"Bahçeli, Kerkük için oğlum adına karar veremez!"

Eklenme Tarihi: 16.10.2017 09:47:37 - Güncellenme Tarihi: 16.10.2017 09:47:37

ESKİ ÜLKÜCÜLER, KERKÜK İÇİN NE DİYOR?

Üç gardaştık bir zamanlar üç gardaş

O toprakta, sen zindanda, ben sürgün

Aklımıza gelir miydi hiç gardaş?

O toprakta, sen zindanda, ben sürgün

Ozan Arif böyle târif ediyordu, 12 Eylül sonrasında ülkücüleri. Suçları, vatanı sevmekti. Dile kolay, beş bin genci toprağa verdiler. Binlercesi hapiste yattı veya yıllarını sürgünde geçirdi. İşkencenin her türlüsünü gördüler. Gücendiler, kırıldılar, hayâl kırıklığına uğradılar ama devlete hâin olmadılar.

Bir ara adları, mafyaya çıktı. Dizi filmlerde şapşal kabadayı bile oldular. Horlansalar da dışlansalar da zor zamanda “Buradayız!” dediler. Devlet, millet, vatan ve bayrak aşkları hiç bitmedi.

Geçtiğimiz günlerde MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Kerkük için beş bin gencin hazır olduğunu söyleyince, beş bin gencin toprağa düştüğü günleri yaşayanların ne düşündüğünü merak ettik. Beş bin genç, MHP liderinin bir sözüyle Kerkük’e gitmeli miydi?

Alaaddin Aldemir, 12 Eylül Darbesi sonrası 7 yılını hapiste geçirdi.  Tahliye olduktan sonra tutuklu iken kazandığı 2. fakülteyi bitirdi. Gazetecilik yaptı. Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı’nın kurucu genel başkanlığında bulundu. Türkeş’i yakından tanıdı. Avrupa’daki Türklerin teşkilatlanmasında görev aldı.

Aldemir, bir dönem siyâsetten uzak durdu. İş adamlığı yaptı. Çözüm sürecini destekledi. 2010 referandumunda ve Başkanlık referandumunda evet dedi

Alaaddin Aldemirle Keçiören’deki işyerinde sohbet ettik.

 İsterseniz ülkücü harekete nasıl girdiğinizden başlayalım.

Ben, Niğde’nin Ulukışla kasabasındanım. Ulukışla, Selçuklu kasabasıdır. Çoğunluk, CHP’lidir.

Sekiz kardeşin en büyüğüyüm. Ortaokul yıllarında bir arayış içindeydim. Halk kütüphanesine kitap okumaya, CHP Gençlik Kolları’na seminerleri dinlemeye gidiyordum. Ülkücülerle çatışma hâlindeydik. Yavaş yavaş CHP’nin seminerlerinde ayrışmalar oldu. Bir seminerde “Allah yok” denildi. Türk bayrağına karşı olanlar vardı. Bunlar, benim gibileri oradan kopardı. Bu arada askeriyeden atılan kütüphâne memurunun tavsiyesiyle Atsız’ın Bozkurtlar romanını okudum. Sonra Büyük Ülkü Derneği’ne gitmeye başladım. Böylece ülkücü hareketle tanıştım.

12 Eylül’de sizin gibi Anadolu çocukları hapse girdi. Ülkücü bürokratlar da vardı elbette. Peki, içeridekiler de dâhil, üst düzeylerin çocukları var mıydı?

Yoktu. Bir tane bile doktor, iş adamı, siyâsetçi çocuğu yoktu. Devrimciler de aynıydı. Biz gençler, hepimiz Anadolu çocuğuyduk. Bakın, ülkücü hareket bir kasaba hareketiydi. Anne babalarımız, okumuş değildi. Bir özelliğimiz de erkek hareketiydik. Aramızda pek kız yoktu.

Niye? Onlar vatanı sizin kadar sevmiyorlar mıydı?

