LEYLA İLE MECNUN'UN ŞAİRİ: FÛZULÎ

Azerbaycan Türkçesinde eser veren Türk divan şâiri olan Fuzûlî'nin asıl adı Mehmed bin Süleyman'dır. Türk Bayat boyundan olan şair, Türk Divan Edebiyatına damgasını vurmuştur.

LEYLA İLE MECNUN'UN ŞAİRİ: FÛZULÎ
Advert

 

Divan edebiyatının Yedi Ulu Ozan'ından biri olan Fuzûlî’nin asıl adının Mehmet, babasının adının ise Süleyman olduğu biliniyor. 1495’te Bağdat’ta doğan ünlü şair;  1556’da miladi olarak 11 Ocak’ta vefat etti. 

Ailesi göçebe hayatı bırakıp günümüzdeki Irak bölgesine yerleşmiş olan Oğuzların Bayat boylarından olan Fuzûlî'nin oldukça iyi bir eğitim aldığı şiirlerinde de görmek mümkün. Âlim bir şair olan Fuzûlî, Türkçe divanının önsözünde “İlimsiz şiir temelsiz duvar gibidir, temelsiz duvar yıkılıp gider.” der.  

Fuzûlî’nin ilk önce Hillah şehrinde müftü olan babasından eğitim gördüğü kaynaklarda geçer. Daha sonraki öğrenimi hakkında ise kesin bir bilgi yoktur.

Hayatı Kerbelâ, Hille, Necefve Bağdat’ta geçen Fuzûlî, Türkçe’nin yanısıra Arapça ve Farsça’yı da çok iyi bilmektedir. Bu üç dilde yazdığı şiirleri ayrı ayrı divanlarda toplamıştır.

 



Beni candan usandırdı, cefadan yâr usanmaz mı? 
Felekler yandı ahımdan, murâdım şemsi yanmaz mı?
Kamu bimarına cânân devayı dert eder ihsan 
Niçin kılmaz bana derman beni bîmar sanmaz mı?

 

Fuzûlî deyince akla gelen ilk beyitlerden biri de yukarıdaki bu beyitlerdir.

Kanuni döneminde yaşayan Fuzûlî, Bağdat fethedilince, padişaha kasideler takdim etmiştir. Hatta Kanunî daha Bağdat’tan ayrılmadan Fuzûlî’ye maaş bağlanacağına dair söz vermiştir. Şair gündelik verilen 9 akçelik maaşı aksayınca dertlemiştir.  Şair bu memnuniyetsizliğini dile getirdiği “Şikâyetnâme” adlı eseri dillere destan olmuştur. 


Fuzûlî'nin mektuplardan oluşan bu eseri, 16.yüzyıl sosyal yaşamının da en güzel tanığıdır. Eserde devlet kuruluşlarındaki çalışma düzeni ve devlet memurlarının rüşvetçiliği ağır bir dille eleştirilir. Nükteli bir anlatımın olduğu eserde ağır bir dil ve sanatlı bir anlatım kullanılmıştır.

 

                                          


Bilhassa, Nişancı Celal-zade Mustafa  Bey' e yazdığı mektubu, Fuzûlî'nin hem bir dil hem de bir hiciv ustası olduğunun kanıtıdır:


Benim tek, hiç kim zâr ü perişân olmasın yâ Rab
Esîr-i derd-i aşk u dâğ-ı hicrân olmasın yâ Rab


(Ey Rabbim! Hiç kimse, benim gibi ağlayıp inlemesin;
Aşk derdinin esiri ve ayrılık yarasıyla yaralanmış olmasın!)


Dem-â-dem cevrlerdir çekdiğim bî-rahm bütlerden
Bu kâfirler esîri bir müselmân olmasın yâ Rab


(Her zaman, bu put kadar güzel eziyetler çekerim.
Bu kâfirlerin esiri bir müslüman olasın ey Rabbim!)


Görüp endîşe-i katlimden ol mâhı budur derdim
Ki bu endîşeden ol meh peşîmân olmasın yâ Rab


(O ay gibi güzel olan sevgiliyi beni öldürme düşüncesinde görüyorum.
Ey Rabbim! O güzel, bu düşüncesinden pişman olup beni öldürmekten vazgeçmesin.)

 

 

Fuzuli’nin nüktedanlığı dönemin şairi Ruhi ile arasında geçen şu hikaye ile de görülüyor: 

İki büyük düşünür ve şair Fuzuli ve Ruhi devrin padişahının sarayında bir davete icabet etmişler. Eften püften şeylerle kopmayacak dostlukların adamı olan bu iki arkadaş, cennetten bir köşevari sarayın muhteşem güzel bahçesinde dolaşırlarken; Şair Ruhi'nin aklına muziplik gelmiş;


Ruhi: 


-Ya Fuzuli dostum, şu cennet gibi bahçenin, şu güzel çiçeklerin içinde, şu göz alıcı işlemeli duvarların dibindeki o uyuz iti görüyor musun?


Fuzuli:


-Görüyorum ya Ruhi?


Ruhi:


-İşte o it bu sarayda Fuzuli!


Atılan taşı tekrar gediğine koymak için bir an düşündükten sonra;


Fuzuli: 


-Doğru söylersin ya Ruhi...Sıkacaksın şu itin boğazını çıkacak içinden Ruhi!       

 

 

Leyla ve Mecnun deyince akla ilk Fuzûlî gelir


Fuzûlî’ye göre şiir, insanı yücelten ilâhî bir hediyedir. aşkı, ıstırabı, dünyevî zevk ve zenginliklerin boşluğunu ve ölüm düşüncesini olağanüstü bir lirizm ve sanat gücüyle ifade etmiştir. Bu yönüyle onun, aşk ve ıstırap şairi olduğu dile getirilir.


