Afyon’dan Antalya’ya bir kültür köprüsü

Enpolitik yazarlarından Göktan Ay, Afyon-Burdur-Antalya konferansları için gittiği şehirleri gezip gördükleriyle kaleme aldı. Bu keyifli ve bilgi dolu gezi yazısıyla sizi baş başa bırakıyoruz.
Eklenme Tarihi: 10.02.2018 18:30:20 - Güncellenme Tarihi: 10.02.2018 18:33:11

Enpolitik yazarlarından Göktan Ay,  Afyon-Burdur-Antalya konferansları için gittiği şehirleri gezip gördükleriyle kaleme aldı. Bu keyifli ve bilgi dolu gezi yazısıyla sizi baş başa bırakıyoruz.

Konservatuar Müdürü, arkadaşım Prof.Dr. Uğur Türkmen ile bir konu üzerinde konuşurken, “hocam Y.L. ve Dr./San.Yet. yapanlara bir konferans verseniz çok iyi olur” dedi ve ardından Afyon-Burdur-Antalya konferansları programı çizildi.

AFYONKARAHİSAR…
Afyon’un tarihimizde çok önemli bir yeri var
Kurtuluş Savaşı’nın son evresi 26 Ağustos 1922’de Afyonkarahisar – Kocatepe’de başlayan Büyük Taarruz ile açılmış ve 9 Eylül 1922’de Izmir’in Yunan işgalinden kurtarılmasıyla sonuçlanmıştır. Kocatepe, Anadolu’nun ve Türk Ulusu’nun kurtuluşunu sağlayan Büyük Taarruz’un, 26 Ağustos 1922 tarihinde Başkomutan Mustafa Kemal tarafından başlatıldığı, sevk ve idare edildiği yerdir. Tepeye 1953 yılında kesme taştan anıt yapılmış ve üzeri çiçek kabartmalı mermer yazıtlar konulmuştur. “Başkomutan Tarihi Milli Parkı” içerisindedir…

O nedenle, üniversite, Kocatepe Üniversitesi ismi ile kurulmuş. İstanbul’da 15’ den 1‘ düşerek Afyon’a ulaştık, misafirhaneye yerleştik. Ertesi gün bizi aldılar ve konservatuara ulaştık. Konservatuar; kampuste, özel olarak dizayn edilmiş  güzel sanatlar alanı içinde yeni bir bina.. Konservatuar Müdürü Prof.Dr. Uğur Türkmen  ile kahvemizi içtikten sonra, konferansa geçtik. Y.Lisans ve doktora düzeyinde çeşitli illerden gelen arkadaşlar ve akademisyenlerle  sıcak bir konferans gerçekleştirdik. “Araştırma ve derlemenin ortak ve zıt yönlerini, yayınlarda kullanılan yanlış Türkçe kullanımını”  örnekler vererek konuştuk. Soruların çokluğu ile bilgilerin paylaşımı  iyi oldu.

 
Resim: Afyon Kocatepe Ün.Devlet Konservatuarı Konferanstan sonundan bir bölüm Y.L. ve Dr. öğrencileri ve konservatuar akademisyenleri(08.12.2017)

Uğur Türkmen ile müzeyi gezmeye başladık. Müze, konservatuarın yüzakı olmuş. Zaten, konservatuara girer girmez çalgılar sizi karşılıyor. O kadar güzel bir sanat havası  var ki, İstanbul-Ankara-İzmir v.b. büyük şehirlerde bulamadığınız o havayı Afyon’da bulmak insanı şaşırtıyor. 
Özel yarışma ile belirlenen ve İTÜ Maslak kampüsü içinde 30 dönüm yer ayrılan, ama gerçekleşemeyen TMDK Binasını gel de hatırlama. Oysa, -zamanın Cumhurbaşkanı- rahmetli  S.Demirel, İTÜ’nün açılışında (1997)  “biz bu konservatuarı kurduk, binasını da yaparız” demişti. Ama, o zamanki yöneticiler gerekli girişimde anlaşamamışlardı. Makamlar, hiç kimseye  kalmadı…Ama, İTÜ TMDK;  kendine has binadan mahrum oldu…


Resim: Müze’den bir görünüm….


Resim. Konservatuar Müdürü Prof.Dr. Uğur Türkmen anlatıyor…

Müzenin tam adı; Afyon Kocatepe Üniversitesi Devlet Konservatuarı İbrahim Alimoğlu Müzik Müzesi… 
Müze, AKÜ Rektörü Prof. Dr. Mustafa Solak’ın desteği ve resmi izinleri ile hızlı bir şekilde  kurulmuş. Müzenin tüm maddi giderleri İbrahim Alimoğlu tarafından karşılanmış ve yapılan bağışlarla zenginleşmiş.


