ders alıyor, “eşofmanı çıkarıp” teori derslerine giriyor, kısaca Prof. olduğu kendi alanına hizmet etmiyor!..

Ben, gençliğimde; kendimi konservatuara vermekle, mezunların haklarının çözümü için uğraşmakla v.b. çok yanlış yapmışım!... Kendi kurumlarında sert/paylaşımsız/uyumsuz olanlar, diğer kurumlara gelince  ortadan giderek, “beni de çağırsınlar/davet etsinler” cambazlığı yapıyorlar.

Yıllardır  takip edilen bir köşe yazarıyım, para kazanmıyorum, şahısçı değil kurumcuyum, “babam da olsa doğruyu söyleyen” bir yapım var ve   akademisyenlerin/sanatçıların sesiyim. Takipçi bir İTÜ TMDK THO mezunu şöyle yazmış; “Sevgili Hocam, iyi günler… Keşke bir İTÜ THO Bölümü öğrencisi kardeşlerimizin hepsinin eğlence teknelerinde çalışarak para kazanmasını engellemek için, onlara iş alanı yaratılmasına dair bir şeylerde yazsanız.  Bu okula/bölüme verilen yıllar çöpe gidiyor.Usta öğreticilikle okullarda eğitmenlik yapanların sayısı ve ucuzluğu yüzünden öğretmenlikte yapılamıyor. THO Bölümünde oku, duvarına as hobi olarak. Saygılarımla.”

Cevabım şöyle oldu; “unvanlar geldi, tecrübe/danışma/hoca/ahde vefa v.b. değerler rafa kalktı. Artık, “bize de bir şey sormuyorlar”, ‘emekli olsalar da kurtulsak’  diye bakıyorlar!.. Maalesef..”

Enpolitik: Müzikteki telif hakları meselesi halledilebilecek mi?

Dr. Ay: Ülkemizde henüz halka anlatamadığımız bir olgu olan ‘Telif hakları’; dünyada neredeyse 150 yıldır resmî olarak kanunlarla koruma altına alınan ve hak sahiplerine ödenen bir hak ediş bedelidir.
Sistem kısaca şöyledir; Eser sahiplerinin ürettikleri özgün yapıtlar için aldıkları bu ücret ve/veya manevi bedel, eser, kamu ile paylaşıldıktan sonra ilgili meslek birlikleri tarafından devletin belirlediği yöntemlerle toplanır ve hak sahibine yasal kesintiler yapıldıktan sonra ödenir. Ülkemizde bu alanda hizmet veren MESAM, MSG, MÜYORBİR vb. gibi birçok meslek birliği vardır fakat bu birlikler kendi aralarında tam bir mutabakat sağlayamadıkları için uzun yıllardır çeşitli kanunlar çıkarılmasına rağmen sağlıklı işleyen bir telif sistemi kurulamamış  ve eser sahipleri büyük zarara uğramıştır. Avrupa’daki benzer meslek birlikleri incelendiğinde ülkemizde bir yılda toplanan telif bedelinin, neredeyse Avrupa’daki birliklerin bir aylık geliri civarında olması ülkemizdeki telif sisteminin bozukluğunu, halkımızın telif bedeli konusundaki bilinçsizliğini ve meslek birliklerinin yeteri kadar verimli çalışmadığını göstermektedir.Bugün ülkemizde birçok eser sahibi , yurt dışındaki meslek birliklerinin (özellikle Avrupa ve Orta Asya Türk Cumhuriyetleri) TV,RADYO,GSM Operatörü vb. kanallardan  toplayıp,  ikili anlaşmalar gereği ülkemizdeki meslek birliklerine gönderdiği 20-30 lira gibi komik ücretlerle geçimini sağlamaya çalışmaktadır.
Bunların yanı sıra bir de eser sahiplerinin sırtında vergi yükü bulunmaktadır. Mesela kazanılan 100 liralık bir telif bedeli için %10 meslek birliği kesintisi + %18 stopaj alınmaktadır yani eser sahibi kazandığı ücretin %28’ini henüz eline geçmeden kaybetmektedir ayrıca bu ücret yılın belirli dönemlerinde gecikmeli olarak ödendiği için ikinci zarar daha yaşanmaktadır.Bu kesintilerin dışında son yıllarda albümlerin aranjör ve yönetmenleri de eser sahiplerinden düzenleme ücreti talep etmektedirler bu kesinti de %10 oranındadır.Yani toplamda 100 lira kazancın 38 lirası eser sahibinin eline geçmeden dağıtılmaktadır.Eser sahiplerinin birçoğu böyle zor durumlar yaşayıp, açlık sınırında, sosyal güvencesiz kıt kanaat geçinirken , onlar adına telif toplayan meslek birliklerinde çalışan personel neredeyse üst düzey devlet memuru statüsünde maaşla sendikalı olarak çalışmakta , hatta bu meslek birliği adına davalara giren avukatların ücretleri  uluslar arası şirketlerin CEO’larıyla yarışmaktadır.Bu çelişkili durum bile telif sisteminin neden düzelmediğini yada düzeltilmek istenmediğini özetleyecek örneklerden sadece bir tanesidir.

