Sanal bellek-suni tarih: Ermeni meselesi

Bugün 24 Nisan 2018 Ermeni Soykırımı Anma Günü dayatmasının 103’üncü yıl dönümü... Yıllardır Avrupa başta olmak üzere 'sözde Ermeni soykırımı' iddiasının yalanları-gerçekleri, tarihi süreci haberimizde...
Eklenme Tarihi: 24.04.2018 16:20:47 - Güncellenme Tarihi: 24.04.2018 20:01:20

24 Nisan'ı bütün dünyada “soykırım günü” ilan ederek adeta sanal bir bellek ve suni bir tarih yaratanlar, yıllardır Ermeniler ile Türklerin arasına derin bir nefret tohumu ekmeyi amaçlamışlardı.

Her yılın 24 Nisan'ında başta Amerika ve Avrupa ülkeleri olmak üzere birçok ülke parlamentosunda gündeme gelen 'soykırımı anma günü 24 Nisan 1915' tarihinde gerçekten ne olmuştu?

Sorunun yanıtını Ak Parti Manisa Milletvekili Doç. Dr. Selçuk Özdağ'ın kaleme aldığı makale başta olmak üzere ABD'li tarihçi Prof. Justin McCarthy'in genel yorum ve değerlendirmesi , sonra ise tarihsel ayrıntıları ile haberimizde anlatıyoruz...

Doç. Dr. Selçuk Özdağ makalesinde Ermeni meselesinden şöyle bahsediyor:

'Sadece Ermenilerin başının altından çıkan bir olay değil'

"600 yıl boyunca Osmanlı Devleti içerisinde azınlık statüsünde uyumlu bir biçimde yaşamış, hatta kendilerini, Hıristiyan ,Türk, olarak kabul edecek kadar aynı örf ve adetleri benimsemiş olan ve Millet-i Sadıka olarak anılan Ermenilerin, devlete karşı sorun çıkarmaya başlamaları, sadece Ermenilerin başının altından çıkan bir olay değildir.

Ermenilerin en yoğun şekilde yaşamış oldukları Doğu Anadolu Bölgemiz de dahil olmak üzere, nüfusları sınırlı iken ve hiçbir zaman Müslüman halkın nüfusuna yaklaşamamışken, yaşanan olaylardan sadece Ermenileri sorumlu tutmak, dönemin güçlü devletlerinin etkisini görmezlikten gelmek anlamına gelir.

Bilindiği üzere I. Dünya Savaşı sırasında yoğunluğunu arttıran Ermeni Mezalimi, Lozan Antlaşması sırasında tam bir sessizliğe bürünmüştü. Unutmamalıdır ki dün Ermeniler, o dönemin güç odakları tarafından nasıl kullanılmışlarsa, bugün de aynı emeller doğrultusunda zamanımızın süper güçleri tarafından kullanılmaktadır.

Hatırlanacak olursa, 1970'li yıllardan 1980'li yıllara kadar Ermeni terör örgütü ASALA'nın Avrupa'nın çeşitli şehirlerinde görev yapan diplomatlarımıza yönelik saldırı ve cinayetleri uzun süre gündemimizi meşgul etmişti. Ancak, bu saldırılar zamanla yalnızca Türkiye'nin değil Dünya kamuoyunun da tepkisini çekmeye başlayınca, ASALA eylemleri de 1980'li yıllarla birlikte bir anda sessizliğe bürünmüş ve ne tesadüftür ki yerini Türkiye'nin doğusunda yıllarca sürecek PKK terörü hareketine bırakmıştır.

Öyleyse, öncelikle bütün bunlara sebep olan nedenlerin ve hadiselerin tarihi analizini çok iyi yapmak gerekir :

Ermeniler arasında Ermeni birliğini ve beraberliğini sağlayan Ermeni Kiliseleridir. Ermeni kiliseleri, asırlardan beri "Ermeni Krallığı" idealini yaşatan unsurlar olmuşlardır. Bu dini sebebin yanında, Türklerle Ermeniler arasındaki ırksal farklılıklar da Ermeni ayrılıkçı hareketinin kültürel temellerini meydana getirmiştir.

Asırlarca Selçuklu Devleti ve daha sonra Osmanlı Devleti'nin egemenliğinde yaşayan Ermenilere hiçbir zaman dini ve siyasi bir konuda baskı yapılmamıştır. Din ve ırk ayrımı yapılmadan en iyi şekilde Zımniler Statüsünü uygulayan Osmanlı Devleti, Ermenilerin huzur ve refah içerisinde yaşamasını sağlamıştır.

Bir Ermeni yazarın belirttiği gibi "Eğer Türkler bize dini ve siyasi yönden baskı yapsalardı, bugün Ermeni diye bir millet olmazdı." Bu görüş sade Ermeniler için değil diğer uluslar için de geçerlidir. Türkler hiçbir zaman devlet içerisinde bulunan Hıristiyan unsurların dinine ve diline müdahale etmemişlerdir. Ki bu durum, Osmanlı İmparatorluğu'nda milletler sisteminin varlığını sağlamış ve parçalanmasında esas etken olmuştur.

Osmanlıda Türkler ve Ermeniler arasında işbirliği son derece üst seviyede idi. Devletin en önemli makamlarında Ermenilere görev verilmişti. Ki bu husus zamanla Ermenilere "Millet-i Sadıka" söylenmesini doğurmuştur.

