Kılıçdaroğlu, AYM'ye seslendi!

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu partisinin Meclis grup toplantısında konuştu. Kılıçdaroğlu, konuşmasında Polis Teşkilatının 173. kuruluş yıl dönümünü M. Kemal Atatürk’ün sözleriyle kutladı.
Eklenme Tarihi: 10.04.2018 14:12:56 - Güncellenme Tarihi: 10.04.2018 17:08:06

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu'nun tutukluluğuna ilişkin, "Anayasa Mahkemesi üyelerine açık çağrı yapıyorum; sizden bir an önce nasıl olursa olsun bir karar bekliyoruz. Adaletsizliği yaratıyorsunuz, adaletsizliği büyütüyorsunuz." dedi.

Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM Grup Toplantısının başlangıcında şeker fabrikalarının özelleştirilmesine karşı parti örgütünce toplanan imzaları teslim aldı.  Kılıçdaroğlu, toplantıda yaptığı konuşmada, siyasi partilerin görevinin var olan sorunları çözmek ve Türkiye'yi çağdaş uygarlık düzeyine ulaştırmak olduğunu belirterek, "Vatandaşın derdi varken siyasi partiler kavga ediyorsa burada başka bir sorun var demektir. Biz kavgadan, gerginlikten yana değiliz. Biz vatandaşın sorunu varsa sorunu çözmekten yanayız." ifadesini kullandı.

Başta İstanbul'un bazı bölgeleri olmak üzere çeşitli kentlerde tapu tahsis belgeleri konusunda sorunlar olduğunu aktaran Kılıçdaroğlu, "Söz, herkesi ev bark sahibi yapacağız. Tapusunu vereceğiz, alın teriyle güvenceyle gidecek evinde oturacak." dedi.

Siyaseti sorun yaratma değil, sorunları çözme alanı olarak nitelendiren Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:

"Vatandaşın derdi, sorunu varsa çözeceksin ama Ankara'daki beylerin siyaset anlayışında vatandaşın derdini, sorununu çözmek yok. Cebimi nasıl doldururum, malı nasıl götürürüm, vatandaşın vergisini nasıl cebime doldururum, bu anlayış var."

"Hakim arkadaşlara soruyorum, ne yapıyorsunuz siz" 

Bu anlayıştan Türkiye'yi kurtaracaklarını belirten Kılıçdaroğlu, "Kimin desteğiyle? Halkın, inananların, demokrasiye sahip olanların, tek adam rejimine ve dikta yönetimine karşı çıkanların desteğiyle." diye konuştu.

Kılıçdaroğlu, İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu'nun 301 gündür tutuklu olduğuna dikkati çekerek, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Enis Berberoğlu. 301 gündür içeride, esir. Hiçbir suçu yok. Konu bir gazete haberi. Önce müebbete hapsettiler. 'Casus' dediler. O yetmedi, 'müebbet olmaz' dediler, 25 yıla indirdiler. Sonra o da bozuldu, 'Ya 25 yıl da olmaz bunu 5 yıl yapalım' dediler. Ya arkadaşlar ne yapıyorsunuz siz? Hakim arkadaşlara soruyorum ne yapıyorsunuz siz? CHP Grubundan Anayasa Mahkemesi üyelerine açık ve net çağrı yapıyorum, sizden bir an önce nasıl olursa olsun bir karar bekliyoruz. Adaletsizliği yaratıyorsunuz, büyütüyorsunuz. Kardeşim 'Enis Berberoğlu hapiste kalsın' diyorsanız verin kararınızı adalet arayacağız. Adalet aramamıza engel oluyorsunuz, önüne set çekiyorsunuz. 'Hayır, suçlu değildir' diyorsanız kararınızı verin. Benzer bir olayda da karar verdiniz, 'Burada suç yoktur' dediniz, şimdi 'Suç yoktur' diyemiyorsunuz. Diyemiyorsanız, 'Suçludur' deyin ben de o zaman gideyim hakkımı, adaleti başka bir yerde arayayım. Hem adaletin önünü tıkıyorsunuz hem yargının önünü tıkıyorsunuz. O nedenle Anayasa Mahkemesinin başkan ve üyelerine özellikle istirham ediyorum, 301 gündür bekliyorum artık, hep beraber bekliyoruz, bu insanın vicdanlı insanları bekliyor 301 gün. Niye içeride? Hangi gerekçeyle içeride?"

