Reklamı Geç
Advert

Kerime Yıldız'dan Cem Küçük'e zehir zemberek cevap!

Hakkında yakalama kararı çıkarılan FETÖ'cü Hakan Şükür ile yazışmaları ortaya çıkan Cem Küçük yazarımız Kerime Yıldız hakkında FETÖ'cü iddiasında bulundu. Yıldız köşesinde Küçük'ün iddialarına oldukça sert bir şekilde cevap verdi. Yıldız, söz konusu iddia sahibinin 17 Mayıs 2011’de kendi kalemiyle yazdığı yazısını hatırlatarak Cem Küçük için küçük, insanlık için büyük bir ders verdi. . yazmışsın

Kerime Yıldız'dan Cem Küçük'e zehir zemberek cevap!
Advert

 

Fakülte yıllarından beri görüştüğüm bir arkadaşım arayınca haberim oldu. Cem Küçük, benim hakkımda ekranlarda “Fetöcü, tetikçi” demiş. Arkadaşım geçmişimi iyi bildiği için, “Neler dönüyor?” diye bir hayli telâşlıydı.

Başlığa başka bir cümle yazmıştım. Editörüm. “Ağır olmuş. Size yakışmaz.” deyince değiştirdim. Oysa bu dünyada iftiradan daha ağır ne var ki?

“O zaman entelce bir cevap vereyim.” dedim.

“Bize kâfir demiş Mütfî Efendi

Tutayım ben ana diyem Müselman

Vardıkda yarın Rûz-i Cezâ’ya

İkimiz de çıkarız anda yalan”

 

Küçük Cem,

Gerçekten sana cevap yazmaya değmez ama ne yaparsın, sinek küçüktür, mide bulandırır. Çok ama çok ileri gittin. Gerçekten midem bulanıyor.

Elhamdülillah, hayatımın hiçbir döneminde “hocaefendi” kelimesi yoktur. Çok iyi bir Müslüman olduğum iddâsında değilim ama belki de Efendimize olan muhabbetim, beni bu “Peygambersiz İslâm” projesinden her zaman uzak tuttu.

Ne öğrencilik yıllarımda dersanelerinin kuytu köşelerinde ve hücre evlerinde vaazını dinledim ne de yazarlığa adım atınca gazete köşelerinde şiir yazdım. Bütün yazılarım ortada!

Hatta senin 15 Temmuz sonrasında bile mesajlaştığın Hakan Şükür hakkında, 17 Aralık’ta Ak Parti’den istifa ettiği zaman yazdığım yazı da ortada.

Vahdet gazetesinde yazdığım için fetöcü demişsin. Aynı gazetede Mehmet Şevket Eygi, Lütfi Şehsuvaroğlu, Mehmet Doğan, Selçuk Özdağ ve daha bir sürü yazar vardı.

Onlar da mı Fetöcü?

Allahını seversen Cem, erkeksen o yazarlara da fetöcü desene! Kadına çatmak daha kolay değil mi?

15 Temmuz sonrasında KHK ile kapatılan FETÖ gazeteleri belli. Vahdet gazetesi onların içinde değil. Bu bile senin iddiânı çürütmeye yeter.

Seninkilerin darbe teşebbüsü sonrasında TBMM 15 Temmuz Darbe Araştırma Komisyonu’nda aylarca bilâ-bedel görev yaptım.

Bu durumda TBMM fetöcü mü?

Mâdem fetöyle mücâdelede gözün kara, darbe gecesi niye sokağa çıkmadın Cem?  

Bak ben o gece çocuklarımı evde bırakıp, seninkilere direnmek için dışarı çıktım. Kadın başıma…

Aşağıda hatırlattığım yazı niye “seninkiler” dediğimin ispatıdır. 17 Mayıs 2011’de yazmışsın.

“Artık su kirlendi. Suyun değişmesi şart. Cemaat bu suyu değiştiriyor. Pisliğe alışmış olanların veryansını bundandır.” demişsin yazında.

Bak, seninkiler, seni dinlediler ve suyu değiştirmeye kalktılar. Az kalsın vatan elden gidiyordu. İstediğin kadar veryansın et, bu yazının hesâbını birgün vereceksin.

Yurt dışına kaçacağımı söylemişsin. Gülesim geldi. Daha bir ay önce yurt dışındaydım. Elhamdülillah devletime 25 yıl şerefimle nâmusumla hizmet ederek aldığım yeşil pasaportla hem de…  Ben bu ülkeye kara sevdâlılardanım. Bunu o kalın kafana sok Cem!

Bilmem rahmetli abimi hatırlar mısın? Şenol Özbek. Yıllarca dağlarda PKK’ya karşı erkek gibi savaşan ülkücü bir subaydı. Ben onun kardeşiyim. Bizden terör örgütüne adam devşirilmez Cem!

Ekrandan erkeklik gösterilerini bırak! Kime çattığının farkında değilsin.

Seninle mahkemede hukuk önünde hesaplaşacağız.

Ama yine de yolda beni görürsen….

Nef’i ile başladım, onunla bitireyim: 

“Sen kadar düşmen-i devlet mi olur a hınzır

Ne turur saltanatun sâhibi bilsem a köpek!”

 

 

Cem Küçük’ün 17 Mayıs 2011 târihli yazısı

“GÜLEN CEMAATİ

Sistem dışına itilen Anadolu insanı Cemaatin izlediği politikayla enerjisini doğru yere yönlendirdi.