Bu yüzden ırksal farklılık Ermeni olaylarını veya Ermeni hareketlerini başlatan tek sebep olarak yeterli değildir. Bu husus dışında Ermeni olaylarını hazırlayan sebepleri şu şekilde belirtmek gerekir:

1. Ermeni Kilisesi

2. Din Faktörü

3. Misyonerlerin Faaliyetleri

4. Propaganda

Yukarıda belirtilen ana nedenleri harekete geçiren, XIX. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren özellikle Çarlık Rusya'sı ve İngiltere olmuş, diğer batılı devletler de kendi çıkarları doğrultusunda harekete geçmişlerdir. Önce Rusya'nın sonra da İngiltere'nin gayretleri ile 3 Mart 1878 tarihli Ayastefanos (Yeşilköy) Antlaşması'na ve 13 Temmuz 1878 tarihli Berlin Antlaşması'na birer madde ile (16. ve 61. maddeler) dahil edilmiş; böylece o tarihe kadar siyaset sahnesinde görülmeyen "Ermeni Meselesi" adı ile yapay ve düzmece bir sorun meydana getirilmiştir. Antlaşmalara giren maddeler, Ermeniler lehine yapılacak ıslahatlarla ilgilidir. Daha sonra bu Suni meseleye karışmayan büyük devlet kalmamış ve Anadolu'da yer yer Ermeni ayaklanmaları çıkartılarak, Türkler ile Ermeniler birbirlerine düşman edilerek istenilen hedefe ulaşılmıştır.

Türkiye'nin, Ortadoğu'daki jeopolitik ve stratejik önemini ve yerini bilen emperyalist güçler denilen Büyük Devletler (Rusya, İngiltere ve Fransa) XIX. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren, bölgede siyasi çıkarları için, Osmanlı Devleti'nin tebaası olan Ermeni ,Rum, Arap, Kürt ve benzeri unsurların koruyucusu olarak ortaya çıkıp, Doğu politikalarını tayin etmişlerdir.

'Suni temeller'

Ermeni meselesinin ortaya çıkış sebeplerinin, yalnızca Osmanlı Devleti toprakları üzerinde yaşayan Ermenilerin sosyal, kültürel, ekonomik, idari, siyasi statülerinden kaynaklanmadığı, bu sorunun temelinde suni olarak çıkarılan ve "Şark Meselesi" adı ile anılan milletler arası bir emperyalist stratejinin, güçler dengesi politikasının yattığı bilinmelidir.

Siyasi tarih terminolojisinde yer almış olan “Şark Meselesi” tabiri, Osmanlı Devleti’nin batılı devletler tarafından parçalanmaya çalışılmasını ifade eder.

Ermeni meselesinin ortaya çıkışını hazırlayan sebeplerin başında Rusya, İngiltere, Fransa ve Amerika'nın Osmanlı Devleti'ne ve Ermenilere karşı takip ettikleri siyaset gelmektedir. Bu siyasetin aracı hazırdı, Ermeni kiliseleri ve bu kiliselerle işbirliği yapan misyonerler. Yani Şark Meselesi, bu iki kavramın geliştirdiği dini duyguların kullanılarak ortaya çıkartıldığı büyük bir propagandadır.

1870 sonrası komite ve dernek süreci

1870'den itibaren Anadolu'da Ermeni Devleti kurma hayaliyle bir takım dernek ve komitelerin kurulmaya başlandığı görüldü. Van'da "Karahaç" ve "Armenakça" Erzurum'da "Vatan Koruyucuları" adlı komiteler ilk kurulanlardır. Bu komitelerin faaliyetleri mahalli çerçevede kalmış ve Osmanlı idaresinden bir şikayeti olmayan, refah ve huzur içinde yaşayan Ermeni halkının büyük bir çoğunluğunun bu tür faaliyetlere ilgi duymaması ve itibar etmemesi nedeniyle başlangıçta etkili olmamıştır.

1870 ile 1880 yılları arasında, Van'da "Araratlı", Muş'ta "Okul Sevenler" ve "Doğu", Erzurum'da "Milliyetçi Kadınlar" adlı dernekler kurulmuş, bunlardan "Araratlı", "Okul Sevenler" ve "Doğu" isimli dernekler daha sonra birleşerek "Ermenilerin Birleşik Cemiyeti'ni kurmuşlardır. 1881'de Erzurum'da kurulan "Vatanı Müdafaa Cemiyeti", oradaki Rus Konsolosluğu ile yakın bir işbirliği içerisindeydi. Bu teşkilatın amacı: Türk idaresine karşı elde silah ile son damla kana kadar mücadele etmekti. Nitekim Türk makamları tarafından yapılan araştırmalarda, bu teşkilata ait yerlerde silah ve propaganda evrakı bulunmuştu. Türkiye'nin başka yerlerinde de bu gibi teşkilatın kurulmasına başlanmıştı. Bunlar birbirleriyle ve Rus idaresindeki Ermenilerle temas halinde idiler. Amerika'ya göç eden Ermeniler arasında da "Türk Düşmanlığı" başlamış ve onlar da Türkiye'deki gizli Ermeni teşkilatı ile ilişki kurmuşlardı. Fakat Ermenilerin asıl kışkırtma kaynağı eskiden olduğu gibi yine Rusya idi.

Rusya'nın amacı; Osmanlı Devleti içinde sürekli karışıklıklar çıkarmak ve bunlardan faydalanarak Türkiye'nin içişlerine karışmak olduğundan, Türkiye'deki Ermenileri kışkırtmak faaliyeti Rus dış siyasetinin ana prensiplerinden birini teşkil etmekte idi.

Berlin Kongresi'nde kabul edilen "Ermeni Reformları" bazen İngiltere ve bilhassa Rusya tarafından ele alınması itibariyle, Osmanlı üzerine bir baskı konusu teşkil etmesi bakımından önemliydi. Rusya'nın bu ısrarındaki ana amaç, Ermenilerle meskun Doğu Anadolu'daki altı vilayetin Osmanlı Devleti'nden ayrılması yoluna gidilmesi idi.