Onunla özdeşen ve onu meşhur eden eseri Leyla ve Mecnun’dur. Sadece Türk değil İran ve Arap edebiyatlarında Fuzûlî’ye asıl şöhretini sağlayan bu eser, mesnevilerin en güzellerindendir.

Platonik aşkın anlatıldığı eserde, beşeri aşktan ilahi aşka geçiş o kadar güzel anlatılır ki; pek çok şair bu konuyu işlemesine rağmen Leyla ve Mecnun deyince akla ilk Fuzûlî gelir.

Fuzûlî’nin “mef’ulü mefa’ilün fe’ulün” kalıbıyla yazdığı bu eser, 3098 beyitlidir. Başında bir dibace (önsöz) bulunmaktadır. Dillere destan olan hikaye orada şöyle anlatılır: 


“Bağdat çevresinde önemli bir Arap kabilesinin oğlu olarak dünyaya gelen Kays ile Leyla aynı okula giderler. Okul sıralarında Kays ile Leyla arasında gönül ilişkisi baş­lar ve zamanla aşka dönüşür. Ancak bu ilişkiyi öğrenen ailesi Leyla’yı okuldan alır. Sevgilisinin uzaklaştığını gören Kays da okuldan ayrılır. Kays’ın aşkı halk arasına yayılır ve perişan halinden hareketle “Mecnun” diye nitelendirilir. Halktan uzaklaşarak bir çöle çekilen Mecnun’u, babası sevdiğine kavuşturma vaadiyle eve dönmeye ikna eder. Ancak Leyla’nın babasının bu kavuşmaya engel olması üzerine tekrar çöle gider.

Baba, oğlunu Kâbe’ye götürür ama burada da Mecnun’un derdine derman bulunamaz. Nevfel isimli bir kabile reisi Mecnun’un hikâyesini öğrenir ve onu Leyla’ya kavuşturma sözü verir. Bu kavuşmaya engel olan Leyla’nın kabilesiyle olan ikinci sa­vaş girişiminde başarıya ulaşsa da Mecnun’un garip hallerini görüp Leyla’yı ona vermekten vazgeçer. Bu sırada babası Leyla’yı, ününü duyup ona âşık olan İbni Selam’la evlendirir. Ancak Leyla, kendini öldürme tehdidiyle onu kendinden uzak tutar. Mec­nun bu evliliği öğrenir ve perişanlığı daha da artar. Oğullarını perişan halde gören Mecnun’un annesi ve babası ölür ama Mecnun’un perişanlığı bitmez, aksine günden güne artar.

Bu şekilde otuz yıl geçer. Leyla’dan aşkına karşılık bulamayan İbni Selam ölür. Bu haberi duyan Mecnun, Leyla’nın davetiyle evine gider. Nihayet kavuşan iki âşık yine de uzun süre birlikte olamazlar. Bir süre devam eden ilahî nitelikteki sohbetin ardından Mecnun, içinden gelen bir hisle bu dünyada Leyla’dan ayrılma vaktinin geldiğini hissederek çöle gider. Bir süre sonra rüyasında Mecnun’un öldüğünü gören Leyla hastalanır ve ölür. Leyla’nın ölümünü duyan Mecnun, onun mezarına sarılır ve bu şekilde ruhunu teslim eder. Mecnun’un yakınları onu, yaşamında kavuşamadığı Leyla’nın mezarına defnederler.”

 

                                 

 

Fuzuli’den bahsedip Su Kasidesi’nden bahsetmemek olmaz. Hiç şüphesiz bu eser Peygamber Efendimiz'e yazılan en güzel eserlerdendir. Asırlar geçmesine rağmen bu güzel eser hala büyük bir keyifle okunmaktadır:

 

Saçma ey göz eşkden gönlümdeki odlara su
Kim bu denlü dutuşan odlara kılmaz çâre su


(Ey göz! Gönlümdeki (içimdeki) ateşlere göz yaşımdan su saçma ki, bu kadar (çok) tutuşan ateşlere su fayda vermez.)


Âb-gûndur günbed-i devvâr rengi bilmezem
Yâ muhît olmış gözümden günbed-i devvâra su


(Şu dönen gök kubbenin rengi su rengi midir; yoksa gözümden akan sular, göz yaşları mı şu dönen gök kubbeyi 
kaplamıştır, bilemem..)

 

Türkçe  Eserleri


- Divan
- Beng-ü Bade
- Leyla ile Mecnun
- Risale-i Muammeyat
- Kırk Hadis
- Su Kasidesi
- Ali Divanı
- Şikâyetnâme
- Hadikatü's-Süeda - Kerbela olayını anlatan düz yazı
- Mektuplar


Farsça  Eserleri


- Divan
- Enis'ül Kalb
- Heft Cam
- Resale-e Muammeyat
- Sehhat o Maraz
- Rind ü Zahid
- Risale-i Muamma


Basımları


Hadikatü's-Süeda (1837, Kerbela olayını anlatan düzyazı)
Türkçe Divan (1838, 1958)
Sıhhat u Maraz (1940, tıp bilgileri)
Enis'ül-Kalb (1944)
Fuzuli'nin Mektupları (1948)
Terceme-i Hadis-i Erbain (1951)
Rind ü Zahid (1956)
Arapça Divan (1958)
Matlau'l İtikad (1962)
Sâki-nâme (tasavvuf içerikli mesnevisidir)
Su kasidesi

 

HABER: YASEMİN ALTUN

 

 

 

 

 

Fuzûlî
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500