Öyle değil. Tehlike ve kavganın ortasındaydık. Kızların öne çıkmasına karşıydık. Koruma duygusu diyelim. Ülkücülerin kadına bakışı feodaldir. Aslında Anadolu solu da aynıdır. Onlar da gelenekçidir. Zannedildiği gibi kadın meselesinde geniş düşünmezler.

Kadına uzak olmayı biraz açabilir miyiz? Hayatınızda romantizm olmadı mı?

Bizlerin, vatan millet derdinden kadını tanıyacak vaktimiz olmadı. Ülkücüler, aşkı, evlenirken değil, ileriki yaşlarda tanıdılar. Çok mutsuz hikâyeler var.

Kendimle ilgili bir şey anlatayım. Birgün hanımla elele yürürken karşıdan beni tanıyanların geldiğini gördüm. Derhâl, “Yanlış anlarlar” diyerek eşimin elini bıraktım. “Neyi yanlış anlayacaklar?” diye çok üzüldü. Biz böyleydik. Romantik olmak ayıptı.

Gerçi bu sâdece ülkücülerin değil, sağ kesimin genel sorunu. Ülkücüler, sahada oldukları için kadından uzak durdular. Sahada spor yok, kız arkadaş yok, müzik yok, kitap yok. Ne var? Kızdığını döven bir reis. Millî görüşçüler ise kapalı devre olduklarından netice aynı. Fakat bu açlık eninde sonunda ortaya çıkıyor. İktidara gelince makam ve paraya olan açlık nasıl ortaya çıkıyorsa kadına olan açlık da ortaya çıkıyor.

Bu kasabalılık meselesini açsak. Diğer partilerin dayandığı çevre nedir?

CHP’liler elittir. Adalet Partililer tüccar ve eşraf. MSP’liler, köylü ve esnaf. Dolayısıyla Ak Parti de köylü ve esnaf kökenli.

Şehirdeki ülkücüler, genelde göç çocuklarıydı.

Elit olmayan devrimcilere bakışınız nasıl?

Aslında onlar da bizim gibi müesses nizamı değiştirmek için savaşıyordu. Onların da vatan diye bir derdi vardı. Metodumuz ve hedefimiz farklıydı ama hepimiz yerliydik. Mayamız, Anadolu mayasıydı. Anarşi ortamında birbirimize düşmandık. Bir de baktık ki devlet baba, hepimizi ezip geçmiş.

Hapisten çıkınca Deniz Gezmiş’in mezarına gittiniz. Neden?

Evet, gidip Fâtiha okudum. “Sizin acınızı paylaşıyorum.” demek istedim.

Ne tepki aldınız?

İki taraf da eleştirdi. Bizim taraf, Deniz Gezmiş inançsız diye Fâtiha okumamı eleştirdi. Solcular ise samimi bulmadı. İzmir’den devrimci bir hanımın arayıp ağladığını hatırlıyorum. Gâliba mîmardı.

Cezâevinde ne yaşadınız da bu noktaya geldiniz?

Benim yattığım cezâevine gelen ülkücü bir arkadaşım, bir takunya ve tespihi gözü gibi saklıyordu. Sebebini sordum. “Bunlar Erdal'ın” dedi. Gözleri doldu. İdam edildiğini söyledi. Erdal isminde ülkücü tanıdığımız yoktu. Meğer Erdal Erenmiş. Bu hâdise, devrimcilere bakışımı değiştirdi.

Peki hayâl kırıklıklarınız oldu mu?

İki büyük hayâl kırıklığım oldu. Biri, Alpaslan Türkeş’in Kenan Evren’e yazdığı mektup; diğeri Agâh Oktay Güner’in, “Biz içerdeyiz, fikrimiz iktidarda” sözü.

Şimdi kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz?

Türküm; Türkçü değilim. Müslümanım; İslâmcı değilim. Atatürk’e, İstiklâl Harbi’nin komutanı, devletin kurucusu olarak saygım var ama Kemalist değilim.

12 Eylül Darbesi’ni yapanlara hakkınızı helâl ettiniz mi?

Hayır etmedim ama affettim. Aftan kastım şahsımla ilgili olanlar. Hukuka bıraktım. Devletle ilgili olanları affetmedim.