 
Resim: Müze girişinden bir hatıra…(08.12.2017)

Ciddi bir iş yapınca bağışlarda hemen gelmiş; Türkiye Polis Akademisi Başkanı Prof.Dr. Remzi Fındıkoğlu, dönemin Afyonkarahisar Valisi İrfan Balkanlıoğlu’nun referansıyla, muhtelif bakır üflemeli ve bulunması zor çalgıları müzeye kazandırmış. Yerel aşık Ömer Yarşi’nin bağışlarının yanı sıra Kütahya’nın halk ozanlarından Hisarlı Ahmet’in çalgıları da oğlu TRT Sanatçısı Mustafa Hisarlı tarafından müzeye bağışlanmış. (http://www.alimoglumuzikmuzesi.com/galeri.html)


Resim: Müzeden bir görünüm….Baston bağlamaya dikkat!...

Müzenin, bir de “Dünya Çalgıları” bölümü var. Türkiye’deki arkadaşları/dostları ve internet yoluyla müzeyi duyan, araştıran ve gelip ziyaret eden Alman koleksiyoncu Wolfgang Ott; çoğu telli olmak üzere toplam 250 parça çalgıyla, müzeye en büyük bağışı yapan isim olmuş. Wolfgang; aralıklarla gelip müzeyi, çalgıların durumunu, ziyaretçi sayısını v.b. takip ediyormuş. Örnek alınması gereken; batılı düşünce sahibi, kurallaı  ve sistemli olmak bu işte!...


Resim: Müzeden bir görünüm…Bağlamanın yandan burgusuna dikkat!...

İbrahim Alimoğlu
Akşama doğru müzeye olağanüstü destek veren, Alimoğlu Marble Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Alimoğlu’nun iş yerine gittik. Önce İ.Alimoğlu hakkında kısa  bilgi verelim: Afyonlu. Doğduğu günden bu yana, dedesinin kurduğu mermer fabrikalarının gelişmesi, büyümesi ve dünya pazarlarında yer alması konusunda olağanüstü çabalarla bugünlere ulaşmış, dünyanın dört bir tarafına, Denizli, Burdur, Afyonkarahisar yöresindeki en güzel mermerlerini ihraç ederek ülke ekonomisine katkıda bulun(muş)maya devam ediyor.


Resim: İ. Alimoğlu’nun iş/müze  yerinden…

Mermer satışıyla ilgili olarak dünyanın birçok ülkesine seyahat etme fırsatı bulan Alimoğlu, 2009 yılında gittiği Endonezya’da su altı zenginlikleriyle tanışmış ve bir takım incelemeler sonunda fabrikasında oluşturduğu akvaryumuyla başlayan hobisi, deniz fosilleriyle birlikte evlerde kullanılan her türlü eşyayı toplama gayretine dönüşmüş. Yıllar önce başlattığı hobileri ile bugün çok zengin bir koleksiyona sahip etnografik müze niteliğindeki bu eserler çoğunlukla evlerimizde kullandığımız etnografik değere sahip eşyalardan oluşmakta. Şehrimizin güzide yapılarından Alimoğlu Tarih Müzesi - Çeşmeli Konak’ta koleksiyonlarını sergileyen İbrahim Alimoğlu, ofisindeki odalarında dostlarıyla paylaştığı eşyaları güzel bir mekanda Afyonkarahisar halkıyla paylaşmak için  büyük istek ve arzu duyuyor.Kibar, güler yüzlü, paylaşımcı ve bağışçı  olması üniversite için büyük kazanç..


 Resim: İ.Alimoğlu, Kur’an-ı Kerim’i anlatıyor.

