İŞTE BM'NİN DİLİNDEN FİLİSTİN MESELESİ!

ABD Başkanı Donald Trump'ın Kudüs'ü kendince İsrail'in başkenti ilan etmesiyle Ortadoğu'nun kalbine adeta bir bomba yerleştirmiş oldu. Peki BM, çeyrek asırdır süren Kudüs meselesine nasıl bakıyor?

İŞTE BM'NİN DİLİNDEN FİLİSTİN MESELESİ!
Advert

 

Filistin Sorununun Birleşmiş Milletlerin Gündemine Girmesi 

Filistin

Milletler Cemiyetinden Birleşmiş Milletlere (1922-1947) Birleşmiş Milletler 24 Ekim 1945 tarihinde kurulduğunda Filistin, Milletler Cemiyeti tarafından 1922 yılında manda olarak verildiği Birleşik Krallığın yönetimindeydi. Mandater devlet olarak Birleşik Krallık, özellikle II. Dünya Savaşı’ndan sonra, 1917 yılında Balfour Deklarasyonu ile Filistin’de kurulması taahhüdünde bulunduğu Yahudi devleti projesinin ortaya çıkardığı sorunlarla uğraşmak zorunda kalmıştır. 
1940’larda 2 milyonluk bölge nüfusunun üçte ikisini oluşturan Araplar, bölgeye kitlesel Yahudi göçüne karşı çıkmıştır. Tırmanan şiddet olayları üzerine Birleşik Krallık Hükümeti Şubat 1947’de Filistin sorununu Birleşmiş Milletlerin gündemine getirme kararı almıştır.

Filistin sorununun erken çözümü arzusunda olan Birleşik Krallık, konunun Genel Kurulun bir dahaki olağan toplantısında ele alınması için gerekli çalışmaları yapacak özel bir komisyonun kurulması ve görevlendirilmesi için Genel Kurulun derhal özel toplantıya 1 çağrılması talebinde bulunmuştur. Birleşik Krallığın çağrısı üzerine Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 28 Nisan 1947 tarihinde özel gündemle toplanmıştır. 


Toplantıda Mısır, Irak, Lübnan, Suudi Arabistan ve Suriye; Filistin’de manda yönetiminin sona erdirilmesi ve Filistin’in bağımsızlığının ilan edilmesini isteyen bir maddeyi gündeme almak istemiş fakat bu konuda başarılı olamamışlardır. 
İlk toplantıda Yahudileri, Filistin Yahudi Ajansı; Filistinli Arapları ise Arap Yüksek Komitesi temsil etmiştir.

 

 

Birleşmiş Milletler Filistin Özel Komisyonunun (BMFÖK) Kurulması

Özel gündemli toplantısında BM Genel Kurulu, Filistin konusundaki tüm sorunları araştırması ve Eylül 1947’deki olağan toplantısında değerlendirmek üzere öneriler hazırlaması için 11 üye devletten oluşan BMFÖK’ü kurmuştur. 


İki buçuk aylık araştırması sırasında Komisyon, Filistin ile komşuları Lübnan, Suriye ve Ürdün’ün (TransJordan) yanı sıra Avusturya ve Almanya’daki kampları da ziyaret etmiştir. Yahudi örgütleri Komisyon ile işbirliği yapmış; Arap Yüksek Komitesi ise Birleşmiş Milletlerin Arap tarafının önceki taleplerini gündemine almamış olmasını ve Avrupa Yahudilerinin sorunlarıyla Filistin sorununu birbirinden ayırmamasını gerekçe göstererek çalışmalara katılmama kararı almıştır. 


Arap Yüksek Komitesine göre, Filistinlilerin hakları araştırma konusu yapılamayacak kadar açıktı. Bu arada BMFÖK’le işbirliği yapan Yahudi örgütleri Filistin’de bir Yahudi devletinin kurulmasıyla bölgeye sınırsız/engelsiz göçün birbirinden ayrılmaz olduğunu savunmuştur. Arap Birliği tarafından temsil edilen Araplar, Ürdün Nehrinin batısında bağımsız bir Filistin devletinin hemen kurulması için çaba harcamışlardır. 


31 Ağustos 1947 tarihinde çalışmalarını tamamlayan BMFÖK üyeleri Filistin’de manda sisteminin sona erdirilmesi, bağımsızlık ilkesi ile BM’nin rolü konusunda anlaşmış; fakat kurulacak devlet(ler)in yapısı hakkında anlaşamamıştır. Komisyon bu konuda iki öneri sunmuştur.

Çoğunluk Önerisi, Filistin’in Arap ve Yahudi devleti olarak ikiye ayrılmasını, Kudüs’e BM yönetimi altında özel bir uluslararası statü verilmesini ve bu üç yapının ekonomik bir birlik oluşturmasını öngörmekteydi. Azınlık Önerisi ise, başkenti Kudüs olan Yahudi ve Arap federe devletlerinden oluşan bir federasyon öngörmekteydi.  Üye Avustralya, Komisyonun yetkilerini aştığı gerekçesiyle çekimser kalmıştır. 

 

 

Paylaşım Planı 

İki aylık yoğun tartışmalardan sonra Genel Kurul, 29 Kasım 1947 tarihli ikinci olağan toplantısında, ufak değişikliklerle Çoğunluk Önerisini 181 (II) sayılı Kararla kabul etmiştir. Kararın ekinde bulunan 4 parçadan oluşan paylaşım planı; manda yönetiminin sona ermesini, İngiliz askerlerinin geri çekilmesini ve iki devletle Kudüs’ün sınırlarının çizilmesini öngörmekteydi. 

Plan,  

• Arap ve Yahudi devletlerinin en geç 1 Ekim 1948 tarihinde kurulmasını,
• Filistin’in 8 parçaya bölünmesini –3 parçası Arap Devletine 3’ü de Yahudi Devletine ayrılmıştı. Jaffa Yahudi toprakları içerisinde Arap şehriydi-,
•   8. parça olan Kudüs’ün BM Vesayet Konseyi yönetiminde olmasını, öngörmekteydi. 

Plan ayrıca bağımsızlık öncesinde atılacak adımları da sıralamıştı: Vatandaşlık, transit, ekonomik birlik ve her devletin geçici yönetimlerinin kutsal mekanlara giriş ile azınlık hakları konusunda yapacağı deklarasyonlar. Genel Kurul 181 (II) sayılı Kararıyla Birleşmiş Milletler Filistin Komisyonunu (BMFK) kurmuş ve Güvenlik Konseyinin paylaşım planının uygulanması için gerekli tedbirleri almasını istemiştir. Yahudi tarafı, Avrupa’dan bölgeye göçler ile Yahudi devletinin sınırları konularında tatmin olmamasına rağmen planı kabul etmiştir. Filistinli Araplarla Arap devletleri ise, BM Şartının halkların kendi kaderini tayin hakkına ilişkin düzenlemesini ihlal ettiği gerekçesiyle planı reddetmiştir.

 Arap devletleri, planın BM’ye yakışmayacak şartlar altında kabul edildiğini savunmuş; Filistinli Arapların ülkelerinin bölünmesini, parçalanmasını, ayrılmasını öngören veya azınlıklara özel veya ayrıcalıklı haklar tanıyan hiçbir planı kabul etmeyeceklerini ifade etmişlerdir. 181 (II) sayılı Kararın alınmasından sonra Filistin’de şiddet olayları baş göstermiştir. 

Durum kötüleştikçe Güvenlik Konseyinin çağrısı üzerine Genel Kurul 16 Nisan-14 Mayıs 1948 tarihleri arasında özel gündemle toplanmıştır. 17 Nisanda Güvenlik Konseyi, Filistin’deki tüm askeri ve paramiliter faaliyetlerin durdurulmasını istemiş; 23 Nisanda da ateşkesin sağlanması ve denetlenmesi için bir Ateşkes Komisyonu kurmuştur. Genel Kurul, bu arada Filistin Komisyonunun sorumluluklarını üstlenmiş; Ateşkes Komisyonu ile işbirliği içinde barışçıl bir çözüm için çalışacak bir arabulucu atamaya karar vermiştir.
 20 Mayısta, İsveç Kızılhaç Başkanı Kont Folke Bernadotte BM Arabulucusu seçilmiştir. 

 

 

 

Arap-İsrail Savaşları


 I. Arap İsrail Savaşı (1948-1949)
 

14 Mayıs 1948’de Britanya Filistin’deki manda yönetimine son vermiş ve kuvvetlerini geri çekmiştir. Aynı gün, Yahudi tarafı paylaşım planında kendilerine ayrılan topraklarda “İsrail Devleti”ni ilan etmiş, Arap ve Yahudi topluluklar arasında şiddetli bir düşmanlık baş göstermiştir.

Diğer gün komşu Arap devletlerinin orduları Filistinli Araplara yardım için bölgeye girmiş ve birkaç hafta süren çatışmalar başlamıştır. 29 Mayıs 1948 tarihinde Güvenlik Konseyinin çağrısı üzerine 4 haftalık ateşkes ilan edilmiştir. 

11 Haziranda yürürlüğe giren ateşkes  BM Arabulucusu ile Birleşmiş Milletler Ateşkes Gözetim Örgütü (BMAGÖ) olarak anılan uluslararası askeri gözlemciler tarafından denetlenmekteydi. Arabulucunun bütün gayretlerine rağmen bir anlaşmaya varılamamış ve 8 Temmuzda çatışmalar tekrar başlamıştır. 

15 Temmuz 1948 tarihinde Güvenlik Konseyi Filistin’deki durumun barışa tehdit oluşturduğunu karara bağlamış ve ateşkes ilan edilmesini istemiştir. Ayrıca bu kararına uyulmamasının barışın bozulması (breach of peace) anlamına geleceği, BM Şartının VII. Bölümü çerçevesinde zorlama tedbirlere başvuracağı uyarısında bulunmuştur. Bu karar doğrultusunda ikinci ateşkes yürürlüğe girmiştir. Ateşkes ilan edildiğinde İsrail, Batı Kudüs dahil paylaşım planı ile Araplara ayrılan toprakların çoğunu kontrol etmekteydi. 

Mısır ve Ürdün ise sırasıyla Gazze ve Doğu Kudüs’ün (Eski Şehir) de içinde bulunduğu Batı Şeria’yı kontrol etmekteydi. Ekim 1948 ile Mayıs 1949’da çıkan çatışmalarda İsrail yeni topraklar işgal etmiştir. 1950 yılında Ürdün, Doğu Kudüs dâhil Batı Şeria’yı sorun çözülünceye kadar yönetimi altına almıştır. Taraflar arasındaki düşmanlıklar, 750 000 Filistinli’yi yerlerinden ederek mülteci durumuna sokmuş, büyük bir insani krize neden olmuştur. 

17 Eylül 1948 tarihinde, müzakereler devam ederken, Arabulucu Bernadotte, Kudüs’ün İsrail kontrolündeki kısmında vurularak öldürülmüştür. Yerine yardımcısı Amerikalı Ralph Bunche atanmıştır. 

Şubat-Temmuz 1949 arasında İsrail; Mısır, Ürdün, Lübnan ve Suriye ile ateşkes anlaşmaları imzalamıştır. İçeriği birbirine çok benzeyen anlaşmalar ateşkesi Filistin’de barışın yeniden tesisi için önemli bir adım olarak görüyordu. Anlaşmalar ayrıca, ateşkesin hiçbir şekilde bir tarafın hak, iddia ve taleplerini tanımak veya tanımlamak anlamına gelmediğini de kayıt altına almıştı. 

Ağustos 1949’da Güvenlik Konseyi, BMAGÖ’ye ateşkesi gözetleme çağrısında bulunmuştur. Bu çağrı üzerine BMGAÖ, günümüze kadar sürecek görevine başlamıştır.