"Milletin vekilinin hapiste ne işi var?"

Milletvekilleri için de aynı şeyi söylediğini belirten Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:

"Milletvekilleri hapse atılmaz, onların adı var, milletin vekili diyor. Milletin vekilinin hapiste ne işi var? Gelirler Meclise oturur konuşurlar. 15 Temmuz darbe girişimini fırsata çevirip 20 Temmuz'da darbe yapanlar Türkiye'yi farklı bir sürecin içine soktular. Bugün bir darbe süreci yaşıyoruz. Yargı korkuyor darbecilerden. Avukat, savcı, üniversite hocası korkuyor. Korkmayan kim? Allah'ın izniyle biz korkmuyoruz, gücümüzü oradan alıyoruz. Korkmuyoruz, korkmayacağız. Bu ülkeye herkes için demokrasiyi getireceğiz. Bizi sevsin sevmesin, bize oy versin vermesin, bunlar önemli değil, önemli olan şudur; Hangi vatandaşım mağdur olmuşsa hepimiz o mağdurun yanında olacağız. Zalimin karşısında sesimizi çıkarmamak gibi bir süreci asla yaşamayacağız. Hiç kimsenin önünde dilsiz şeytan rolünü oynamayacağız, varsa mağduriyet sonuna kadar üzerine gideceğiz."

Polis teşkilatının, 1934 yılında çıkan kanunları ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün gösterdiği uygarlık doğrultusunda ilerlemesini beklediklerini belirten Kılıçdaroğlu, teşkilatın yaklaşık 200 yıllık bir birikimi bünyesinde bulundurduğuna işaret etti.

Böyle bir teşkilatta liyakatın, gelenek ve göreneklerin olması gerektiğini vurgulayan Kılıçdaroğlu, 2018 yılı verilerine göre Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde 267 bin 992 kişinin görev yaptığını söyledi.

Polislerin; kanun, tüzük ve yönetmeliklere aykırı olduğunu gördükleri emirleri yerine getirmemesinin yine kanun hükmüyle güvence altına alındığını anlatan Kılıçdaroğlu, polisin vazifesinden başka bir işte de kullanılamayacağını kaydetti.

Kılıçdaroğlu, 173. yıllık bir teşkilatta liyakat sisteminin hala oturmadığını, bunun sorumlusunun ise polisler değil siyasi otorite olduğunu savunarak, "Polis teşkilatını A'dan Z'ye kadar FETÖ'ye teslim eden kim? Bir numaralı adamı söyledim; sarayda oturan zat, bir numaralı adam. Siyasi ayağı odur. FETÖ ile mücadele etmek için rapor hazırlayan, savcılığa suç duyurusunda bulunan, delilleri toplayan bütün polisler ya hapse atıldı ya görevlerine son verildi. Ben size yaklaşık 200 yıllık bir kurumdan söz ediyorum. 200 yıllık bir kurum, bir terör örgütü tarafından siyasi iktidarın desteği ile teslim alınabiliyor." diye konuştu.

"Polis hükümetin değil, devletin polisidir"

Polisin hükümetin değil, devletin polisi olması gerektiğinin altını çizen Kılıçdaroğlu, maaşını da TBMM'nin belirlediğini, parayı ise milletin ödediğini söyledi.

Polise sıkılan kurşunun, millete sıkılmış kurşun anlamına geldiğini dile getiren Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:

"Polis devletin değil de hükümetin polisi olursa ne olur? Halkı baskılamak için bir araç olur. Polis hükümetin değil halkın, devletin polisidir. Eğer siz hükümetin polisi olmasını tercih eder ve polisi o kulvarda eğitirseniz, siz halktan koparsınız. Hükümetin ve hükümet edenlerin çıkarlarını savunmuş olursunuz. Devletin değil de hükümetin polisi olmak, polise saygınlığını kaybettirir. Hükümetin polisi; hükümetin dediklerini zorla halka kabul ettiren polis demektir. Onun adı zaten polis devletidir, demokrasi değildir. 1934'te çıkan yasa açık ve net bir şekilde 'Polis devletin polisi olmak zorundadır' diyor. 'Hükümetler yasa dışı talimat verirse polis onu uygulamaz' diye emredici hüküm getirmiş."