1914 Ağustos ayında Türkiye savaş ilan etmeden önce henüz tamamen tarafsız(!) iken Çar, bütün Ermenileri, Müslüman boyunduruğundan kurtulmaları için Rus bayrağı altında toplanmaya davet eden bir beyanname yayınlıyordu. Aynı zamanda casuslar da Anadolu'daki Ermenilere silah ve bildiri dağıtıyorlardı.

Tiflis'te Çar tarafından kabul edilen Katolikos, Çar'a;

Anadolu'daki Ermenilerin kurtuluşunun ancak Türk hâkimiyetinden ayrılarak muhtar bir Ermenistan teşkil etmeleri ve Ermenistan'ın kurtuluşunun ancak Rusya'nın himayesiyle mümkün olabileceğini ifade etmiştir. Rusya'nın politikası ise Ermenileri kullanarak Doğu Anadolu'yu ilhak etmekti. Rusya'nın Osmanlı Devleti'ne savaş ilan etmesi üzerine, Taşnak Komitesi, yayın organı olan "Horizon"da şu bildiri yayınlanmıştır:

"Ermeniler en küçük bir tereddüt göstermeden itilaf devletlerinin yanında yer almışlar, bütün güçlerini Rusya’nın emrine vermişler, ayrıca gönüllü alaylar teşkil etmişlerdir."

Taşnak Komitesi, teşkilatına ayrıca şu talimatı da vermiştir:

"Ruslar sınırı geçtiklerinde ve Osmanlı orduları geri çekilmeye başladıklarında her yerde isyan çıkarılmalı, Osmanlı orduları bu surette iki ateş altına alınmalıdır. Osmanlı ordusunun ilerlemesi halinde ise, Ermeni askerleri silahları ile birlikte kıtalarını terk edecek ve çeteler teşkil edip Ruslarla birleşeceklerdir."

Ayrıca diğer batılı devletler de Ermenilerden yararlanarak Osmanlı Devleti'nin içişlerine karışma yolunda geri durmamaktadırlar. Çünkü Rusya'nın istekleri yerine kendi istek ve çıkarlarının ön plana çıkmasına gayret göstermektedirler. Bunda Osmanlı Devleti'nin parçalanması esas amaçtı. Batılı devletlerce yapılan çeşitli temaslarda almış oldukları kararlar yanında; Boğazlar, Kafkas ve Hint ticaret yolu ile petrol kaynaklarını ele geçirmeleri ve kontrol altında tutmaları hususunda her türlü yollara başvurdular. Bu amaçlarında en büyük kozları Osmanlı Devleti içersindeki Ermenilerdi.

Oysa ki, Osmanlı topraklarında sosyal, ekonomik, dini, siyasi, idari ve kültürel hürriyetlere sahip olan ve memleketin hiçbir vilayetinde nüfus çoğunluğuna sahip olmayan Ermenileri ayaklanmaya sevk edecek (yönetimden kaynaklanan) herhangi bir baskı mevcut değildi. Bu gerçeklere rağmen Ermenilerin, İngiltere ve Rusya'nın kışkırtmalarına aldanarak çeteler ve dernekler vasıtasıyla, sivil halka yönelik şiddet hareketleri ve katliamlar yapması sonucu Ermeni ve Türk toplumunun arası açıldı.

İlk önemli olaylar ve 1890

İlk önemli olaylar 1890 yılında meydana geldi. Bu yılın Haziran ayında Erzurum'da Anavatan Müdafai Cemiyeti Üyelerinin Ermenileri kışkırtması sonucu olaylar patlak verdi. Yüzyıllardır barış içersinde kardeşçe yaşayan iki toplum bu olaylar sonucu karşı karşıya geldi. İki taraftan on iki kişinin öldüğü olaylar Avrupa basınında Ermeni katliamı yapılıyormuş gibi yer aldı. Böylece Ermeniler lehine Avrupa'da kamuoyu oluşturmaya çalışıldı. Ermeniler memleketin bir çok yerinde çıkarılan olayların yanı sıra Sasun, Van ve Girit'te isyanlar çıkardılar.

Yabancı devletlerin kendilerine ilgilerinin devamını sağlamak amacıyla Taşnak ve Hınçak komitelerinin 1896'da Van'da çıkardıkları isyanda 418 Müslüman, 1715 Ermeni ölmüştür.

Bu arada Ayastefanos ve Berlin antlaşmalarında Osmanlı Devleti'nin taahüt ettiği ıslahat konusunda İngiltere, Rusya, Fransa Osmanlı hükümetine karşı sürekli baskı yapmaya devam etmişlerdir.

Batılı devletlerin Osmanlı Devleti'nin iç işlerine karışmak, buradaki çıkarlarını korumak ve birbirlerine karşı olan dengelerini sağlamak için tercih ettikleri usullerin başında, Osmanlı idaresi altında yaşayan Hristiyan unsurlar adına talep ettikleri islahat hareketleri gelmiştir. (Bu usul, maalesef halen geçerli bir yöntem olarak devam ettirilmektedir.)

