Dünyayı parmaklarıyla gören ressam: EŞREF ARMAĞAN

Dünyayı parmaklarıyla gören adam Eşref Armağan enpolitik.com’a anlattı. Hayatı boyunca hiç resim eğitimi almadan peki bu tablalar nasıl ortaya çıkıyor? Görmeden bu kadar mükemmel eserler ortaya çıkaran bir dehanın eserleri karşısında büyülenmemek elde değil. İşte mucize ressam Eşref Armağan'ın sizleri hayran bırakacak hayat hikayesi…

Dünyayı parmaklarıyla gören ressam: EŞREF ARMAĞAN
Advert

 

“Sizler yani gören insanlar ne kadar güzel olmuş, bu şekli nasıl yaptın dediğinizde ben o zaman görüyor gibi oluyorum hoşuma gidiyor. Daha çok sarılıyorum daha iyini yapayım diye”

Bu sözler görme engelli ressam Eşref Armağan’a ait…

Eşref armağan doğustan  görme engelli. Ama o hiç görmediği dünyayı parmaklarıyla resmedebiliyor. Armağan resme uzanan hayatını şöyle enpolitik'e şöyle anlattı: 

Ben dört yaşındayken göremediğimi fark ettim. Altı-yedi yaşlarına gelince durumumu kabullenip uyum sağlamaya başladım. Yaşadığım dünyayı tanımak istedim ama nasıl tanıyacaktım? Oyuncak gibi ellerime sığabilen şeylerin ne olduğunu detaylarıyla, tepeden tırnağa “ bu ne , nasıl bir şey” diye sormaya soruşturmaya başladım. Sonra çevremdeki arabalar, binalar, gemiler… gibi şeylere geldi sıra. Onları ellerimle kavrayamıyorum, ne yapabilirim? Bir gün bir kelebeği merak etmiştim. Babam “ona dokunamazsın ölür, dağılır gider,” demişti ve bir boyama kitabı almıştı. Kitaptaki şekilleri kesip tahtanın üzerine koyarak kenarlarını oydu çiviyle. İlk kelebek resmini o zaman yapmıştım. Yani o tip şeylerle, kabartma çizgilerle ya da bulduğum kabartma albüm kapakları vardı. Bakır dövmeler falan, onlardan model olarak kullanıp çizmeye çalıştım; ama aylar yıllarca, bir-iki gün değil.

 

 

RESİM EĞİTİMİ ALMADAN NASIL ÇİZİYOR?

Resim yapmaya 6 yaşında başlayan Armağan, bize yaptığı resimleri gösteriyor. Resimdeki objelere dokunup “ bu bir kova, bu kızın ayağı, bu da gökyüzü boyları karıştımadıysam maviye boyamışımdır” diye espirili uslubuyla bize resimlerini anlatıyor.  Boya kutularının yanına gelip, soruyoruz bu kutularda hangi renkler var diye.. Armağan yılların tecrübesiyle adeta  görürcesine başlıyor saymaya… “Siyah, beyaz, bu sarı, bu mavi…”

 

 

Mucize Türk ressam,  hiç bir zaman kıpkırmızı batan güneşi, baharda açan o rengarenk çiçekleri, masmavi denizi, bembeyaz bulutları hiçbir zaman göremedi ama tuttuğunu koparan, mücadeleci kişiliği, azmi ve çalışkanlığı ona adeta parmaklarıyla dünyayı görmeyi sağlıyor. 

Hayatı boyunca hiç görmeyen ve hiçbir şekilde resim eğitimi almayan Armağan, bu resimleri nasıl  çiziyor? Armağan mucizeyi şöyle anlatıyor: 


 “Bir şeyi öğrenirken onun nasıl durduğunu, hangi renkte olduğunu, başka renkte olur mu, üzerindeki detaylar neler, bunları kabartma olarak elimin alaması lazım. Bir şekil olması lazım ve o şekli benim görene sormam lazım bu olur mu ,nasıl durur diye.. Yani ilk zamanlar böyleydi. Ama şu an kimseye sormuyorum 50 seneyi aştık artık."

