"Adaletin olmadığı yerde zulüm vardır"

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, bilginin ve ilmin önemine dikkat çekerek, islamofobi ve mezhepçiliğin yıkıcılığını anlattı.
Eklenme Tarihi: 26.03.2018 17:58:17 - Güncellenme Tarihi: 26.03.2018 18:18:04

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, ilmin amacının insanları mutlu ve huzurlu hale getirmek olduğunu belirterek, "İlme ve bilgiye sarıldığımız zaman nasıl huzurlu bir toplum olduğumuzu ve dünyaya nasıl huzur getiren toplum olduğumuzu gördük. Bu tarih kitaplarında var. Bununla çok zengin olduk demiyorum, huzurlu bir toplum olduk." dedi.

Düzce Üniversitesi'nde düzenlenen, "Bilgiden Bilince" konulu konferansa katılan Erbaş, yaptığı konuşmada, okumanın İslam dini için birinci gereklilik olduğunu söyledi.

Bilimin, medeniyetin en önemli kavramlarından birisi olduğunu anlatan Erbaş, şöyle konuştu:

"Bilgi cehaletin zıddıdır. İslam'ın geldiği ilk yıllarda, o asra cahiliye asrı ismi verilmişti. Neden? Bilgisizlikten. O dönem, bilgiden uzak kalmış, aydınlanmaktan uzak kalmış bir toplum idi. Sadece Mekke değil, kız çocukları diri diri toprağa gömecek kadar cehaletin dibine batmış olduğunu biliyoruz Mekke'nin ama dünyanın her yeri böyle idi. Mekke'de kız çocukları diri diri toprağa gömülüyordu ama Roma İmparatorluğu'nun her bölgesinde, her mahallesinde genç kızlar arasında bir güzellik yarışması yapılır, o yarışmada birinci seçilen kızlar, tanrıların öfkesini dindirmek için onlara kurban edilir, dipsiz kuyulara atılırdı. Yani Mekke'nin dışındaki bölgede de durumu böyle idi. İslam, sadece Mekke'deki kızları kurtarmadı, sadece Mekke'deki kadınları kurtarmadı. Dünyanın her yerindekileri kurtardı, çünkü o cihanşümul idi."

 "İlk vahiy okumayı, ikinci vahiy insanları uyandırmayı öğretti"

Kur'an-ı Kerim'in bu kabile savaşları ve cahiliye döneminde geldiğini aktaran Erbaş, "İlk ayeti ile bütün insanlığa 'Oku' dedi. Sadece okumakla kalmayın yazın demektir. Belki de İslam tarihinde metodolojik olarak yazmanın en güzel örneği Peygamber efendimizin vahiy katiplerine Kur'an'ı yazdırmasıdır. Ondan önce şairler vardı, şiirler yazıyorlardı. Ama bunun bir metodolojisi yoktu. Dolayısıyla biz, hem okumayı hem yazmayı ve bunların önemini, okunan kitap anlamına gelen Kur'an'dan öğrendik. İlmin ne kadar önemli olduğunu Kur'an'dan öğrendik. İnsanların pazarlarda köle olarak satılmasının yanlış olduğunu Kur'an'dan öğrendik." diye konuştu.

Erbaş, ilk vahyin ardından inen ayet grubunda "İnsanları uyarın" tebliğinin bulunduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:

"İlk vahiy okumayı, yazmayı insanlığa öğretti. İkinci vahiy de okuma, yazmakla kalmayıp insanları uyandırmayı öğretti. 'Kalk, uyandır, insanları uyar' ayet-i kerimesi geldi. Kalkıp uyandırma vakti sadece Peygamber Efendimiz'in asrına mı aittir? O gün ne kadar insanlık, bilenlerin, okuyanların, yazanların, bilgi sahibi olanların kalkıp uyarmasına ihtiyacı varsa bugün dünyanın ve insanlığın daha fazla ihtiyacı var. Çünkü o gün ki cahiliyeden daha beter cahiliye bugün de var, kıyamete kadar da olacaktır. Onun için Kur'an evrenseldir diyoruz. Kur'an, her asra ve har asırda yaşayan insanlara hitap eden bir kitaptır."