Polis devletlerinde polislerin; halkın değil hükümet edenlerin ve onların yandaşlarının can ve mal güvenliğinin güvencesi olduğunu ifade eden Kılıçdaroğlu, 173 yıllık Polis Teşkilatının kurumsal yapısı ve geleneklerini güçlendiremediğini de söyledi.  Liyakatın geri planda kaldığını, atamalarda siyasi otoritenin etkili olduğunu ileri süren Kılıçdaroğlu, "1934 tarihli yasanın ruhuna uygun olarak polisi daha özerk bir yapıya kavuşturmaya, siyasetten kurtarmaya hepimizin ihtiyacı var. Siyaset bulaşırsa adaleti yitirmiş oluruz." dedi.

"Polislere mutlaka 3600 ek gösterge verilmelidir"

Kılıçdaroğlu, polislerin çalışma koşulları ve özlük hakları konusunda da büyük sıkıntılarla karşı karşıya olduğunu, tüm olumsuzluklara rağmen canları pahasına görev yaptıklarını söyledi.

Polislerin çalışırken aldıkları maaş ile emekli aylıkları arasında yüzde 100 farklılık bulunduğunu ifade ederek, "Polislere mutlaka 3600 ek gösterge verilmelidir. Neden? Polisi sevdiğimiz, saygı duyduğumuz için. Polis emeğinin karşılığını alsın diye." şeklinde konuştu.

Son zamanlarda bazı yetkilerin bilinçli olarak polislerden alınıp başka kurumlara devredildiğini, bunun tehlikeli olduğunu ileri süren Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Tüm dünyada suça karışan yabancıların işlemlerini güvenlik güçleri görür. Bizde ise bunların değerlendirmesini Göç İdaresi Genel Müdürlüğüne verdik. Göç İdaresi ne bilecek? Terörle mücadeleyi ne bilecek? Yabancıya ikamet tezkeresi veriyorsunuz; tamamı Göç İdaresi Genel Müdürlüğüne verildi. İkamet tezkerelerinin kime verildiğini polis dahi bilmiyor. Hükümete sormak istiyorum; siz bazı terör örgütlerinin militanlarını özel olarak korumak mı istiyorsunuz? Onları polislerin elinden alıp başka bir yere mi yönlendirmek istiyorsunuz? Göç İdaresi Genel Müdürlüğündeki yabancılarla ilgili istihbarat güvenlik güçlerine verilmiyor. Niye verilmiyor? CHP dışında kimse de bunu dillendirmiyor. Korku dağları bekliyor. Biz niye dillendiriyoruz? Biz ülkemizi seviyoruz. İnsanımızın huzur içinde yaşamasını istiyoruz."

"Polis teşkilatı üzerinde oyunlar oynanıyor"

Polis teşkilatı üzerinde son zamanlarda ciddi oyunlar oynandığını iddia eden Kılıçdaroğlu, bunun nedeninin güvensizlik olduğunu savundu.

Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:

"AK Parti'nin Genel Başkanı olarak geliyor buraya, konuşuyor. Gelsin, konuşsun, itirazımız yok. Meclisin içi, eli uzun namlulu silahlarla polis dolu. Polisler elbette ki koruyacak. Böyle bir olayı yaratmak polise duyulan güvensizliği gösterir. 'Biri beni öldürecek'. Hani bizden birisi 'Kimsenin can ve mal güvenliği yok' derken kıyameti koparıyorsun, senin can ve mal güvenliğin yok demek ki. Sen korkuyorsun. Polisten korkuyorsun, askerden korkuyorsun, vatandaştan korkuyorsun. En çok da laf aramızda kimseye söylemeyin benden korkuyor. Yer, gök polis dolu. Bu polislerin yapılacak dünya kadar işleri var. Gökte de helikopterler geziyor. Herhalde havadan ateş mi edecekler, onu da bilmiyoruz. Bu zayıflık belirtisidir, ülkeyi yönetememe belirtisidir. Bu 'Korkuyorum' belirtisidir."