Ben sade bir iş yeri beklerken, burada da başka bir müze  ile karşılaştım. İbrahim Bey, nereye gitse malzeme toplamış, bir koleksiyoner gibi, müzikle ilgili bir çok malzeme var elinde. Hacdan getirdikleri, dedelerimizin kahve yapmak için geçmeli yaptıkları kaplar,  dünyanın en  küçük Kur-an’ı Kerim’i… İbrahim Bey;  anlatırken, malzemeleri gösterirken o kadar zevk alıyor ki, sanki yeni görmüş gibi!.. 
Bir de eşi sigara içenler için, özel yaptırdığı küllük var. Ama, özelliği içinde yazılanlar; “Sevgilim…Senelerdir her yerde sana verebileceğim bir hediye arıyorum. Her gördüğüm şey, bana seni anımsatıyor ama, hiç birini yeterli bulmuyorum. Biliyor musun; sana bir orman, bir pamuk, bir köpek, bir yunus hediye etmek isterdim. Ama, bunlar bile yeterli olmazdı. En sonunda düşündüm ki benim için en önemli şey, senin hayatın ve sağlığın. Şimdi sana yalvarıyorum; lütfen elindeki şu pis sigarayı, senin için seçtiğim bu kül tablasına söndür ve bir daha asla yeni bir sigara yakma..Seni seviyorum”
İşte böyle hayat dolu, protokolde her zaman yeri olan, saygın bir iş adamı ve sanata her türlü desteği veriyor. Uğur Türkmen Bey’in çalışkanlığına ve dürüstlüğüne de güvenmiş, yola devam ediyorlar. Bu arada Uğur Bey’in eşi Artvin’liymiş ve akraba çıktık!.. Alimoğlu’na  sağlıklı ve başarı  dolu  bir ömür diliyoruz …
Sonra başka bir İ. Alimoğlu destekli derneğe (ARSAM) gidiyoruz. Bizi küçüklerden kurulu CAKA keman orkestrası karşılıyor. Öğretmenler ücretsiz ders veriyor. Uğur (Türkmen) Bey, CAKA’nın koordinatörü olarak burayla da ilgileniyor. 
Konservatuarın halk oyunları ve  folklor ürünlerini derlemek için köylere gittiğini, bir çok malzeme topladığını, bir giyim atölyesi ile birlikte  Afyonkarahisar Halk Kıyafetleri Müzesi’nin çalgı müzesinin yanında oluşturulduğunu da belirtelim.   
 


2 Resim: Alimoğlu Kültür Sanat Araştırmaları Derneği’nin  07-6-15 yaş yaylılar  çalışmasından..

AFYON VE MEVLEVİLİK…
Mevlevihaneler içerisinde ilk açılanların başında, Konya’dan sonra Karahisar-ı Sahib Sultan Divani Melevihanesi gelmektedir. Mevleviliğin, Karahisar-ı Sahib’de yaygınlaşmasının Hz.Mevlana ve torunu Ulu Arif Çelebi’nin buraya yaptıkları ziyaretler sonucunda olduğunu söyleyebiliriz.  Hz.Mevlana, 6-7 yaşlarında olan oğulları Sultan Veled ile Alaaddin Çelebi ile birlikte Kale Muhafızı Bedrettin Gühertaş’ın davetlisi olarak Afyonkarahisar’a gelmiş, çocuklar da burada sünnet olmuşlardır.Daha sonraki yıllarda torunu Ulu Ârif Çelebi’nin Mevleviliği yaymak amacıyla buraya geldiği anlaşılmaktadır.  Hz.Mevlana’nın torunlarından (Sultan Veled’in Oğlu) Ulu Arif Çelebi,babası Sultan Veled’den devraldığı icraatlarının  takipçisi ve devamlılığını sağlamakla Mevlevîliğin geniş coğrafyalara yayılmasında ve kurumsallaşmasında önemli icraatlarda bulunmuştur. Larend, Beyşehir, Aksaray, Akşehir, Karahisar, Amasya, Niğde, Sivas, Tokat, Birgi, Denizli, Menteşe, Alaiye, Antakya, Bayburt, Erzurum, Irak, Tebriz, Marend ve Sultaniye onun gittiği belli başlı yerlerdir. Ulu Arif Çelebi’nin Afyonkarahisar’ı ziyaret ettiği tarihin,13.yüzyılın sonları olma ihtimali kuvvetlidir. Afyonkarahisar Dergahı’nın 1294-95 yıllarından itibaren asitane (Asitane:İçerisinde Nefs Terbiyesi sürecinin gerçekleştirilebildiği, Çile çıkarılabilen çok fonksiyonlu dergah) olarak kullanıldığını arşiv kayıtlarında görmekteyiz. Hz.Mevlana’nın torunlarından Mutahhara Hatun’un (Sultan Veled’in kızı) Germiyanoğlu Süleyman Şah Afyon’a  gelin gelmiştir (1274).Dolayısıyla Çelebi sülalesi, Konya dışındaki topraklara da kök salmaya başlamıştır. Sultan Divani’nin teşkilatçılığı, devlet adamları ile iyi geçinmesi ve onlarla sürekli diyalog halinde olması,çok seyahat etmesi,Mevleviliğin parlak bir dönem geçirmesine sebep olmuştur.  Mevlevihanenin,1925 yılında tekke ve zaviyelerin çalışmalarının iptal edilmesi sonucu,yaklaşık altı asırdır süregelen faaliyetleri sona ermiştir. 2007 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restorasyona alınan Mevlevihanenin “Derviş Hücreleri/Odaları” bölümü, Afyonkarahisar Belediyesi’nin tahsis etmesi sonucu, “Sultan Divani Mevlevihane Müzesi” olarak, 30 Aralık 2008‘de hizmete sunulmuştur.
KÜTAHYA…
Cumartesi günü Kütahya’dayız.. Kütahya Güzel Sanatlar Derneği Başkanı M.Kemal Altınsoy bizi karşıladı. Belediye tarafından kendilerine tahsis edilen  eski bir hamama gittik. Burayı derneğin merkezi haline getirmişler, her odaya bir isim verilmiş…Başkan, aynı zamanda heykeltıraş ve ressam, o nedenle bizi resimler ve küçük heykeller karşılıyor.  Uğur Bey, yıllardır sürdürdüğü Hisarlı Ahmet Sempozyumlarını bu dernekle birlikte yürütüyor. Hemen hemen her hafta bir gün buraya geliyor, çalışmaları yerinde görüyor. Afyon-Kütahya arası bir saat.


