"Can Dostum" filmi gibi bir hikaye

Eklenme Tarihi: 30.10.2017 13:47:04 - Güncellenme Tarihi: 30.10.2017 13:53:39

Can Dostum, orjinal adı Intouchables (Dokunulmazlar) olan 2012 yapımı bir Fransız filmi. Başrol oyuncuları, Ömer Say ve François Cluzet başrollerde. Senaryo, Philippe Pozzo di Borgo'nun kitabından uyarlanmış, gerçek bir hikâyeye dayanıyor.

Film, boynundan aşağısı felçli bir aristokrat olan Philippe ile hapishaneden yeni çıkmış siyahî Driss'in arkadaşlığını anlatıyor. Philippe, gece gündüz bakımını üstlenmesi için Driss'i evine yatılı yardımcı olarak alınca ikisinin de dünyası değişiyor. Normal şartlar altında hiçbir zaman yan yana gelmeyecek bu ikili, iyisiyle kötüsüyle hayatın tadını beraber çıkarmaya başlıyorlar.

Driss, yani İdris, Paris banliyösünde yaşayan çok çocuklu Müslüman bir göçmen âileye mensup. Anne temizlik işçisi, baba yok. Evde rahat rahat banyo yapma hürriyeti bile olmamasına rağmen son derece özgür ruhlu bir genç. Hayat şartları zor olsa da yaşama sevincini canlı tutuyor. İş başvurusu sırasındaki sıra dışı ve cesur çıkışı Philippe'in onu tercih etme sebebi olur ve yanılmayacaktır da. Esasında, Driss'deki ve Philippe'deki macera ruhu aynıdır. Sâdece maddî şartlar ve çevre farklıdır.

Filmde ne aşırı banliyö sefâleti ne de imrenilecek ışıltılı bir sosyete var. Özellikle sanat üzerinden aristokrasiyle alga geçiliyor. Philippe'in soyut bir resme ödediği yüksek rakam üzerine Driss'in şaşkınlığı ve çala fırça yaptığı bir resmi birlikte zengin bir akrabaya satmaları, zenginlerin sanat konusundaki gösteriş merakıyla çok ince dalga geçiyor. Opera sahnesi katıksız komedi. Evdeki konserde çok sevmedikleri bir müzik türünü çok anlıyormuş gibi dinlemeler vs. vs.

Can Dostum bir zamanların Türk filmleri tadında. Huysuz, yaşlı bir hasta ve ona bakmaya mecbûr bir fakir. Tanıdık bir hikâye. Ama bu tanıdık hikâyenin işleniş biçimi çok farklı.

Driss, Fransa'nın göçmen kesimini, Philippe ise Fransız aristokrasisini temsil ediyor. Bir araya asla gelemeyecek iki sosyal tabaka, ortak bir insânî sebeple bir araya geliyor. Bu, hasta-hastabakıcı ilişkisi ötesinde arkadaşlık olarak veriliyor. Üstelik maddî olarak ulaşılamayacak üst düzey yaşam biçimini ti'ye alarak. Parasız ve fakir bir hayatın özgür tarafına vurgu yaparak (Bir nev’i fight club gibi. Ne kadar çok şeyin varsa esir, ne kadar az şeyin varsa özgürsün.)

Bu yazdıklarım, filmin görünen kısmı. Bir de arka plan var. Film aslında, "Göçmen açılımı". Fransa'nın bugün boğuştuğu sorunlara çözüm arayışı. Bir tarafta yıllardır sefil bir hayat yaşayan fakat nüfusu sürekli artan göçmenler, banliyö insanları; diğer tarafta refah seviyesi yüksek ama gittikçe sayısı azalan Fransızlar.

Komedi-dram içeren bir konu formatında, göçmenlerle empati kurmak ve Fransa'nın sosyal yaralarına çözüm için yapılmış mükemmel bir film. Orjinal adı gibi, dokunulmaz olan değerlere dokunuyor.