 

BM Genel Kurulunun 194 (III) Sayılı Kararı Dönüş Hakkı

11 Aralık 1948 tarihli üçüncü olağan toplantısı sırasında BM Genel Kurulu, 194 (III) sayılı Kararı almıştır. 
Kont Bernadotte’nin gittikçe kötüleşen Filistin sorunun çözümüne ilişkin önerilerinin yer aldığı rapordan sonra Genel Kurul:  Evlerine dönmek ve komşularıyla barış içinde yaşamak isteyen mültecilerin evlerine (mümkün olan en kısa zamanda dönmelerine izin verilmesi,  Dönmek istemeyenlere de malları için tazminat ödenmesi)  gerektiğini karara bağlamıştır. 


Genel Kurul ayrıca Kudüs’ün askerden arındırılmasını ve uluslararası bir niteliğe kavuşturulmasını istemiş; Filistin’deki kutsal mekânların korunması ve bunlara serbestçe girişe izin verilmesi çağrısında bulunmuştur. 194 (III) sayılı Karar, ayrıca, BM Arabulucusunun görevlerini üstlenecek üç üyeli Birleşmiş Milletler Filistin Uzlaşma Komisyonunu kurmuştur. Komisyona, taraflara tüm önemli sorunlarını çözme konusunda yardımcı olması ve mültecilerin dönüşü, yerleşimi ve ekonomik ve sosyal rehabilitasyonunu kolaylaştırması talimatı verilmiştir. Genel Kurul, Komisyon üyesi olarak Türkiye, Fransa ve Amerika Birleşik Devletlerini seçmiştir.

Komisyon üç temel sorunu çözmeye çalışmıştır: toprakların büyüklüğü (sınırı), mülteciler ve Kudüs’ün statüsü. Komisyon, Nisan 1949’da Lausanne’de yaptığı bir konferansta, Arap devletleri (Mısır, Ürdün, Lübnan ve Suriye) ve İsrail ile yaptığı ayrı görüşmelerde, tarafların ayrı ayrı imzaladığı ve paylaşım planındaki sınırları müzakere için esas alan bir Protokol elde edebilmiştir. Fakat Komisyonun 1949 yılındaki toplantıları, Arapların mültecilerin dönüşüne öncelik verilmesi; İsrail’in ise toprak konularındaki ısrarı nedeniyle sonuçsuz kalmıştır. 


Komisyonun sonraki süreçte Filistinlilerin dönüşü ile Kudüs’ün uluslararası bir niteliğe kavuşturulması konularındaki çabaları da sonuçsuz kalmıştır. Komisyon, 1951 yılından beri İsrail’de bloke edilen mültecilerin banka hesaplarının tamamen serbest bırakılması için gayret sarf etmektedir. 1964 yılında Arap mültecilerin mallarının tespitini tamamlamış ve bugün de bu kayıtları tutmaktadır. 1952 yılından beri Genel Kurula sunduğu periyodik raporlarda Komisyon, defalarca, 194 (III) sayılı Karardaki hususların uygulanmasına ilişkin çabalarının ancak tarafların tutumunda değişiklikle mümkün olabileceğini ifade etmiştir. 


Filistinli mültecilerin dönüşüne ilişkin 194 (III) sayılı Karardaki hususlar Genel Kurulun 1948 yılından beri aldığı hemen hemen her kararda yinelenmiştir. İsrail, 11Mayıs 1949 tarihinde BM üyesi olmuştur. İsrail’i üyeliğe kabulünde Genel Kurul, İsrail’in Genel Kurulun Ad Hoc Siyasi Komitesine verdiği 181 (II) ve 194 (III) sayılı Kararların uygulanmasına ilişkin deklarasyon ve açıklamalarını özellikle not etmiştir. Bu açıklama ve deklarasyonlar, diğer hususların yanında, Kudüs için öngörülen uluslararası rejim, Arap mülteciler sorunu ve sınır problemlerine ilişkindi. 

 

 


1967 Savaşı ve Güvenlik Konseyinin 242 Sayılı Kararı 

Ortadoğu’da silahlı çatışmalar İsrail’in (daha sonra Fransa ve Birleşik Krallık da katılacak) 29 Ekim 1956 tarihinde Mısır’a karşı askeri operasyonlarıyla yeniden başlamıştır. Mısır aynı yılın Temmuz ayında Süveyş Kanalını millileştirmişti. 

Olağanüstü özel bir oturumda Genel Kurul ateşkes çağrısında bulunmuştur. Kriz, işgalci güçlerin geri çekilmesi ve Birleşmiş Milletlerin ilk barış gücü olan UNEF I’in bölgeye yollanmasıyla sona ermiştir. UNEF I, Mısır’ın Genel Sekreter’e UNEF askerlerinin Mısır topraklarıyla Gazze Şeridinde konuşlanmasına rıza göstermeyeceğini bildirmesi üzerine Mayıs 1967’de çekilmiştir. 

UNEF çekildikten kısa bir süre sonra da, 5 Haziran 1967 tarihinde, İsrail ile Arap ülkeleri (Mısır, Suriye ve Ürdün) arasında düşmanlıklar baş göstermiştir. Güvenlik Konseyinin ateşkes çağrısının kabul edildiği tarihte İsrail askeri güçleri Sina, Gazze Şeridi, Doğu Kudüs dâhil Batı Şeria ile Golan Tepelerinin bir kısmının kontrolünü elinde tutmaktaydı. Ateşkes temin edildikten sonra Güvenlik Konseyi aldığı 237 (1967) sayılı Kararında İsrail’e askeri operasyonların gerçekleştiği bölgelerdeki insanların huzur, emniyet (safety) ve güvenliğini (security) temin etmesi ve yerinden edilen kişilerin dönüşünü kolaylaştırması çağrısında bulunmuştur.

İlgili devletlere, 4. Cenevre Sözleşmesinde (1949) düzenlenen savaş zamanında sivillerin korunmasına ilişkin hususlara titizlikle uymaları çağrısında bulunmuştur. Çatışmaların başlamasından sonra yaptığı beşinci acil olağanüstü özel toplantısında Genel Kurul, hükümetlere ve uluslararası örgütlere savaştan etkilenenlere acil insani yardım yapmaları; İsrail’e, Kudüs’ün statüsünü değiştirmeye yönelik o güne kadar aldığı tedbirleri kaldırması, yenilerinden de kaçınması çağrısında bulunmuştur.

22 Kasım 1967 tarihinde Güvenlik Konseyi uzun tartışmalardan sonra Ortadoğu’da barışçıl çözümün ilkelerini ortaya koyan 242 sayılı Kararını oy birliğiyle almıştır. Karar, adil ve kalıcı bir barışın sağlanmasını iki şarta bağlamıştır:  Son çatışmalarda İsrail’in işgal ettiği topraklardan çekilmesi,  (Çatışma halinin sona erdirilmesi; bölgedeki tüm devletlerin egemenlik, toprak)  bütünlüğü ve siyasi bağımsızlığıyla güvenli ve tanınmış sınırlar içerisinde kuvvet kullanma ve kullanma tehdidinde uzak bir şekilde barış içinde yaşama hakkının tanınması ve bunlara saygı gösterilmesi. 

Karar ayrıca bölgedeki devletlerin toprak bütünlüğünün dokunulmazlığını teyit etmiş ve “mülteci sorununa adil bir çözümün bulunması” çağrısında bulunmuştur. Mısır ve Ürdün, 242 (1967) sayılı Kararı tanımış ve İsrail’in 1967 yılında işgal ettiği tüm topraklardan çekilmesini müzakereler için ön şart olarak ileri sürmüştür. 

İsrail de bu kararı kabul etmiş, çekilme ve mülteci konularının ancak Arap devletleriyle doğrudan müzakereler ve kapsamlı bir barış anlaşmasının yapılmasıyla mümkün olduğunu ifade etmiştir. Suriye, Kararı, İsrail’in işgal ettiği topraklardan çekilmesini Arap ülkelerinden tavizlere bağladığı gerekçesiyle reddetmiştir. 1964 yılında Filistinlilerin çıkar ve arzularını gerçekleştirmek üzere kurulan Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ), Filistin sorununu mülteci sorununa indirgediğini savunduğu kararı sert şekilde eleştirmiştir.

 

 

1973 Savaşı ve Güvenlik Konseyinin 338 Sayılı Kararı 


Ekim 1973’te Mısır ile İsrail arasında Süveyş Kanalı bölgesiyle Sina’da İsrail ile Suriye Arap Cumhuriyeti arasında ise Golan Tepelerinde çatışmalar yeniden başlamıştır. Çatışmaların kritik noktaya gelmesi üzerine SSCB ile ABD, ortak bir çağrıyla Güvenlik Konseyinin toplanmasını istemiştir. 


Güvenlik Konseyi, 22 Ekimde 242 sayılı Kararındaki ilkeleri teyit eden ve “Ortadoğu’da adil ve kalıcı bir barışın” sağlanması amacıyla müzakere çağrısı yapan 338 (1973) sayılı Kararını almıştır. Ateşkes çağrısı daha sonra 339 (1973) sayılı Kararda yinelenmiş ve Genel Sekreterin bölgeye derhal BM gözlemcileri göndermesi istenmiştir.

Bütün bunlara rağmen çatışmaların devam etmesi üzerine Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat, ABD ve SSCB’nin ateşkesi uygulatmak için askeri müdahalede bulunmalarını istemiştir. SSCB bu çağrıya olumlu bakarken ABD karşı çıkmış ve iki süper güç karşı karşıya gelmiştir. Mısır’ın çağrısı üzerine 24 Ekimde tekrar toplanan Güvenlik Konseyi UNEF II olarak adlandırılacak bir barış gücünün oluşturulması için çalışmalara başlamıştır.


 1973 Savaşından sonra BM, Arap-İsrail çatışmasının kalıcı şekilde çözülmesi için gayretlerini arttırmıştır. Aralık 1973’te Birleşmiş Milletlerin himayesinde ve ABD ile SSCB’nin eş başkanlığında Cenevre’de uluslararası bir barış konferansı düzenlenmiştir. Mısır, İsrail ve Ürdün konferansta temsil edilmiş; Suriye ise konferansa katılmayı reddetmiştir.


 Üç toplantıdan sonra konferansa süresiz olarak ara verilmiş fakat temasların bir askeri çalışma grubu vasıtasıyla sürdürülmesi konusunda uzlaşıya varılmıştır. Çalışma grubu, Mısır ve İsrail’in Ocak 1974 ve Ekim 1975’te kuvvetlerin geri çekilmesi konusunda anlaşmasında önemli rol oynamıştır. Ayrıca, İsrail ile Suriye arasında Mayıs 1974’teki kuvvetlerin geri çekilmesi anlaşmasında da rol almıştır. Bu anlaşmalar Birleşmiş Milletler barış gücünün desteğiyle uygulanmıştır. 


Mısır ile İsrail arasındaki anlaşmanın uygulanmasını UNEF II gözetlemişken, Suriye ile İsrail arasındaki anlaşmanın uygulanması için Birleşmiş Milletler Kuvvetlerin Geri Çekilmesi Gözlemci Gücü (UNDOF) kurulmuştur.
 Güvenlik Konseyi UNEF’in görev süresini Mısır ile İsrail arasında anlaşmanın imzalandığı 1979 tarihine kadar periyodik olarak uzatmıştır. UNDOF günümüze kadar Golan Tepelerindeki görevini sürdürmektedir. 1974’tan 1977’ye kadar barış görüşmelerinin yeniden başlaması için değişik düzeylerde gayret sarf edilmiştir. 

 

 1977 yılının başında Genel Sekreter Kurt Waldheim,Ortadoğu gezisi sonrasında Güvenlik Konseyine sunduğu raporunda taraflar arasındaki temel konulardaki görüş ayrılıklarının Cenevre’de görüşmelerin yeniden başlamasını önlediğini dile getirmiştir. 