Resim: Tarihi Kemer Hamamı, şimdi Güzel Sanatlar Derneği’ne tahsis edilmiş…

KEMER HAMAMI (MERKEZ) 
Belediye tarafından Derneğe tahsis edilen Hamam hakkında kısa bilgi verelim:
Kütahya Maruf Mahallesi’nde, Lala Hüseyin Paşa Caddesi üzerinde bulunan bu hamam 1950 yılında buradan geçen yol nedeniyle kısmen kesilmiştir. Çifte hamam plan düzeninde yapılmış olup, oldukça geniş bir alanı kaplamaktadır. Hamamın kitabesi bulunmadığından yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Evliya Çelebi Kütahya hamamlarından söz ederken Kemer Hamamı’na da değinmiştir. Bu durumda 1671-1672 yıllarında bu hamamın var olduğu anlaşılmaktadır. Buna dayanılarak da hamamın XVI. yüzyılın sonlarında yapıldığı sanılmaktadır. 
Şimdi dernek sayesinde her köşesinde müzik sesleri yükselmektedir. Emek verenlere teşekkür ediyoruz.


Resim: Kütahya restorasyon alanı, M.Kemal Altınsoy  ve Uğur Bey’in oğlu Ozan’la birlikteyiz…

Kütahya’nın her sokağı tarihi evlerle dolu. Restorasyon çalışmaları yapılıyor. Biten evler eğitim/kültür/sanat alanında faaliyet yapan dernek ve vakıflara veriliyor.


Resim: Resim: Kütahya restorasyon alanı, Uğur Bey ve oğlu Ozan’la birlikteyiz…


KÜTAHYA VE MEVLEVİLİK… 
Burada bir parantez açalım; M.Demirci, “Kütahya’da Mevlevilik” başlıklı bildirisinde şu bilgileri vermiş: “Kütahya, Sultan Veled zamanında Mevleviliği tanımaya başlamış, onun duasını almış, nurlu bir şehirdir. Sultan Veled'in Kütahya'yı tasvir ettiği şiirinden birkaç beyit şöyledir: 
"Kütahya şehri gibi bir şehir yoktur, orada bir ay kalan kişi rahatlar / (Şehir) mum gibi iç halini tamamen yüzüne yansıtmıştır, nuru hiçbir zaman kesilmez / Letafetiyle cennete benzer, Yarabbi, ona hiç sıkıntı ve bela gösterme. "Kütahya'da Mevleviliği ilk kuran Ergun Çelebi'dir (ö. 1373). Erguniye Dergahı diye anılan Kütahya Mevlevihanesi onun zamanından kalmadır. Konya ve Karahisar (Afyon) Mevlevihanelerinden sonra Mevleviliğin üçüncü önemli merkezidir. Burası mekan olarak kısmen şanslı bir yerdir. 1925'te tekkeler kapanınca, semahane kısmı cami olarak kullanılmaya başladığı için harap olup yıkılmaktan kurtulmuştur. Günümüzde 'Dönenler Camii' ismiyle ibadet yeri olarak hizmet vermektedir.” 
Kaynaklardan edinilen bilgiye göre Kütahya Mevlevihanesi’ne emek veren şeyh zevatın isimleri şöyledir: Ergun Çelebi, Celaleddin Çelebi, Burhaneddin Ilyas Çelebi, Zeyneddin Çelebi, Kütahyalı îbrahim Dede, Mehmed Dede, Kamile Hanım, Hüseyin Çelebi, Hace Fatma Hanım, Sakıb Dede, Halis Ahmed Dede, Abdurrahim Ata Çelebi, Mehmed Saib Çelebi, El-Hac Abdulkadir Çelebi, İsmail Hakkı Çelebi, İdris Hamdi Çelebi…Bu meşayıh listesi dışınde Kütahya Dergahı’na hizmetleri geçmiş Pesendi Hacı Ali Dede, Seyyid Ebü Bekir Çelebi, Seyyid Ahmed Salih Dede, Talat Paşa, Fatma Hatun, Ahmed Remzi Dede (Akyürek) gibi önemli isimleri de zikretmek gereklidir.
BİR HALK SANATÇISI: MUSTAFA SALÜN
Uğur Bey ve Mustafa Bey ile; yöresel sanatçı, araştırmacı, yazar Mustafa Salün’un iş yerindeyiz. Kültür Bakanlığı’nca tescil edilmiş, kart verilmiş, halk sanatçısı/aşığı. İş yeri merkezde, çalgı üzerine; her türlü çalgılar, ama özellikle bağlama satışları yapıyor. Keskin sözleri, kendine olan güveni, arşivi, yöre türkülerini çalarak söylemesi, çevrede tanınmışlığı ile önemli biri. Ancak, derlediği türküleri notaya alacak, konuştuklarını/derlediklerini kağıda dökecek, halk  müziği eğitimi almış kişilere ihtiyacı var. Arşivi için, bir öğrenci göndermeye/yönlendirmeye de  söz verdim.