 

 

"EN ÇOK DOĞAYI GÖRMEK İSTERDİM"

1953’te İstanbul’da dünyaya gelen mucize ressam, ne çocukken ne de yetişkin çağda hiçbir sanat öğrenim görmedi. Eğitim almak ister misiniz diye sorduğumuzda ise; “istemem, kafamı karıştırırlar” diyor. Azmiyle kendi kendine yazmayı öğrendi. Bütün gün babasının dükkanında baca boruları keserek babasına yardım eden Armağan, boş zamanını da resim çizerek geçirdi. 6 yaşındayken kalem ile kağıt üzerine çizmeyi, 18 yaşında ise önce parmakları ile kağıt üzerine, sonra da kartona yağlı boya ile resim yapmaya başladı. Yağlı boyadan akrilik boyaya ve tuvale geçti. Elleri artık onun gözleri olmuştu. Görmemesine rağmen çizdiklerinin bu denli gerçeği yansıtması, resim yapmanın onda bir tutkuya dönüşmesini sağladı.  


 

 

 

 

“En çok görmek istediğim şey zaten doğa. Doğayı görmek istediğim için tarlalar, ovalar, denizler, göller, suyun içinde balıklar, çiçekler rengarenk kelebekler, arılar… bu çeşit şeyler yapıyorum.” diyen Armağan’ın resimdeki detaylar görenleri şaşırtıyor, tablolarında ise renkler asla birbirine karışmıyor.

 

 

 

BEN ÇALIŞA ÇALIŞA PARMAKLARIMI GÖZ YAPMIŞIM!


Görme engelli ressamın yaptığı resimler görenleri hayrete düşürüyor. Bilim adamları ise “bu nasıl olur” diye Eşref Armağan’ı  araştırıyor. Harward Üniversitesi, Toronto Üniversitesi Armağan’ı araştırma konusu yaptı.  DiscoveryChannel’sThe Real Superhumans (Gerçek Süperinsanlar)l’de hayatını belgesel olarak yayınlandı. Eşref Armağan o anları bize anlattı: 

 

“Harward üniversitesi benim nasıl resim yaptığımı anlayabilmek için beynimi inceledi. Önce gözlerimden başladılar. Benim solumda hiç göz diye bir şey yok. Küçük bir et parçası var. Sağ gözüm var; ama normal değil. İşe yaramıyor. Harward üniversitesine gittiğimiz zaman çok ünlü bir göz profesörü cihazlara soktu gözümü. Lensler taktılar. Gözümün içine kaynak ışığı gücünde rengarenk ışıklar yansıtıp beynime baktılar. Beynime bir şey iletilmediğini gördüler. Onu gördükten sonra benim nasıl yaptığımı anlamak için MR cihazına soktular. Sadece ellerim dışarıda kaldı. Bana resim yaptırdılar. On sekiz saniye içinde bir şeyi elletiyorlardı. Elimden alıp on sekiz saniye içinde de çizmemi istiyorlardı. Ben de silgisiz tam olarak on sekiz saniyede çizebiliyordum. Çizdiğim şeyi kağıdın üzerine koysa boyut bile aynıydı.

 

 

Adamlar bayağı şaşırdılar. Bir sene sonuçları incelediler. En sonunda beynimdeki görsel alanın ellerim bir şey çizmeye başladığı anda harekete geçtiğini keşfettiler. Yani görenlerin beyinde kullandığı yeri parmak uçlarımla görselleştiriyorum. Dünyada kimsede görülmemiş. Demek ki ben çalışa çalışa parmaklarımı göz yapmışım…

 

İTALYA'DA TARİHE GEÇTİ
Toronto üniversitesinden John Kenndy, 45 dakikalık denemeyi 3 saate çıkarmış, sonunda da hüngür hüngür ağlamıştı. İtalya’da da 600 senedir  görenlerin bile yapamadığı yapıyı Armağan yaparak tarihe geçti. 

 

Ondan sonra, benim resim konusunda teknik bir bilgim yok ya, yine Discovery  Channel ile İtalya’ya gittik. İtalya’da altı yüz sene evvel yaşamış bir mimar varmış Fillippo Brunneleschi. O adam dünyada ilk üç kaçışlı perspektifi bulan kişi. Ondan sonra beni Toronto Üniversitesi’nden inceleyen bir profesör daha vardı John M Kennedy. O da oraya geldi. İddiaya girmişler. Bu mimarın üç kaçışlı olarak yaptığı bir katedral var. Kennedy “Eşref bu binayı çizer,” demiş. O beni bayağı deneylere tabi tuttu çünkü. Benim ne yapabileceğimi anladı. Adam zaten beni gördüğünde ağlamıştı: “Dünyada böyle biri çıkacağına inanıyordum ve otuz sene sonra gördüm,” diye.