'Sevk ve iskana mecbur kalındı'

Bu konjonktür içerisinde, Birinci Dünya Savaşının çıkmasıyla, Ordumuz Çanakkale'de, Sarıkamış'ta , Kafkasya'da, Süveyş'te, Galiçya'da yedi düvele karşı savaş verirken, (Ordu içinde Osmanlı askeri olarak düşmana karşı savaşan veya geri hizmetlerde çalışan Ermeniler de olmasına rağmen,) bunların büyük bir kısmı cephelerde düşmanla birlikte Türklere karşı savaşmış ve cephe gerisinde de çeteler halinde örgütlenerek kadın, çocuk, yaşlı ayrımı yapmaksızın katliama giriştikleri binlerce müslümanın hayatına kastederek Anadolu'yu harabe haline çevirmişlerdir (Bu öldürmeler o kadar vahşice ve insanlık dışı yöntemlerle yapılmıştı ki, acımasızlığı ile bilinen Rus askerleri bile Ermenilerin bu vahşetine dayanamayıp raporlarında Ermenileri suçlamışlardır.) Savaş halinde olmasına rağmen, 10 aya yakın bir süre aldığı mahalli tedbirlerle, olayların yatışmayacağını gören Osmanlı Hükümeti, kendisini kalleşçe arkadan vuran isyancı Ermenileri savaş bölgesinden alıp ülkenin güvenli bölgelerine "Sevk ve İskan"a veya "Tehcire" tabi tutmak zorunda kalmıştır.

(Osmanlı'nın Ermeni askerleri)

"Bin yıllık tarihimize leke sürmek insanlığa leke sürmektir"

İşte bu tehcir uygulaması nedeniyledir ki, Ermeni Diasporası günümüzde bütün dikkatleri ülkemiz üzerine çekmiş, haksız ve dayanaksız olarak ulusumuz ve yurdumuz hedef haline getirilmeye çalışılmıştır.  Hükmettiği her yere medeniyet, adalet ve kardeşlik sevgisi götüren bu millet, ne yazık ki siyasi arenada hedef tahtası haline getirilmiştir. Anadolu'ya hükmettiğimiz bin yıllık tarihimize leke sürmek, insanlığa leke sürmektir. Bugün bizleri suçlamaya çalışan başta Ermeniler olmak üzere pek çok topluluk, varoluşunu bu millete borçludur. Bugün yeryüzünde yaşayan Ermenilerin çoğunluğu, bu ulus sayesinde yaşamaktadır.

Ermeni filozofu Urfalı Matheus, yazmış olduğu Vasiyetname isimli eserinde;

"Ermeni milleti tarih boyunca kadın kılığındaki eteklikli Rum milletinden eziyet çekmiştir. Türkler olmasaydı Rum milleti bize yaşamak şansı vermeyecekti. Melikşah bizim için bir babadır. Onun ölümü, Ermeni halkı için bir matem olmuştur." der.

Yine, bu konuda Ermeniler adına en yetkin ağızlardan birinin itirafına bakarsak;

1918- 1919 yıllarında Ermenistan'ın ilk hükümet başkanlığını yapan Katchaznouni, 1923'de Bükreş'teki Taşnak Partisi Kongresinde şunları söylüyordu:

"Savaştan önce ve savaş sırasında Rus Çarlığına kayıtsız şartsız bağlandık. ‘Denizden denize Ermenistan’ hayalinin peşine düştük. Silahlı gönüllü birlikleri oluşturduk. Karşılıklı Müslüman ve Ermeni kırımları oldu. Ancak güç dengesi Türklerin lehineydi. Biz macera yaptık. Bunun yerine Türklerle anlaşsaydık, daha iyi ederdik. Oysa biz ne yaptık, silaha sarıldık, yıktık, katliam yaptık. Övünülecek hiçbir işimiz yok. Kendi dışımızda suçlu aramayalım. Evet, intihar etmeyi öneriyorum. Taşnak partisinin artık yapacağı hiçbir şey yok. Partiyi dağıtalım. Bu kararı almazsak, gelecekte bizi onursuzluk bekliyor."

Bugün dünya kamuoyunda bizleri yargılamakla uğraşan batı dünyası, kendi tarihlerindeki karanlık sayfaları unutturmak için başka milletleri suçlamak çabası içine girmiştir. Belgeden, bilgiden, gerçeklerden uzak bir şekilde suçlanan Türk milletinin tarih önünde veremeyeceği hiçbir hesabı olmamış, olmayacaktır da.

Tarihi bir konuda karar vermek siyasilerin değil, tarihçilerin, araştırmacıların ve bilim adamlarının işidir. Oy kaygısıyla, siyasi çıkar hesabıyla bir milleti yargılamak, insanlık suçu işlemektir. Bu konuyu tarihçilere bırakmak gerekir.

4T formulü

Asılsız soykırım iddiaları; bu milleti karalamak, dünya kamuoyunda küçük düşürmek ve sinsi Ermeni emellerini gerçekleştirmek için ortaya atılmıştır. Asıl amaç, ölü doğan Sevr'in hortlatılması ve Ermeni Diasporasının hayallerinin gerçekleştirilmesi için ilk etapta Türkiye'nin bütçesini sarsacak yüklü miktarda Tazminat elde etmek, müteakiben de Türkiyenin Doğusunu bölerek Ermeni Kilisesinin yüz yıllık rüyasına kavuşmasıdır. Ancak unutulmasın ki bu millet, en zor zamanında yedi düvele karşı İstiklal Savaşı vermiş bir millettir.

Bugün Ermeni diasporası AB ve Hıristiyan dünyasının da desteklerini yanına alarak "4T" formülünü uygulamaya sokmaya çalışmaktadır. Ancak, kısaca "4T" olarak bilinen ve özetlenen (Tanınma , Tescil , Tazminat ve Toprak ) olarak ileri sürülen bu istekler, boş bir hayalden öte değildir.

Sonuç itibariyle bu konuda Ermenilerin kimlerin elinden beslendiğine, arkalarındaki güçlerin sinsi emellerinin neler olduğunu çok iyi bilmek ve ona göre hareket etmek gerekmektedir.. Bu vesileyle, Ermeni mezaliminde canlarını feda eden, katliama maruz kalan şehitlerimize ve yakın geçmişte Avrupa'nın göbeğinde Ermeni teröristlerce hunharca katledilen büyükelçilerimize rahmet ve bugünkü kuşaklara bu konuda her zamankinden daha fazla milli şuur ve duyarlılık diliyoruz."