"İlmin kapısı Kur'an ile açıldı." diyen Erbaş, konuşmasına şöyle devam etti:

"Okuma, ilim medeniyetinin ismi, bu medeniyetin aynı zamanda ana kaynağı olmuştur. Yani okunan şey. İlim medeniyetinin ana kaynağı okumakla alakalıdır. Kur'an-ı Kerim'in getirdiği medeniyete bilgi medeniyeti, ilim medeniyeti ismini vermemiz çok aşırı bir davranış değildir. Bunu rahatlıkla söyleyebiliriz. İlme ve bilgiye sarıldığımız zaman nasıl huzurlu bir toplum olduğumuzu ve dünyaya nasıl huzur getiren toplum olduğumuzu gördük. Bu tarih kitaplarında var. Bununla çok zengin olduk demiyorum, huzurlu bir toplum olduk. Yani ilmin amacı insanları mutlu, huzurlu hale getirmektir."

 "Adaletin olmadığı yerde zulüm vardır"

Hazreti Peygamberin 'Fayda vermeyen ilimden sana sığınırım' duasının bulunduğunu kaydeden Erbaş, sözlerini şöyle sürdürdü:

"İslam medeniyeti ilmi hep faydada kullanmıştır. İnsanlığın mutluluğu, huzuru için ilmi kullanmıştır. Kılıçla ya da o günün şartlarında savaş malzemesi olarak kullandığı tüm malzemeleri insanların mutluluğu için kullanmıştır. İslam'ın ön plana çıkarttığı bilgi, bütün insanlığa fayda getiren bilgidir. Bilginin, zulüm için kullanıldığını bile gördük. Şu yaşadığımız dönemde, o bilgi ile üretilen silahlarla mazlumların sayısı artıyor, toplumlar sömürülüyor. Sömürgecilik artıyor, kullanmış oldukları o silahları, kurdurmuş oldukları örgütlere veriyorlar. O örgütler, masum insan demeden önlerine gelen herkesi öldürüyor, daha çok silah kazanmak için ve daha çok sömürmek için. Demek ki yanlış bilgi insanlığa zulüm getiriyor. Faydalı bilgi insanlığa mutluluk getiriyor. İslam'ın önerdiği bilgi, mutluluk getirici bilgidir."

Erbaş, uyarıcılığın alimlerin ve öğretmenlerin yanı sıra, herkesin üzerinde bulunduğunu vurgulayarak, "Bildiklerimizi insanlara öğreteceğiz. Zaten bizim ilim tarihimize bakıldığında dini ilimler ile müspet ilimlerin birbirinin arasının kalın duvarlarla ayrılmadığını göreceksiniz. Ülkemizde ve dünyada kuşatıcı bir adalet gerek. Adaletin olmadığı yerde zulüm vardır. Her yerde olacak. Öğretmen, öğrencilerine, amir, memuruna karşı adil olacak. Eğer böyle olursa, hiçbir gölgenin bulunmadığı mahşer günü, Allah'ın arşının gölgesi altında gölgelendireceği 7 sınıf insanın birinci sırasında adil olanlara işaret ediliyor." değerlendirmesinde bulundu.

"İslamofobi ve mezhepçilik yapmayalım"

Memleketin her bölgesinde, her alanında güvenliğin sağlanmasının gerekli olduğunu bildiren Erbaş, "Memleketin her bölgesinde güvenliğin sağlanması gerekiyor. Fıkıh kitaplarında böyle geçer. Güvenlik güçlerimiz gece-gündüz her yerde, her yerde onlar var. Sınırlarımızın içinde çalışıyorken bu yetmedi şimdi, sınırlarımızı tehdit eden terör örgütleriyle savaşıyorlar. Bu ne kadar önemli bir şey. Onlara ne kadar dua etsek, ne kadar destek olsak azdır" ifadesini kullandı.

Erbaş, mezhep savaşlarına doğru giden büyük kavgaların yaşandığına dikkati çekerek, sözlerini şöyle tamamladı:

"Bunların arkasında 'İslam alemi kendi arasında mezhep savaşı yapsın ve bu şekilde birbirleri ile uğraşsınlar' düşüncesi var. Mezhep savaşları Avrupa'da 10 milyon insanın ölmesine sebep oldu. Katolikler ve Protestanlar arasında yapılan savaşta 10 milyon insan öldü Batı'da. Hep çağrıda bulunuyoruz, İslamofobi, mezhepçilik yapmayalım. Bunların arka planında büyük acılar var. Bu acıları dünya yaşamasın. İnancı ne olursa olsun, insanlar birlikte yaşasın. "

http://www.enpolitik.com/haber/161384/adaletin-olmadigi-yerde-zulum-vardir.html

Sizin Yorumunuz:

*
*