 

 

Binanın karşısına küçük bir stand kurdular. Kameralar çekiyor. Ben oturdum. Küçük bir maket getirdiler elime. İki dakika kadar baktım makete. Bina, sekiz köşeden oluşan bir silindir. Üstü sivri… Bunu üç boyutlu çizmemi istediler ayrı ayrı. Bir yukarıdan aşağı, bir düz, bir de durup yukarı bakıyormuş gibi. “Tamam,” dedim. Millet toplandı standın önüne, seyrediyor. Ses yok. Birinciyi çizdim ses yok, ikinci, ses yok… dedim ki her halde başaramıyorum ki ses yok. Üçüncü çizdim, son çizgiyi tamamladım profesör bağırarak bir şeyler söylemeye başladı. Kıyamet koptu ortalıkta. Dedim “acaba ne yaptım ben? Ben ellettiği makete göre bir şeyler çizdim… Altı yüz sene sonra ilk çizebilmiş kişi ben olmuşum… Görenler de yanlış çiziyormuş tarihe geçtim o an.

 

 

Bir de dünyaca ünlü otomotiv firması Volvo ile bir hikayesi var Armağan'ın...

Volvo  2010 senesinde 2011 model bir araba tasarlamışlar; ama tabii 2010’dan reklamını yapmak istiyorlar. Bir mail geldi bize. Çizdikleri arabayı Jenevre’de podyuma çıkana kadar hiç kimseye göstermek istemiyorlarmış. O kadar gizli… Hiç kimse görmeyecek diyorlar; çünkü hemen kopyasını çalıyorlarmış. Biz öyle bir reklam yapalım ki, arabayı kimse görmesin demişler kısacası. Beni İnternet’te görmüşler. Bu adam görmüyor, biz de kimseye göstermeyeceğiz. Bu adam çizse de görmemiş olacak nasılsa.

Arabayı parça parça, farını, konsolunu, koltuklarını falan her parçasını o çizsin. Bunu İnternet reklamı yapalım. Ondan sonra beni İsveç’te fabrikaya götürdüler. Orada gizli olarak bir tırın arkasında, kutunun içinde getirdiler arabayı. Fabrikanın koskoca bir salonu var, oraya ortaya koydular. Paylaşmayalım diye menejerimle bana sözleşme imzalattılar. Sekiz gün kamera hiçbir zaman eksik olmadı. Arabanın yanına gittiğim anda kamera çalışmaya başladı. Sekiz günde arabanın tüm parçalarını çizdim. Sonra arabayı tüm olarak çizdim. 

 

 

DEVLET SANATÇILIĞINI HAK EDİYOR!

Eşref Armağan’daki bu yetenek, bu mucizevi hayat, gerçekten de takdire şayan olmakla kalmayıp önünde saygıyla durmayı hak ediyor. Eğitim görmemiş olması ona, kendisi gibi ihtiyacı olan, bir şeyler yapma arzusunda olan birçok kişiye bu işin sırrını ya da kendi kendine öğrenme metodlarını aktarabilme imkanı vermiyor. 


Devlet sanatçılığına çok müracaat ettiğini söyleyen Armağan artık umudunu kesmiş: “İlk okul diplomamın dışında bir diplomam, bir tahsilim yok. Vermezler bana. Benim söylememle de olmaz, beni tüm dünya biliyor.” diyor. Devlete kırgın olmadığının altını çizen Armağan, bir yandan da sağlık problemleriyle mücadele ediyor.

 

 


Suna Pekuysal, Ahmet Mete Işıkara gibi birçok sanatçıyla bilinen hastalıkla Eşref Armağan da yıllardır mücadele halinde.  Kısaca  AS diye bilinen 'Ankilozan Spondil' hastalığına henüz çare bulunamadı. Armağan’ın hastalığı da iyice artmış görünüyor. Yıllar önce ziyaret ettiğimde ağır ağır yürüyordu şimdi ise tekerlekli sandalye ile yaşamını idame ettiriyor.  İki sene önce de açık kalp ameliyatı olan Armağan,  “Halime şükrediyorum” diyor .

Eşref Armağan, yurtdışında Türkiye’den daha fazla ilgi görse de yine de kimseye kırgın değil.  Eşi de görme engelli olan dünyaca ünlü ressamın geçim kaynağı ise babadan kalma maaşı… 

Dünyaca ünü bir yana böyle saygıdeğer, ağır başlı mütevazı kişiliğiyle, insanlığıyla Eşref Armağan saygıyı ve değeri çok çok daha fazla hak ediyor. 

 

HABER:YASEMİN ALTUN

 

 

EŞREF ARMAĞAN
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500