ABD'li tarihçi Prof. Justin McCarthy'den çarpıcı bir açıklamalar

Sözde Ermeni soykırımı konusunda bir başka önemli açıklamayı ABD'li tarihçi Prof. Justin McCarthy'den yapmıştır ve "Türkler değil, Ermeniler soykırım yaptı" demiştir.

'Osmanlı Ermenileri bile Ermenilerden korudu'

Toronto Üniversitesi'ndeki "Doğu Anadolu'daki İnsanlık Trajedisinin 100. Yılı" konulu konferansta konuşan Louisville Üniversitesi Tarih Profesörü Justin McCarthy, 1915 Türkiyesini anlamak için büyük fotoğrafa bakmak gerektiğini ifade etti. Justin McCarthy, "Osmanlı, Ermenileri bile Ermenilerden korudu. Ermenilerin ise doğuda Osmanlı askerlerini, devlet görevlilerini, valileri bile öldürdü, işkence etti. Şimdi kim soykırım suçlusu? Herhalde Osmanlı değil" diye konuştu. Birilerinin 100 yıldır Osmanlı'nın Ermenileri katlettiğine dair belge aradığını söyleyen McCarthy, "Elimizde binlerce ama binlerce belge var. Bu belgeler Türklerin değil, Ermenilerin soykırım yaptığını gösteriyor. Osmanlı arşivleri açık ama Ermenilerin ki değil" açıklamasında bulundu.

"Elimizde binlerce belge var"

ABD'li Tarihçi, McCarthy, "Elimizde binlerce ama binlerce belge var. Bu belgeler Türklerin değil, Ermenilerin soykırım yaptığını gösteriyor" dedi.

Ermeni Soykırımı Yalanı ve Gerçekler

Yüzyılın en büyük emperyalist dayatması olan 1915 olaylarının üstünden 103 yıl geçmesine rağmen hala batının Türkleri köşeye sıkıştırmak için kullandığı en önemli tarihi silah olarak tarihteki yerini alıyor.

Hiç bir belgeye dayanmayan, tamamen siyasi nitelikte olan iddialar ile yıllardır, Türkiye savaş tazminatı ödemeye zorlanıyor, Türkiye devlet arşivini tüm dünyaya açıyor ancak, Ermenistan arşivini hala dünyaya ve Türkiye'ye açmıyor. 17.04.2018 ve öncesinde yapılan birçok kazı çalışmasının sonucunda da yine Türklere karşı yapılan Ermeni mezalimini ortaya konuluyor, son olarak Iğdır'da katladilen insanların Türk'lere ait olduğu belirtiliyor.

Millet-i sadıka olarak anılan ancak dış güçlerin devreye girmesi ile bugünkü halini alan olayları Doç. Dr. Selçuk Özdağ yukarıdaki gibi özetlerken, ayrıntıları ise tarihte şöyle yer alıyor:

Ermeniler, Selçuklu’dan beri 850 yıl Türklerle beraber barış içinde yaşamış, Osmanlı döneminde millet-i sadıka yani sadık millet ismini almıştır fakat 1877-78 Osmanlı- Rus savaşı Türklerle Ermeniler arasındaki ilişkide bir dönüm noktası olmuştur. Ayestefanos anlaşmasının 16 maddesi ve Berlin Anlaşmasının 61. maddesinde yer alan Ermeni ıslahatı,ilk kez Ermeni sorununun uluslararası bir kimlik taşımasına neden olmuştur. Bu tarihten sonra Osmanlı tebaasında yaşayan Ermeniler arasında ayrılıkçı çeteler birer birer örgütlenmeye başlamıştır.

1878 yılında Van’da kurulan Kara Haç, 1881 yılında Erzurum’da kurulan Anavatan müdafileri (Pashtpan Haireniats) ve 1885 yılında Van’da kurulan İhtilalci Armenekan partisi ayrılıkçı Ermeni örgütlerinden bir kaçıdır.  Bu örgütlerin ortak özelliği sözde Ermenileri koruma adı altında Ermenileri silahlandırıp isyana hazırlamak, bağımsız büyük Ermenistan’ı kurmaktı.

'Büyük Ermenistan' emeli

Bağımsız büyük Ermenistan hayalini kuran sadece Osmanlı yönetimindeki Ermeniler değildi. Yurt dışında da İngiltere, Rusya gibi büyük devletlerden güç alan ayrılıkçı Ermeniler örgütlenmeye başladılar. 1887 yılında Cenevre’de marksist Ermenilerin kurduğu Hınçak partisi, 1890 yılında İhtilalci Hınçak partisi adını almıştır. Partinin amacı Ermenileri isyana teşvik etmek, devlete karşı kışkırtmak, ayrılıkçı propagandalar yapmak suretiyle bağımsız Ermenistan’î kurmaktı.  Hınçak dışında 1890 yılında Tiflis’te Ermeni İhtilal Federasyonu (TaşnakSutyun) kurulmuştur. Bu cemiyetin amacı da Hınçak ile aynıdır. Amaç önce Anadolu’daki Ermenileri bağımsızlığına kavuşturmak, sonra İran ve Rusya Ermenileri ile birleşip ”Büyük Ermenistan” federatif devletini kurmak…

1895 yılındaki Sason isyanı uluslarası boyut kazanan büyük Ermeni isyanıdır fakat bu isyanda Ermeniler tam anlamıyla hayal kırıklığına uğramıştır. Çünkü kurulan uluslararası tahkim komisyonunun 20 Temmuz 1895 yılında yayınladığı raporda Ermeniler suçlu bulunmuştur. Bu isyanda aradığını bulamayan ayrılıkçı Ermeniler ülkenin çeşitli bölgelerinde isyanlar başlatmıştır. İstanbul, Divriği, Trabzon, Eğin, Develi, Akhisar, Erzincan, Gümüşhane, Bitlis, Bayburt, Urfa, Erzurum, Diyarbekir, Siverek, Malatya, Harput, Arapkir, Sivas, Merzifon, Maraş, Muş, Kayseri, Yozgat ve Zeytun ayrılıkçı Ermenilerin isyan çıkardığı yerlerden bazılarıdır.