Yılma Durak’ın eşi Lâmia Hanım, Evren’in cenâzesinde hakkını helâl etmediğini haykırdı. Ne hissettiniz?

Haklıydı. Keşke daha organize bir eylem olsaydı. Ülkücü hareket erkek hareketiydi ama asıl acıları, geride kalan kadınlar çektiler.

ÜLKÜCÜ MAFYANIN TEMELLERİ HAPİSHÂNEDE ATILDI

Hapishâne sonrası ülkücülerın bir kısmının mafyaya karışmasının sebebi nedir?

Ülkücülere helâl ekmek verildi de onlar mafyayı mı seçtiler?

Evvelâ bu, ülkücüleri tasfiye etmenin bir yoluydu. İktidar olmamaları gerekiyordu.

İkinci olarak, ekonomiyi canlandırmanın bir yoluydu. Özal, hukukun yavaş işlemesine, hızlı tahsilatla çözüm buldu. Bir de Kürt mafyasının karşısına Türk mafyası çıkarıldı.

Bize hapishânede bol bol mafya filmi seyrettirdiler. Bunun bilerek yapıldığını sonradan anladım.

İşin psikolojik boyutu da var. Sistem, sizi, suçlu ilan etmiş. Ayakta kalmak için çâre arıyorsunuz. Meselâ ben firarda iken okuduğum kitaplardan bİri, Necdet Sevinç’in “Ordular, Masonlar, Komünistler” kitabı; bir başkası ise Mario Puzo’nun Baba romanı.

Peki “baba” oldunuz mu?

Çok şükür olmadım. Hatta 1992’de bu işe karşı çıktım. Sebebi babamdır. Hapisten çıkınca, “Ben zengin olacağım.” dedim “Mafya mı olacaksın lan?” diye beni bir güzel azarladı ve nasihat etti. Babama verdiğim sözü tuttum. Hatta o hayattan çekip aldığım ülkücüler de oldu.

Ya devrimciler? Onların mafyası yok muydu?

Onların da mafyası var ama pek gündeme gelmedi. Oysa lkücü mafya, ülkücü hareketin onda biri bile olmadığı hâlde bütün hareket öyleymiş algısı oluşturuldu.

Merakımı hoş gürün. Böyle bir geçmiş, sizi nasıl bir baba yaptı? Meselâ oğlunuz da ülkücü mü? İlişkiniz nasıl?

Elbette, fikren ülkücü ama bizden farklı. Kendi hikâyesinin peşinde. Felsefe okuyor. Adı Tanrıkut Töre. Saçı uzun; kulağında küpe var. Ben karışmıyorum ama görünce şaşıranlar var.

Tolstoy der ki “Her nesil kendi şiirini yazar.” Oğlum, kendi şiirini yazıyor; ben de saygı gösteriyorum.

BAŞKANLIK, DEVLET GELENEĞİMİZDE VAR

Sivil anayasa istediğiniz için 2010’da evet dediniz. Başkanlık referandumunda evet demenizin sebebi nedir?

Başkanlık bizim devlet geleneğimizde var. Oğuz Kağan’dan beri böyle. Tayyip Erdoğan düşmanlığı yüzünden buna karşı olan arkadaşlar, yanlış yapıyorlar. Târihi inkâr ediyorlar.

Benim için Turan bir konfederasyondur. Türkiye de bu konfederasyonun lokomotifi. Güçlü Türkiye için Başkanlık şart. Ama keyfilik olmayacak; denetim mekanizması olacak. Yoksa başını alır gider.

Açılımı destekleme sebebiniz neydi?

Ben, Kürde karşı değilim; Kürdistan’a karşıyım. Kendi iç dinamikleriyle kurulan Kürdistan’a da karşı değilim ama şu an Irak’daki manzara tamâmen Batılıların oyunu.