Resim: M.Salün;  iş yerinde, çalıyor ve söylüyor…

Mustafa  Salün, pek çok TV programına konuk olmuş, youtube  kolayca bulup dinleyebilirsiniz. Kendine göre özlü sözler yapmış. Mesela: 
“Siz alınmayın benim  titiz ve hırçın davranışıma; gayem yapılan işin en iyisi olmasıdır.”
“Doğruyu Ahiret’te değil, dünyada söyleyenlerdeniz.”
“Bildiklerini kendilerine saklayıp ölenlerden değil, topluma öğretip öleceklerdeniz.”
Kütahya Belediyesi Mustafa Hakkı Yeşil Kütüphanesi ve (Yazar) Gülten Dayıoğlu Çocuk Kütüphanesi’ni de gezdik.

 
Resim: Belediye tarafından, iki dernek ve kütüphane için tahsis edilmiş bina..

“Kütahya Belediyesi Mustafa Hakkı Yeşil Kütüphanesi”; Mustafa Hakkı Yeşil tarafından zengin kitap koleksiyonunun Kütahya Belediyesine bağışlanması ile (1980) kurulmuştur. Koleksiyon; Mustafa Hakkı Yeşil’in bağışlamış olduğu eserlerden meydana gelmekle birlikte, yıllar içinde belediyenin destekleriyle daha da zenginleşmiş; el yazması, yerli, yabancı, nadir eserler ve referans kitaplarıyla sosyal bilimler alanında bir ihtisas kütüphanesi mahiyeti kazanmıştır. Kütüphane, 2009 da taşındığı 2 katlı yeni binasında hizmet vermekte olup; yazma eserler, Osmanlıca - Türkçe süreli yayınlar, Mustafa Yeşil özel arşivi, nadir eserler bölümü ve başvuru kaynaklarıyla”  5 bölümden oluşmaktadır.
“Kütahya Belediyesi Gülten Dayıoğlu Çocuk Kütüphanesi”;  Kütahyalı olan, çocuk edebiyatı yazarı Gülten Dayıoğlu ve Kütahya Belediyesinin katkılarıyla (19.10.2009)   kurulmuş. Kütüphanede; 2200’e yakın çocuk ve gençlik kitabı mevcuttur..
Sonra Kütahya’nın meşhur döner gazinosuna çay içmeye gittik. Kente hakim tepede bulunan, tarihi kale içerisine 37 yıl önce yaptırılan “Döner Gazino”; 45 dakikada 360 derece dönerek ziyaretçilerine oturdukları yerden kent manzarasını izleme imkanı sağlıyor. Şehir manzarası çok güzel, zaten şehirde çok katlı binalara izin verilmemiş, TOKİ bile şehrin çok dışında, bu anlayış çok iyi. Akşam oldu, artık Kütahya’dan ayrılma zamanı…

EMİRDAĞ, KARACALAR KÖYÜ...
Uğur Bey, Pazar günü bir Dergah’a, sabah kahvaltısına davet  edildiğimizi söyledi…Hemen evet dedik. Yanımıza; eski MHP MV, Özel Telek Doğum Hastanesi’nin sahibi Op. Dr. Mehmet Telek ve Afyon Sultan Divani Müzesi Müdürü Hasan Özpınar’ı aldık. (Gündüz bu müzeyi ziyaret etmiş, Konya Mevlana müzesi gibi, bir Mevlevilik Müzesi’nin olmasından gurur duymuştuk. 
M.Telek, “çocuk şarkıları yarışmalarının”  sponsoru. İstanbul Ün. Tıp Fak. okurken müzik çalışmalarına başlamış. İstanbul Devlet K.T.M. Korosu’nun AKM’deki konserlerini takip etmiş, bir çok sanatçı ile tanışmış, sanat aşkı ile dolu bir doktor. Aynı anlayışta bir kişiyi Afyon’da bulmak çok güzel bir duygu, tabii burada U.Türkmen hocamızı da tebrik etmek lazım, değerli insanları bulup, paylaşarak Afyon’u sanatta parlak bir il haline getirmiş.
Güzel bir sohbet ve yolculuktan sonra Karacalar’a vardık. 
Karacalar hakkında kısa bilgi verelim; 
Emirdağın en büyük köylerinden ve  büyük bir Alevi nüfusuna sahip, Ehlibeyt anlayışı  hüküm sürüyor. 1730’da 12 hane olarak Giliççeken  adıyla kurulmuş. Sonra Üçkuyu olmuş.1850’de bugünkü adını almış. Yörede; Süllü Çavuş denen geyik, atmacalar ve  sığırlar bolmuş. 


