Köleciliği alt üst eden İslam'ın 'insan' öğretisi

Sitemiz enpolitik.com yazarlarından Prof. Dr. Şakir Gözütok, Batı'da açığa çıkan köleci zihniyetin, İslamiyet ile yıkılışını anlattı.
9.5.2018 09:39:15

“İnsan mağarasını terk etti edeli kaderle boğaz boğazadır. Kaderin ilk tecellileri fırtına, sel, gece ve canavarlar… İnsan bunları ehlileştirdi. Ehlileştiremediği tek düşman kaldı: kendisi…” der Cemil Meriç" sözleri ile yazısına başlayan sitemiz yazarı Prof. Dr. Şakir Gözütok, bugünkü yazısında insanın onurunu ve haysiyetini yüzyıllar önce ayaklar altına alan Batı öğretilerine değinerek, İslam'ın insanı nasıl yücelttiğini yazdı.

Batılı filozoflar Eflatun (Platon) ile Aristo'nun insanları, 'efendi ve köleler' olmak üzere ikiye ayırdığını anımsatan Gözütok, "İnsan kendi boynuna tasmasını kendisi geçirmiştir. İnsanın boynuna takılan bu tasma ve ayaklarına vurulan prangaların çözülmesi için insanlık çok beklemiştir. Nihayet ayaklar altına alınan insanlık onuru ve haysiyeti, İslam dini ile birlikte yeniden iade edilmiştir" diyor.

Sitemizde "İnsanlık onuru insanın gururudur" başlığı ile yayınladan Prof. Dr. Gözütok'un yazısının tamamı ise şu şekilde ilerliyor:

"Gerçekten de insanın da, onur ve haysiyetinin de tek düşmanı kendisidir. Zira ilk dönem filozoflarından itibaren insanı şeref ve değeri açısından tabakalandıran ve sınıflandıran yine kendisidir. Antik Yunan filozoflarından Eflatun ve Aristo insanları ikiye şekilde sınıflandırırlar, efendiler ve köleler, yani onurlular ve onursuzlar.. Bu iki gruptan birincisi “altın cevherliler”dir, ikincisi ise “gümüş ve demir cevherliler.” Birinciler yani efendiler, dünyaya yönetmek üzere gelmişlerdir, diğerleri ise onlara hizmet için, yani köleler… Eflatun’a göre, bu gruptan sağlıksız olanlar, ölüme terk edilmelidirler, ruhu yaradılıştan kötü olanlar ise öldürülmelidir.

Bu yüzden Cemil Meriç: “Isparta cılız çocukları boğarmış. Bugünkü cemiyet, fikrin ve hissin en nur topu çocuklarına musallat” demektedir.

İnsan kendi boynuna tasmasını kendisi geçirmiştir. İnsanın boynuna takılan bu tasma ve ayaklarına vurulan prangaların çözülmesi için insanlık çok beklemiştir. Nihayet Ayaklar altına alınan insanlık onuru ve haysiyeti, İslam dini ile birlikte yeniden iade edilmiştir. Zira Kur’ân-ı Kerim de: “Muhakkak biz, insanoğlunu şerefli kıldık” (İsra, 17/70) buyurulmuştur. Batıdaki anlayışın tersine İslam dini, insanın dünyaya şerefli ve haysiyetli bir şekilde geldiğini ifade eder. İnsanların ilki bir peygamber ve en şerefli varlıktır. Kur’ân’daki anlaşılmaz kelimeleri açıklayan bir eser olan el-Müfredat fî Garibi’l-Kur’ân yazarı Ragıb el-İsfehanî, ayette geçen “kerem” sözcüğünün bazı âlimlerce hürriyet anlamında olduğunu, ancak hürriyette azlık ve çokluk söz konusu iken, kerem ifadesi yalnızca çokça hür anlamında olduğunu bildirmektedir.

İslam anlayışında insan en şerefli ve en kıymetli varlıktır. İslam dininin en kutsal simgesi ve “Allah’ın Evi” olarak en yüce makama sahip Kâbe bile insan onuru kadar değerli değildir. Abdullah bin Ömer (r.a.), bir gün Kâbe’ye bakarken ellerini ona doğru kaldırarak şöyle demişti: “Ey Kâbe, sen ne yücesin! Hürmetin de yücedir. Fakat Allah yanında müminin hürmeti, seninkinden daha büyüktür.”(Tirmizi, Birr, 85; İbni9. Mac, Fiten, 2).

Bu yüzden Şeyh Galip

“Hoşça bak zatına kim zübde-i âlemsin sen,

Merdüm-i dîde-i ekvan olan âdemsin sen.” Demiştir.