Ülkemize gelince… Kürtler, yıllarca PKK ile devlet arasında kaldı. Güneydoğu’daki zulüm, hâlâ tam kavranabilmiş değil. Bir örnek vereyim: PKK evli kızları dağa çıkarmaz. Bu yüzden Kürtler, kızlarını erken evlendirir. Küçük gelinler meselesi ortaya çıkınca kızlar için dağ yolu göründü. Bölgeyi tanımadan çözüm üretilemez.

Biz Orta Asya’dan bu coğrafyaya geldiğimizde Kürtler ve Ermeniler vardı. Onların varlığını kabul edip ittifak ederek yönettik. Haçlıları durduran, Türk-Kürt ittifakıdır. Selahaddin Eyyûbî’yi inkâr edebilir miyiz? Sultan Alpaslan’ın ordusundaki on bin Kürt askerini inkâr edebilir miyiz?

Malazgirt demişken, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Malazgirt’e gitmesini, Atsız’dan şiir okumasını samimi buluyor musunuz?

Hayır. Bunlar popülist yaklaşımlar. Samimi olsalar ülkücülere görev ve kadro verirler. İhâle verirler. Değer, böyle gösterilir.

İhâle derken?

Evet ihâle .. Ülkücüler ihâle alıp para kazanmasın mı? Ot mu yesinler?

Yaşadıkları bunca ayrımcılığa rağmen ülkücülerin Gezi eylemlerine karşı durmaları ve 15 Temmuz gecesi sokağa çıkmalarının sebebi ne?

Gezi ve 15 Temmuz, devlet-millet meselesiydi. Gezi de bir darbe girişimiydi. Ülkücüler, 12 Eylül’den gerekli dersi aldılar. Darbenin ne olduğunu öğrendiler.

Devlet söz konusu olunca küslük olmaz. İktidarlar gelir geçer, devlet bâkidir. Böyle zamanlarda elbette devletin yanında oluruz.

15 Temmuz gecesi Keçiören ülkücüleri, hiçbir çağrı beklemeden Kızılay’a aktı. Bunu iktidar da gördü. “Ülkücü kardeşlerimiz sokakta” diye sevinen vekiller vardı. Ertesi gün gördüğümüz bozkurt işâreti, her nedense sonra kayboldu.

Peki ya solcular? Onlar 12 Eylül’den ders almadılar mı?

Aslında onlar da çıkmak istediler ama Tayyip düşmanlığını aşamadılar.

15 Temmuz sizce neydi?

Operasyonun son safhasıydı. Önce Türk ordusunun içini boşalttılar. Sonra altın vuruş yapmak istediler. Halkın sokağa çıkmasını beklemiyorlardı. Yalnız şunu unutmamalıyız. Darbeciler ordudaydı ama darbe, ordunun direnmesiyle bertaraf edildi. Türk polisi ve MİT’i de unutmayalım.

Darbeyi, fetöcüler yaptı.  Sizin, cemaat hakkında müspet açıklamalarınız var.

Evet var. Rahmetli Türkeş’in cemaate sempatiyle bakması meselesi.

Türkeş; okullar açan, Türkçe öğreten, siyâsete bulaşmayan cemaate sempatiyle bakıyordu. Kaldı ki herkes o zamanlar böyle düşünüyordu. Hayatta olsa siyâsete karışan, Mavi Marmara’da “İsrail’den izin alacaksınız” diyen, darbe yapmaya kalkan bu terör örgütünün karşısında olurdu.

Ülkücü hareket, her cemaate saygıyla davrandı ama rahmetli Türkeş’in “sâhip çıkın” dediği cemaat bu değildi.

Sizce tehlike bitti mi?

Hayır. Böyle yapılar kolay kolay bitmez. Selçuklu Devleti, Haşhâşîlerle iki asır mücâdele etti. Biz, iki yılda bitmesini bekliyoruz.

Başka cemaat tehlikesi var mı?

Kapalı yapıların hepsi, toplum için tehlikelidir. Cemaatler olmalı ama şeffaf olmalı. Hatta dernekler kânûnuna tabi olmalılar.

Ak Parti’nin bugün geldiği noktayı nasıl buluyorsunuz?

