Yunanistan'da Osmanlı hakimiyeti 14. asırda başladı

Yunanistan, 14. asırda Osmanlı hâkimiyetine girerek asırlarca barış ve huzur içinde yaşamıştı.

Yunanistan'da Osmanlı hakimiyeti 14. asırda başladı
Advert

Cumhurbaşkanlığı düzeyinde 62 yıl aradan sonra ziyâret edilen Yunanistanla ilişkilerimiz, 14. asırda başlamış; 19. asırdaki Yunan isyanına kadar barış ve huzur içinde sürmüştü.

 

TÜRK-YUNAN İLİŞKİLERİ

Yunan kelimesi, Yakındoğu’daki Helenleri ifâde için biz Türklerin kullandığı kelimedir. Batıda aynı millet Grekler olarak bilinir. Yunanistan’ın resmî adı Helen Cumhuriyeti’dir. Helenler, Roma döneminde kendilerini Rum olarak adlandırdı. Selçuklu ve Osmanlı da bu kelimeyi kullandı. Antik Helen ismi târihe karışmışken 1830’da yeniden canlandı.

 

OSMANLI FETİHLERİ

Osmanlılar Rumeli’ye geçtiği sırada, Yunanistan Sırp hâkimiyeti altındaydı. Sırp Kralı Stefan Duşan,  1345’de kendisini Sırpların ve Yunanlıların kralı il etmişti. Trakya’yı ele geçiren Osmanlı Devleti, Sırp Sındığı ve Çirmen zaferlerinden sonra, Makedonya’ya doğru ilerledi. Gazi Evrenos Bey ve Kara Halil Paşa, bölgedeki şehirleri kolayca fethettiler. Anadolu’dan getirilen aşiretler buralara yerleştirilerek Müslüman Türk nüfusu artırıldı. Ancak, Ankara Savaşı ile fetihler durdu ve Selânik, tekrar Bizans’a bırakıldı.

 

FETRET SONRASI

Fetret dönemine son veren Çelebi Mehmed, Anadolu’da Türk birliğini yeniden sağladı. Yerine geçen 2. Murad Han, Osmanlı’nın yönünü tekrar batıya çevirdi. Osmanlı kuvvetleri, 1430’da Selanik'i geri aldı. Aya Dimitri Kilisesi Rumlara bırakıldı. Geri kalanları câmiye çevrildi. İdârecilerin despotluğundan bıkan Yanya halkı ise kendi isteği ile Osmanlı’ya katıldı.

 

FÂTİH VE ATİNA

Atina ve çevresi 1387’de Floransalı Gördüs Beyi Nerio Acciajuoli tarafından ele geçirilmişti. Ortodoks Rumlar yönetimden memnun değildi. Şehrin gelirleri, daha önce Ortodoks katedrali iken Latin hâkimiyeti sırasında Katolik katedrali haline getirilen Parthenon Tapınağı’na tahsis edilmişti. Rum Başpiskoposu Makarios, Osmanlılar’ı, şehri fethetmeleri için dâvet ettiyse de mümkün olmadı.

Fâtih döneminde, Venedik nüfuzu artınca halk karşı çıktı. Sultan, Tırhala Sancakbeyi Turahan Bey’i Atina’nın fethi için gönderdi. Şehir kolayca teslim alındı. Fâtih, 1458’de bir Balkan seferi esnâsında Atina’yı ziyâret etti. Yunan felsefesini iyi bilen genç sultan, Atina’yı, “Medinetül-Hükema” olarak övdü.

Fatih ve 2. Bayezid Han döneminde, Mora Yarımadası ele geçirildi. Böylece, Yunanistan tamamen Osmanlı hâkimiyetine girdi. 1821 isyânına kadar, huzur  içinde yaşadı.

 

KARANLIK DEĞİL; BARIŞ DÖNEMİ

Yunanlı târihçiler, Osmanlı hâkimiyetini en karanlık dönem olarak kabul ederler. Halbuki bu dönem, Rumların geliştiği dönemdir. Özellikle Fâtih’in Rum Ortodoks Patrikliği’ni korumaya alarak özerklik vermesi, Rumların dînî hayâtını garantiye aldı. Çok sayıda Ortodoks din adamı yetişti. Dağ köylerine kadar kiliseler inşâ edildi.