 

             

 

Barış Girişimleri -1-

 

Camp David Anlaşması (1978)

Kasım 1977’de Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat’ın İsrail’i ziyaret etmesi İsrail ile Mısır arasında doğrudan görüşmelerin başlamasını sağlamıştır. Bu görüşmeler sonrasında, Eylül 1978’te, taraflar arasında, Camp David Anlaşması olarak adlandırılacak, “barış çerçeveleri” imzalanmıştır. Diğer Arap devletleriyle FKÖ’nün güçlü muhalefetine rağmen Camp David Anlaşması, İsrail ile Mısır arasında Mart 1979’da Barış Anlaşmasının imzalanmasını sağlamış ve İsrail Nisan 1982’de Sina’dan askerilerini çekmiştir.

1 Eylül 1982 tarihinde ABD Başkanı Ronald Reagan işgal altındaki Filistin topraklarının Ürdün ile beraber Filistinlilerce yönetilmesi çağrısında bulunmuştur. Reagan’a göre böyle bir ortaklık “kalıcı ve adil bir barış” için en iyi şanstı. Reagan ayrıca, İsrail yerleşimlerinin de durdurulmasını istemişti. “Reagan Planı” denen bu öneriler 242 (1967) ve 338 (1973) sayılı Kararlarda ifadesini bulan “barış için toprak” ilkesine dayanıyordu. Aynı ay, Fas’ın Fez kentinde toplanan Arap Birliği; İsrail’in 1967 yılında işgal ettiği topraklardan çekilmesini ve Filistin topraklarındaki İsrail yerleşimlerinin yıkılmasını isteyen, Filistinlilerin selfdeterminasyon hakkını teyit eden ve BM kontrolünde bir geçiş sürecinden sonra bağımsız Filistin devletinin kurulmasını öngören bir deklarasyon yayınlamıştır. Arap Birliği “Fez Deklarasyonu” olarak anılacak bu bildirisinde, ayrıca Güvenlik Konseyine “bağımsız Filistin Devleti dâhil bölgedeki tüm devletler arasında” barışı temin etmesi çağrısında bulunmuştur. Genel Kurul aynı yıl Arap Barış Planını “memnuniyetle” karşılamıştır.

 

Filistin Sorununa İlişkin Uluslararası Konferansı (1981)

ABD ve İsrail’in karşı çıktığı, 137 devlet (20’si gözlemci) ve FKÖ’nün katıldığı konferans BM’nin Cenevre’deki merkezinde yapılmıştır. Konferans; devletlerin, BM organlarının, hükümetlerarası örgütlerle STK’ların alacağı tedbirlere ilişkin önerilerde bulunduğu “Filistin Deklarasyonu”nu kabul etmiş; “Filistinlilerin Haklarının Elde Edilmesi için Eylem Programı”nı onaylamıştır. Konferans, Birleşmiş Milletler himayesinde, Arap-İsrail çatışmasının tüm taraflarının eşit olarak katılacağı bir Ortadoğu barış konferansının düzenlenmesi ihtiyacına dikkati çekmiştir.

1983 yılında Genel Kurul, Cenevre Konferansının uluslararası barış konferansı çağrısını “memnuniyetle” karşılamıştır. 1980’ler boyunca Genel Kurul anılan konferansın toplanmasına ilişkin desteğini defalarca yinelemiştir.

 

Filistinlilerin Haklarının Tanınması


1967 Savaşına kadar Filistin konusu, genelde mülteciler sorunu ve devletler arası çatışmalar olarak algılanırken bu tarihten sonra daha geniş siyasi bağlamda değerlendirilmeye başlanmıştır. Filistinliler ulusal haklarını elde etmek için gayretlerini arttırmışlardır. 


FKÖ, 1968 yılında yayınladığı yeni “Ulusal Şartında” uluslararası toplumun o güne kadar sorumluluklarını yerine getiremediğini belirttikten sonra Filistinlilerin haklarını alıncaya kadar mücadele çağrısı yapmıştır. BM Genel Kurulu Aralık 1969’da aldığı 2535 (XXIV) sayılı Kararında “Filistinli Arap mülteci sorununun, bu insanların BM şartı ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ile kendilerine verilen vazgeçilmez haklarının tanınmamasından kaynaklandığını” kabul etmiştir. Eylül 1974’te 56 üye devlet “Filistin Sorunu”nun Genel Kurul gündemine alınmasını talep etmiştir. 


Söz konusu devletler, Filistin sorununun ve Filistin halkının kaderinin ve statüsünün 20 yıldan fazla bir süredir BM Genel Kurulu gündemine ayrı bir madde olarak alınmadığına dikkati çekmişlerdir. Bu tasarı kabul edilmiş ve o günden sonra da “Filistin Sorunu” her yıl Genel Kurul gündeminde ayrı bir madde olarak yer almıştır. 22 Kasım 1974 tarihinde aldığı bir kararla BM Genel Kurulu; Filistin halkının dış müdahale olmadan kendi kaderini tayin, ulusal bağımsızlık ve egemenlik ile evleriyle mallarına geri dönüşün de aralarında bulunduğu vazgeçilmez haklarını teyit etmiştir. Filistin halkının hakları 1974’teki şekliyle ondan sonraki her yıl (yeniden) teyit edilmiştir. 


13 Kasım 1974 tarihinde, FKÖ lideri Yaser Arafat’ın hitabında 9 gün sonra, BM Genel Kurulu, FKÖ’yü Filistin halkının temsilcisi olarak gözlemci statüsüyle görüşmelerine katılmaya davet etmiştir. Daha sonra gözlemci statüsü tüm BM yapılarını içerecek şekilde genişletilmiştir. 

 


Genel Kurul, 15 Aralık 1988 tarih ve 43/177 sayılı Kararıyla Filistin Ulusal Konseyi’nin “Filistin Devleti ilanı”nı kabul etmiştir. Genel Kurul, Filistin halkının 1967 yılından beri işgal edilen topraklarında egemenliğini kullanma hakkını teyit etmiştir. Genel Kurul, ayrıca, FKÖ’nün sistemdeki gözlemci statüsü ve fonksiyonlarına halel getirmemek şartıyla BM sisteminde FKÖ yerine “Filistin” ifadesinin kullanılmasına karar vermiştir.

10 yıl sonra, 7 Temmuz 1998 tarihinde, aldığı 52/250 sayılı kararında Genel Kurul, Filistin’e gözlemci olarak Genel Kurulun toplantı ve çalışmalarıyla Birleşmiş Milletler ve uluslararası konferanslara katılmasında ilave hak ve ayrıcalıklar tanımıştır. 


Filistinlilerin Hakları Komitesinin Oluşturulması (1975) 


1975 yılında Genel Kurul, “Filistin Halkının Vazgeçilmez Haklarının Kullanıma İlişkin Komite”yi (bundan sonra Filistinlilerin Hakları Komitesi) kurmuştur. Komiteden, Filistinlilerin vazgeçilmez haklarını kullanmasına ilişkin bir program hazırlaması istenmiştir. 


1976 yılında Komite biri Filistinlilerin mal ve evlerine dönme, diğeri kendi kaderlerini tayin, ulusal bağımsızlık ve egemenlik haklarına ilişkin iki tavsiye seti sunmuştur. Güvenlik Konseyi bu önerileri defalarca gündemine almış, fakat veto hakkı olan ABD’nin muhalefeti nedeniyle herhangi bir karara bağlayamamıştır. Genel Kurul ise gündemine aldığı bu kararları 1976 yılında ve sonraki yıllarda onaylamıştır.


 Genel Kurul ayrıca Komiteden Filistinlilerin durumunu sürekli değerlendirmesini ve Genel Kurul veya Güvenlik Konseyini bilgilendirmesini ve tavsiyelerde bulunmasını istemiştir. Komite ayrıca tavsiyelerini STK’lar vasıtasıyla ve diğer uygun araçlarla, mümkün olan en geniş şekilde, yayması için de yetkilendirilmiştir. Komite, 1980 ve 90’lı yıllarda Filistinlilerin haklarına ilişkin konuları takip etmiş ve bulgularını Genel Kurul ve Güvenlik Konseyi ile paylaşmıştır. 


Yıllık sempozyum, seminer vb. programlarıyla (Asya, Afrika, Avrupa, Kuzey Amerika ile Latin Amerika ve Karayiplerde) Filistin konusunda uluslararası farkındalığın artmasına katkıda bulunan Komite, Filistin halkının vazgeçilmez haklarının kullanımına dayanan barışçıl bir çözümün bulunması için gayret sarf etmiştir. 
1996 yılından itibaren Asya, Afrika, Latin Amerika ve Avrupa’da “Filistin Halkına Yardım” veya “Filistin-İsrail Barışına Destek” konulu yıllık seminerler yapmıştır. 1999 yılında Cenevre’de “4. Cenevre Sözleşmesini Uygulamaya Yönelik Tedbirler”, 2004 ve 2005 yılında yine Cenevre’de işgal altındaki Filistin topraklarında İsrail’in inşa ettiği duvar konularında toplantılar yapmıştır. 2006 yılında Cenevre’de yapılan toplantının başlığı ise “Filistin Halkına Destek için Birleşmiş Milletler Sivil Toplum Konferansıydı.” 2007 yılında bu toplantılar Pretoria’da (Afrika) yapılmıştır. Bu girişimlerde Filistin ve İsrail toplumlarından önemli kişiler, sivil toplum ve uluslararası basın temsilcileri yer almıştır.

 

 

 

 Filistin-İsrail Sorununda Yeni Bir Unsur: İntifada 


Aralık 1987’de, işgal altından bulunduktan yaklaşık 20 yıl sonra Gazze ve Batı Şeria’da aniden, daha sonra İntifada (Silkelenme, İsyan Etme, Ayaklanma) diye adlandırılacak, halk ayaklanmaları ortaya çıkmıştır. Toplumun her kesiminden Filistinli (genç, esnaf, işçi, kadın, çocuk) topraklarının işgalini protesto ve ulusal bağımsızlık talebi için kitlesel gösteriler, ekonomik boykot, vergi ödememe ve grev gibi yöntemlere başvurmuştur. 


Başından itibaren, silahsız Filistinli genç ve çocuklardan oluşan ve işgal güçlerine taş atan bu göstericilere İsrail’in tepkisi sert olmuştur. 1987-1993 yılları arasında ülkelerinin işgal altında olmasını protesto eden 1000’den fazla silahsız Filistinli, İsrail askerlerinin gerçek mermisi, dayağı ve göz yaşartıcı gazı sonucu ölmüş; on binlercesi yaralanmıştır. Binlerce Filistinli tutuklanmış, binlercesi İsrail’deki hapishanelere nakledilmiş ve birçoğu da Filistin topraklarından sürülmüştür. 


Genel Kurula sunulan raporlar, işgal otoritelerinin ayaklanmalara karşı aldığı sert tedbirlerle İsrail cezaevlerindeki kötü muameleyi belgelemiştir. Raporlar ayrıca İsrail’in ev yıkma, uzun süreli sokağa çıkma yasağı ve sınırlayıcı ekonomik tedbirler gibi bazı toplu cezalandırma yöntemlerine başvurduğunun da altını çizmiştir. İntifadaya İsrail’in tepkisi Filistinlilerin günlük hayatını da aksatmıştır. Okullar kapalı olduğu, hatta gayri resmi eğitim yasaklandığı, için eğitim durma noktasına gelmiştir. Sosyal hizmetler engellenmiş, medya ve sivil toplum yasaklanmıştır. Filistinlilere ait tahıl tahrip edilmiş ve on binlerce meyve ağacı sökülmüştür. 


Raporlara göre, İsrailli sivil yerleşimcilerin neden olduğu şiddet olayları da sayı ve kapsam açısından artmıştır. Filistinliler bu zor şartları toplum temelli (community-based) ekonomileriyle aşmaya çalışmıştır. Güvenlik Konseyi, Genel Kurul ve Genel Sekreter, işgal otoritelerinin İntifada karşısında aldığı tedbirleri derin bir endişeyle takip etmiştir.