Ak Parti, gerçekten önemli işler başardı. Sosyolojik devrim yaptı ama son 3-4 senedir ülkeyi iyi yönetemiyorlar. Lümpen kapitalist oldular. Bizi hayâl kırıklığına uğrattılar. Yol ve barajı, herkes yaptı. Artık, “TRT’ye dizi çekip milyon dolar kazanmak için mi geldiler?” diye sorduruyorlar. Bunun adı İslâmcılıktır.

DEVLET ANA ŞEFKATİNE İHTİYAÇ VAR

Meral Akşener için ne düşünüyorsunuz?

Siyâsetin sıkışmışlığı, Akşener’e ülkeyi normalleştirme görevi veriyor. Akşener’in milliyetçiliği şüphe götürmez ama bu yükü taşıyabilir mi bilemem. Bu bir deneme olamaz. Başarılı olma mecbûriyeti var.

Meral Akşener’in temel çelişkileri var. Kürt vatandaşlarımıza ne mesaj vereceği belli değil. Küreselciler ile yerelciler arasında nasıl bir denge kuracak? Parti içi demokrasiyi hayata geçirebilecek mi? Bunlar belli değil.

Türkiye partisi olmak için bir projesi olmalı. Türkiye’ye yeni kimlik tanımı, devlet tanımı lâzım. Kemal Tâhir’in devlet anası gibi. Yâni devlet baba sertliğinden, devlet ana şefkatine geçilmeli. Elbette hukuk düzeni çerçevesinde.

 ÜLKÜCÜLERİN GÖREVİ, PAYANDA VEYA ŞEHİD OLMAK MI?

Beş bin ülkücü meselesine geçmeden evvel, bir konuyu değinelim. Siz rahmetli Türkeş’in çok yakınında bulundunuz. Devlet beyle Türkeş’i kıyaslar mısınız?

Türkeş, devlet adamıydı. Devlet Bey, onun gölgesinde kaldı. Devlet Bey’in aydın yaklaşımı sorunlu. Bizde sağcı aydınlar, solcu aydınlara; solcu aydınlar ise Batı’ya karşı aşağılık kompleksi duyarlar. Devlet Bey’de bu sıkıntı var.

Ama ülkücüleri sokaktan çekti.

Çekti doğru ama biz sokakta ne kötülük yapıyorduk ki? Ülkücüler sokaktan çekilince meydan uyuşturucu satan PKK’lılara kaldı. Şimdi de sokaktan çektiği ülkücüleri cepheye sürmeye kalkıyor. Ülkücülerin görevi, payanda veya şehid olmak mı? Ülkücüler iktidara destek olsun ama görev verilmesin. Bu nasıl bir hesap?

Devlet Bey, ülkücüleri sabır ve diplomasiyle yendi.

Yâni?

Yânisi çok sabırlı bir insandır.

BAHÇELİ, OĞLUM ADINA KARAR VEREMEZ

 Ordumuzun sınır ötesi operasyonları hakkında ne düşünüyorsunuz? 

Destekliyorum. Keşki 1 Mart Tezkeresi kabul edilip o zaman girilseydi.  Bu kadar zulüm olmazdı. Geç bile kaldık.

Küresel kapitalizm, güvenli İslâm dünyası istiyor. Yaratıcı kaos teorisini uyguluyor. Önce karıştırıyor. Sonra kendisine göre düzenliyor. 12 Eylül öncesi yerelde yaptığını, şimdi Ortadoğu’da yapıyor.

 Devlet Bahçeli’nin, “Kerkük için beş bin ülkücü hazır” demesine ne diyorsunuz?

Devlet Bahçeli’nin tuzu kuru. Çok rahat söylüyor.

Karşı mısınız?

Hayır değilim ama devletin askeri polisi biterse karşı değilim. Seksende bizi bu yüzden yargıladılar. “Niye kendinizi kolluk kuvvetlerinin yerine koydunuz?“ dediler. Ya gene aynı şeyi derlerse?

Beş bin genci cepheye sürmek yerine beş bin Kürt gencine sâhip çıkıp okutsalar memleket için daha hayırlı olur.