Kılıçdaroğlu, 8 Nisan'ın Dünya Romanlar Günü olduğunu hatırlatarak, Roman vatandaşlarla yaptığı görüşmeyi ve değerlendirmelerini aktardı. Romanların en önemli beş sorununu eğitim, sağlık, istihdam, barınma ve sosyal yardımlara ulaşım olduğunu tespit ettiklerini aktaran Kılıçdaroğlu, bu sorunların çözümü için çalışacaklarını kaydetti.  12 yıllık temel eğitimde defter, kalem gibi malzemeler, servis ve öğle yemeği gibi giderlerin de devlet tarafından karşılanması gerektiğini, bu şekilde yoksul insanların da çocuklarını okutma konusunda zorluk yaşamayacaklarını anlatan Kılıçdaroğlu, CHP iktidarında tüm bunların ücretsiz olacağını söyledi.

Romanların sorunlarına çözüm üreten tek partinin CHP olduğunu dile getiren Kılıçdaroğlu, çünkü CHP'nin Atatürk'ün partisi olduğunu kaydetti. Kılıçdaroğlu, Roman vatandaşlara CHP'nin aile sigortası projesini de anlattığını belirterek, kimsenin kimseye muhtaç olmamasını sağlayacaklarını bildirdi.

"Bu katliamlara siyasal ortam hazırlandı"

Konuşmasında, Eskişehir Osmangazi Üniversitesinde (ESOGÜ) bir araştırma görevlisinin silahlı saldırısı sonucu yaşamını yitiren dört kişiye Allah'tan rahmet, yakınlarına başsağlığı dileyen Kılıçdaroğlu, böyle bir olayın nasıl yaşandığının çok iyi sorgulanması gerektiğini vurguladı.

Kılıçdaroğlu, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Kısa süre önce AK Parti'nin Genel Başkanı olan zat şöyle bir açıklama yaptı; 'Tanıdığınız FETÖ'cüleri ihbar edin. Nerede bildiğiniz bir FETÖ mensubu varsa bildirin'. Vatandaşı, muhtarları muhbirliğe zorladı. Bir baktık ortalık ihbardan geçilmiyor. Bu katliamı yapan kişi de kime kızdıysa 'FETÖ'cü' diye damgalamış. Kimse korkudan bir şey söyleyemiyor, 'Söylersem beni de FETÖ'cü ilan edecek' diye. Herkes korkuyor. Ve bir cadı avı başlatıldı. Hapishaneler tıklım tıklım dolduruldu. Hakimler önündeki dosyaya bakmadılar, yapılan suçlamaya baktılar. FETÖ'cü diye suçlama varsa atın içeri, hiç gözünün yaşına bile bakmayın. Aile boyu suçlamalar yapıldı. Ve sonuçta bu katliamlara siyasal ortam hazırlandı. Ölen kişinin kanları, muhbirliğe vatandaşı davet edenin yakasındadır. Herkesin bunu bilmesi lazım."

Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM Grup Toplantısındaki konuşmasında, geçtiğimiz günlerde Çorum'da şeker mitingi yaptıklarını hatırlattı. Milli duygularla hareket ettiklerini ve alanda sadece Türk bayraklarının bulunduğunu belirten Kılıçdaroğlu, "şeker vatandır, satılamaz" dediklerini söyledi.

Her vatandaşın yılda 35 kilo şeker tükettiğine dikkati çeken Kılıçdaroğlu, "Bir kişi hariç, sarayda yaşayan. O şeker kullanmıyor, o nedenle şekerin ne olduğunu bilmiyor. Bal ve badem sütüyle besleniyor. 'Sen bal ve badem sütüyle besleniyorsun, o nedenle şeker fabrikalarını satıyorsun' dedim. Bir cümle edemiyor. Kılıçdaroğlu deyince dili kapı gibi maşallah." ifadesini kullandı.