 Başından itibaren, Güvenlik Konseyinin 22 Aralık 1987 tarihli 605 (1987) sayılı Kararıyla, işgal altındaki Filistin topraklarındaki sivillerin 4.Cenevre Sözleşmesine uygun şekilde korunmasına özel önem atfedilmiştir. 605 (1987) sayılı Kararında Güvenlik Konseyi “İşgal gücü İsrail’in işgal altındaki Filistin topraklarındaki Filistinlilerin haklarını ihlal eden politika ve uygulamalarını, özellikle de savunmasız Filistinli sivillerin ölüm ve yaralanmasıyla sonuçlanan ateş açma eylemlerini, esefle karşılamıştır.”


 Güvenlik Konseyi sonraki süreçte Filistinlilerin işgal altındaki topraklardan sürülmesine ilişkin 4 ayrı karar almıştır. 5 Ocak 1988 tarihli 607 (1988), 14 Ocak 1988 tarihli 608 (1988), 6 Temmuz 1989 tarihli 636 (1989) ve 30 Ağustos 1989 tarihli 641 (1989) sayılı bu Kararlarında Güvenlik Konseyi, İsrail’e Filistinli sivilleri topraklarından sürmekten vazgeçmesi ve daha önce yerlerinden edilenlerin güvenli ve acil şekilde dönüşlerini sağlanması çağrısında bulunmuştur. 


Güvenlik Konseyi üyeleri; 26 Ağustos 1988 tarihli bir başkanlık notunda İsrail tarafından 1967 yılından beri işgal altında tutulan, Kudüs dâhil, Filistin topraklarında kötüleşen durumdan, özellikle de belli bölgelerin kapatılmasından, sokağa çıkma yasakları sonrasında artan ölüm ve yaralama olaylarından büyük endişe duyduklarını dile getirmişlerdir. 


Güvenlik Konseyi üyeleri işgal altındaki topraklardaki durumun kapsamlı, adil ve kalıcı bir barışın sağlanması çabalarını olumsuz etkilediğini ifade etmişlerdir. Ürdün’ün Temmuz 1988’de Batı Şeria ile tüm hukuki ve idari bağlarını kesmesi üzerine Kasımda Cezayir’de toplanan Filistin Ulusal Konseyi (FUK) –Filistin Hareketinin sürgündeki gayriresmi parlamentosu- iki önemli karar almıştır.


 Bunlardan ilki olan “politik communique”de, FUK’un BM Şartı ve kararları çerçevesinde Filistin sorununun kapsamlı bir siyasi çözüme kavuşturulması konusundaki kararlılığı vurgulamıştır. İkinci karar ise, “Filistin Devletinin Bağımsızlık İlanı” başlığını taşımaktaydı. Bu belgede PUK, başkenti Kudüs olan Filistin Devletinin Genel Kurulun 181 (II) sayılı (1947 tarihli Paylaşım Planı) kararı dâhil uluslararası hukuka uygun olarak kurulduğunu ilan etmiştir. Bu iki kararıyla FKÖ aslında İsrail Devletini tanımıştır.


 Nitekim, FKÖ lideri Yaser Arafat Genel Kurulun Cenevre’de Aralık 1988’deki toplantısında İsrail’i açıkça tanımıştır. Yaser Arafat bu konuşmasında Filistin hareketinin Filistin Devleti, İsrail Devleti ve diğer komşular dâhil Ortadoğu çatışmasına taraf tüm ülkelerin Güvenlik Konseyinin 242 (1967) sayılı Kararına uygun olarak barış ve güven içinde yaşama haklarını tanıdığını dile getirmiştir.


 İntifada devam ederken ve İsrail bu ayaklanmayı bastırmak için çok sert tedbirler alırken sorunun çözümüne ilişkin diplomatik çabalar da hızlanmıştır. 1989 yılında İsrail, önceki tutumunu esas alan ve işgal altındaki Filistin topraklarında yerel seçimlerin yapılmasını öngören “Shamir Planı” adlı bir barış girişiminde bulunmuştur. Mısır da Filistin seçimlerini öngören kendi planını sunmuştur. 


ABD, İsrail önerisine cevap olacak şekilde kendi önerisi olan “Baker Planı”nı sunmuştur. Baker Planı, esas olarak Güvenlik Konseyinin 242 (1967) ve 338 (1973) sayılı kararlarına dayanıyordu. Fakat Batı Şeria ve Gazze’nin İsrail’in sürekli kontrolünde mi olacağı yoksa bağımsız bir Filistin’e mi bırakılacağı konusunda bir hüküm içermiyordu. Bu arada uzun zamandır dile getirilen uluslar arası konferans fikri tekrar gündeme gelmiştir. 20 Aralık 1990 tarihinde Güvenlik Konseyi Başkanlık açıklamasında, uygun zamanda toplanacak uluslararası bir konferansın, çatışmaların müzakere edilerek çözümünü ve kalıcı bir barışı kolaylaştıracağı düşüncesini dile getirmiştir. 

 


Barış Girişimleri -2-

 

Ortadoğu Barış Konferansı (Madrid 1991) 1990’ların başında Soğuk Savaşın sona ermesi ve Körfez Savaşı gibi bazı küresel olaylar Ortadoğu’daki durumu da etkilemiştir. Müzakereler ciddi şekilde Ekim 1991’de Madrid Ortadoğu Barış Konferansının toplanmasıyla başlamıştır. 30 Ekim-1 Kasım tarihleri arasında ABD ve SSCB eş başkanlığında toplanan Konferans çatışma taraflarını ilk defa yüz yüze getirmiştir.


Genel Sekreterin bir temsilcisi Konferansa gözlemci olarak katılmıştır. Konferans İsrail’in birebir görüşme talebini karşıladığı gibi barış süreci ilk kez bir uluslararası konferans formatında müzakere edilmiştir. 


Konferans kapsamında; İsrail ve Arap ülkeleri Lübnan, Ürdün ve Suriye ile Ürdün-Filistin delegasyonu tarafından temsil edilen ve Batı Şeria ile Gazze’den temsilcilerin de içinde bulunduğu Filistin arasında ikili görüşmeler yapılmıştır. Konferansta ayrıca 1992 yılında görevine başlayacak ve belli konuları bölgesel açıdan ele alacak “çok taraflı çalışma grupları” oluşturulmuştur.

Madrid Konferansını “tarihi” bulan Genel Sekreter Javier Perez de Cuellar, Aralık 1991’de Güvenlik Konseyine, Konferans BM çerçevesi dışında gerçekleşse de tüm taraflara yardımcı oldukları ve görüşmelerin Güvenlik Konseyinin 242 (1967) ve 338 (1973) kararlarını esas aldığı bilgisini vermiştir. 
1992 yılında BM, Rusya (SSCB’nin halefi) ve ABD tarafından çok taraflı görüşmelere “bölge dışı tam katılımcı” olarak davet edilmiştir. Genel Sekreter Boutros Boutros-Ghali, yardımcısı Chinmaya Gharekhan’ı Ortadoğu çok taraflı görüşmeleri için özel temsilcisi olarak atamıştır. 


Gharekhan’ın görevi; BM’ninsilahların kontrolü ve bölgesel güvenlik, su, çevre, ekonomik ve bölgesel kalkınma ile mültecilere ilişkin çalışma gruplarındaki faaliyetlerinin eşgüdümünü sağlamaktı. Genel Kurul, Ortadoğu konusunda müzakerelerin sürdürülmesinde duyduğu memnuniyeti dile getirmekle beraber, Birleşmiş Milletler himayesinde bir konferansın düzenlenmesi konusundaki düşüncesini yinelemiştir. 


1993 yılının ortalarına doğru taraflar arasındaki ikili görüşmelerin (İsrail ve Filistin, Suriye, Ürdün, Lübnan ile ayrı ayrı) çıkmaza girdiği düşünülüyordu. Fakat o dönemde çoğu kişi tarafından bilinmese de FKÖ ile İsrail arasında Norveç’te büyük bir gizlilik içinde görüşmeler yapılıyordu.

 


 Oslo ve Washington Süreci (1993) 


Oslo süreci Norveçli bir sosyal bilimci olan Terje Roed-Larsen ile üst düzey bir FKÖ yöneticisi ve İsrailli bir akademisyen tarafından 1992’nin sonunda başlatılmıştır. Daha sonra dönemin Norveç Dışişleri Bakanı Johan Joergen Holst’un kılavuzluğunda devam etmiştir. 


Oslo görüşmeleri Ağustos 1993’te sonlandırılmıştır. 10 Eylül 1993’te İsrail ve FKÖ mektup teatisiyle birbirlerini tanımışlardır. FKÖ, İsrail’in var olma hakkını; İsrail de FKÖ’yü Filistin halkının temsilcisi olarak tanımıştır. 3 gün sonra, 13 Eylül 1993’te, Beyaz Saray’da ABD Devlet Başkanı Bill Clinton ile Rusya Dışişleri Bakanı Andrei V. Kozyrev’in huzurunda FKÖ ve İsrail temsilcileri “İlkeler Deklarasyonu - Oslo Anlaşması”nı imzalamıştır. İmza sonrasında İsrail Başbakanı İzak Rabin ile FKÖ Lideri Yaser Arafat el sıkışmıştır.


 Anlaşmaya göre:  İsrail-Filistin müzakerelerinin amacı Güvenlik Konseyinin 242 (1967) ve 338 (1973) sayılı kararlarını esas alan kalıcı bir çözüme götürecek, beş yılı aşmayacak bir süre için Batı Şeria ve Gazze Şeridindeki halkı temsil edecek seçimle işbaşına gelmiş geçici bir Filistin yönetimi oluşturmak;  Kudüs, mülteciler, yerleşimler, güvenlik düzenlemeleri, sınırlar, diğer komşularla ilişkiler ve işbirliği konuları geçiş döneminin üçüncü yılının başından geç olmayan bir tarihte başlayacak “nihai statü” müzakereleri sırasında ele alınacaktır. 


Genel Kurul, Deklarasyona tam destek vermiş, BM’nin barış sürecinde daha aktif bir rol oynaması gerektiğini belirtmiştir. Ayrıca, üye devletlerle BM sisteminin Filistinlilere daha fazla ekonomik ve teknik yardım sağlaması çağrısında bulunmuştur. 

 

                                         


Donörler Washington’da Buluşuyor (1993)


Bölgedeki gelişmeleri memnuniyetle karşılayan ve Filistin halkının sosyo-ekonomik durumunun iyileştirilmesinin önemini vurgulayan Genel Sekreter, işgal altındaki Filistin topraklarından Filistinlilerin yönetimine ilişkin (self-governing) düzenlemelerin ilk uygulanacağı yerler olan Gazze Şeridi ile Eriha’nın (Jericho) sosyo-ekonomik kalkınmasının sağlanması amacıyla üst düzey bir görev gücü kurmuştur. Görev gücünden, BM’ninGazze Şeridi ve Batı Şeria’daki yardım programlarını ne şekilde genişletebileceği konusunda çalışmalar yapması istenmiştir. 23 Eylül 1993 tarihinde çalışmalarını tamamlayan görev gücü, Filistinlilerin günlük hayatında, hızla, gözle görülür iyileşme sağlayacak projelerin yürütülmesinin gereğine dikkati çekmiştir.

1 Ekim 1993 tarihinde Washington DC’de, Birleşmiş Milletler dâhil 40 ülke ve kurum, Ortadoğu Barışını desteklemek için bir konferans düzenlemiştir ve gelecek 5 yıl içerisinde Batı Şeria ve Gazze Şeridi’nin sosyo-ekonomik kalkınması için 2,4 milyar dolar yardım taahhüdünde bulunmuştur. 5.4. İsrail-Filistin Geçici Anlaşması (1995) Filistinlilerle İsrailliler, 4 Mayıs 1994 tarihinde Kahire’de “İlkeler Deklarasyonu”nun uygulanmasının ilk aşaması için anlaşmaya varmıştır. Aynı tarihte geçiş dönemi resmen başlamıştır.