Resim: Dergaha giriş, camii içinde…

Bizi sıcak karşıladılar. Aşık Yoksul Derviş (Şemsettin Kubat), Ahmet Şahbaz (Avukat), Hasan Özpınar (Emekli Öğretmen), Uğur Türkmen, Ahmet Akın (Anafartalar Anadolu Lisesi Müdürü), Mehmet Telek (Op.Dr.-Eski MHP MV.) Önce dergaha gittik, dualarımızı yaptık. İçerde üç mezar var; Hak Halili, Bacı Sultan ve Pir Kadir. Zaten Dergah’ın adı  “Pir Kadir Dergahı” olarak biliniyor.


 
Resim: Camii içindeki üç mezar…

Bölge Ortaören Dergahı olarak ta adlandırılıyor. Abdülkadir Şahbaz’ın oğlu Dergah temsilcisi Ali Nurettin Şahbaz, “Kırmızı Muhtar” olarak biliniyor.  Yoksul Derviş buranın önemini ve içerde bulunan üç mezarda yatanları anlattı....


 
Resim: Yoksul Derviş Dergah ile ilgili bilgi veriyor…

Sonra organik yiyeceklerden oluşmuş kahvaltı masasına oturduk. Her şey yöresel tatlarla bezenmişti. Kadınların ellerine sağlık dedik, teşekkür ettik.


Resim: Yoksul Derviş’in organik kahvaltı sonrası meyve tabağındayız…

Yoksul Derviş, “hadi sohbete geçelim” dedi. Yan odaya geçtik, odaya girerken ve çıkarken selam veriliyor. Şiirler, Peygamberimizden hadisler, insan olmak, köy  hayatından, ehlibeyt inanışından  v.b. sohbetinden  sonra bağlamayı ele aldık. Ehlibeytin, kelime anlamı: Evdeki kişiler. Anlam olarak ise; Hz. Muhammed’in ailesi demek. Bu aile; Hz. Muhammed, Hz. Ali, Hz. Fatma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’den oluşmaktadır. Bilindiği gibi, Alevi inancının da  temelini “Ehlibeyt sevgisi ve bağlılığı” oluşturmaktadır. Ehlibeyt’in Kuran’da şöyle yer almış: Ahzap suresi 33. Ayet: "Ey Ehlibeyt, Tanrı sizi her türlü kirden arındırdı ve sizin tertemiz kalmanızı diler".
Yine sevgili Peygamberin Ehlibeyt için söylediği bir hadis;
“Kuran ve Ehlibeyt ikizdir. Ey halk, biliniz ki bende insanım. Allah’ın daveti bana yakında gelecektir. Bende onu kabul edeceğim. İşte ben size iki mühim ve en değerli emaneti miras bırakıyorum. Bunlardan birincisi Kuran, ikincisi benim Ehlibeyt’imi. Allah’ın huzurunda size Ehlibeyt’imi tavsiye ediyorum. Allah’ın huzurunda size Ehlibeyt’imi tavsiye ediyorum. Allah’ın huzurunda size ehlibeytimi tavsiye ediyorum.”


Resim: Yoksul Derviş, oğlu ve torunu birlikte çalıp, söylüyorlar..

Hz. Peygamber ümmetine, Ehlibeyt’e uymayı emretmiştir. Ama maalesef ümmetinden bazıları dünya malına tamah gösterip, Ehlibeyt’e  her türlü düşmanlığı yapmışlar. Hz. Hasan’ı zehirlediler, Hz. Hüseyin’i Kerbela’da şehit ettiler. Hz.Peygamber olacakları görmüş ve ümmetine şöyle seslenmiştir: "Yahudiler 71 fırkaya bölündüler, Hıristiyanlar 72 fırkaya bölündüler, sizlerse (Müslümanlar) 73 fırkaya bölüneceksiniz. Ama bu 73 fırkanın içinde sadece bir tanesi doğru yolu bulacaktır. O da benim Ehlibeyt’ime uyanlar olacaktır."

