HDP'nin 1915 dayatmasına Özdağ'dan sert tepki!

HDP'nin 1915 dayatmasını meclise taşımasının ardından, Ak Parti kanadından Manisa milletvekili Doç. Dr. Selçuk Özdağ, HDP'ye sert tepki göstererek, "Kendi ülkesine, milletine ihanet eden iflah olmaz" dedi.
25.4.2018 17:30:04

Dün meclis kurulunda provokatif açıklamalarda bulunan HDP'nin İstanbul milletvekili Garo Paylan'a Ak Parti Manisa Milletvekili Doç. Dr. Selçuk Özdağ'dan sert tepki geldi.

Meclis Genel Kurulu'nda Ermenilerin soykırıma uğradığını ve bunu Türkiye'nin yaptığını iddia eden, 1915'in 'soykırım' olarak tanınması gerektiğini söyleyen HDP'li Garo  Paylan'a HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan da eşlik ederek, 1915 olaylarını soykırım olarak gördüklerini belirtti ve o dönemde ölen Ermenileri andı.

HDP'nin yaptığı provokatif açıklamalarına tepki ve didaktik cevap, Ak Parti Manisa milletvekili Doç. Dr. Selçuk Özdağ'dan geldi. Özdağ, "24 Nisan'ı bütün dünyada “soykırım günü” ilan ederek adeta sanal bir bellek ve suni bir tarih yaratanlar, yıllardır Ermeniler ile Türklerin arasına derin bir nefret tohumu ekmeyi amaçlamışlardır. Soykırım arayanlar, 1915 olaylarına değil, Hocalı’ya bakmalıdır. Delile, belgeye ve yaşanan acıya sahip çıkmalıdır. Unutulmamalıdır ki Türkiye, asılsız 1915 iddiaları ile Hocalı’yı unutturmak isteyenlere pabuç bırakmayacaktır" diye konuştu.

"Kendi milletine ihanet eden iflah olmaz!"

"Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz" diyen Özdağ, "Meclis'te PKK/YPG'nin siyasi sözcülüğüne soyunup başarılı olamayanlar bu sefer 1915 olaylarını öne sürüp Türkiye'yi sözümona köşeye sıkıştırmak istiyorlar. Burada bir gün Ermeni ile el ele bir gün Rumla bir başka gün Yunanla el ele olan HDP’li Milletvekillerine de bazı hatırlatmalarda bulunmakta fayda görüyorum: Kendi ülkesine kendi milletine ihanet eden iflah olmaz" ifadelerini kullandı.

'Kürt kökenli vatandaşlarımız kirli yoldan gitmeyecektir'

Tarihin seyrine ışık tutmak adına örnek vermek istediğini belirten Özdağ, şöyle konuştu:

"1935 yılında Erivan’da toplanan Kürdoloji kongresinde alınan kararlar bugün ki iş birliğini açıklar mahiyettedir. Alınan kararlar; ‘Kürdü Türk Kültürünün tesirinden kurtarmak, ayrı bir Kürt Tarihi yazmak, Kürtlerle Yezidilerin, Ermenilerin arasında ırki münasebet kurmak, bir Kürdistan haritası yapmak, Kürtçedeki Lehçeleri birleştirip tek bir dil vücuda getirmek, gramer ve lügat hazırlamak, alfabeyi tespit etmek..’ şeklindedir. Demirtaş, Buldan, Paylan ve onlar gibi düşünenler hala Erivan’ın çizdiği yolda yürüyor ben inanıyorum ki aklıselim, sağduyulu Kürt kökenli vatandaşlarımız bunların gerçek yüzlerini görmüşlerdir ve bu kirli yoldan gitmeyecekler."

Yaşananlar soykırım değil karşılıklı mukateledir

Soykırımla itham edenlerin daha çok Kürtçü ve Ermenici çevreler olduğunu vurgulayan Özdağ sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu işbirliği bugün de devam ediyor. Mevlanazade Rıfat gibi dönemin Kürtçü yazarlarının niçin Türkler soykırım yaptı dediğini iyi irdelemek, arka planını iyi anlamak lazım. İngiliz ve Rus belgelerine bakıldığında Doğu’dan sürgüne giden Ermeni’lerin yollarda hep Kürt aşiretleri tarafından saldırıya uğradığından söz edilir. Bu konuda sayısız telgraf, bilgi ve not vardır. Salahi R.Sonyel’in Gizli Belgelerde Osmanlı Devleti’nin Son Dönemi ve Türkiye’yi bölme çabaları isimli kitabı bu tip yazışmalarla doludur. Söz gelimi Clayton, Trotter’e gönderdiği mesajda şunları söylüyor: “Kürtlerden çok sıkıntı çeken Gavaz, Nurduz, Şattak ve öteki Ermenilerden acil yardım dilekleri alıyorum” Yine mesela Ermeni yanlısı Lord Bryce Lordlar kamarasında yaptığı konuşmada şunları söylemiştir: “Kürtler bu olaylarda başlıca rolü oynamışlardır.” Örnekleri çoğaltmak mümkündür.