1 Temmuzda FKÖ lideri Gazze’ye gelerek yeni Filistin Yönetiminin başına geçmiştir. 28 Eylül 1995’te Washington DC’de Batı Şeria ve Gazze Şeridine ilişkin İsrail-Filistin Anlaşması ile barış yönünde ciddi bir ilerleme sağlanmıştır. Anlaşma, İsrail sivil yönetiminin dağıtılmasını, askeri yönetimin ise geri çekilmesini ve yetki ve sorumluluklarının Geçici Filistin Yönetimine devrini öngörmekteydi. Anlaşma, ayrıca Batı Şeria, Kudüs ve Gazze Şeridinde yapılacak seçimlerle bu seçimlerde görev alacak yabancı gözlemcilere ilişkin hükümler de içermekteydi.

Bu anlaşmalar, İlkeler Deklarasyonun uygulanması yönünde ciddi adımlar olarak görülebilir. Barış yönünde kaydedilen bu gelişmelere büyük bir darbe 4 Kasım 1995 tarihinde Tel Aviv’de vurulmuştur: İsrail Başbakanı Yitzhak Rabin, radikal bir İsrailli tarafından öldürülmüştür. Ocak 1996’da yeni Filistin Yönetimi 88 kişilik Filistin Yasama Konseyi üyelerini seçmek üzere ilk demokratik seçimlerini yapmış; Yaser Arafat, Filistin Yönetimi Başkanı seçilmiştir. Barış süreci Şubat ve Mart 1996’da intihar bombaları sonucu 50 İsraillinin ölümü ve 100’den fazlasının yaralanmasıyla ciddi bir darbe almıştır.

Bu “meşum eylemlerin” Ortadoğu barış çabalarını sabote etmek olduğunu düşünen Güvenlik Konseyi; bu eylemleri sert şekilde kınamıştır. 13 Mart 1996 tarihinde Genel Sekreter, Ortadoğu’daki şiddet eylemlerine karşı çıkmak üzere, Mısır’ın Şarm el Şeyh kentindeki “Barış Zirvesi”nde 18 devlet ve hükümet başkanıyla bir araya gelmiştir. Yapılan ortak açıklamada liderler müzakere sürecine desteklerini dile getirmiş ve sürecin ilerlemesi için siyasi ve ekonomik katkı yapma sözü vermişlerdir. Mayıs 1996’da İsrail’de yapılacak seçimler öncesinde nihai statü anlaşması için müzakereler başlatılmıştır. 


Ancak İsrail hükümetinin Kudüs’teki El Aksa Camisi’nin altındaki eski bir tüneli açma kararını açıklamasından sonra başlayan şiddet olayları nedeniyle ilerleme kaydedilememiştir. Güvenlik Konseyinin 27 Eylül 1996 tarihinde durumun kötüleşmesine neden olan olay ve kararların durdurulması ve geri alınması çağrısından sonra müzakereler Ekim 1996’da yeniden başlamıştır. Güvenlik Konseyi’nin kararından önce, 4 Eylülde, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, İsrail ile Gazze Şeridi arasındaki Erez kapısında ilk kez Yaser Arafat ile görüşmüştür. BM ve Norveç’in, tarafların talebi üzerine, kolaylaştırıcı rolü oynadığı görüşmenin amacı müzakerelerin geleceği üzerine bir çerçeve anlaşmasına varmaktı. 


İki liderin önemli konuların ortak komitelerde görüşülebileceği konusunda anlaştığı ifade edilmiştir. Ocak 1997’de İsrail ile FKÖ, İsrail ordusunun El Halil’den (Hebron) çekilmesine (görev tanımının yeniden yapılamasına) ilişkin El Halil (Hebron) Protokolünü imzalamıştır. Protokol ayrıca İsrail güçlerinin Batı Şeria’dan çekilmesiyle nihai statü görüşmelerinin yeniden başlaması için bir takvim içermekteydi. Takip eden iki yılda müzakerelerde ciddi bir ilerleme sağlanamamıştır. Genel Kurul Nisan 1997’de 10. olağanüstü özel toplantısını yapmış, aynı yılın Temmuz ve Kasım aylarında bu toplantılara devam etmiştir. 


Kötüleşen durum karşısında endişeleri artan Genel Kurul Mart 1998’deki olağanüstü özel toplantısında “İsrail’in işgal altındaki Doğu Kudüs ve Filistin topraklarının diğer bölümlerindeki hukuksuz eylemlerini” ele almıştır. Genel Kurul, İsrail’in sürekli olarak Savaş Zamanında Sivillerin Korunmasına İlişkin Cenevre Sözleşmesi (4. Cenevre Sözleşmesi) hükümlerini ihlal etmesinden duyduğu endişeyi dile getirmiş, Sözleşmeye taraf ülkelere, Sözleşmenin Kudüs dâhil işgal altındaki Filistin topraklarında uygulanmasını sağlayacak tedbirleri tartışmak üzere toplanma çağrısında bulunmuştur. 


Genel Kurulun Şubat 1998’den önce yapılmasını istediği toplantı öngörülen sürede yapılamamıştır. İsviçre’nin girişimleriyle, İsrail ve FKÖ arasında Haziran 1998’de Cenevre’de kapalı bir toplantı yapılmıştır. Ekim 1998’de 4. Cenevre Sözleşmesine taraf ülkelerin uzmanları bir araya gelmiştir. Genel Kurulun çağrısını yaptığı toplantı ise ancak 15 Temmuz 1999’da Cenevre’de yapılabilmiş ve sadece bir gün sürmüştür. Toplantı sonrası yapılan açıklamada katılımcı taraf ülkeler, 4. Cenevre Sözleşmesi hükümlerinin Doğu Kudüs dâhil işgal altındaki Filistin toprakları için de geçerli olduğunu teyit etmişlerdir. Taraf ülkeler bölgedeki insani durumun gerektirmesi halinde tekrar toplanmak üzere dağılmıştır.

 


 Wye River Memorandumu (1998) 


Maryland’de ABD’nin girişimiyle İsrail ve FKÖ arasında yapılan 8 günlük görüşmelerden sonra 23 Ekim 1998’de Washington DC’de Wye River Memorandumu imzalanmıştır. ABD Başkanı Clinton ve Ürdün Kralı Hüseyin’in de hazır bulunduğu törende İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu ile Filistin Yönetimi Başkanı Yaser Arafat tarafından imzalanan anlaşmaya göre:  İsrail, Batı Şeria topraklarının % 13’ünden askerlerini çekecek ve İsrail-Filistin ortak kontrolünde bulunan Batı Şeria topraklarının % 14,2’sinin idaresini Filistin’e devredecektir,  Taraflar derhal nihai statü müzakerelerine başlayacaktır,  Filistin Yönetimi terörizmle mücadele için tedbirler alacaktır.


Genel Sekreter Kofi Annan, Wye River Memorandumunu ümit verici bir gelişme olarak değerlendirmiştir. Genel Kurul da 2 Aralık 1998 tarihindeki kararında barış sürecine desteğinin tam olduğunu ifade etmiş, Memorandumun tam olarak uygulanacağını ümit ettiğini dile getirmiştir. 


Memorandum 1999 yılında Batı Şeria’dan İsrail askerlerinin bir kısmının daha geri çekilmesini, tutukluların serbest bırakılmasını, Gazze Şeridi ile Barı Şeria arasında güvenli geçitlerin açılmasını ve nihai statü konularındaki müzakerelerin yeniden başlamasını öngören geçici bir anlaşmayla desteklenmiştir. 30 Kasım 1998 tarihinde 50 kadar ülke temsilcisi Washington DC’de yaptıkları toplantıda Filistin Yönetimi kontrolündeki bölgelerin altyapısının iyileştirilmesi ve ekonomik kalkınmasının sağlanması amacıyla 3 milyar dolardan fazla yardım taahhüdünde bulunmuştur. 


Ehud Barak’ın Mayıs 1999’da İsrail’de iktidara gelmesiyle müzakerelerin devamı konusunda ümitler canlanmıştır. 4 Eylül 1999 tarihinde İsrail ile FKÖ, imzalanan anlaşmalardaki önemli konulara ilişkin takvimin işletilmesi ve nihai statü müzakerelerinin yeniden başlamasını öngören Şarm el Şeyh Memorandumunu imzalamıştır. Memorandumu, Filistinli tutukluların bir kısmının serbest bırakılması, Gazze Şeride ile Batı Şeria arasında bir güvenli geçidin açılması ve İsrail askerlerinin Batı Şeria’daki bazı bölgelerden çekilmesi takip etmiştir.

 


 

Camp David Görüşmeleri (2000) 


ABD Başkanı Clinton Temmuz 2000’de İsrail ve Filistin liderlerini barış görüşmeleri için Camp David’e (Maryland) davet etmiştir. Zirve tarafların; sınırlar, yerleşimler, mülteciler ve Kudüs dâhil “nihai statü” konularında anlaşmaya varamaması üzerine sonuçsuz kalmıştır. Buna rağmen iki taraf da bir anlaşmaya varmak amacıyla mümkün olan en kısa sürede müzakerelere devam etme taahhüdünde bulunmuştur. Barış görüşmelerinin sonuçsuz kalmasıyla sahadaki durum hemen kötüye gitmeye başlamıştır. 


İkinci (El Aksa) İntifadası 


28 Eylül 2000 tarihinde muhalefet lideri (sonra Başbakan oldu) Ariel Şaron’un Kudüs’teki Harem-i Şerifi yoğun güvenlik önlemleri altında ziyaret etmesi yeni bir şiddet ve protesto dalgası başlatmıştır. 


İşgal altındaki topraklarda başlayan ve 5 gün süren gösterilerde çoğu Filistinli 50 kişi ölmüş ve 1500 kişi yaralanmıştır. Bu yeni şiddet dalgası kısa sürede, Filistin protestolarının merkezindeki caminin adı olan El Aksa ile anılmaya başlanmıştır. Şiddetin tırmanmasından rahatsız olan Güvenlik Konseyi 1322 (2000) sayılı Kararıyla Filistinlilere karşı aşırı güç kullanımını kınamıştır. 


Güvenlik Konseyi, ayrıca, İsrail’in 4. Cenevre Sözleşmesine uymasını istemiş; barış görüşmelerinin derhal başlaması çağrısında bulunmuştur. Durumu görüşmek üzere Ekimde toplanan Filistinlilerin Hakları Komitesi, Filistin halkının tüm vazgeçilmez hakları tanınıncaya kadar BM’nin Filistin Sorununun tüm yönlerine ilişkin sorumluluklarını yerine getirmesi gerektiğine ilişkin tutumunu yinelemiştir. El Aksa İntifadasıyla çatışma ve barış arayışları yeni bir evreye girmiştir. Genel Sekreter Kofi Annan Ekim 2000’de bölgeyi ziyaret etmiş, Filistin ve İsrailli liderlerin yanı sıra diğer bölge liderleriyle de görüşmüştür. 


Genel Sekreter, ayrıca, ABD Başkanı Clinton ile Mısır Devlet Başkanı Mübarek’in eş başkanlığında 16-17 Ekim tarihlerinde Şarm El Şeyh’te toplanan Zirve’ye de katılmıştır. Toplantıda güvenlik alanında işbirliği, tarafların karşı karşıya gelmesini önlemek için alınacak diğer tedbirler ve barış sürecinin yeniden canlandırılması konusunda anlayış oluşmuştur. Ortadoğu’daki duruma ilişkin 2000 yılının Kasım ayında hazırladığı raporunda Genel Sekreter Eylülden beri 230’dan fazla insanın öldüğünü ve çok daha fazlasının da yaralandığını ifade etmiştir. Genel Sekreter, raporunda, “trajik durumun tüm taraflara barış davasının aşırı güç kullanımı, ayırım gözetmeyen şiddet ve terörle tehlikeye girebileceğini açıkça gösterdiğini” savunmuştur.


