“Kadını yok sayma, cahiliye geleneğidir”

Yeni Akit yazarı Yavuz Bahadıroğlu, Müslüman erkeklerin eşlerine karşı davranışlarını eleştirdiği yazısında, erkeklerin kadınları yok saydığını ve bunun bir cahiliye geleneği olduğunu ifâde etti.

“Kadını yok sayma, cahiliye geleneğidir”
Advert

 

Yeni Akit yazarı Yavuz Bahadıroğlu, Müslüman erkeklerin eşlerine karşı davranışlarını eleştirdiği yazısında, erkeklerin kadınları yok saydığını ve bunun bir cahiliye geleneği olduğunu ifâde etti.

İşte her satırına katıldığımız o yazı:

Kadını yok sayma, câhiliye geleneğidir. ”Biz erkeklerin, genel olarak “kadın”ı yok sayma eğilimimiz ağır basıyor. Kadına “teferruat” muamelesi yapıyor, bunu da “dinin gereği” gibi sunuyoruz. Hâlbuki bu anlayışın kaynağı din değil, “kadın”ı diri diri mezara gömen cahiliye geleneğidir!

 

Efendimiz’in “Yürek İnkılâbı”ndan geçmiş her Müslüman, Peygamber Efendimiz döneminde kadınlara tanınan hakların bekçisi olmak zorundadır…

 

Geleneklerin din gibi algılanması ve “mutlak doğru” olarak kabul edilmesi, maalesef buna izin vermiyor… Tabiatıyla, kadına ilişkin hak ve özgürlükler, kamusal alanda olduğu gibi, özel alanlarda da gerilemiş bulunuyor.

 

Tek çare, Peygamber-i Alişan Efendimiz’in Veda Hutbesi’ndeki değerlendirmeyi, ilişkinin temeli yapmaktır…

 

Şöyle buyuruyor: “Ey İnsanlar! Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah’tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları Allah’ın emaneti olarak aldınız... Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, kadınların da sizin üzerinizde hakları vardır.”

 

Şimdi gelin, Müslümanın, her konuda olduğu gibi, kadın konusunda da referansı olması gereken kitaba (Kur’an’a) bakalım: “Ben” diyor Yüce Yaratıcımız, “Erkek olsun, kadın olsun (ki hep birbirinizdensiniz) içinizden hiçbir çalışanın çalışmasını zayi etmeyeceğim.” (Al-i İmran, 3/195)…

 

Ve “O’nun varlığının delillerinden (Allah’ın ayetlerinden) biri de kendileriyle kaynaşmanız için size kendi nefislerinizden eşler yaratması ve aranıza sevgi ve merhamet koymasıdır. Şüphesiz bunda, düşünen bir toplum için ibretler vardır.” (Rum, 30/21).

 

Ancak bu çerçeve içinde kalan erkekler aile içi dengeyi kurabilir ve aileyi bir “sevgi havuzu”na dönüştürebilirler.

 

Şimdi, erkek okurlarımı kızdırmayı göze alarak, hemcinslerim hakkında yıllardır yaptığım gözlemleri maddeler halinde sıralayacağım…

 

1. Bu ülkenin erkekleri kadınları okumayı bilmiyor. Bilmiyorlar, çünkü böyle bir çabaları yok… (ABD eski başkanlarından Abraham Lincoln, “Okuduğum en güzel kitap annemdir” demişti. “Kadın” olunmadan “anne” olunamadığına göre, “Her kadın okunması gereken bir kitaptır” aynı zamanda; üstelik de çok karmaşık, son derece girift kitap)…

 

2. Erkeklerin çoğu hayatlarını iş üzerine kuruyorlar ya da öyleymiş gibi yaparak ailevi sorumluluklardan kaçıyorlar.

 

3. Kadın sağlıklı, nitelikli bir iletişim ve paylaşım dışında bir şey beklemiyor erkeğinden. Erkek ise, ‘aç mısın açıkta mısın?’ diye saldırıyor kadına; şükürsüzlükle, kadr ü kıymet bilmemekle itham ediyor.

 

4. Hayatın doymak ve giyinmekten ibaret olmadığını fark etmek istemiyorlar. İstemiyorlar, çünkü bunun getireceği sorumluluktan korkuyorlar. Erkeklerin bu kadar korkak olmaları anlaşılır şey değil!

 

5. Genelde geç vakitlerde eve geliyorlar. O zamana kadar çocuklar yatmış oluyor. Biraz erken gelmesi, çocuklarıyla birebir ilgilenmesi istendiğinde surat asıyorlar. Keyfinden geç gelmediğini, ailesi için çabaladığını söylüyorlar (eve ekmek getirme mazereti).

 

Bu gerçek bile olsa, aile ile işyeri arasındaki mesafeyi kapatmıyor. Çocukların babalarına olan ihtiyacını gidermiyor. İki satır konuşamadan bazen haftalar geçiyor. Anne baba konuşmadığı için çocuklarımız doğru düzgün konuşmayı beceremiyorlar, tuhaf bir şekilde “televizyonca” konuşuyorlar!”

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500