AHMED-İ HÂNİ, SANCAKTEPE’DE ANILDI

17. asırda yaşayan Kürt şairi Ahmed-i Hâni, İstanbul’un Sancaktepe ilçesinde anıldı.

AHMED-İ HÂNİ, SANCAKTEPE’DE ANILDI
Advert

 

17. asırda yaşayan Kürt şairi Ahmed-i Hâni, İstanbul’un Sancaktepe ilçesinde anıldı.

Sancaktepe Belediye’sinin düzenlediği panelde, En Politik yazarı Prof. Dr. Namık Açıkgöz, Muş Alparslan Üniversitesi Öğretim Üyesi Aythan Tek ve sosyolog Dr. Müfit Yüksel konuştu.

Açılışta Sancaktepe Belediye Başkanı İsmail Erdem ve Çekmeköy Kaymakam Cemal Hüsnü Kansız, Ak Parti ilçe başkan Adil Kandemir, Sancaktepe Ağrılılar Derneği başkanı Sadık Belkıs birer konuşma yaparak yerel yönetim ve STK’ların kültür konusundaki faaliyetlerine dikkat çektiler ve Ahmed-i Hâni gibi bir edebiyat ve kültür adamının Sancaktepe’de anılmasının önemine işaret ettiler. 

Panelde konuşan Yrd. Doç. Dr. Ayhan Tek, Ahmed-i Hânî’nin şiirlerinin istismara yol açmayacak şekilde değerlendirilmesi gerektiğine vurgu yaparak, onun İslam akidesi çerçevesinde şiirler söyleyen bir şair olduğunu, bu şiirlerde söylenenlerin, geleneğin bir parçası olduğunu belirtti.

İkinci konuşmacı Dr. Müfit Yüksel, Ahmed-i Hâni’nin yöredeki irfanın önemli bir şahsiyeti olduğuna örneklerle temaz ederek eserlerinin yazma nüshaları hakkında bilgi verdi ve Ahmed-i Hâni’nin Doğubeyazıt’ta yaptırdığı camide bulunan Kürtçe kitabeleri ilk defa kamuoyuyla paylaştı.

Panelde son konuşmayı En Politik yazarı da olan Prof. Dr. Namık Açıkgöz yaptı. Prof. Açıkgöz’ün konuşması, Ahmed-i Hâni’nin Mem u Zin adlı mesnevisinin tasavvufî yönü üzerine idi.

Mem u Zin mesnevisinin, Mem-i Alan adlı bir eski halk hikayesine dayandığını söyleyen Prof. Açıkgöz, Cizre civarında geçen bu hikâyenin, bu toprakların hikayesi olduğunu söyleyerek başladığı konuşmasında, Mem u Zin’in 1690-1695 yılları arasında Ahmed-i Hâni tarafından Kürtçe olarak yazıldığını, 9 yıl sonra ise aynı hikâyeyi Ahmed Faik’in Türkçe olarak yazdığını söyledi.

Prof. Açıkgöz, Mem u Zin mesnevisinin görünüşte bir aşk hikayesi gibi olduğunu ama Ahmed-i Hâni’nin bu beşerî aşk hikayesinden ilahi aşka erişme hikayesi çıkardığını söyleyerek, mesnevinin başındaki münacat, na’t ve miraciye ile geleneksel bir tavır sergilenerek dini-tasavvufi vurguların yapıldığını belirtti.

Ahmed-i Hâni’nin önce Sıti ve Tacdin’in aşkı evliliği ile sonra da Mem ve Zin’in aşkı ile beşerî aşkı değişik merak unsurları ile anlattığını kaydeden Prof. Açıkgöz, iki aşığın kavuşmasına engel olan bey ve Beko’nun nefsi ve kesret dünyasını temsil ettiğini dile getirerek, hikâyenin sonuna doğru, Mem’in fena fillah ve beka billah makamlarına ulaştığını Mem u Zin’den Kürtçe ve Türkçeye tercümeleriyle örnekler vererek açıkladı.

Hikâyede, Mem’in zindana atılması ile Hz. Yusuf’un zindana atılıp ruh yüceliğine ulaşması arasında bir ilgi kuran Prof. Açıkgöz, Zin, Tacdin ve dadının zindana gelip beyden özür dilemesini tavsiye ettiklerinde Mem’in “Ben o beyin de beyi olana (Allah’a) kul olmuşum; niye onun kulundan af dileyeyim?” diyerek fena fillah ve beka billah makamına ulaşması sahnesini Türkçe ve Kürtçe beyit örnekleriyle aktardıktan sonra, mesnevinin son bölümü olan kalem ile konuşma bölümünde, Ahmed-i Hani ile kalemin konuşmasına dikkat çekerek, bu konuşmada, kalemin bir kamışlıktan kesildiği ve o kamışlığa çektiği hasreti söylemesini, Hz. Mevlena’nın mesnevisinin ilk beyitleriyle olan benzerliğine işaret ederek konuşmasını bitirdi.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500