İslam anlayışında insanın sosyal statüsü, onun insanlık onur ve değerinden bir şey değiştirmez. Yani köle ve efendilik yoktur. Köle de nihayetinde bir insandır ve korunması gereken bir onuru vardır. Bunu Ebu Zer-i Gifarî’nin başından geçen hikâyede Resulullah (s.a.v.) çok güzel bir şekilde ortaya koymuştur: Ma’mer b. Mihran anlatıyor: “Ebu Zerr el-Gifarî, bir kölesiyle aynı elbiseyi giymiş bir halde yürürken gördüm ve bunun sebebini sordum. Ebu Zerr: “Bilal Habeşi’yle tartışırken ona “siyah kadınının oğlu” diye onuruyla oynadım, bunun üzerine beni Resulullah’a (s.a.v.) şikâyet etti ve Resulullah (s.a.v.): “Sen onu annesiyle mi ayıplıyorsun? Ey Eba Zerr, muhakkak ki sen hala cahiliye anlayışını taşıyan birisin. Köleler, kardeşlerinizdir, yediğinizden yediriniz, içirdiğinizden içiriniz buyurdu” dedi.” (Buhari, ilimi, 22; İtk, 15).

Azatlı bir köle olmasına rağmen Zeyd b. Sabit, Resulullah (s.a.v.) ile birlikte son Ramazan ayında Cebrail’in Kur’ân okuyuşuna şahitlik yapma şerefine nail olmuştu. Ebu Huzeyfe’nin azatlı kölesi Salim, içlerinde Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer gibi sahabenin büyüklerinin olduğu topluma imamlık yapmıştır. Keza Zekvan, bir köle olmasına rağmen Müminlerin Annesi Hz. Ayşe’ye imamlık yapabilmiştir.

İslam’da köle ile efendisi, sultan ile sıradan bir insanın şeref ve haysiyet bakımından bir üstünlükleri yoktur. Meşhur “Sünenu Ebi Davud” yazarı Ebu Davud es-Sicistanî’ye Emir Ebu Ahmed el-Muvaffık’ın bizzat kendisi gelir ve: “çocuklarıma özel ders ver, zira halifenin çocukları halkın çocuklarıyla birlikte oturmazlar” der. Ebu Davud, “Bunu uygulamanın imkânı yoktur” der ve tarihe mal olacak şu muhteşem vecizeyi ekler: “Zira insanların üstünleri ile zayıfları ilimde eşittirler.” Ebu Davud’un hizmetlerini gören Ebu Bekir İbni Cabir’in bildirdiğine göre, bu konuşmadan sonra halifenin çocukları ile diğer öğrenciler arasında sadece bir perde konulmuş ve hep birlikte Ebu Davud’un derslerini dinlemeye başlamışlardır.

İslam tarihi insan onurunu koruyan sayısız misallerle doludur. Mısır Valisi Amr İbni As’ın (r.a.) oğlu, babasının nüfuzuna güvenerek bir gün bir kıptinin çocuğunu döver. Çocuğun babası üşenmeden Medine’ye kadar gelir ve durumu Halife Hz. Ömer’e (r.a.) şikâyet eder. Bunun üzerine Hz. Ömer, Amr İbni As’a mektup yazar ve oğluyla birlikte Medine’ye gelmesini emreder. Amr İbni As oğlu ile birlikte Hz. Ömer’in huzuruna geldiklerinde, Kıptiye de çağırtır ve tarihe mal olan şu sözü söyler:  “Ne zamandan beri annelerinin hür doğurduğu insanları köle yapmaya başladınız?” Sonra da Kıptiye kırbacı almasını Amr İbni As’ın oğluna kendi oğluna kaç kırbaç vurmuşsa o kadar vurmasını emreder ve orada gereken cezayı verir.

Yine bir defasında Halife Memûn, Medine’ye geldiğinde, kendi eşyalarını taşıyan hamallardan biri Me’mûn’un kendi hakkını vermediği gerekçesiyle Halifeyi kadıya şikâyet eder. Medine Kadısı, Halife Memûn’a mahkemeye gelmesi için haber gönderir ve Memûn hazır olduğunda altına bir minder serilir, Kadı hemen müdahale eder ve der ki: “Ey Emire’l-Muminin sen hasmından yukarıya oturamazsın. Ya senin oturduğun minderden bir benzerini hasmına vermemiz lazım, ya da onun gibi mescitteki zemine oturursun.” Bunun üzerine Halife Memûn, minderden kalkarak mescidin toprak zeminine oturur.

İnsanoğlunu hem cinsinin onurunu, yalnızca sosyal statü açısından zedelememiştir. İnsanın sahip olduğu cinsiyet açısından da, insanın onurunu zedeleyen anlayışlar ve yaklaşımlar olmuştur. Batı dünyasında kadının şeref ve haysiyetini aşağılayan görüşler Antik Yunan filozoflarının görüşlerinden beslenir ve Aristo’nun “iklim” felsefesine kadar dayandırılır. Aristo, “güzel iklim, yalnızca bendende güzel bir zarafet meydana getirmez, o aynı zamanda zekâ ve yeteneğe de yardım eder” diye düşünür. Bundan hareketle iklim teorisini temellendirmeye çalışan Huarte de San Juan, “bir kadın akıl ve zekâ sahibi de olsa, psikolojik olarak kadın cinsinden ziyade erkeğe daha çok kapalıdır, bu yüzden erkek ile eşit olamaz” demektedir.