Türkiye'nin bütün coğrafyasında şeker pancarı üretilebilirken, Ortadoğu'da üretilemediğini anımsatan Kılıçdaroğlu, şekerin bu bölgeye rahatlıkla satılabileceğini bildirdi.  Kılıçdaroğlu, "İngiliz, Fransız, Alman satacağına sen sat. Bizim çiftçi kazansın. 'Hayır, illa satacağım.' Neden? 15 yılda bir tek şeker fabrikası açmamış. Şekere ihanet etmek adeta bir görev onun için. Atatürk, İnönü, Menderes, Özal, Demirel, Ecevit, Erbakan kurmuş, bir kişi kurmamış. O da, 'madem onlar kurmuş ben satacağım' diyor. 'İntikam alacağım' diyor." dedi.

Şekerin bazı iller için stratejik öneme sahip olduğunu vurgulayan Kılıçdaroğlu, tarım işçisinden nakliyecisine kadar geniş bir yelpazede 10 milyona yakın insanın buradan geçindiğine işaret etti.  "Sattırmayacağız." dediklerinde tüm güçleriyle üzerlerine gelindiğini aktaran Kılıçdaroğlu, "Siz kimsiniz, biz kimiz? Biz Kuvayimilliyeciyiz, hala bizi tanımadın mı? Kadınıyla erkeğiyle kendi toprağımızı koruruz, biz kendi ülkemizi el aleme peşkeş çekmeyiz." dedi.

Anadolu'nun içi boşalıyor

Şeker fabrikası bulunan kentlerdeki vatandaşlardan fabrikalarına sahip çıkmalarını isteyen Kılıçdaroğlu, ülkedeki göç sorununa dikkati çekti.

Kılıçdaroğlu, şu görüşlere yer verdi:

"Erzurumluya da Yozgatlıya da sesleniyorum; her seferinde nüfusun azalıyor, farkediyor musun? Anadolu'nun içi boşalıyor, herkes büyükşehire gidiyor. Niye satıyorlar şeker fabrikalarını? Çünkü, yakayı tefeciye kaptırmışlar da ondan. Dışardaki bir avuç tefeciye 150 milyar dolar para ödüyorlar. İçerde 675 milyar lira faiz ödedi. Ben diyorum; hiç kimse günaha ortak olmasın, harama ortak olmasın."

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "KHK'larla faizler düşmez." dediğini aktaran Kılıçdaroğlu, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Talimat ver o zaman. Merkez Bankası, Ziraat Bankası, Halkbank, Vakıflar Bankası emrinde mi? Emrinde. Niye düşürmüyorsun? KHK ile düşmezmiş, talimatla düşür. Sen talimat veriyorsun 700 milyon doları götürüp bir seferde bir sermayedara veriyorlar gözünü kıpmadan. Ne için? 700 milyon doları verecek de o gazeteler, televizyonlar CHP'ye karşı çıkacak. Sabah, öğle, akşam AK Parti'yi ve Erdoğan'ı övecek. Günün 24 saati değil, bütün hayatınız boyunca istedikleri kadar senin propagandanı yapsınlar, kardeşim millet senden bıktı artık. Güzel bir mizah dergimiz var, 'canlı yayın veriyorum şu anda reis uyuyor, uykudayken konuşuyor, onu canlı veriyoruz' diyor. Şimdi bunları kapatmak için koltuk ittifakı kurdular. Biz şeker ittifakı, vatan ittifakı kuruyoruz. Biz memleketin çıkarlarını savunuyoruz, onlar kendi çıkarlarını savunuyorlar."

Erdoğan'a Çorum'dan, 3 Mayıs 2014 tarihinde TRT'de, Türkiye'nin Sudan'da tarım yapmak için arazi kiraladığına dair çıkan bir haberi sorduğunu da aktaran Kılıçdaroğlu, "Yağlı tohum, pamuk, kanola gibi ürünler Türkiye'ye daha ucuz gelecek. Doğru mu yanlış mı? Ben de biliyorum doğru. Bir hükümet kendi çiftçisiyle rekabet edebilir mi? Çiftçi kardeşlerime sesleniyorum; Sudan'daki vatandaşı destekliyor, seni köstekliyor. Sandıkta bunun hesabını sormak senin namus borcundur." ifadesini kullandı.