Bu filmin vücut bulmuş hâline Antalya’da rastladım. Yâni bir Fransızla Afrikalı bir göçmenin bir araya gelişine. Hem de son derece güzel, son derece romantik bir sebeple…

Manisalı gazetecilerin Manavgat gezisinin dâvetlisi olarak Antalya’ya gittik. Geçen cumartesi sabahı bir yandan kahvaltı ederken bir yandan bilgisayarımda çalışıyordum. Sağ tarafımdan, iki yaşlarında bir kız çocuğunun yaklaştığını fark ettim. Epey bir cilveleştik. Çocuğu ve annesini daha evvel görmüştüm. Anne, Afrika kökenliydi. Bu sefer yanlarında bir de sarışın adam vardı. Adam, beni rahatsız etmesin diye çocuğu uyardı. Yanlarına gidip tanıştım. Çat pat İngilizcemle rahatsız olmadığımı söyledim. Çocuğun ismi değişikti. Anneye, “Müslüman mısınız?” diye sordum. “Evet” dedi. Kahvaltılarını bitirip giderlerken her ikisi de “selâm aleyküm” deyince merâkımı yenemeyip peşlerinden gittim. Zîrâ ufaklık melezdi. Demek ki bu ikili evliydi.

Biraz İngilizce biraz Fransızca, yukarıdaki filmden bahsedip, “Size yeni Fransa diyebilir miyim?” dedim. Evet dediler ama bunu nasıl bulduğumu merak ettiler. “Çok güzel” dedim ve röportaj teklif ettim. Kabul ettiler. Tam öğle saatine sözleştik.

Hemen Derya’yı buldum. Öğlen lobiye gittik. Derya, atlatılacağımız ihtimâlini dillendirince, “Batılılar atlatmaz. Hayırsa hayır derler.” dedim ve yanılmadım. Biraz sonra geldiler. Derya’nın İngilizcesi vasıtasıyla güzel bir sohbet ettik.

Fati ve Jérôme, otuzuna merdiven dayamışlar. Her ikisi de Müslüman. Jérôme, dinleri araştırırken İslâm’ı tanımış ve Müslüman olmuş. Fati ise Senegal’den göç eden Müslüman bir âilenin kızı. Fransa’da doğmuş. Jérôme’un kuzeni vasıtasıyla tanışıp evlenmişler. Fati, bir okulda çalışıyormuş; Jérôme ise yönetici.

Jérôme’a, İslâm’ı kabul edişini ve evliliğini, âilesinin nasıl karşıladığını sordum. “Ben mutluysam onlar da mutlu.” dedi.

Fati’ye sormadım. Bir problem çıksa bunu Fransızların çıkaracağı peşin hükmüne kapıldım gâliba. Çünkü göçmenlere karşıydılar. Fakat karşımda bambaşka bir manzara, bir göçmenle bir Fransız’ın mutlu evliliği vardı. Kucaklarında da bu evliliğin meyvesi Mayssa.

Fransız edebiyatı üzerine de konuştuk biraz.

Jérôme ve Fati, Türkiye’yi ve Türkleri çok sevdiklerini söylediler. Dilimin döndüğünce bizde ırkçılığın olmadığını söyledim. Hatta Bilâl-i Habeşî örneğini verdim. Evet bizde ırkçılık yoktu ama en büyük Bilâl hayranı annenin oğlu, tutsa Fati gibi bir Afrika kökenliyle evlenmek istese o ananın, “Bu kara kızı nereden buldun?” diye kıyâmeti koparacağını söyleyemedim. Jérôme’un âilesine hayran oldum. Evlâdı muyluysa mutlu alan anne-babaya…

Can Dostum’u seyredince çok umutlanmış; Charlie Hebdo saldırısı olunca çok üzülmüştüm. Birileri Fransa’nın göçmen açılımını durdurmak istiyordu.

Fransa’da barış ve huzur dolu bir geleceğin teminatı olan Fati ve Jérôme’u tanımaktan çok mutlu oldum.

Ne dersiniz haksız mıyım?

Minik Mayssa 2 yaşında

Haber: Kerime Yıldız

http://www.enpolitik.com/haber/152192/can-dostum-filmi-gibi-bir-hikaye.html

Sizin Yorumunuz:

*
*