Ama, MESAM’daki son gelişmeler, hiç yakışmadı. Gereksiz kavgalar, Bakanlığın müdahalesi, kayyum olarak atadıkları isimler, görevden almalar polemik yarattı…Artık seçim oldu, uzatılmamalı;MESAM’ın saygınlığı ve  asli görevine dönmesi sağlanmalı..

Enpolitik: Telifle ilgili bir kanun teklifi verildi. Ne getiriyor?

Dr. Ay: "Telif Hakları Yasası" olarak da bilinen, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı TBMM Başkanlığına sunuldu.(2018) Ancak, seçimden sonraya kaldı galiba. Yeni bazı teklifler şöyle;

Tasarıyla, kanuna "icracı sanatçı" ve "fonogram yapımcısı" ve "film yapımcısı" tanımları eklendi.

Tasarıya göre, fikir, yöntem, teori, matematiksel kavram, günlük haber ve olay gibi eser niteliğini haiz olmayan unsurlar, bu kanun kapsamında korunmayacak.

Herhangi bir şekilde dil ve yazı ile ifade olunan eserler ve sonraki bir aşamada bilgisayar programı oluşmasını sağlayacak nitelikteki hazırlık tasarım çalışmaları da dahil olmak üzere, her biçimdeki bilgisayar programları ilim ve edebiyat eserleri arasında yer alacak.

İçeriğinin seçimi veya düzenlenmesi itibarıyla derleyenin hususiyetini taşıyan veri tabanları da derleme eser kapsamında olacak.

Kayıt ve tescil belgeleri haciz ve rehin işlemleri ile hapis hakkına konu olamayacak.

Bir eserin fiziki nitelikteki aslını veya çoğaltılmış nüshalarını kiralamak, ödünç vermek, satışa çıkarmak veya diğer yollarla dağıtmak suretiyle yayma hakkı, münhasıran eser sahibine ait olacak. Mimarlık eserleri ile uygulamalı sanat eserleri, kiralama ve ödünç verme haklarına konu olmayacak.

Kiralama ve ödünç verme hakkı saklı kalmak kaydıyla, eserin aslı veya nüshalarının hak sahibinin izniyle yurt içinde veya dışında mülkiyeti devredilerek satış veya dağıtıma sunulmasından sonra bu nüshaların yeniden satışı veya dağıtılması, yayma hakkını ihlal etmeyecek.

Bir eserin aslı veya çoğaltılmış nüshalarının kiralanması veya ödünç verilmesi, eser sahibinin çoğaltma hakkına zarar verecek şekilde eserin yaygın kopyalanmasına yol açamayacak.

Bir eserin umumi mahallerde doğrudan doğruya gösterilmesi, çalınması, okunması veya oynanması gibi herhangi bir suretle temsili hakkı, münhasıran eser sahibine ait olacak.

Bir eserin herhangi bir suretle umuma iletilmesi hakkı münhasıran eser sahibine ait bulunacak. Umuma iletim hakkı özellikle eserin veya temsilinin radyo, televizyon, uydu ve kablo gibi telli veya telsiz vasıtalarla yayınlanmasını, yayınlanan eserin yeniden iletilmesini, eserin bir tespit, yayın veya yeniden iletim yahut dijital ağlar vasıtasıyla umumi mahallerde iletilmesini, eserin, telli veya telsiz araçlarla kişilerin bireysel olarak seçtikleri yer ve zamanda herhangi bir yöntemle erişimine sunulmasını kapsayacak.

Sinema eserinin sahibi ve film yapımcısı arasında akdedilen yapım sözleşmesinde aksi belirtilmedikçe eser sahibi, yayın, yeniden iletim ve erişime sunma haklarını yapımcıya devretmiş sayılacak.

Bu halde yahut anılan hakların yapımcıya veya bir başkasına sözleşmeyle devri ya da kullanım salahiyetinin verilmesi durumunda dahi eser sahibi, eserin hukuka uygun bir şekilde ilk gösterim veya umuma iletim tarihinden hangisi önce ise o tarihten itibaren 5 yıl geçtikten sonra bu eseri yayınlayan, yeniden ileten ve erişime sunanlardan uygun bedel alma hakkına sahip olacak. Dizi filmler bakımından bu süre 6 yıl olacak. Bu hak devir ve feragate konu edilemeyecek ve sadece meslek birlikleri aracılığıyla takip edilebilecek.