Batı dünyası kadını aşağılayan anlayışını dini metinlerle de desteklemiştir. Tevrat’ta, Hz. Adem’in “karısının sözünü dinlediği” için cennetten kovulduğu ve bu yüzden yeryüzünün lanetlendiği anlatılmaktadır ( Tevrat, Tekvin, 3/17). Kadının onurunu zedeleyen aynı anlayış İncil’de de tekrar edilir. “Ve Adem aldanmadı, fakat kadın aldanarak suça düştü” (İncil, Timoteosa Birinci Mektuplar, 2/14) Bu yüzden Yahudilerde kadınlar kutsal mekânlara sokulmamışlardır ve Hıristiyanlarda uzun süre kadınlar İncil’e el vuramamışlardır.

Batı dilinde kadın anlamına gelen Femina (Female), Latincedeki “Fe minus” kelimesinden gelmektedir ki, bu da “inancı az ve zayıf” anlamına gelmektedir. Zira onların anlayışına göre kadın inanç meselesinde erkekten daha zayıftır.

Müslümanlar kadına Arapçada “Nisa” derler. Nisa, vakit olarak gecikmiş, sonradan gelen anlamındadır. Zira ilk kadın olan Hz. Havva, zaman itibariyle Hz. Adem’den biraz geç yaratılmıştır. Ama İslam’da insanlık onuru açısından kadınının ve erkeğin hiçbir farkı yoktur. Resulullah’ın (s.a.v.) kadınlara karşı davranışı onlara verdiği değer ve onur açısından dikkat çekicidir. Resulullah (s.a.v.), Veda Haccı esnasında içinde diğer kadınların bulunduğu develeri hızlı yürütmeye çalışan Enceşe adlı köleyi “Kristal şamdanlara yumuşak davran ya Enceşe!” diyerek uyarır. Bize olayı aktaran Ebu Kalabe der ki, Resulullah’ın (s.a.v.) kadınlarla ilgili söylediği bu sözleri sizden biri söylemiş olsaydı, sizler onu (kılıbık diye) ayıplardınız.”

Hz. Ömer (r.a.) de, Medine’nin kenar mahallelerin birinde kimsesiz, yaşlı ve gözleri görmeyen bir kadının ihtiyaçlarını görmek için onun toplum içerisinde onur ve haysiyetini korumak bakımından her gece gizlice evine giderdi. Bir ara kendisinden önce birinin bu yaşlı ve gözleri görmeyen kadının ihtiyaçlarını gördüğünü fark eder. Bu durum birkaç kez tekrar edince Hz. Ömer, merak ederek gelenin kim olduğunu öğrenmek için gizlice bekler. Bir de ne görsün! Her gece kendisinden evvel gelip bu yaşlı kadının ihtiyaçlarını karşılayan kişinin Hz. Ebubekir’dir. Onu görünce: “Ömrüme yemin olsun ki, beni geçen ancak sen olurdun” diyerek bunu tahmin edebildiğini ifade etmiştir.

Maalesef tarihimizde toplum olarak bizlerin onurunu yerlerde süründüren bazı anlayışlar, Batı düşüncesini benimseyen bir kısım kimseler tarafından ortaya konulmuştur. Batı karşısında kişiliğini yitirenlerin, onurlarını da yitirdiklerini tarih bize göstermektedir. Bunlardan biri vakardan ve onurdan nasibi olmayan ve İngiliz Sefirinin karşısında hüngür hüngür ağlayan bir dönem sadrazamlık yapmış olan Tanzimat kahramanı Mustafa Reşit Paşa’dır. Bir diğeri tatlı canının derdine düşerek Fransız Büyükelçiliğine sığınan ve Londra’ya gittiği zaman İngiliz Dışişleri Bakanlık Sekreterine sadrazamlık yaptığı dönemin hesabını veren onurunu yitirmiş Mithat Paşa’dır.

Ama inanıyoruz ki, yeniden eski değer ve onuruna sahip çıkan yeni nesil, kırılmış olan bu onur ve haysiyetimizi yeniden inşa edecek ve geleceğe alnımız açık ve başımız dik bakacağız. Zira mukaddesleri ve onurlu olmayan bir toplumun başkalarının karşısında şahsiyetli bir duruşları olamaz. Exupery’nin de dediği gibi: “İçerisinde savunulacak hiçbir şeyi yoksa bir kalenin ne anlamı olabilir?”

haber: enpolitik.com / Melek S. Tunç

http://www.enpolitik.com/haber/162533/koleciligi-alt-ust-eden-islamin-insan-ogretisi.html

Sizin Yorumunuz

*
*