Maksadım ermeni meselesini bir Kürt Türk meselesi haline getirmek değil. Ancak Çukurovadan tehcire gidenler-den bir kişinin bile burnu kanamazken Doğudan gelenlerin katliamlara maruz kalması Batı’da Kürtlerin saldırısı olarak nitelendirilmiştir. İşte Mevlanazade Rıfat ve çağımızdaki uzantıları ‘Türkler soykırım yaptı’ derlerken ileride Kürtlere fatura edilme ihtimali büyük olan böyle bir olayın sorumluluğundan kurtulmak istiyorlar. Mevlanazade’nin tehcir kararı alınan toplantıda ben de vardım dediği tarihte İstanbul’da değil sürgünde olduğu dolayısıyla yalan söylediği daha sonra belgelerle ispatlanmıştır. Aslında ne Türk’ün ne kürdün ne de bu Coğrafyada yaşayan herhangi bir topluluğun karıştığı bir soykırım yoktur. Osmanlı’nın Balkanlarda yenilmesi, parçalanması Ermenileri cesaretlendirmiş, etnik temizlik yapmak bölgede çoğunluğu ele geçirmek için saldırganlaştırmıştır. Çevre köyler basılmış, Müslümanlar ermeni çeteleri tarafından katliama uğramıştır. Kürt veya Türk aşiretlerin gösterdiği tepkiler yaşanan acı trajedilerin bir sonucudur. Yaşananlar soykırım değil karşılıklı mukatele’dir.”

'Egemen emperyalist güçlerin rolü'


"600 yıl boyunca Osmanlı Devleti içerisinde azınlık statüsünde uyumlu bir biçimde yaşamış, hatta kendilerini, Hıristiyan ,Türk, olarak kabul edecek kadar aynı örf ve adetleri benimsemiş olan ve Millet-i Sadıka olarak anılan Ermenilerin, devlete karşı sorun çıkarmaya başlamaları, sadece Ermenilerin başının altından çıkan bir olay değildir” diyen Özdağ, “Ermenilerin en yoğun şekilde yaşamış oldukları Doğu Anadolu Bölgemiz de dahil olmak üzere, nüfusları sınırlı iken ve hiçbir zaman Müslüman halkın nüfusuna yaklaşamamışken, yaşanan olaylardan sadece Ermenileri sorumlu tutmak, dönemin güçlü devletlerinin etkisini görmezlikten gelmek anlamına gelir. Bilindiği üzere I. Dünya Savaşı sırasında yoğunluğunu arttıran Ermeni Mezalimi, Lozan Antlaşması sırasında tam bir sessizliğe bürünmüştü. Unutmamalıdır ki dün Ermeniler, o dönemin güç odakları tarafından nasıl kullanılmışlarsa, bugün de aynı emeller doğrultusunda zamanımızın süper güçleri tarafından kullanılmaktadır. 1970'li yıllardan 1980'li yıllara kadar Ermeni terör örgütü ASALA'nın Avrupa'nın çeşitli şehirlerinde görev yapan diplomatlarımıza yönelik saldırı ve cinayetleri uzun süre gündemimizi meşgul etmişti. Ancak, bu saldırılar zamanla yalnızca Türkiye'nin değil Dünya kamuoyunun da tepkisini çekmeye başlayınca, ASALA eylemleri de 1980'li yıllarla birlikte bir anda sessizliğe bürünmüş ve ne tesadüftür ki yerini Türkiye'nin doğusunda yıllarca sürecek PKK terörü hareketine bırakmıştır. Asırlarca Selçuklu Devleti ve daha sonra Osmanlı Devleti'nin egemenliğinde yaşayan Ermenilere hiçbir zaman dini ve siyasi bir konuda baskı yapılmamıştır. Din ve ırk ayrımı yapılmadan en iyi şekilde Zımniler Statüsünü uygulayan Osmanlı Devleti, Ermenilerin huzur ve refah içerisinde yaşamasını sağlamıştır. Bir Ermeni yazarın belirttiği gibi "Eğer Türkler bize dini ve siyasi yönden baskı yapsalardı, bugün Ermeni diye bir millet olmazdı." Bu görüş sade Ermeniler için değil diğer uluslar için de geçerlidir. Türkler hiçbir zaman devlet içerisinde bulunan Hıristiyan unsurların dinine ve diline müdahale etmemişlerdir. Ki bu durum, Osmanlı İmparatorluğu'nda milletler sisteminin varlığını sağlamış ve parçalanmasında esas etken olmuştur. Osmanlıda Türkler ve Ermeniler arasında işbirliği son derece üst seviyede idi. Devletin en önemli makamlarında Ermenilere görev verilmişti. Ki bu husus zamanla Ermenilere "Millet-i Sadıka" söylenmesini doğurmuştur. Bu yüzden ırksal farklılık Ermeni olaylarını veya Ermeni hareketlerini başlatan tek sebep olarak yeterli değildir. Bu husus dışında Ermeni olaylarını hazırlayan sebeplerden Ermeni Kilisesi, Din Faktörü Misyonerlerin Faaliyetleri, Propagandalar önemli yer teşkil etmektedir" dedi.