1 Aralık 2000 tarihinde aldığı bir kararla BM Genel Kurulu, sürece desteğinin tam olduğunu dile getirmiş ve sürecin Ortadoğu’da kapsamlı, adil ve kalıcı bir barışla sonuçlanmasını ümit ettiğini belirtmiştir. 


Genel Kurul ayrıca, “barış için toprak” ilkesi, Güvenlik Konseyi’nin 242 (1967) ve 338 (1973) sayılı kararlarının uygulanmasıyla İsrail güçlerinin Batı Şeriadan çekilmesi dâhil taraflar arasında varılan anlaşmaların hızla ve dürüstçe uygulanmasının önemini vurgulamıştır. İsrail ve Filistinli müzakereciler 6 ay önce Camp David’de yakalanan ivmeden istifade etmek üzere Ocak 2001’de Taba’da (Mısır) bir araya gelmiştir.


 Görüşmelerde ciddi ilerleme kaydedildiği dile getirilmesine rağmen İsrail’deki seçimler nedeniyle görüşmelerin sonlandırıldığı tarihe kadar bir anlaşma metni üzerinde uzlaşılamamıştır. Şubat 2001’de iktidara gelen Ariel Şaron müzakerelere devam etme arzusunda olduğunu fakat önceki hükümetin Filistin tarafıyla “anlayışa” vardığı konuların kendisi için bağlayıcı olmayacağını dile getirmiştir. İşgal altındaki topraklarda şiddet aralıksız devam etmiştir.
 1 Mart 2001’de Filistinlilerin Hakları Komitesine hitap eden Genel Sekreter krizi “bir insanlık trajedisi ve gelecek için büyük bir endişe kaynağı” olarak tanımlamıştır.

Genel Sekretere göre taraflar;  Öncelikle; şiddet, yıkım ve ölümlere neden olan bir güvenlik sorunu,  İkinci olarak; yüksek işsizlik ve yoksulluk, sınırların kapatılması ile Filistin Yönetimini gerekli mali kaynaklardan mahrum bırakan sınırlama ve tedbirlerin hâkim olduğu ekonomik ve mali kriz,  Üçüncü olarak da; sokaklara korku ve ümitsizliğin hâkim olduğu ve barış sürecine inancın hızla düştüğü güven krizi, olmak üzere aynı anda pek çok krizle karşı karşıyalar.


Mart 2001’de Güvenlik Konseyi, işgal altındaki Filistin topraklarında Filistinli sivilleri korumak için bir BM gözlemci gücünün kurulması önerisini görüşmek üzere toplanmıştır. Taslak 27 Mart 2001 tarihinde oylanmış; 9 olumlu ve 4 çekimser oya rağmen ABD vetosu nedeniyle böyle bir mekanizma kurulamamıştır. Sonraki aylarda şiddet devam etmiş ve her iki taraftan da daha önce görülmemiş sayıda ölüm ve yaralama haberi gelmeye başlamıştır. 


Şarm El Şeyh Gerçekleri Araştırma Komitesinin (Mitchell Komitesi) bu dönemde yayınladığı rapor bir umut olmuştur. Rapor diğer hususların yanında derhal ateşkes ilan edilmesi, Yahudi yerleşim inşasının durdurulması, terörizmin reddedilmesi ve barış görüşmelerine yeniden başlanması çağrısında bulunmuştur. 21 Mayıs 2001 tarihinde açıklanan Mitchell raporunu Genel Sekreter memnuniyetle karşılamış; Güvenlik Konseyi üyeleri de Genel Sekreter’in Ortadoğu’daki çatışmayı sona erdirmek için taraflar arasındaki görüşmeleri tekrar başlatma çabalarına ve Mitchell raporuna tam desteğini açıklamıştır.

22 Mayıs 2001 tarihinde Genel Sekreter’in kapalı toplantıdaki brifinginden sonra Konsey Başkanı taraflara, Mitchell Komisyonunun raporundaki tavsiyeleri ciddi şekilde düşünmeleri ve bu önerilerin uygulanması için güven arttırıcı önlemler dâhil gereken adımları atmaları çağrısında bulunmuştur. Haziran ve Ağustos 2001’de Kudüs ve Tel Aviv’de meydana gelen intihar eylemlerinde 36 sivil ölmüştür. 


Bunun üzerine İsrail FKÖ’nün bir kolu olan Filistin Halk Kurtuluş Cephesi (FHKC) liderlerinden birini Batı Şeria’nın Ramallah kentindeki ofisinde öldürerek “hedef gözeterek öldürme” (targeted) ve “yargısız infaz” (extra-judicial) taktiklerine yeniden başlamıştır. Bunun üzerine FHKC, İsrailli bir bakanın Kudüs’te bir otelde öldürülmesi olayını üstlenmiştir. Bunun üzerine, İsrail ordusu Batı Şeria’nın daha önce çekildiği bölgelerine yeniden girmiştir. Şiddet olaylarının tırmanmasından ciddi şekilde endişe duyan Güvenlik Konseyi Mart 2002’de aldığı 1397 (2002) sayılı

Kararında “terör, provokasyon, kışkırtma ve yıkım dahil tüm şiddet olaylarının derhal durdurulmasını” istemiş; “İki devletin, İsrail ve Filistin, güvenli ve tanınmış sınırlar içinde yaşadığı bir bölge vizyonu”nu teyit etmiştir. Aynı ay, Beyrut’ta toplanan Arap Birliği, dönemin Suudi Arabistan Veliaht Prensi (sonra Kral) Abdullah tarafından önerilen ve İsrail’in işgal altındaki tüm Arap topraklarından çekilmesi karşılığında tanınmasını öngören barış planını kabul etmiştir. 


Bütün bu girişimler Netanya’da bir intihar saldırısı sonucu 30 İsraillinin ölmesiyle gölgelenmiştir. İsrail güçleri, bu olay üzerine Batı Şeriaya 1967 yılından sonraki en büyük saldırısını, “Savunma Kalkanı Operasyonu”, başlatmıştır. Filistin Yönetimi Başkanının Ramallah’taki karargâhını kuşatmış, önemli El Fetih temsilcilerinden Mervan Barguti’yi gözaltına almıştır.

Güvenlik Konseyi, 30 Martta 1402 (2002) sayılı kararıyla ateşkes çağrısında bulunmuş ve İsrail’in Filistin şehirlerinden çekilmesini istemiştir. Durumun gittikçe kötüleşmesi üzerine Nisanda oybirliğiyle aldığı 1403 (2002) sayılı Kararında daha önce dile getirdiği ateşkesin ve askerlerin geri çekilmesi hususlarının derhal uygulanmasını istemiştir.

 

 


Barış Girişimleri -3-


Quartetin İlanı

Nisan ayında Genel Sekreter Madrid’de ABD ve Rus dışişleri bakanları (1991 Madrid Barış Konferansının eş sponsorları) ile AB’nin Ortak Dış ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Javier Solana ile bir araya gelmiştir. 


Şiddetin ve “hukuksuz ve ahlak dışı” intihar eylemlerinin derhal sona erdirilmesinin ve ateşkes anlaşmasının uygulanmasıyla çatışmanın sona erdirilmesi için alınacak siyasi tedbirlerde gelişme kaydedilmesinin gerekli olduğunu dile getirmiştir.


 Bu, o tarihten sonraki tüm barış girişimlerinin öncülüğünü yapacak Quartet’in (BM, AB, ABD, Rusya) ilk toplantısıydı. Bu arada İsrail güçleri Beytüllahim’i yeniden işgal etmiş ve Batı Şeria’nın kuzeyinde bulunan Filistin mülteci kampı Cenin’i kuşatmıştır. 


Kamp civarındaki çatışmalar bir ay kadar sürmüş ve her iki taraftan ciddi ölümlerle sonuçlanmıştır (23 İsrail askeri ve kamptan 50’den fazla Filistinli). İsrail buldozerleri kamptaki evlerin büyük bir kısmını yıkmıştır. 


Güvenlik Konseyi 1405 (2002) sayılı Kararında “Filistinli sivil halkın içinde bulunduğu kötü durum” konusundaki endişesini dile getirmiş ve Genel Sekreter’in Cenin kampında meydana gelen olayları araştırmak üzere bir gerçekleri araştırma komisyonu kurma girişimini memnuniyetle karşılamıştır. Fakat komisyon daha görevine başlamadan, Genel Sekreterin ifadesiyle, “her iki tarafın tam işbirliğinin olmaması” nedeniyle dağılmıştır. Haziranda başka bir intihar saldırısı 19 İsrailli yedeğin (asker) ölümüne neden olmuş; İsrail, Batı Şeria ile arasındaki ateşkes sınırı boyunca (bazı yerlerde Filistin topraklarının içlerine de uzanacak şekilde) duvar inşaatına başlamıştır.


 Aynı ay, ABD Başkanı George Bush da İsrail’in geri çekilmesi ve Filistin devletinin kurulması için bir plan önermiş (barış ve güven içerisinde yaşayan yan yana iki devlet) ve Filistin Yönetiminde reform çağrısı yapmıştır. 2002 yılının ikinci yarısında da her iki tarafın saldırıları devam etmiştir. İsrail’in sınırlamalarının Filistinlilerin günlük yaşamlarını sürdüremeyecekleri bir noktaya gelmesi üzerine Genel Sekreter, işgal altındaki Filistin topraklarındaki insani krizin boyutlarını tespit etmek üzere Catrine Bertini’yi özel temsilci olarak atamıştır. 


Eylül ayında Güvenlik Konseyi bir kez daha “durumun sürekli kötüye gitmesinden” duyduğu endişeyi dile getirmiş, “Filistin Yönetim Başkanının karargâhının tekrar işgalinin” sona erdirilmesini istemiş, “4. Cenevre Sözleşmesi dâhil uluslararası insancıl hukuka uyma gerekliliğini” yinelemiştir.

Konsey, “İsrail işgal kuvvetlerinin” Filistin şehirlerinden çekilerek Eylül 2000’den önceki pozisyonlarına dönmelerini istemiştir. Konsey, Filistin Yönetiminin de güvenlik gereklerini yerine getirmesini istemiştir. Aralık ayında Genel Kurul, barış sürecine desteğini yinelemiş; Mart ayındaki Arap Zirvesi girişimini memnuniyetle karşılayarak şiddetin sonlandırılması, İsrail güçlerinin işgal altındaki Filistin topraklarından çekilmesi, Filistinlilere haklarının verilmesi ve mülteci sorununa çözüm bulunması çağrısında bulunmuştur. Likud Partisi’nin İsrail’de büyük farkla iktidara geldiği Ocak 2003’te Tel Aviv’de iki intihar saldırısı 23 kişinin ölümüyle sonuçlanmıştır. 


Mart ve Haziran aylarında Kudüs ve Hayfa’daki intihar saldırılarında da 32 kişi ölmüştür. El yapımı Kassam füzelerinin İsrail topraklarına fırlatılmaya başlanmasıyla İsrail güçleri, 1987 yılında ilk intifadanın başladığı ve 100.000 kişinin yaşadığı Cabaliya mülteci kampı da dâhil, Gazze Şeridi’nin kuzey bölgelerini yeniden işgal etmiştir.

 

                  

 

 Yol Haritası Açıklanıyor

2003 yılının başında şiddetin arttığı bir ortamda diplomatik girişimler yeniden başlamıştır. 30 Nisanda Quartet taraflara resmen “İsrail-Filistin Çatışmasına Kalıcı İki Devletli Çözüm için Performans Temelli Yol Haritası”nı (Yol Haritası) sunmuştur. 