 
Resim: Yoksul Derviş aldı sazı eline…

Afyon’da çok paylaşılan ve önemli araştırmaların/yazıların yer aldığı ve 6 ayda bir yayımlanan Taşpınar Yerel Tarih ve Kültür Dergisi’ni de belirtelim. Ayrıca, bazı önemli yayınları da  araştırmacıların bilgisine sunalım: Emirdağ Ağzı (Şükrü - Özcan Türkmen), Amoriumlu Ezop (İ.Yüksel), Kurtuluş  Savaşı’nda Batı Cephesi’nin İki Yanı (İ.E.Tuncel-C.Çaldağ), Sandıklı  Efsaneleri (A.O.Karakuş), Köyden Şehre Mektuplar (A.O.Karakuş), Kısmet (Dr.Jennifer Lawles), Kurtuluş Savaşı’nda Şuhut (T.Özaşkın), Gönüle Öğüt/Şarkılar ve Saz Eserleri (U.Türkmen), Afyonkarahisar Kültür Sözlüğü /A.S.Tulay), Dinar Yöresi (Eyip Koca)

BURDUR
Afyon’da 3 gündür çok güzel ama sert bir hava vardı. Yola çıktık, yağmur, kara bulutlar derken Burdur’a vardık. Bir dereceden 15’ ye yükseldik. Bizi, İTÜ TMDK mezunumuz  Mehmet Akif Ersoy Ün. Devlet Konservatuarı Sekreteri olan, sevgili Uğur Kaftan karşıladı. Akdeniz Ün. Konservatuarında Öğr. Gör. Olarak göreve başladığında sık sık görüşüyorduk… Akşam, Konservatuar Müdürü Prof. Dr. Zeki Nacakçı ve Müzik Eğitimi ABD Başkanı Prof.Dr. Seval Köse ziyaretime geldiler. Tabi 4 müzik insanı olunca, konu müzik, kurumlar v.b. oldu. Ertesi gün Devlet Konservatuarı’na gittik. Zeki Bey, karşıladı, salona geçtik, kalabalık bir öğrenci ve akademisyen topluluğu vardı. Sorularla açılan bir toplantı oldu. Sonra stüdyoyu gezdik, yeni bitmiş. Konservatuarların ve müzik bölümlerinin olmazı stüdyolar.


Resim: Müdür Prof.Dr. Zeki Nacakçı, teşekkür belgesini takdim ederken


 
Resim: Konservatuar Müdürü Prof.Dr.Zeki Nacakçı ile stüdyodayız…


Resim: Konferans sonrası bir grup öğrenci ve akademisyenleyiz….

Sonra, genç Rektör  Prof.Dr. Adem Korkmaz Bey’i görmeye  gittik, ancak o gün iki önemli kişinin cenazesi vardı, not bıraktık, çalışmalarından dolayı teşekkür ettik. Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Hüseyin Dalğar ve  rektör danışmanı Y.Doç.Dr. Mustafa Kılınç  ile sohbet ettik. 
Öğleden sonra yöresel bir THO uzmanı Hasan Akın’a gittik. Bizi duyunca görmek istemiş, elbette konumuz günümüz THO’nın durumu oldu. 
BİR YÖRE ARAŞTIRMACISI,ORGANOLOG: ABDURRAHMAN EKİNCİ…
O arada; yöresel araştırmacı, derlemeci, organolog   Abdurrahman Ekinci’yi aradık. Fethiye’de tanışmış, ondan sonra kopamamıştık.


 
Resim: A.Ekinci evinde anlatıyor..Elindeki bulgari  denilen çalgı…

“Eve gideceğiz, mümkün değil, sen beni aradın, bana değer verdin de, ben seni ağırlamadan gönderir miyim” diyerek Uğur Bey’le birlikte, göl manzaralı villasına gittik. Ekinci; bazen tatlı, bazen sert, bazen yumuşak, bazen kızgın v.b. konuşuyor… Ekinci; kaybolmaya yüz tutmuş, kıyıda köşede, kuytularda kalmış yöresel değerlerin izini sürüp, onları gün yüzüne çıkarmaya çalışıyor. Böylelikle yörenin; töresi, geleneği, değerlerini anlatan araştırmalar yapıyor. Mesela; "Bulgari" adı verilen çalgıyla ilgili incelemeler yaparak, Türkmen Yörüklerin çalmakta olduğu Cura'nın, Bulgar Türkleri tarafından "Bulgari" olarak adlandırıldığını ortaya koymuş.

 
Resim. A.Ekinci ve U.Kaftan sohbetteyiz…
Anadolu kültüründe Ayazma (Kutsal Su), bugün ise Ayazma- Ayazmana-Ayaz mı ana- Ayazma ana, su kültü üzerinde de yaptığı çalışmayı, kamuoyuyla paylaşmış. Eşi güler yüzüyle bize yöresel bir yemek olan, aşurenin  tuzlusunu -yörede  Dirgit diyorlar-  sundular, çok beğendik...