 26 ekonomik paket 

Kılıçdaroğlu, iktidar yetkililerinin "Ekonomi çok iyi, tıkırında." dediğini belirten Kılıçdaroğlu, hükümetin ekonomiyle ilgili neredeyse her ay bir paket açıkladığını bildirdi. Konuyla ilgili bir araştırma yaptırdığını ve 1 Şubat 207'den bu yana 26 ekonomik paket açıklandığı sonucuna ulaştıklarına değinen Kılıçdaroğlu, "Uzun uzun teşvik paketleri, bakın ekonomi dikiş tutmuyor. Dün yine açıkladılar ekonomiyi canlandıracaklarmış. Ekonomiyi canlandırmak istiyorsan sanayiciye hukuk güvencesi vereceksin. Herkesin can ve mal güvenliği olacak." diye konuştu. İktidarın "20 Temmuz darbesi"yle milletin ensesinde boza pişirmeye başladığını öne süren Kılıçdaroğlu, OHAL'e karşı olduklarını vurguladı.

İktidar yetkililerinin her yerde "OHAL'i kaldırdık" dediğini belirten Kılıçdaroğlu, bunun yanlış olduğunu OHAL'i kaldıranın Bülent Ecevit olduğunu dile getirdi.

Kemal Kılıçdaroğlu, "OHAL Adıyamanlı tütün üreticisinin sırtına vurulan coptur. OHAL, 10 Ekim anmasında acılı ailelere biber gazı sıkmaktır. Onbinlerce taşeron işçisine kadro vermeyip kapının önüne koymaktır OHAL. İnsan hakları heykelinin etrafını koruma altına almaktır OHAL. OHAL, milli iradeye kayyum atamaktır. OHAL, zam demektir, zulüm demektir. O nedenle biz OHAL'i değil, demokrasiyi savunuyoruz." ifadesini kullandı.

Üçlü zirve sonrası yayınlanan bildiri 

Geçtiğimiz günlerde Türkiye- Rusya-İran liderlerinin Suriye sorununu görüştüklerini ve ardından bir bildiri yayınlandığını hatırlatan Kılıçdaroğlu, DEAŞ, El Nusra gibi terör örgütlerinin sayıldığı bildiride, YPG'nin geçmediğini söyledi.

Kılıçdaroğlu, şunları aktardı:

"Dünya lideriyim diyor, iki kişiyi ikna edemedin mi? 52 şehidimiz var. PYD'yi listeye koyamıyorsun. PYD'yi oraya koymaya senin gücün mü yetmedi, yoksa cesaret edip söyleyemedin mi? Sevgili Erdoğan notunu al cevabını bekliyorum, neden bunu saymadın, söyle bakalım. Dünya lideriymiş, sevsinler senin gibi lideri. Bir bildiriye bu ülkenin belası olan bir terör örgütünün adını koymuyorsan ne lideri?"

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın tarafsız olmadığını savunan Kılıçdaroğlu, Erdoğan'ın tarafsız olacağına dair namusu ve şerefi üzerine yemin ettiğini hatırlattı.

Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:

"Namus ve şeref bu kadar ucuz mudur? Özellikle doktor arkadaşlar duymasınlar, zata tabi bir Kılıçdaroğlu hastalığı belirmiş. Ben olmazsam konu yok Türkiye'de. Çünkü dertleri benim dışımda dile getiren yok. Bu ülkede milyonlarca mağdur var, esnaf, çiftçi rahatsız, yatırım yok, binlerce işsiz var. Bunları söyleyince 'siz doğruları söylemiyorsunuz.' Hangi doğruyu söylemiyoruz. 'KHK ile istihdam sorunu çözülmez' diyor. KHK ile çözülmüyorsa, TOBB Başkanına o talimatı niye veriyorsun? O almıyorsa demek ki kimse seni takmıyor. Kimse seni takmıyorsa, sen lidersin çıkar bir KHK, kimse seni takmıyorsa 'ya bir işçiyi alırsın ya seni hapse atarım' de. Garibanı atıyorsun."