Görüldüğü üzere Ermeni meselesi  1915 yılında birden patlak veren bir mesele değildir. En az 25-30 yıllık geçmişi olan bir meseledir. Bu hususu göz önünde bulundurmadan yapılan her yorum eksik ve hatalıdır. Ermeni meselesini anlamak için öncelikle meselenin tarihsel geçmişini çok iyi analiz etmek gerekiyor.  Şimdi meselenin can alıcı noktasına, 1. Dünya savaşındaki Ermeni meselesine göz atalım:

Tehcir ne anlama geliyor?

Öncelikle tehcir kelimesinin ne mana ifade ettiğini doğru anlamamız gerekiyor. Tehcir, bugün Ermeni diasporasının ve batının ifade ettiği gibi Ermenilerin yurt dışına sürgünü değildir.  Osmanlı toprakları içinde bir bölgeden başka bir bölgeye zorunlu göçtür. Yani 1915 yılındaki Ermeniler, Osmanlı topraklarından sürgün edilmemiştir. Doğu Anadolu’dan bir başka Osmanlı toprağı olan Suriye’ye tehcir edilmişlerdir. Zira 2. Dünya savaşında da ABD, Japonya ile savaş halindeyken, hiç bir tehlike arz etmemesine rağmen Pasifik kıyısında yaşayan Japonları, Missisipi’ye tehcir etmiştir ve binlerce Japon’un ölmesine neden olmuştur. 1944 yılında Stalin’in Kırım Türklerine uyguladığı tehcir, 20. yüzyılın insanlık adına utancıdır. Söz konusu kendileri olunca uyguladıkları zalimliği görmeyen batı 1915 yılındaki zorunlu tehciri ısrarla soykırım olarak göstermeye çalışmaktadır.

1'inci Dünya Savaşında Ermeniler

Osmanlı devletinin 1914 yılının sonlarında Almanya ile aynı safta savaşa girmesinden sonra Rusya, İngiltere ve Fransa, Ermenileri kullanmak istemişlerdir. 30 Kasım 1914’te Tiflis’teki Ermeni bürosunun yayınladığı bildiride Rus ordusuna Ermenilerin gönüllü olarak katıldığı, Rusların yardımıyla Anadolu’da ezilen Ermenilerin bağımsızlığa kavuşacağı, Rus bayrağının Çanakkale ve İstanbul boğazlarında dalgalanacağı vurgulanmıştır.

Rus ordusundaki Ermeniler

Ermenileri Osmanlı’ya karşı kışkırtan tek devlet Rusya değildir. Fransa’da Ermenileri devlete karşı kışkırtmış, Fransız ordusuna Ermenileri kabul etmiştir. Alman istihbaratının Şubat  1915’teki raporunda 592 Osmanlı Ermenisi ve 11.854 diğer Ermenilerden olmak üzere toplam 12.446 Ermeni’nin Fransız ordusunda yer aldığı bildirilmektedir.

Fransızların Anadolu’daki Ermeni Planları

Fransızlar 1914 yılından itibaren Ermenileri sadece ordusuna almakla kalmamış, ayrıca Ermeni çetecileri silahlandırmış, bağımsızlık için haritalar hazırlamış, bağımsız Ermenistanı vaad etmiştir. Örneğin Musa dağı Ermenilerine yardım ederek yaklaşık 5 bin Ermeni çetecinin dağlara çekilmesine yardım etmişlerdir. Eygptian gazetesi 21 Ekim 1915 tarihindeki sayısında bu olayı şu şekilde haber yapmıştır:

“…Tepenin eteğindeki köylerimizi savunmanın imkânsız olduğunu düşünerek alabildiğimiz kadar yiyecek ve malzeme ile üç saat mesafedeki Musa Dağı’nın Damlacık denilen tepelerine çekildik. Altı Ermeni köyü olarak toplam 5.000 kişi idik. Hayatta kalanlar, 4 yaşın altındaki bebek ve çocuklar 413, 4-14 yaş arası kızlar 505, 4 —14yaş arası oğlanlar 606, 14 yaş üstü kadınlar 1.449, 14 yaş ve üzeri erkekler 1.076 olmak üzere toplam 4.049 kişidir”

(Fransızların Musa dağındaki Ermenilere yardım raporu)

Fransa ve İngiltere İskenderun’a çıkarma yapmayı kolaylaştırmak için Anadolu’daki Ermenileri silahlandırmış, silah ve para yardımı yapmıştır. 12 Kasım 1914’te İngiltere’nin Kahire’deki diplomatı N. Chetcam Dışişlerine yolladığı raporda Türkiye ile anlaşmaktan umudu kesen Kilikya, Adana çevresinde yaşayan ermenilerin Ermenilerin eğer silahlandırılsa gönüllü olarak müttefik ordularında görev alabilecekleri ifade edilmektedir.