 
Resim. A.Ekinci’nin eşi tuzlu aşure yapıyor…


Resim: A.Ekinci ile evinin bahçesindeyiz…(11 Aralık 2017)

Oğullarının biri üniversitede, diğeri Şanlıurfa’da müzik hocası.  A.Ekinci, dolaplardaki arşivini açtı; CD’leri kasetler, yazılar, yüzlerce…Ama; yazıya dökülmemiş, notaya alınmamış…Diyor ki, “hocam bana eleman gönder, bunlar zayi olmasın, bir yere bağışlamak istemiyorum, sana güveniyorum.” Al, bir sorumluluk ve proje daha, halledeceğiz inşallah. Y.L. veya Dr./Sy. yapan bir öğrenci bulursam mutlaka değerlendireceğim.
VE ANTALYA…
Uğur Kaftan, “hocam ben sizi götürüm” dedi ve  Mercedes’ine binip yola çıktık. Karayolları iyi çalışıyor;  yollar güzel, her yer bölünmüş yol ve bol kamera konulmuş. Kısa bir yolculuktan sonra Konservatuar’a geldik, sıcaklık 22’, çok güzel bir hava var,  ceketle dolaşılıyor… Alanya’daki yazlığımız nedeniyle 1997’den beri  -yazları- Alanya’lı olmuştuk, yani iklimine alışığız. 
Antalya; turizm ve kültürümüzün tanıtımında/gelişmesinde  önemli bir misyon yüklenmiş durumda. Şu anda yatırımlar/inşaatlar/yol çalışmaları nedeniyle trafik sıkışmış, ama bittiğinde rahat edilecek gözüküyor. Antalya, yavaş yavaş üniversiteleşmede de öne çıkacak gözüküyor. Şu anda; Akdeniz Üniv., Uluslararası Antalya Üniv., Alanya Hamdullah Emin Paşa Üniv., Alanya Alaaddin Keykubat Üniv., AKEV Antalya Üniv. eğitime devam ediyor. İlçelerde de yüksekokullar şeklinde yapılanmış.  EXPO hareket getirmiş, ancak  şimdi boş vaziyette. Onun sayesinde şehir merkezinden hava alanına gitmek trenle çok kolaylaşmış. Ama, yaşam bu yörede kolay; sıcak, ucuz, sebze-meyve taze…Antalya’dan Alanya’ya ulaşım için, neden denizyolları kullanılmaz, yıllardır anlayamadığımız bir konudur. 
Bizi, İTÜ TMDK mezunumuz, kanun üstadı Öğr. Gör. Volkan Kırımlıoğlu karşıladı. Volkan, Uğur ile İstanbul’daki öğrencilik yıllarından  oda arkadaşı, ortak paylaşımları var. Çay içmeye geçtik, arkadaşlarım; Prof.Dr. Hasan Arapgirli, Y.Doç.Dr. Hasan Bozkurt, Prof.Dr. Cengiz Şengül geldiler. 
Sonra Konservatuar Müdürü  Prof.Dr.  Nihan Yağişan’ın yanına çıktık, sohbet müzik…
Konferansa geçtik, öğrenciler ve akademisyen arkadaşlarım geldiler, 60’ içinde konuyu, hızlı bir şekilde toparlamaya çalıştım, ama soru alamadım. (Süre azlığından resim bile çekilmemiş.) Yemekten sonra, diğer üniversite dışı dostlarımı, kısa kısa  ziyaret ederek  akşam uçağıyla İstanbul’a döndüm.
Afyon’dan başlayan kültür köprüsü Antalya’da sona ermiş oldu.(12.12.2017)
Kısaca; 
Müzik eğitimi alan gençlerimiz bilgiye hasret ve kafaları karışık…Bazı soruları internethaber’deki köşemde yazılarımla açacağım. Ülkemiz her şeyi ile  çok güzel, eksik olan; birlikte yaşamayı, birlikte üretmeyi bilmiyor olmamız!...

http://www.enpolitik.com/haber/159261/afyondan-antalyaya-bir-kultur-koprusu.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Yorumlar

Aslı
11.02.2018 10:31
Sayın Hocam, tüm detaylarıyla yine çok bilgilendirici bir yazı olmuş, kaleminize sağlık.

Oğuz Ergüngõr
10.02.2018 20:37
Bu güzel yazinizi paylasmis olmaniz dolayisiyla cok tesekkur ederim.Sanatin bizlere yasattigi guzel duygular gunumuz sikintilarinda bize taze bir nefes alma imkanini veriyor.Sanat severlerin varligi ayri bir gururumuz..Onlara Allahtan sagliklar diliyorum.Saygi ve sevgilerimle..

SEMRA TÜREL
10.02.2018 18:43
Sevgili Göktan Ay.Altın kalemin yine uzaklari yakına getirmiş Gönülden kutlarım Sevgilerimle