Sinemadaki haçlı zihniyetini 1924'de gördü

Ahmet Hikmet (Müftüoğlu), 1924'de sinemada en kötü rollerde Müslümanların olduğuna dikkat çekerek, Pierre Lermit zihniyetinin devam ettiğini yazmış.

Sinemadaki haçlı zihniyetini 1924'de gördü
Advert

Ahmet Hikmet (Müftüoğlu), 1924'de sinemada en kötü rollerde Müslümanların olduğuna dikkat çekerek, Pierre Lermit  zihniyetinin devam ettiğini yazmış.

 

"İSLÂMLAR ALEYHİNDEKİ SİNEMA MEVZULARI

 

Nasuh Efendi bugün pek müteessir görünüyordu. Donuk bir sarılık ve kırmızı ince çizgiler altında beliren siyah gözbebekleri her zamankinden daha az müteharrik idi. Söze başladığı sırada elim bir bahs açacağı evza’ından anlaşılıyordu. Çayının yarım kadehini bir hamlede içtikten sonra dedi ki:

- Bundan tam on yedi yıl evvel Fransa’da «Amiyen» kasabasını ziyâret ettiğim sırada gördüğüm «Piyer Lermit» in heykeli huzûrunda dakikalarca devâm eden bir istiğrak hâli geçirmiştim. Avrupa Hıristiyanlarının kalplerine İslâmiyet’e karşı nefret hissini ilk telkîn eden bedbaht Piyer Lermit’tir. Bu câhil papaz yalın ayak başı kabak ve belinde eski bir ipten zünnar olduğu hâlde yıllarca Avrupa’yı bir eşek üstünde dolaşmış ve câhil halkı İslâmiyet aleyhine tehyic etmişti. O zamanki Kudüs Patriği «Simon» un telkîni ve Papa İkinci «Urban» ın teşvikiyle İslâmlar bilhassa o târihte Kudüs’ü zapt eden Selçukî Türkleri aleyhine Avrupa’yı kışkırtmıştı. Piyer İtalya’yı, Fransa’yı, İspanya’yı, Almanya’yı dolaşmıştı. Kralların saraylarına girdi. Derebeylerinin şatolarında misâfir oldu. Gittiği yerlerde İslâmiyet aleyhinde îrad eylediği nutuklar o mertebe tesir etmişti ki halk, «Piyer» i Allah tarafından ib’as olunmuş müncî addiyle libâsını öpmeye ve bindiği eşekten bir kıl kopararak necât-ı dâreyne hâdim yâdigâr-ı kudsî hürmetiyle hıfz etmeğe kadar varmışlardı. Halkın galeyan eden taassub-ı câhilânesinden istifâde eden Papa İkinci «Urban», «Klermon» ve «Plezans» şehirlerinde akdeylediği Rûhânî Meclislerin karârı üzerine Birinci Ehl-i Salîb Seferi’ni i’lân etmiş, yâni Hıristiyanlık ile İslâmiyet’in arasında yükselen kin duvarının kara temel taşını koymuştu. Ben o gün, «Piyer Lermit» in heykelini temâşâ ederken, kin yüzünden dökülen kanları, harap olan şehirleri ve bu yüzden İslâm, Hıristiyan kitle-i insâniyetin çektiği cefâyı düşünüyor ve yirminci asırda cihâna hükümran olan nûr-ı umûmî-i irfânın taassup denilen, vicdanlardaki siyah lekeyi izâle ettiğine hükmeyliyordum. On yedi yıl evvel ne kadar yanılmışım! Hıristiyan Avrupa ve Amerika’nın umûmî vicdânında bu şâibe-i siyah-ı taassup hâlâ eski gayzı, eski şiddetiyle kaim etmiş. Bunu Balkan Muhârebesi, Harb-i Umûmî bütün üryanlığıyla gösterdiği gibi bugünkü sulh devrinde dahi, gittikçe uyanan ve Avrupa ve Amerika ile temas ve münâsebeti ziyâdeleşen İslâm âleminin intibâhına rağmen bu kin, her fırsattan istifâde edilerek, bilâ-ârâm yine işa’a olunuyor.

 

Sinemalara devam ediyorsanız, saha-i cevelânı Asya ve Afrika olan mevzulara dikkat ediniz. Sizin en harîm izzet-i nefsinizi incitecek bir vesile bulursunuz. Güzel zaman geçirmek için vakt ü nakd sarfederek gittiğiniz bu teferrücgâhdan ruhunuz mütekallis, kalbiniz rencide olarak çıkarsınız.

Sinemaların hâyalî ve târihî vekâyi’inde ihânetkâr şahıslar mutlaka İslâmlardan intihab olunur. Zâlimler, kâtiller, müstebidler mutlaka ya bir fesli veya sarıklı bornoslu İslâmdır. Vak’a Hindistan’a âid ise kahraman mutlaka İngiliz veya Avrupalıdır. Müstekreh roller İslâmlara âittir. Hattâ Mecûsîler, Budistler İslâmlardan daha necip vaziyetlerde temsil edilirler. Geçende «Genç Raca» ve «İki Bayrak Altında» ismiyle iki sinema seyretmiştim. Benim ile berâber bunları İstanbul ahâlisinin büyük bir kısmı da temâşâ etti. Bunun birincisinde Mecûsî «Genç Raca» nın hükûmetini zapteden Emir Abdullah hilekâr ve Cezâyir’de cereyân eden «İki Bayrak Altında» mevzuunda Arap şeyhi câsus, hâin, dessastır. Avrupa’daki sinemalarda Ermenilerin, Rumların telkinâtiyle aleyhimize tertip olunan sinema mevzularını bu bahse idhâl etmek istemem. Fakat memâlik-i İslâmiye’ye temâs eden herhangi bir vak’ada İslâmları müstemirren nefret-engiz bir hâlde temsil etmeyi taassubun en bâriz tezahürü addetmekte elbette hakkım vardır.

Nasıl oluyor da dinimizin aleyhindeki bu gibi vekâyi’ İstanbul’un sinema sahnelerinde câ-yı temsil buluyor? Tiyatrolara sansür vaz’eden hükûmetimizin sinemaları tetkik etmek hakk-ı sarîhi değil midir?

Bu gibi temsillere ve tezâhürlere de lehülhamd ilmi ve iktidarı kifâyet eden ve gözleri açılan İslâmların da bundan sonra mukâbele-i bi’l-misle tasaddîleri âheng-i münâsebât-ı beşeriyeyi haleldar etmez mi? Bu gayz ve kin ne zamana kadar devam edecek ve ne zamana kadar Piyer Lermit zihniyeti Avrupa’da revac-yâb olacaktır?”

 

Müftüoğlu Ahmed Hikmet

[Resimli Gazete, 15 Teşrîn-i Sânî 1340 -15 Kasım 1924 Cumartesi]"

Kaynak: Sinan Çuluk Arşivi

Enpolitik.com

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500