Yol Haritası, ölçülebilir kademeli tedbirlerden oluşan ve Madrid Konferansı, barış için toprak ilkesi, Güvenlik Konseyinin 242 (1967), 338 (1973) ve 1387 (2002) sayılı kararları, tarafların daha önce yaptığı anlaşmalar ve Arap Barış Girişiminin oluşturduğu temel üzerine inşa edilen 3 aşamalı bir plandı. Yol Haritası İsrail -bazı çekincelerle- ve Filistin tarafından çatışmayı sona erdirmek için temel taslak ve referans noktası olarak kabul edilmiştir. 2002 yılından sonra Quartet düzenli olarak 2002’de Madrid’de olduğu gibi “üst düzeyde” (principals), sahada da Gazze’deki Birleşmiş Milletler Ortadoğu Barış Süreci Özel Temsilcisinin yardımıyla temsilci düzeyinde toplanmıştır.
 4 Haziran 2003 tarihinde Akabe’de (Ürdün) İsrail Başbakanı Ariel Şaron ile yeni atanan Filistin Yönetimi Başbakanı Mahmut Abbas, ABD Başkanı George Bush ve Ürdün Kralı Abdullah ile bir araya geldi. Toplantıda Abbas, “silahlı intifada bitmeli; işgali bitirmek ve Filistinler ile İsraillilerin acılarını sona erdirmek için barışçıl yöntemler kullanmalıyız” derken; Şaron Filistin Devleti için Batı Şeria’daki toprakların bütünlüğünün –bitişik olmasının- öneminin farkında oldukları konusunda Filistinlileri temin etmiş ve “izinsiz” karakolların (outposts) hemen yıkılması sözü vermiştir.

Bu toplantıdan sonra Quartet de Ürdün’de üst düzeyde bir toplantı yapmıştır. Quartet, İsrail ve Filistin taraflarının taahhütlerini yerine getirme konusunda destek vermiş; Mısır ve diğer ülkelerin Filistinli grupların silahlı eylemlerine son vermesi konusundaki çabalarını memnuniyetle karşılamıştır. İsrail ve Filistin başbakanları Yol Haritasının uygulanmasına ilişkin ilerlemeyi görüşmek üzere 1 Temmuzda Kudüs’te bir kez daha bir araya gelmişlerdir.


 Toplantı öncesi yapılan ortak basın toplantısında Abbas, İsrail’in Gazze Şeridinin kuzeyinden çekilmesini “önemli adım” olarak nitelemiş ve işgal altındaki diğer Filistin şehirlerinin sırada olduğunu söylemiştir. Abbas, ayrıca, Yol Haritasının uygulanmasını sağlamak üzere ortak komitelerin kurulması konusunda anlaşacaklarını ümit ettiğini dile getirmiştir. Şaron ise önceliğinin İsrail’in güvenliği olduğunu yinelemiştir. 


Ağustos ayında Hamaslı bir intihar bombacısı Kudüs’te bir otobüste 21 kişinin ölümüne neden olunca, İsrail Gazze Şeridi’nde bir Hamas liderini Batı Şeria’da da militan olduğunu iddia ettiği 4 kişiyi yargısız şekilde (extra-judicial) infaz etmiştir. 2 intihar saldırısında 15 İsrailli daha ölünce İsrail, Ramallah’taki Filistin Başkanlık karargâhını kuşatmıştır. Ekim ayında bir kadın intihar bombacısı Hayfa’daki bir lokantada 21 İsrailliyi öldürünce, BM Genel Kurulu bu eylemleri tekrar kınamış, İsrail’in de duvar inşasını durdurmasını istemiştir.


 Kasım ayında Güvenlik Konseyi Yol Haritasını “onaylayan” 1515 (2003) sayılı Kararını almıştır. Bu arada Başbakan Ariel Şaron Gazze’deki İsrail güç ve yerleşimcilerinin geri çekilmesini öngören tek taraflı bir plan açıklamıştır.

 

                               

 

 “Cenevre Girişimi”

Yeni bir barış girişimi (gayriresmi de olsa) Aralık 2003’te İsrail ve Filistinli eski birer bakanın başında bulunduğu İsrail ve Filistin sivil toplum örgütleri tarafından başlatılmıştır. Cenevre Girişimi olarak adlandırılan bu hamle, İsrail-Filistin çatışmasının çözümü için nihai statü konularına da yer veren bir anlaşma taslağı önermiştir. 
Resmi bir niteliği olmasa da bu girişim İsrail ve Filistin halkları tarafından ciddi bir şekilde desteklenmiştir. 5 Aralıkta, girişimi başlatanlarla New York’ta bir araya gelen Genel Sekreter, Yol Haritasının “temel mekanizma” olduğunu ve “Ortadoğu’daki çatışmanın çözümü için gereken ivmenin değişim için çalışan insanlardan gelmesi gerektiğini” dile getirmiştir. 2004 yılında bölgede şiddet olayları tekrar yükselişe geçmiştir.


 Mart ve Nisan aylarında Gazze’ye yaptıkları iki ayrı saldırıda İsrail güçleri Hamas hareketinin önde gelen iki liderini, Şeyh Ahmet Yasin ve Abdülaziz Rantisi’yi, öldürmüştür. Mayıs ayında Filistinli militanlar Gazze’de bir İsrail askeri aracını havaya uçurarak 6 İsrail askerini öldürmüştür. Bunun üzerine İsrail Gazze’nin Mısır’la sınırında izinsiz geçişleri ve silah kaçakçılığını önlemek iddiasıyla kapsamlı bir operasyon başlatmış, düzinelerce Filistinlinin evini yıkmış ve 40 Filistinliyi öldürmüştür. Temmuz ve Ağustos aylarında Netanya ve Beersheba’daki intihar saldırılarında 20’den fazla İsrailli öldürülmüştür. 


Eylülde Sderot’un Negev köyünde iki İsrailli çocuk atılan Kassam roketleri sonucu ölünce İsrail Gazze’ye 17 günlük bir operasyon başlatmış, 100’den fazla Filistinliyi öldürmüştür. Ramallah’taki karargâhında, İsrail kuşatması altında bulunduğu 11 ay boyunca sağlığı gittikçe kötüleşen Yaser Arafat Kasım 2004’te Fransa’daki bir hastaneye götürülmüş, 11 Kasım’da, 75 yaşında, burada ölmüştür. 


Mısır’da yapılan devlet töreninden sonra gömüleceği Ramallah’taki karargâhına Filistinlilerin acı ve yas görüntüleri arasında getirilmiştir. 

 


Yeni Temaslar 


2005 yılı başlarında diplomatik temaslar hız kazanmıştır. Şubat ayında Ariel Şaron ile Yaser Arafat’ın yerine Filistin Yönetimi Başkanı olarak seçilen Mahmut Abbas, Şarm El Şeyh’te (Mısır) bir araya gelmiştir. İki lider şiddetin son bulmasını istemiş, İsrail ayrıca 900 Filistinli tutukluyu bırakma ve Filistin şehirlerinde çekilme planını açıklamıştır. 
Toplantı sonuçlarının intifadanın sonu olduğu düşünülürken Tel Aviv’de bir intihar eylemi sonucunda 5 kişinin ölmesi askerlerin geri çekilmesi planını “dondurmuştur.” Mart ayında Quartet, Londra’da “Filistin’in kurumsal inşasına destek” amacıyla yapılan uluslararası bir toplantıyla eş zamanlı olarak “üst düzeyde” toplanmıştır.

Quartet açıklamasında İsrail’in Gazze Şeridi ve Batı Şerianın belli bölümlerinden çekilmesi kararını övmüş, fakat bu hareketlerin “tam ve kesin” ve Yol Haritası ile uyumlu bir şekilde yürütülmesi gerektiğini dile getirmiştir. “Parçalanmış toprakları olan bir devletin yaşayamayacağı” uyarısında bulunmuştur. Londra toplantısı sonrasında Genel Sekreter İsrail ve Filistinli liderlerle görüşmek üzere bölgeye gitmiştir. İsrail Batı Şeria’nın Eriha ve Tulkerim kentlerinden askerlerini çekmiştir.


Nisan ayında Quartet Dünya Bankası eski başkanı James Wolfensohn’u “Gazze geri çekilmesi” için özel temsilci olarak atamıştır. Özel temsilci, (tarım) seralar dâhil ekonomik varlıkların Filistin Yönetimine devrini gözetlemekle görevlendirilmişti. Mayıs ayında İsrail 400 Filistinli tutukluyu serbest bırakmıştır. Haziran ayında Şaron ve Abbas Kudüs’te buluştuktan sonra Quartet Londra’da toplanmış ve taraflara “şiddetin tırmanmasını önleme” çağrısında bulunmuştur.

 

 

 


İsrail’in Gazze Şeridi’nde Çekilmesi ve Hamasın Ortaya Çıkışı 


Ağustos ayında, İsrail’deki muhalefete rağmen, Şaron Gazze’deki tüm, Batı Şeria’daki 4 Yahudi sivil yerleşim yerini boşalttırmıştır. Eylül ayında tüm İsrail askerleri Gazze Şeridi’nden çekilmiş, sivil yerleşim yerleri Filistinlilere devredilmiştir. İsrail Gazze’nin sınırlarının, hava sahasının ve karasularının kontrolünü elinde bulundurmasına rağmen, bu 4 Haziran 1967’den beri İsrail’in işgal altındaki Filistin topraklarında ilk çekilmesiydi. 


Ariel Şaron, BM Genel Kurulunda yaptığı konuşmasında Filistinlilerin “kendi devletlerinde özgür ve ulusal egemenliğe sahip olarak varlıklarını sürdürme haklarının olduğunu” söylemiş, fakat “bölünmemiş” Kudüs’ün İsrail’in hakkı olduğunu savunmuştur. Ocak 2006’da Filistin-İsrail çatışmasının dinamiklerini ciddi şekilde etkileyecek iki olay meydana gelmiştir: İsrail Başbakanı Şaron felç geçirmiş; Filistin Yasama Konseyi için yapılan seçimlerde İsrail’i tanımayan, önceki anlaşmaları kabul etmeyen, şiddeti reddetmeyen Hamas çoğunluğu elde etmiştir. 


Başkan Abbas, Hamas lideri İsmail Haniyeh’i hükümeti kurmakla görevlendirmiş ve hemen hemen aynı dönemde İsrail’de Ehud Olmert başbakan olmuştur. Hamasın seçim zaferine tepki olarak İsrail, vergi gelirlerinin Filistin’e transferini durdurmuş, AB ve ABD dâhil önde gelen donörler de Filistin Yönetimine mali ve ekonomik yardımlarını askıya almışlardır. Yardımın yeniden başlaması için Hamasın şiddeti reddetmesini, İsrail’i tanımasını, iki devletin yan yana barış içinde yaşamasını öngören Yol Haritası dâhil önceki anlaşma ve yükümlülükleri kabul etmesini şart koşmuşlardı. 


Haziranda, Gazze Şeridindeki insani krizin gittikçe kötüleştiği bir ortamda, Quartet, Avrupa Birliği’nin önerdiği, Filistinlilere “ihtiyaca göre -Filistin Hükümetini devre dışı bırakarak- doğrudan yardımı” kolaylaştıran, “Geçici Uluslararası Mekanizma”yı onaylamıştır. Filistin’de sağlık sektöründe çalışanların maaşlarını ödemeyi, yakıt ve güç arzının kesintisiz devam ettirmeyi ve toplumun en fakir kesimlerinin temel ihtiyaçlarını karşılamayı hedefleyen bu mekanizma çerçevesinde 2006 yılında Filistinlilere 865 milyon dolar kaynak aktarılmıştır. 


