'Basına kızalım, ama özgürlüğüne dokunmayalım'

Fehmi koru kendisine ait sitesinde kaleme aldığı yazıda uluslararası mecralarda Türkiye'nin imajını zedeleyen basın özgür değil" söylemlerinden rahatsız olduğunu yazdı.
Eklenme Tarihi: 15.02.2018 15:45:21 - Güncellenme Tarihi: 15.02.2018 15:45:21

Fehmi koru kendisine ait sitesinde kaleme aldığı yazıda uluslararası mecralarda Türkiye'nin imajını zedeleyen basın özgür değil" söylemlerinden rahatsız olduğunu yazdı.

Yazının tamamı şu şekilde:

Yargının işine karışacak halimiz yok; görülmekte olan davaları etkilemeye de kalkışacak değiliz. Ne olursa olsun yargıya güvenmek zorundayız da.

Son yapılan Kadir Has Üniversitesi araştırmasında ‘güvenilecek kurumlar listesi’nde yargının yüzde 50’ye dayanarak (49.4) sıralamada yukarılarda yer almasının anlamı da bu: İnsanlar yargıya güvenmek istiyorlar…

İyi de, en yetkili ağızların ‘beka mücadelesi’ verildiğini dosta-düşmana kabul ettirmeye çalıştığı günümüz ortamında, özellikle ülkemize yönelik eleştirilerin merkezinde yargıyı ilgilendiren konular yer alıyor, bunu ne yapacağız?

Çok sayıda kişinin cezaevlerine tıkılması.. tutuklamaların cezalandırmaya dönüşmesi.. özlük hakları sınırlandırılarak görevlerine son verilen akademisyenler.. çok sayıda tutuklu gazeteciler…

Hangi ülkenin gazetesine göz atacak olunsa, ülkemizle ilgili haber hangi konuda olursa olsun, aynı haberin içerisine yukarıda listesini verdiğim bir veya iki eleştirinin mutlaka yerleştirildiğini görüyoruz.

Uluslararası yayın yapan televizyon kanalları da ülkemiz söz konusu olduğunda bu eleştirilere yer verilen programlarını sıklaştırdılar.

Otoriteri de demokratı da basından hoşlanmaz
Türkiye bir yandan kendisine anlayışsızlık gösteren devletlerle didişirken, bir yandan da uluslararası kamuoyunun medya aracılığıyla oluşmuş olumsuz kanaatlerini ortadan kaldırma mücadelesi veriyor.

Veriyor, ama pek başarılı olduğu söylenemez.

Bugünün dünyası belli konularda olağanüstü hassas çünkü.

Özellikle de düşünce ve basın özgürlükleri konularında.

Dünyada ‘otoriter’ sıfatını hak eden yönetimlere sahip çok sayıda ülke var, ancak o ülkelerde bile gazeteciler ve görüş açıklayan kanaat önderlerinin üzerlerine gidilmesinden çekiniliyor.

Demokratik iddialı ülkelerde de medya çalışanları, gazeteciler, yazarlar devleti yönetenler tarafından sevilmez; ancak otoriter rejimlerin bile görüş açıklayana tahammül etme çabasına girdiği günümüzde demokrasiler daha da anlayışlı olma ihtiyacı hissediyorlar.

ABD başkanı Donald Trump sözgelimi, her ağzını açışta Amerikan medyasına yükleniyor, ama o kadar; bir tek gazeteci o kızdı diye işini kaybetmedi, hapiste gazeteci de yok o ülkede…

Bu ve yine bu konuyla ilintili sebeplerle, dünyada özgürlükleri yakın takip altında tutan kuruluşların değerlendirme listelerinde Türkiye yalnızları oynamaya başladı.

Açık ara gerilerde yer alıyoruz özgürlükler liginde.

Medyanın özelliği, kendi içerisinde yeknesak bir görüntü vermemesidir. Görüşler muhtelif olunca, elinde kalem tutan insanların da farklı görüşler yüzünden birbirlerine karşı tavır almaları, gerektiğinde en aşırı tartışmalarla görüşlerini karşı tarafa kabul ettirmeye çalışmaları işin doğasında var.

Tarihimiz her dönemde kalem kavgalarıyla renklenmiştir.

Kalemler tartışır, hatta iddialar gözlere de sokulur, ama işte o kadar; kimin haklı kimin haksız olduğu kamuoyunun değerlendirmesine bırakılır. Araya yargının girmesi, yanlışlığın veya haksızlığın suçluluk haline getirilmesi beklenmez.

Günümüzde bunu da bekleyenler var. Sevmedikleri, beğenmedikleri, görüşlerine saygı duymadıkları kalem erbabını ‘suçlu’ yaftası boyunlarına asılmış görmek isteyen basın mensuplarının var olduğu ortada.

Hain darbe girişimi onları haklı olduklarını düşünmeye de sevk ediyor.

Yazdıklarından bu hissiyatlarını anlamak mümkün.

Oysa bu yanlış bir hissiyat. Kalem herhangi bir mahkemenin vereceği karardan daha etkilidir. Kalemler arası tartışmaları bir kenara bırakıp meslektaşların mahkemeler eliyle cezalandırılmalarını beklemek bizlere yakışmaz.

Görev yürütme ve yasamaya düşüyor
En başta yargının işine karışamayacağımız, görülmekte olan davaları etkileme gibi bir derdimiz olamayacağını kayda geçirdiğime göre, bunları yazmakla ne demek istiyorum?

Şunu: Yargı, başka ülkelerde de olduğu gibi, anayasa ve yasalarda yazılanları uygular. Ortamın hassasiyetlerinin yargı kararlarına yansımaması beklenir; ama sonuçta yargıçlar da birer insan, bu sebeple yorumları ortamla irtibatlı olabiliyor. Özellikle de OHAL dönemlerinde. Onun için yargıya diğer erklerin yardımcı olması gerekiyor. Benim istediğim de bu: Diğer erklerin (yürütme ve yasama erklerinin) yargıya yardımcı olması…

Hükümet (yürütme) OHAL’in kaldırılmasını ve olağanlığın hakim olacağı döneme geçişi sağlayabileceği gibi Meclis (yasama) de tutuksuz yargılanma ve düşünce özgürlüğü konularında yargıya daha dar bir alan bırakan yasalar çıkarabilir…

Türkiye’nin görüntüsünü iyileştireceği ve bu yolla daha önemli ve temelli konularda kendisini daha rahat hissettireceği için ülkeyi yönetenlerin de söylemleriyle ortama katkıda bulunmalarını bekleyebiliriz.

Suçlayıcı olmak yerine anlayışlı olmayı deneyebilirler.

Kızsalar bile kendilerini kızdıranlarla hesaplaşmayı onlara en az kendileri kadar kızan destekçi kalem erbabına bırakarak…

Bir basın mensubu olarak yabancıların ülkem medyası için “Özgür değil” teşhisini koymaları beni herkesten fazla rahatsız ediyor.

Bilmem anlatabildim mi?

yazarın sitesinden yaznın orijinal halini okumak için TIKLAYIN

http://www.enpolitik.com/haber/159565/basina-kizalim-ama-ozgurlugune-dokunmayalim.html

Sizin Yorumunuz:

*
*