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, "Gücün yetiyorsa faizleri düşür KHK'larla." dediğini hatırlatarak, "KHK'larla faiz inmezmiş. Ben de biliyorum. Nasıl iner? Üretimle iner, o zaman faiz de düşer. İhracat da artar, dış ticaret fazlamız olur. Ama senin bunları anlama yeteneğin ve kapasiten yoksa günah bende değilki." ifadesini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, "Ömründe devletten aldığı maaş dışında tek kuruş kazanamamış adam." diyerek kendisini övdüğünü belirten Kılıçdaroğlu, kendisinin sadece devlette memuriyet yaptığını anlattı.

Kılıçdaroğlu, şöyle dedi:

"Türkiye Cumhuriyeti Devleti bütçesinden sonraki en büyük bütçeyi yönettim. Bütün hayatımı incelediler, bütün teftiş kurullarını gönderdiler, bir tek kuruş yolsuzluk bulamadılar, bulamazsınız. Bizim Man Adası'nda şirket kurmak gibi bir ahlaksızlığımız olmaz. Bizim çocuklarımız, evlatlarımız, amcalarımız, dayılarımız 15 milyon dolarlık ticareti 1 sterlinlik şirketle yapmazlar. Yaparlarsa da Kılıçdaroğlu soru sorar 'bunun vergisini ödediniz mi?' diye. Sen o soruyu bile soramazsın. Bu ülkede vergi vermemek için Man Adası'nda şirket kuranların arkasında duruyorsun. Sen beni anlayamazsın. Beni anlaman için yüksek ahlak sahibi olman lazım."

Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan kendisi gibi mal varlığını kalem kalem internet sitesine koymasını talep etti.

Başbakanlığı döneminde Erdoğan'ın bir gazeteye verdiği demeçte, "Ticaret yapmazsam geçinemem." dediğini, yine o dönemlerde Almanya Başbakanı Gerhard Schröder'e kaç lira aylık aldığını sorduğunu iddia eden Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:

"Schröder, '15 bin avro alıyorum' demiş. 'Benim aylığım 3 bin avro' diyor. Sen bütün ticareti sonlandır, adam gibi otur, bu ülke sana 15 bin avro istiyorsan 15; 50 bin avro istiyorsan 50 bin avro verir. Yeter ki ahlaklı ol. Libya liderinden 250 bin dolar insan hakları ödülünü aldı. '250 bin doları insan hakları için çalışan sivil toplum örgütlerine bağışlayacağım' dedi. Ben de 50 sefer sordum nereye bağışladığını. Tık yok. Niye yok? 250 bin dolar cebine indir diye verilmedi sana. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olduğun için verildi sana. Ben de sana soruyorum, hangi sivil toplum örgütlerine verdin? Tık yok. Aslında Erdoğan'ın hangi amaçla o sözü söylediğini 3 aşağı 5 yukarı biliyorum. Benim zekamı ve becerimi alay konusu yapmak istiyor. 'Devletten aldığı maaşla anca geçiniyor, bu Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetemez.' O algıyı kendine göre yerleştirmek istiyor. Bir şeyin altını özenle çizmek isterim, devlet hizmetinde olanlar için maaşın dışında, para kazanmanın sebebi zeka düzeyi ve beceri değildir. Ahlaktır, devlet adamlığıdır, beytülmala sadakattır. Devlet yönetiminde garip gurebanın hakkına el uzatmamak vardır, devlet yönetiminde tüyü bitmemiş kişinin hakkını yersen ve bununla da övünürsen o ülkede ahlak, inanç çökmüş demektir.

Erdoğan son olarak bir şey daha söyledi, 'Bay Kemal, sen er meydanına gelmezsin' diyor. Çok şükür nihayet böyle bir davet geldi. Sevgili Erdoğan sana çok açık ve net bir çağrı yaptım. Sen 'er meydanına gelmezsin' diyorsun bana. Er meydanının tespitini sana bırakıyorum, er meydanını tespit et, gelmeyen şerefsizdir."

http://www.enpolitik.com/haber/161760/kilicdaroglu-aymye-seslendi.html

Sizin Yorumunuz:

*
*