(Yunanistan’ın 15 bin tüfek, 2 milyon mermi yollayacağı 5 Kasım 1914 tarihli belge(

1. Dünya savaşında Rusların ve diğer büyük devletlerin  Ermeniler üzerindeki etkisinin hangi boyutta olduğunu Alman ve Avusturya Macaristan imparatorluğu istihbarat raporlarında daha net görüyoruz. Örneğin Trabzon’daki Avusturya Macaristan konsolosu Moricz , 30 Ocak 1914 tarihli raporunda Rusların Ermeniler üzerindeki etkisini şu şekilde ifade etmiştir:

“Ruslar, Ermenileri harekete geçireceklerdir. Bu maksatla çok para harcıyorlar, gizlice âsilerin hizmetine silah sevk ediyorlar ve bir Ermeni ayaklanmasının patlak vermesine aracılık ediyorlar ” (Nejat Göyünç, “Türk Ermeni İlişkileri ve Ermeni Soykırımı İddiaları”, Ermeni Sorunu ve Bursa Ermenileri, Bursa 2000, s. 10)

İstanbul’daki  Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Askerî Ataşesi Joseph Pomiankowski de Ermenilerle Ruslar arasındaki ilişkiyi şu şekilde ifade etmiştir :

“Talat ve Enver Paşa, hemen harp başlar başlamaz, Ermenilerin düşman tarafını tutmaları, bilhassa Osmanlı ordusuna karşı düşmanca girişimlerde bulunmaları halinde şiddetli karşı önlemler alınacağı hususunda kesinlikle uyardı. Buna rağmen Ermeniler, Türklere karşı düşmanca faaliyetlerde bulunmaktan, bilhassa Türk silahlı kuvvetlerine saldırmaktan geri kalmadılar. Başlangıçta çok sayıda Ermeni asker, bazı Ermeni subayları, başlarında bir Ermeni milletvekili olduğu halde kaçıp Rusya’ya gittiler. Bunlar, Rus hududunu geçen Ermenilerle birlikte Ermeni gönüllü alaylarına katıldılar. Rusların safında Türk hududunu geçerek Müslüman halka barbarca saldırılarda bulundular. Ermeni haydud çeteleri Osmanlı ordusunun gerisine, ikmal kuvvetlerine, postalara ve bağımsız birliklere hücum ettiler. Türk hükümeti ve ordusunun ileri gelenleri, Ermenilerin genel bir ayaklanmaya girişecekleri hususunda endişe etmekte haksız değildi. Gerçekten de bu isyan Nisan 1915’te Van’da patlak verdi”(Nejat Göyünç, “Türk Ermeni İlişkileri ve Ermeni Soykırımı İddiaları”, Ermeni Sorunu ve Bursa Ermenileri, Bursa 2000, s. 12)

1. Dünya savaşının başlarında Rusya ve Fransanın silah ve para yardımıyla teşkilatlanan Ermeni çetecileri özellikle Çanakkale savaşının yaşandığı günlerde Anadolu’da büyük bir isyana giriştiler. Van’da gerçekleştirdiği isyanda çoluk çocuk binlerce masum sivil insanı katlettiler.

15 Nisan 1915’te Van , Çatak ve Bitlis’te isyan çıkartıp karakollara ve sivillere saldırmışlar,ve bunun sonucunda 16/17 Mayıs 1915’te Rusların Van’ı ele geçirmelerine neden olmuşlardır. İngiliz Albay Mark Sykes 3 Ağustos 1915’te Kahire’deki İngiliz kuvvetleri komutanı Maxwell’e yolladığı raporda şu ifadelere yer vermiştir :

“Talimatlarınızın gereği olarak, Boghos Paşa’nın sekreteri Malezian ve Hınçak liderlerinden Damadian’la dün görüştüm. Kıbrıs’ta yaklaşık beş bin Ermeni toplanacak ve Kuzey Suriye sahiline bir baskın için Müttefiklerin nezaretinde silahlandırılacak ve hazır bulundurulacaktır. Bu kuvvet, Bulgar ve Türk ordularında hizmet etmiş bin beş yüz kadar kişi ile Amerika Birleşik Devletleri’nde işçi olarak bulunan ve askerî deneyimi yetersiz kişilerden oluşacaktır…. .Suedieh’e kadar uzanacak olan harekat için sekiz yüz kişi kullanılacak ve bu alanın yirmi mil kadar çevresinde isyan çıkarılacaktır. Geriye kalan kuvvetler 50-60 kişiden oluşan küçük birlikler halinde Ayas ile Payas arasındaki noktalara çıkartılacak; Zeytun ve Elbistan istikametinde daha Kuzeyde Makedonya hatlarındaki komiteciler gibi görevlendirilecektir” (UK ARCHIVES FO 371/2485, No. 115866)

'Soykırım' dedikleri gün

İsyanın büyümesi üzerine Osmanlı hükümete harekete geçmiş, isyanın ele başlarını 24 Nisan 1915’te tutuklayıp Çankırı ve Ayaş cezaevlerine yollanmıştır.İşte bugün Ermeniler’in”soykırım günü” ilan ettiği olay budur. İsyanların gittikçe yaygınlaşması üzerine hükümet Ermenilerin Suriye ve Şehr-i Zor bölgelerine nakledilmeleri kararını almıştır. Tehcirin kolay gerçekleştirilmesi için ana yollar ve tren yolları tercih edilmiş ve 5 ana toplama merkezi saptanmıştır.

(Tehcirdeki 5 ana toplama merkezi)

Tehcir uygulanacak kişilere hazır olmaları için 1 hafta süre tanınmış ve 2000 kişilik kafilelerle sevk edilmişlerdir. Ayrıca hükümet kafilelerin tehlikelere karşı korunması için koruma tahsis etmiştir.