Allah korusun, ülke sınırları içinde Türkler ve Kürtler arasında bir kaos çıkarsa bu beş bin genç metaforunun nelere sebep olabileceğinin garantisi var mı? Bir devlet adamı, yaptığı açıklamanın başını sonunu iyi hesap etmeli. Sorumlu davranmalı.

Beş bin genç içinde kimler olur? Meselâ siyâsîlerin, üst düzeylerin çocukları olur mu?

Olurlarsa gurur duyarız ama zannetmiyorum. Gene heyecanlı Anadolu çocukları olur.

Oğlunuz hem ülkücü hem felsefe okuyor. Bu açıklamada mülkiyet sorunu görüyor musunuz?

Elbette görüyorum. Devlet Bahçeli, benim oğlum adına konuşamaz. Çünkü o benim oğlum!

Ayrıca oğlum, kendi kararını, kendisi verir!

AZİZ SANCAR BURADA KALSA NOBEL ALAMAZDI

 Ülkücü hareket nasıl kendine gelir?

Ülkücü hareket, artık siyâsî hareket olmaktan çıkıp sosyal bir hareket olmalı. İklimi değişmeli

Dört yıl Ülkü Ocakları Başkanlığı yaptım. Hiçbir ocakta, bilim-teknik dergisi görmedim. Aziz Sancar, gençken ülkücü hareketteydi. Eğer Türkiye’de kalsa Nobel alamazdı. Ocaklara gelen gençler ya beden eğitimine ya özel harekâta ya da astsubaylığa yönlendirilirdi.

Gâzi İletişim’de okurken bir şey dikkatimi çekmişti. Kantindeki arkadaşlar kütüphâneye; kütüphânedekiler kantine gitmiyorlardı. Bunları bir araya getirmek için kantinde bir masa açtım. Dergiler, kitaplar koydum. Kütüphâneden gelenler oldu ama kantinden kütüphâneye giden olmadı. Sonradan duydum ki bu masa, “reis masası” olmuş.

Ülkücüler, dizilerde ve sinemada yanlış anlatıldı veya anlatılamadı. Bu konuda ne dersiniz?

Sanatı sinemayı küçük görmenin sonucu bu. Varlığı yüzde bir olmayan sol entelektüeller, herkesi etkileyebiliyorlar. Çünkü sanatın gücünü kullanıyorlar.

Ülkücüler, târih yaptılar ama yazamadılar. Bir döneme damga vurdular ama kendi belgesellerini çekemediler. İyi filmler ve belgeseller, gerçek kahramanları ortaya çıkarır. Karşı tarafı suçlamak, işin kolay yolu. Bizim taraftan bu işe para koyan yok.

Dizilerdeki komik, aptal ülkücü tiplerin yerini bir ara Deli Yürek aldı. İyi bir örnek değil miydi?

Rahmetli Ömer Lütfi Mete, ülkücüleri hakkıyla anlatıyordu ama bir el, o diziye son verdi. Dizide söylenmese de Yusuf Miroğlu, ülkücüydü. Bu dizi bitince ne başladı? Kurtlar Vâdisi. Modern alperen kahramandan, trajikomik, mafyamatik bir ülkücü anlatımına geçildi.

Son olarak hem siyâsîlere hem gençlere ne mesaj vermek istersiniz?

MHP edilgenliğinden vazgeçilmeli. Ülkücüler, kendi kendine kabadayı olmayı bırakıp proje üretmeli ve iktidara tâlib olmalılar.

Sivilleşme çok önemli. Tâlimatla seven, tâlimatla nefret eden değil; özgür düşünen, uzlaşmacı bireyler yetiştirmeliyiz.

Hem yaşayan hem yaşatan bireyler, Büyük Türkiye’yi hedefleyebilir ve ülkü devleti inşâ edebilirler.

Röportaj: Kerime YILDIZ

http://www.enpolitik.com/haber/151150/bahceli-kerkuk-icin-oglum-adina-karar-veremez.html

Sizin Yorumunuz:

*
*