Türk entelejiyansını uzun zamandır elinde tutan ve gündemi belirleyen aydınlar uzun zamandır panik halinde. Kendilerini bu Cumhuriyet’in ve devletin sahibi sananlar altlarından çekilen halıyla neye uğradıklarını şaşırmış durumdular. Toplumda meydana gelen değişimi bir türlü anlayamadıkları, daha doğrusu idrak etmek istemedikleri için sürekli topallıyorlar. Söyledikleri hiçbir şey gerçekleşmiyor. Yazdıkları artık gündemi belirlemiyor. Yepyeni bir kuşak yepyeni bir anlayışla yönetimi aldığı ve ülkenin yararına işler yaptığı için bu entelejensiya iyice zıvanadan çıktı.

Askerin içindeki cuntacı bir klik, medyadaki CHP yandaşları, iş dünyasının bazı kodamanları ve tabii ki bürokrasi bugüne dek parayı verip düdüğü çalıyordu. İstemedikleri hükümetleri devirmek için ellerinden geleni yaptılar ve devirdiler de. Cinayet işlediler, kaos planları yaptılar, hatta AK Parti gitsin diye ülkede ekonomik kriz çıkması için ortam yokladılar. Bir yandan gizli yollarla Amerikan yönetimine bizi destekleyin diye haberler yolladılar, öte yandan içeride Amerika ve AB düşmanlığı yaptılar.  AK Parti ve Gülen’i Bitirme Planları hazırladılar. Bu planlarla hem AK Parti’yi hem de Gülen Cemaatini itibarsızlaştırmak için sahte tertiplere giriştiler.

Kendi karanlık emellerine ulaşamayan darbeci ve cuntacılar, planları ortaya çıkınca hemen sağa sola sataşmaya başladılar. Sataştıkları ilk zümre Gülen Cemaati oldu.

Beline hakim olamayan siyasetçiler Cemaati suçladı. Basit bir cevap anahtarı olayını Cemaate bağladılar. Tutuklanan darbeciler işin arkasında Cemaati aradılar. Ama hep duvara tosladılar. Peki bu karanlık adamlar niçin sahtekarlıklarını AK Parti ve Cemaat’e yüklediler? Hükümete yüklenmelerinin sebebini biliyoruz. Asla ve asla sandıkta AK Parti’yi yenemeyeceklerini bildikleri için ne uydursak kârdır diye düşünüyorlar.

Gülen Cemaati’ne yüklenme gerekçeleri farklı. Bugüne kadar dışlanan, sistem dışına itilen Anadolu insanı Cemaatin izlediği sağlıklı bir politikayla enerjisini doğru yere kanalize etti. Birlik içinde hareket ederek bir sermaye yarattılar. Sistem kendilerine yer açmadığı için uluslararası alanda rekabet etmeleri gerektiğini anladılar. Ürettikleri malları dünyanın hemen her yerine pazarlamaya ve satmaya başladılar.

Hâliyle para kazanmaya başladılar. Cahilliğin ve dışlanmışlığın ancak eğitim sayesinde üstesinden gelineceğini fark ettiler.  Bu nedenle dünyanın her yerinde okullar açtılar. Gülen Cemaati’ne mensup insanlar kuş uçmaz kervan geçmez yerlere gittiler. Normalde insanların bırakın tatili mecburi istikamet bile olsa uğramak istemeyecekleri Bangladeş, Senegal, Nijerya gibi yerlere aileleriyle birlikte yerleştiler. Oralardaki insanlara Türkçe öğrettiler. Dünyanın her yerinde insanlar Türkiye sevgisiyle büyüdüler. Yarın bir gün kendi ülkelerinde önemli yerlere gelecek bu insanların Türkiye’ye bakışı çok daha olumlu olacaktır. 

Allah ve vatan sevgisiyle hareket eden bu insanlar niçin karanlık unsurlar tarafından hedef gösteriliyor? Çünkü kendi tahtları sallanıyor. Alıştıkları düzen son buluyor. İstanbul sermayesi karşısında ciddi bir Anadolu sermayesi buluyor. Hatta TUSCON, MÜSİAD maddi güç anlamında TÜSİAD’ı geçmeye başladı.

Kemalist, laik ve tepeden inmeci bu zihniyet her türlü piş işlerle iktidarlarını korudukları için önlerinde asla hedef istemezler. Ne var ki zurnanın zırt dediği yere geldik. Onlar için yol bitti. Gidecek yol kalmadı. Çünkü kendi kurdukları düzen su koyvermeye başladı.

Cem Boyner’in meşhur tespitiyle sistemden geçinenler sistemi değiştiremezler. Gülen Cemaati mensupları sistemin dışından gelip merkeze vardılar. Türkiye’yi değiştirmeyi ve dönüştürmeyi başardılar. Bu değişim ve dönüşüm aşamasında başka grupların, cemaatlerin ve elbette hükümetin çok büyük katkıları var.

Ama Gülen Cemaati’nin yaptığı işler bir kesim hariç herkesten onay bulduğu için laikçi cenah onları hedef tahtasına oturttu. Yaptıklarının nafile olduğunun farkına henüz varmadılar.

Ünlü Yunanlı düşünür Heraklitos, “Aynı suda iki kere yıkanamazsın” demiş. Maşallah bizim darbeciler aynı suda yetmiş kez yıkandılar. Artık su kirlendi. Suyun değişmesi şart. Cemaat bu suyu değiştiriyor. Pisliğe alışmış olanların veryansını bundandır.”

 

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500