 

Yunanistan’ın ne kadar barış ve huzur içinde yaşadığı Mora isyânında iyice belli oldu. Karlofça Anlaşması sonrası Mora Yarımadası Venediklilerce işgâl edildi. Atina yağmalandı. Çeteler ortaya çıktı. Sâdece Müslüman halk değil, Rumlar bile Ege adalarına göç ettiler. Bu durum 1715’de Mora’nın tekrar alınmasına kadar sürdü.

 

TAVADA TİRİT, FETHOLDU GİRİT

Venediklilerin hâkimiyetinde olan Girit Akdeniz’deki güvenliği tehdit ediyordu. Malta korsanlarının hacılara saldırması üzerine 1645’de Venedik’e savaş ilan edildi. Adanın büyük bir bölümü ele geçirilmesine rağmen Kandiye’nin alınması uzun sürdü. İki buçuk yıllık bir kuşatmadan sonra ele geçirildi. Girit Eyâlet oldu.

Girit’in fethi uzayınca devrin padişahının Girit kelimesini yasakladığı rivâyet edilir. Fetih haberi gelince, bu yasağı aşarak nasıl söyleyeceğini bilemeyen bir vezir, yemek esnâsında tiriti görünce müjdeyi kâfiyeli bir cümle ile söyleyiverir.

 

FRANSIZ İHTİLÂLİ VE YUNAN İSYÂNI

Yunan isyanında Fransız ihtilâlinin tesiri büyüktür. Teselyalı bir Rum tüccarın oğlu olan Rigas Feraios, Fransız İhtilâlinden etkilenerek manifesto ve şiirler yazmaya başladığında târih 1790’dır. Tim Müslüman ve Hristiyan halkları Sultana karşı isyana teşvik eder.  İlginç olan şu ki Feraios’un isyan teşebbüsü Avustralyalı polis güçleri tarafından engellendi. Yedi arkadaşı ile birlikte Viyana’da yakalanarak Osmanlı’ya teslim edildi. Hepsi birden Belgrad’da 1798’de idam edildi.

 

TEPEDELENLİ ALİ PAŞA

On sekizinci asrın başında, taşrada, ayan adı verilen yöneticiler güçlenmeye başladılar. Bunların en meşhurlarından birisi Yunanistan’daki Tepedelenli Ali Paşa’dır. Ali Paşa, rakiplerine karşı güçlenerek 1785’de Tırhala Mutasarrıfı; 1788’de, Yanya Vâlisi oldu. Yunanistan’ın büyük bir kısmına ve Güney Arnavutluk’a hâkim oldu. Ayanların fazla güçlenmesinden rahatsız olan Sultan II. Mahmud tarafından azledildi. Bunun üzerine isyân fikrinde olan Rumlarla işbirliği yaptı. Tepedelenli’nin isyânı, 1822’de bastırıldı. Ancak, isyan hazırlığında olan Rumların önünü açtı.

 

FİLİKİ ETERİA VE KİN KAPISI

1814’de, bir grup Rum tüccar ve siyâsetçi, Rus şehri Odesa’da, ”Dostluk Cemiyeti” anlamına gelen Filiki Eteria’yı kurdular. Cemiyet, Yunanlıların bağımsızlık âteşini körükledi. 1821’de Eflak, Boğdan ve Mora’da isyân başladı. Kavalalı Meh Ali Paşa’nın yardımı ile Mora’daki isyân serte bir şekilde bastırıldı Bu durum, Avrupa’da geniş yankı uyandırdı. Helenizm taraftarlığı yükseldi. Batılı devletler ve Rusya arasında imzâlanan St. Petersburg ve Londra protokolleri ile Osmanlı’ya vergi veren bağımsız bir  Yunan Beyliği kurulması kararı alındı.

Osmanlı’nın Londra protokolü’nü reddetmesi bahane eden Avrupa devletleri 1827’de Navarin’de Osmanlı donanmasını yaktı. Rusya ise Osmanlı Devleti’ne savaş açıp Edirne’ye kadar ilerledi. Mora Yarımadası’nda Atina’yı da içine alan Yunan Devleti kuruldu. Osmanlı bir sene sonra bu devleti tanımak zorunda kaldı. 1833’de Atina’yı merkez yapan bu devlet Hellas adını aldı.