'Batı kendi karanlık tarihini unutturmak istiyor'

Ak Parti Manisa milletvekili Doç. Dr. Selçuk Özdağ'ın HDP'ye öğretici bir cevap niteliği de taşıyan tepkisi tarihten yaptığı analizlerle şöyle sürdü: 
"Birinci Dünya Savaşının çıkmasıyla, Ordumuz Çanakkale'de, Sarıkamış'ta , Kafkasya'da, Süveyş'te, Galiçya'da yedi düvele karşı savaş verirken ve Ordu içinde Osmanlı askeri olarak düşmana karşı savaşan veya geri hizmetlerde çalışan Ermeniler de olmasına rağmen, bunların büyük bir kısmı cephelerde düşmanla birlikte Türklere karşı savaşmış ve cephe gerisinde de çeteler halinde örgütlenerek kadın, çocuk, yaşlı ayrımı yapmaksızın katliama giriştikleri binlerce müslümanın hayatına kastederek Anadolu'yu harabe haline çevirmişlerdir. Savaş halinde olmasına rağmen, 10 aya yakın bir süre aldığı mahalli tedbirlerle, olayların yatışmayacağını gören Osmanlı Hükümeti, kendisini kalleşçe arkadan vuran isyancı Ermenileri savaş bölgesinden alıp ülkenin güvenli bölgelerine "Sevk ve İskan"a veya "Tehcire" tabi tutmak zorunda kalmıştır. İşte bu tehcir uygulaması nedeniyledir ki, Ermeni Diasporası günümüzde bütün dikkatleri ülkemiz üzerine çekmiş, haksız ve dayanaksız olarak ulusumuz ve yurdumuz hedef haline getirilmeye çalışılmıştır. Hükmettiği her yere medeniyet, adalet ve kardeşlik sevgisi götüren bu millet, ne yazık ki siyasi arenada hedef tahtası haline getirilmiştir. Anadolu'ya hükmettiğimiz bin yıllık tarihimize leke sürmek, insanlığa leke sürmektir. Bugün bizleri suçlamaya çalışan başta Ermeniler olmak üzere pek çok topluluk, varoluşunu bu millete borçludur. Bugün yeryüzünde yaşayan Ermenilerin çoğunluğu, bu ulus sayesinde yaşamaktadır. Bugün dünya kamuoyunda bizleri yargılamakla uğraşan batı dünyası, kendi tarihlerindeki karanlık sayfaları unutturmak için başka milletleri suçlamak çabası içine girmiştir. Belgeden, bilgiden, gerçeklerden uzak bir şekilde suçlanan Türk milletinin tarih önünde veremeyeceği hiçbir hesabı olmamış, olmayacaktır da. Tarihi bir konuda karar vermek siyasilerin değil, tarihçilerin, araştırmacıların ve bilim adamlarının işidir. Oy kaygısıyla, siyasi çıkar hesabıyla bir milleti yargılamak, insanlık suçu işlemektir. Bu konuyu tarihçilere bırakmak gerekir. Asılsız soykırım iddiaları; bu milleti karalamak, dünya kamuoyunda küçük düşürmek ve sinsi Ermeni emellerini gerçekleştirmek için ortaya atılmıştır. Asıl amaç, ölü doğan Sevr'in hortlatılması ve Ermeni Diasporasının hayallerinin gerçekleştirilmesi için ilk etapta Türkiye'nin bütçesini sarsacak yüklü miktarda Tazminat elde etmek, müteakiben de Türkiye'nin Doğusunu bölerek Ermeni Kilisesinin yüz yıllık rüyasına kavuşmasıdır. Ancak unutulmasın ki bu millet, en zor zamanında yedi düvele karşı İstiklal Savaşı vermiş bir millettir. Bugün Ermeni diasporası AB ve Hıristiyan dünyasının da desteklerini yanına alarak "4T" formülünü uygulamaya sokmaya çalışmaktadır. Ancak, kısaca "4T" olarak bilinen ve özetlenen Tanınma, Tescil, Tazminat ve Toprak olarak ileri sürülen bu istekler, boş bir hayalden öte değildir. Sonuç itibariyle bu konuda Ermenilerin kimlerin elinden beslendiğine, arkalarındaki güçlerin sinsi emellerinin neler olduğunu çok iyi bilmek ve ona göre hareket etmek gerekmektedir. Bu vesileyle, Ermeni mezaliminde canlarını feda eden, katliama maruz kalan şehitlerimize ve yakın geçmişte Avrupa'nın göbeğinde Ermeni teröristlerce hunharca katledilen büyükelçilerimize rahmet ve bugünkü kuşaklara bu konuda her zamankinden daha fazla milli şuur ve duyarlılık diliyoruz."

http://www.enpolitik.com/haber/162181/hdpnin-1915-dayatmasina-ozdagdan-sert-tepki.html

Sizin Yorumunuz

*
*