Devletin faydalanma salahiyeti dışındakiler hariç, koruma süresinin bitiminden sonra herkes, eser sahibine tanınan mali haklardan faydalanabilecek. Mali haklar için öngörülen koruma süreleri, tazmin amaçlı olanlar dahil olmak üzere uygun bedel hakları bakımından da uygulanacak.

Yayımlanmış bir eserin eğitim, öğretim veya bilimsel araştırma sürecinde örnekleme maksadıyla doğrudan veya dolaylı olarak kar amacı güdülmeksizin yüz yüze okunması, çalınması, oynanması, gösterilmesi veya uzaktan eğitim yöntemleriyle eğitime katılan kişi sayısıyla sınırlı olarak ve hak ihlallerini engellemeye yönelik teknolojik önlemlerin alınması kaydıyla erişime sunulması serbest olacak. Bütün bu hallerde eser sahibinin ve eserin adının mutat şekilde açıklanması zorunlu olacak.

Basılı ilim ve edebiyat eserlerinin kamuya açık kütüphaneler tarafından ödünç verilmesi serbest olacak. Ancak zorunlu eğitim ve öğretim hizmeti veren kurumların kütüphaneleri hariç olmak üzere ödünç verenler, eser sahibi ile eseri yayımlayanlara tazmin amaçlı bir bedel ödemekle yükümlü bulunacak. Bu bedel kütüphane kullanıcılarına yansıtılamayacak. Bu bedelin en az yarısı, ödünç verme hakkını devretmiş olsa dahi eser sahiplerine ait olacak.

Kamuya açık kütüphaneler ve müzeler ile arşivlerin, koleksiyonlarında bulunan eserleri muhafaza etmek amacıyla dijital veya diğer ortamlarda, doğrudan veya dolaylı ekonomik ya da ticari menfaat gütmeksizin çoğaltmaları serbest hale getirilecek.

Alenileşmiş bir eserin karikatür, parodi veya pastiş amacıyla kullanılması serbest olacak.

Enpolitik: İnternethaber’de/Enpolitik’te köşe yazıyorsunuz. Alanınızla ilgili en çok neleri eksik görüyorsunuz. 25.yılını gerçekleştirdiğiniz; İstanbul Türk Müziği Festivali’ne, köşe yazarlarından destek oldu mu?

Dr. Ay: Maalesef, basındaki -sizin gibi- dostlarım olmasa haber olmayacak. Çünkü, diyorlar ki;  “senin yaptığın festivalin haber değeri yok, solistlerin (TRT sanatçısı) sakin/ağırbaşlı, magazinden uzak v.b. kişiler, bize malzeme çıkmıyor.” Köşe yazarlarımız, maşallah her gün ülkeyi kurtarıyorlar, hükümete yol gösteriyorlar!.. Sanat/müzikle/tiyatroyla v.b. bir ilgileri yok… Bir yazısında da; konserden, filmden, sempozyumdan bahsetseler dişimi kıracağım. B.Ayeri, sürekli destek veriyor. H. Uluç var, ancak onunda müzik görüşü tek yanlı, sadece çoksesli müziği ‘sanat’ görüyor, bir kere dahi bizi haber yapmıyor. A.A. ilk defa bizle ilgili haber yapmadı, ama aynı tarihlerde başlayan Etnospor Festivali’ne olağanüstü ilgi gösterdi.  D.Hızlan; 24 yıldır bir tek cümle çıkmamıştı kaleminden, nihayet 25. yılda bizi haber yaptı. Yani, kendi ülkemizde Türk müziği yapmak, kaliteli sunumla sahneye çıkmak bazı kesimlerce yanlış anlaşılıyor. Ama; “muhafazakarım, milliyetçiyim, değerlerimize önem veriyorum” diye yazan köşe yazarlarımızın, Türk Müziği Festivali’ni  görmemelerini izah edemiyorum. İlçe Belediye Başkanları (Avcılar ve Eyüp) sağolsunlar,  destekliyorlar, etkinliklerimize geliyorlar, sonuna kadar izliyorlar, konuşmalarını yapıyorlar. İTÜ TMDK Öğretim Elemanları başta olmak üzere, diğer konservatuarlıları ve  öğrencilerini bir ay süren, Gebze’den Avcılar’a uzanan, İstanbul’a malolmuş  bir festivale ve Maçka’da yapılan bir sempozyuma  hiç uğramamasının izahını yapamıyoruz. Bir arkadaşın, “beni bir kurula yazmamışsın, niye geleyim” demesi ilginçti. Sadece İTÜ TMDK’da 100’ü aşkın akademisyen var!...Yani, “ben varsam festival/sempozyum var”, “ben yoksam festival/sempozyum” yok!..Kibir dolu bir davranış ki, kültür kibir götürmez…

Bir müzik derneği/vakfı, diğer dernek/vakfın konserine gitmiyor:..Sanatçıları aralarında birbirlerine destek vermiyor. Sempozyumları, müzikten maaş alan unvanlı/unvansız  akademisyenler takip etmiyor. Basılan kitapları kimse okumuyor.Ama, her kişi, kendi yaptığı konseri, kitabı, çalışmayı, perojeyi v.b. mükemmel görüyor.