İsyanda parmağı olduğu anlaşılan Fener Rum Patriği 5. Gregorius, Patrikhane kapısında idam edildi. Patrikhâne, aynı kapıda bir Türk devlet veya din adamı asılmadan açılmaması kararını alarak bu kapıyı kapattı. Bu yüzden, bu kapının adı “kin kapısı”dır.

 

BAVYERA EGEMENLİĞİ DÖNEMİ
 

Aslen Korfulu bir Rum olan ve Rus Çarı’nın hizmetinde olan diplomat Ioannes Kapodistrias, 1828den beri Yunanlıların başına geçmişti. Ancak baskıcı ve Rus yanlısı idâresi sebebiyle öldürüldü. Bunun üzerine büyük devletlerin baskısıyla Bavyera Kralı’nın reşid olmayan oğlu Otto, Yunanistan Millî Meclisi tarafından Yunanistan’a dâvet edildi. Otto, 1833’de Helenlerin kralı oldu. Devleti teşkilatlandırıldı. Yunan kilisesi, Fener Patrikhânesi’nden ayrıldı. Artık Yunanlıların hedefi Megali İdea’ydı. Yâni, Rumların yaşadığı Osmanlı topraklarını ve İstanbul’u ele geçirmek.

 

1897 YUNAN SAVAŞI

Kral Otto, 1862’de tahttan indirildi. Yunan Milli Meclisi bu sefer on yedi yaşındaki Danimarkalı Prens Wilhelm Georg’u kral olarak seçti. Böylece yeni bir hânedan ortaya çıktı. 93 Harbi sonrası Teselya Yunanistan’a bırakıldı. 1897’de Girit milliyetçilerinin kışkırtması ile Kral Georg Girit’i işgal etti. Osmanlı, Yunanistan’dan adayı terk etmesini istedi. Kabul etmeyince savaş ilan ederek Yunanlıları ağır bir yenilgeye uğrattı. Zafere rağmen, diğer devletlerin araya girmesiyle Osmanlı ilerlemesi durduruldu. Girit özerk bir vilâyet oldu.

 

BULGAR YUNAN REKÂBETİ

1878’de kurulan Bulgaristan, Kuzeye doğru ilerlemek isteyen Yunanistan ile rekabete girişti. İki taraf da Makedonya’da çoğunluğun kendisinde olduğu iddiâ ediyordu. Bulgaristan’da yaşayan Ortodokslar Bulgar Eksharlığı ile Rum Patrikhanesi arasında kalmıştı. Savaşa dönüşen rekâbete Sırbistan da katılınca kanlı çatışmalar oldu. Rum Makedonya Komitesi bölgede güçlenen İttihat Terakki’nin desteğini alarak başarılar elde etti. Ancak, Meşrutiyet sonrası İttihat terakki ile arası açıldı. Zîrâ, Girit’in Yunanistan’a katılması hoş karşılanmadı.

1910’da Yunanistan Başbakanı olan Giritli Eleftherios Venizelos sâyesinde Yunanistan, Balkan savaşlarından en karlı çıkan ülke oldu. Makedonya’nı n büyük bir kısmı ve Ege adaları Yunanistan’a geçti.

KÜÇÜK ASYA FELÂKETİ
Yunanistan, 1. Dünya Savaşı’nda itilaf devletleri yanında savaşa girdi. İtilaf devletlerinin himâyesinde 15 Mayıs 1919’da İzmir’e asker çıkararak Anadolu’yu işgâle başladı. Ancak, İstiklâl Harbi sonunda, Yunan târihinde Küçük Asya felâketi olarak anılan yenilgeye uğradı. Megali İdea, Ege Denizi’ne gömüldü. Yunan işgâlini sevinçle karşılayan yüzbinlerce Rum ile Türkler arasındaki ilişkiler bozuldu. Bir kısım Rumlar, orduyla birlikte kaçtı. Kalanlar ise Lozan Antlaşması gereği Yunanistan’daki Müslümanlarla mübâdele edildi. Hâlen, Batı Trakya’da yüz bine yakın Müslüman Türk nüfusu varlığını sürdürmektedir.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500