Filistin topraklarındaki insanların sıkıntılarını azaltmak için çabaların sürdüğü ve El Fetih ile Hamas arasındaki anlaşmazlığın aşılması için tarafların müzakere ettiği bir dönemde, bir yandan Gazze Şeridi’nden İsrail topraklarına Kassam roketleri fırlatılmış diğer yandan da İsrail hedef gözeterek insan öldürmeye devam etmiştir. Haziran 2006’daki trajik bir olayda Gazze sahilindeki bir Filistinli ailenin 7 üyesi öldürülmüştür. Buna tepki olarak Hamas ateşkes önerisini geri çekmiş ve İsrail topraklarına giren militanlar iki İsrail askerini öldürmüş, birini kaçırmıştır. Bunun üzerine İsrail, Gazze Şeridi’ne yeni bir kara harekâtı başlatmış, Filistin topraklarında roket bulunan/fırlatılan alanları bombalamıştır. Bu saldırıların birinde 23 Filistinliyi öldürmüştür. 


Haziran ayında bir hava saldırısında İsrail’in Gazze Şeridinde bulunan tek enerji tesisini bombalaması, bölgeye yılın geri kalan kısmında günde ancak 6-8 saat elektrik, 3 saat su verilmesine neden olmuştur. Temmuzda toplanan Güvenlik Konseyi, daimi üyelerden birinin vetosu nedeniyle İsrail askerinin serbest bırakılmasını ve “İsrail’in orantısız güç kullanımının” durdurulmasını öngören taslak kararını geçirememiştir.

2006 yılının ikinci yarısında Gazze sakinleri İsrail’in hemen hemen her gün süren kara, hava ve deniz saldırılarıyla fırlatılan Kassam roketleri nedeniyle nerdeyse bir savaş ortamında yaşamaktaydı. 25 Haziran-12 Ekim 2006 arasında 60’ı çocuk 261 Gazzeli ölmüştür. Aynı dönemde ölen İsrailli sayısı 2, yaralananların sayısı ise 15’ti. 
Eylül 2006’da Hamas lideri Başbakan İsmail Haniyeh ile El Fetih ve Filistin Yönetimi Başkanı Mahmut Abbas ulusal birlik hükümeti kurma konusunda uzlaşmıştır. Fakat Gazze’de Filistinli gruplar arasında başlayan ve çoğu insanın ölümüyle sonuçlanan çatışmalar nedeniyle bu anlaşma uygulanamamıştır. Kasım ayında İsrail Gazze Şeridindeki saldırılarına devam etmiş, 6 gün boyunca Beyt Hanon kentini bombalamıştır. Bu saldırılarda 50 Filistinli öldürülmüştür. 


Ölenler arasında İsrail başbakanının “teknik hata” sonucu öldürdüklerini kabul ederek özür dilediği aynı aileden 16 kişi de bulunmaktaydı. 9-10 Kasımda toplanan Güvenlik Konseyi, İsrail’in Gazze’deki askeri operasyonlarını kınayan taslak kararı geçirememiştir. 15 Kasımda toplanan İnsan Hakları Konseyi, Beyt Hanon’a üst düzey bir gerçekleri araştırma misyonu gönderme kararı almıştır. 30 Kasımda “kadın ve çocuk dâhil çok sayıda Filistinlinin ölümünden” büyük üzüntü duyan Genel Kurul, Genel Sekreterin benzer bir heyeti bölgeye göndermesini istemiştir. 


Ateşkesin sağlandığı Kasım ayının sonuna gelindiğinde, Filistinlilerin kendi aralarındaki çatışmalar da dâhil, son beş ayda toplam 450 Filistinli hayatını kaybetmiş, 1500’ü ise yaralanmıştı. Aynı dönemde 3’ü asker 2’si sivil toplam 5 İsrailli öldürülmüştür. 

 


Ulusal Birlik Hükümetinin Kurulması


 2007 yılının başında Filistinli gruplar arasında uzlaşı çabaları artmıştır. Şubat ayında Suudi Arabistan Kralı Abdullah’ın davetiyle Mekke’de bir araya gelen El Fetih ve Hamas liderleri Filistin Yönetiminde güç paylaşımına ilişkin bir formül üzerinde anlaşmıştır. Mart ayında Hamas, El Fetih ve bağımsızların temsil edildiği bir “Filistin Ulusal Birlik Hükümeti” kurulmuştur.

Hükümet, programında “uluslararası meşruiyet ve FKÖ tarafından imzalanan anlaşmalara bağlı kalacağını” ifade etmiştir. Fakat bu ifade Batılı ülkeler için, İsrail’i tanıma, şiddeti reddetme ve barış sürecine bağlılığını ifade etmenin gerisinde kalan bir taahhüttü. Bu nedenle de Filistin Yönetimine yardım üzerindeki sınırlamalar devam etmiş ve Batılı ülkeler Filistin hükümetinin Hamaslı üyeleriyle görüşmeyeceklerini ifade etmişlerdir. 


Mart ayında Riyad’da yapılan Arap Birliği Zirvesinde; 2002 yılında Arap Birliği’nin Beyrut Zirvesinde kabul edilen ve İsrail’e, Arap topraklarından çekilmesi karşılığında, tanıma ve ilişkileri normalleştirme taahhüdünde bulunulan Arap Barış Planındaki ilkeler teyit edilmiştir. Aynı ay, Genel Sekreter Ban Ki-moon, bölgeye ilk resmi ziyaretini yaparak Kudüs’te İsrail, Batı Şeria’da Filistin liderleriyle görüşmüştür. 


Nisan ayında, Abbas ile Olmert Kudüs’te insani durum ve güvenlik konularıyla taraflar arasında güven arttırıcı önlemleri görüşmek üzere buluşmuş, fakat toplantıdan bir sonuç çıkmamıştır. Mart ve Mayıs aylarında Berlin’de üst düzeyde toplanan Quartet, Arap Barış Girişimiyle İsrail ve Filistinliler arasında diyalogun yeniden başlatılması çabalarını memnuniyetle karşılamıştır. Fakat Filistinli gruplar arasında Mart ortasından Mayıs (2007) ortasına süren çatışmalarda 68 Filistinli ölmüş, 200’ü yaralanmıştır. 


BM Siyasi İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı 24 Mayısta Güvenlik Konseyine Filistinliler arasındaki çatışmanın hem Filistin Ulusal Birlik Hükümetinin geleceğine hem de İsrail-Filistin diyalogunun başarı şansına ciddi bir tehdit olduğunu ifade etmiştir.

 

Hamasın Gazze’de Yönetimi Ele Alması

Hamas, Haziran ayında Gazze Şeridinde siyasi otoriteyi güç kullanarak ele almıştır.

Bunun üzerine Başkan Abbas, Filistin Ulusal Birlik Hükümetini feshetmiş, olağanüstü hal ilan etmiş ve Selam Fayyed’in başında bulunduğu olağanüstü hal hükümetini kurmuştur. 
Yeni Filistin hükümetinin kurulmasıyla, AB ve ABD yardımları doğrudan Filistin Yönetimine aktarmaya başlamıştır. İsrail de Abbas’ı desteklemek amacıyla vergi ve gümrük gelirlerini tekrar göndermeye başlamış ve Filistinli tutukluları serbest bırakmaya başlamıştır. Yeni gelişmeler ışığında barış sürecini tekrar canlandırmak için Quartet, Haziran ayında, eski İngiltere Başbakanı Tony Blair’i temsilci olarak atamış, müzakere edilmiş iki devletli çözüm planını desteklemek için, ABD Başkanının uluslararası toplantı çağrısını kabul etmiştir.

 

 

Barış Görüşmeleri -4-


Annapolis Konferansı

Barış sürecini canlandırmak amacıyla ABD, 27 Kasımda Annapolis’te (Maryland) bir konferans düzenlemiştir. Konferansa, Abbas ve Olmert’in yanında Suudi Arabistan, Ürdün, Mısır, Lübnan ve Suriye temsilcileri katılmıştır. Konferansta İsrail ve Filistin temsilcileri “önceki anlaşmalarda dile getirilenler de dâhil tüm önemli konuları çözüme kavuşturacak bir barış anlaşmasını 2008 yılı bitmeden yapabilmek için iyi niyetli iki taraflı müzakereleri derhal başlatma” konusunda anlaşmışlardır. 


Bu amaçla bir Komite kurulmuş ve Komite ilk toplantısını Aralık ayında Kudüs’te yapmıştır. Taraflar ayrıca, Yol Haritası çerçevesindeki yükümlülüklerini derhal uygulama taahhüdünde bulunmuş; Amerikalıların kılavuzluğunda, Yol Haritasının uygulanmasını takip edecek üçlü bir mekanizma (ABD, Filistin ve İsrail) kurma kararı almışlardır. Genel Sekreter Ban Ki-Moon, Annapolis’te varılan anlaşmayı memnuniyet karşılamış ve Birleşmiş Milletlerin bu çabalara desteğinin tam olduğunu yinelemiştir.

 

Filistin Birleşmiş Milletlerde “Gözlemci Devlet”

 

Annapolis sürecinin de sonuçsuz kalması taraflar arasındaki şiddetin tekrar tırmanmasına neden olmuş ve İsrail 2008 yılında çoğu çocuk ve kadın yüzlerce Filistinlinin öldürülmesi (1400), binlercesinin yaralanması ve Gazze altyapısının tamamen yok edilmesiyle sonuçlanan “Dökme Kurşun” operasyonunu başlatmıştır. 


Güvenlik Konseyinin 1860 sayılı Kararı ve donörlerin milyarlarca dolarlık taahhüdüne rağmen abluka nedeniyle Gazze’nin yeniden inşası gerçekleştirilememiştir. Genel Kurulun onayladığı, gerçekleri araştırma komitesinin raporunda operasyon boyunca yapılan insancıl hukuk ve insan hakları hukuku ihlalleri detaylı bir şekilde ortaya konmuştur. 2009 yılında Filistin Yönetiminin devlet kurumlarını oluşturma programı ciddi bir uluslararası destek görmüştür. 


2010 yılında yeniden başlayan barış görüşmeleri İsrail’in yerleşim yeri inşa etme programına ara vermemesi nedeniyle sonuçsuz kalmıştır. Eylül 2011’de, Mahmut Abbas, Birleşmiş Milletlere üyelik başvurusu yapmıştır. Güvenlik Konseyinin başvuruyu incelemek üzere havale ettiği komisyon Konseye Kasım ayında sunduğu raporunda Filistin’in üye olma şartlarını taşıyıp taşımadığı konusunda kesin bir fikir beyan etmediği için bu başvuru sonuçsuz kalmıştı.

 


Bunun üzerine Mahmut Abbas, 2012 yılında Güvenlik Konseyinin kararını gerektirmeyen “üye olmayan gözlemci devlet” statüsü için Birleşmiş Milletlere başvurmuştur. Genel Kurul 29 Kasım 2012 tarihinde 138 oyla (9 olumsuz, 41 çekimser) bu başvuruya olumlu yanıt vermiştir.


 31 Ekim 2011 tarihinde UNESCO, Filistin’i üye olarak kabul etmişti. 2012 yılının başlarında İsrail-Filistin arasında Amman’da bir dizi görüşme yapılmıştır. Fakat, bu görüşmelerden bir sonuç çıkmamış ve 2012 yılının sonunda çatışmalar tekrar tırmanmıştır. 14 Kasım 2012 tarihinde İsrail bir hafta süren “Savunma Sütunu Operasyonu”nu başlatmıştır.

 

( Birleşmiş Milletler tarafından hazırlanan “The Question of Palestine and the United Nations” başlıklı (http://unispal.un.org/pdfs/DPI2499.pdf) kitapta Filistin meselesini başından itibaren anlatmıştır. Yukarıda anlatılan kısmı bu kitabın ilk 59 sayfasına aittir. Bu bölümleri ise TBMM Araştırma Merkezi  2013 Ocak ayında BM'de Filistin Sorunu adı altında özetleyerek yayınlamıştır.)

 

HABER: YASEMİN ALTUN

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500