1996 yılında, 3.festivali yaparken, rahmetli Çetin  Altan köşesinde şöyle  yazmıştı: “Maçka’dan çıkarken elinde keman, bağlama, tanbur ile yürüyen çocukları görüyordum. Onlar TMDK’nın öğrencileriydi. Şimdi İstanbul Türk Müziği Günleri’ni hazırlamışlar. (O zaman TMDK Mezunlar derneğini kurmuş ve başkanıydım. Festivali ilk önce dernek ile başlatmıştım) Biz, o gençlere gereken desteği vermedik. Acaba, batı müziği günleri olsa, böyle mi yapardık!” Ne kadar doğru, ama o kadar da acı bir gerçek!.. İşte, bu anlayış, bir tülü yıkılamadı ve devam ediyor.

Enpolitik: Siyasetten beklentileriniz var mı?

Dr. Ay: Olmaz mı? Hem de, hemen yapılması gerekenler var!.. 16 yıldır ülkemize sanat/kültür alanında büyük işler yapan -Haliç Kongre Merkezi/Kültür Merkezleri/Kongre Merkezi- AK Parti hükümeti;  o salonlarda konser veren sanatçılar için bir adım dahi  atmadı. AK Parti’de, önceki iktidarlar gibi; popüler isimlerin peşine takıldı, gidiyor...

Malum erken seçimdeyiz, müjde üstüne müjde geliyor.

O halde;

Birinci beklentim; Yıllardır beklenen, (TRT’nin 10 sene önce hayata geçirdiği) yıllardır değiştirilmesi beklenen   TİP Sözleşmesi ile Bakanlıkta ve Konservatuarlarda sözleşmeli çalışan sanatçıların ikramiyelerinin maaşa katılması, gösterge rakamlarının 6400’e çıkarılması, emeklilik haklarının  düzenlenmesi…

İkinci beklentim; 1983’te çıkarılan, 1987’de uygulamaya geçen 2809 Sy.Kan. geçici 10.md. 2.fık. göre “unvanı eksik verilen, 30 yılını doldurmuş ve Dr.sını yapmış  sanatçı Y.Doç.ler” için bir yönetmelik çıkarıp Prof. unvanının/haklarının iade edilmesi…Elbette önce;  kültür/sanatımız, sonra ülkemiz kaybediyor

Üçüncü beklentim, seçim için Başkan adayları belirlendi. Halkın büyük bir çoğunluğu, Başkan Adaylarından, Yardımcılarını açıklamasını istiyor/bekliyor. Haklı bir istek…Madem ki 50+1’e kilitlenildi, o isimlerden de oy alma durumu söz konusu olabilir ve seçmende, seçim sonrasında “nasıl bir yapı oluşacağı konusunda” fikir sahibi olur. Basında ve kulislerde; muhafazakar, alevi, kürt, ekonomist v.b. yardımcılar olacağı dillendiriliyor. Vay, arkadaş; Kültür/Sanat alanı yine mi yok?!.. Bu arada, yeni dönemde; Kültür ve Turizm Bakanlıkları’nın ayrılacağı, Kültür Bakanlığı’nın bakanlık olmaktan çıkarılarak ya bir "Başkanlık" ya da "Genel Müdürlük" halinde MEB' bağlanacağı dillendiriliyor. Kültür Bakanlığı, kesinlikle bağımsız olmalıdır. Kültür/sanatın öncelenmediği yapının başarılı olması çok zordur. Bir daha düşünülsün derken, kültür/sanatta atılım yapmak için; 61 yaşında, 25 yıldır İstanbul Türk Müziği Günleri/Festivali’ni gerçekleştiren, binlerce makalesi, yayınları olan, alanında tanınan, 43 yıllık akademisyen-sanatçı ve eğitim ve sanat/kültür alanı yazarı/sözcüsü olarak, “Eğitim/Sanat/Kültür alanı”  Başkan Yardımcılığına, Aday olduğumu, sizler aracılığıyla  ilan etmek istiyorum…



Fotoğraf, www.indigodergisi.com'dan alınmıştır.

http://www.enpolitik.com/haber/195912/ulkemizdeki-muzik-egitimi-ve-yeni-muzik-mufredati.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Yorumlar

recep uslu
12.06.2018 22:05
Goktan Beyin bu mucadelesini tam 20 yıldır yakından biliyorum, bunlar güzel tespitler, uygulamayı hak ediyorlar.