(Kafilelere koruma verildiğini gösteren belge)

Osmanlı hükümeti 29 Nisan 1915’te vilayetlere yolladığı talimatnamede tehcirle ilgili şu emri vermiştir :

”Ermenilerin bulundukları mahallerden çıkarılarak tayin edilen mıntakalara şevklerinden hükümetin beklediği gaye, bu unsurun hükümet aleyhine faaliyetlerde bulunmalarını ve bir Ermenistan hükümeti teşkili hakkındaki millî emellerini takib edemiyecek bir hale getirilmelerini temin esasına matuf olup, masum kişi ve şahısların imhası hedeflenmediğinden, sevkiyat esnasında kafilelerin can emniyeti sağlanmalı ve muhacirin tahsisatından sarfiyat yapılarak iaşelerine ait her türlü tedbir alınmalıdır. …Daha önce de tebliğ edildiği üzere asker aileleriyle, ihtiyaç nisbetinde sanatkâr, Protestan ve Katolik Ermenilerin sevkedilmemesi hükümetçe kesin olarak kararlaştırılmıştır. Kafilelere saldırıya ve bilhassa gasb ve hiss-i hayvaniyelerine mağlup olarak ırza geçmeye teşebbüs edenlerle, bunlara ön ayak olan jandarma ve memurlar hakkında gecikmeksizin kanunî tedbir alınarak, şiddetle cezalandırılmalı ve bu gibiler derhal azl edilerek Divan-ı Harblere teslim edilmelidir. Bu gibi olayların tekrarından vilâyet ve sancakların yetkililerinin sorumlu tutulacağı beyan olunur” 

(Hükümetin 29 Nisan 1915’te Vilayetlere yolladığı talimatname)

Talimatnamede görüldüğü gibi tehcirden kasıt Ermenileri yok etmek değildir. 1918 yılında tehcir edilen Ermenilerin yaşadıkları bölgelere geri dönmeleri de tehcirin soykırım amacı taşımadığını göstermektedir. Bu konuda çıkarılan kararnamede geri dönmek istemeyenlere baskı yapılmaması, evlerine dönelere evlerinin geri verilmesi, müslüman olanların tekrar eski dinlerine dönebileceği, vergi borçlarının silinmesinin ifade edilmesisöz konusu uygulamanın soykırım olmadığının açıkça kanıtıdır.

(Ermenilerin Geri dönüş kararnamesi -1)

Tehcirin son derece dikkatli uygulandığını gösteren diğer bir belgede tehciri bizzat takip eden ABD Mersin konsolosu Edwart Nathan’ın 11 Eylül 1915 tarihli raporudur. ABD konsolosunun raporunda Halep’e binlerce Ermeni’nin yollandığı, Tarsus’tan Adana’ya kadar yolların Ermeni kafilelerle dolu olduğu, Adana’dan sonra yolculuğun bilet alarak devam edildiği ve hükümetin bu işte çok titiz davrandığı ifade edilmektedir.

(ABD Mersin Konsolosunun raporu)

Ermeni tehciri konusunda uydurulan yalanlardan biri de tehcir edilen Ermenilerin sayısıdır. Herkes kafasına göre bir sayı atıyor. Kimisi 1 milyon diyor kimisi 2 milyon.Peki ama gerçekte kaç kişi tehcir edildi? Bunun cevabını da Osmanlı belgelerinde açıkça görüyoruz. Tehcirde göç ettirilen toplam ermebi sayısı 450 bin dir.

Boghos Nubar Paşa’nın 1918 yılında Fransa Dışişleri bakanlığına yolladığı telgrafta tehcir edilen toplam Ermeni sayısının 600 bin ile 700 bin arasında olduğu ifade edilmektedir. Bugün 2 milyon Ermeni tehcir edildi diyerek Ermenilerden daha Ermenici olan bir takım çevreler için söz konusu rakam ve belgelerin aydınlatıcı olacağı umuluyor...

Yine tehcir edilen Ermenilerin kaçının geri döndüğü konusuna gelirsek bu konuda da belgeler Ermeni soykırımı savunucularının iddialarını kökten çürütmektedir. Bizzat Ermeni Patriğinin hazırladığı çizelgede 644.900 Ermeni’nin evlerine geri döndüğü ifade edilmiştir.

(Ermeni patriğinin geri dönenlerle ilgili raporu)

Ermenistan, Uruguay, Güney Kıbrıs, Rusya, Kanada, Lübnan, Belçika, Fransa, Yunanistan, Vatikan, İtalya, İsviçre, Arjantin, Slovakya, Hollanda, Venezuela, Polonya, Litvanya, Şili, İsveç, Bolivya, Çek Cumhuriyeti (15 Nisan 2015), Avusturya (21 Nisan 2015), Suriye (23 Nisan 2015) 1915'te yaşanan olayları Soykırım olarak kabul etmiştir. Ermeni patriğinin hazırladığı rapor dışında İngiltere Karadeniz Ordusu İstihbarat biriminin Savaş Kabinesi’ne sunduğu raporda da 1914-1919 yılları arasında Ermeni nüfusu verilmiştir. Bu raporda verilen rakamlarda batının Ermeni soykırımı yalanını kendi kaynaklarıyla çürütmektedir.

Yerli ve yabancı tüm kaynaklar Ermeni soykırımı yalanını açıkça ortaya koymaktadır fakat bugün hala gerek Ermeni diasporasının propagandası gerekse içimizdeki sözde aydınların açıklamaları Ermeni meselesi hakkındaki gerçeklerin üstünü örtmektedir. Bu konuda yapılacak tek şey ise bu meselenin tarihçilerden oluşan büyük bir tarih komisyonu tarafından enine boyuna tartışılması olarak öngörülmektedir. Aksi takdirde planlı ve suni mesele uzun yıllar konuşulmaya devam edecektir...

kaynak: sabah.com/eglencelitarih.com/eskimeyendostlar.net

haber: enpolitik.com/ Melek S. Tunç

http://www.enpolitik.com/haber/162156/sanal-bellek-suni-tarih-ermeni-meselesi.html

Sizin Yorumunuz:

*
*