İşte Amerika’nın kendisini haklı çıkarma oyunları!

Yazarımız Kerime Yıldız bugünkü yazısında; "bilmem farkında mısınız, târihin en büyük soykırımını (aynı anda ölen insan sayısı nispetinde), gâyet sessiz sedâsız anıyoruz. Çocukluğumuzdan beri târih kitaplarında “savaşı bitiren bomba” olarak anlatıldığını düşününce “barış günü” olarak kutlamadığımıza şükrediyorum" diye yazdı

İşte Amerika’nın kendisini haklı çıkarma oyunları!
Advert

 

Bundan 72 yıl önce ABD, 6 Ağustos Pazartesi günü saat 8.15'de "Little Boy" adındaki Uranyum-235 tipi nükleer bombayı Hiroşima şehrine attı. Japonların en çok sokakta oldukları saat seçilmişti. Daha önce, bomba atmayı planladıkları bölgelere hava saldırısı olmayacağını duyurarak buraların göç alması temin edilmişti. ABD, üç gün sonra 9 Ağustos günü Nagasaki'ye, Plütonyum-239 tipi "Fat Man" isimli bombayı attı.

Her iki şehirde o an ve daha sonra bombanın etkisiyle ölenlerin sayısı yaklaşık 300.000’di.

Zâten teslim olmayı düşünen Japonya'ya atılan bu iki bombanın amacı, elbette savaşı bitirmek değildi. Bütün dünyayı hizâya sokacak bir gücü elinde bulundurduğunu göstermek isteyen Amerika ve onu yöneten Yahudi lobisi için iyi bir tatbikat fırsatı idi. Başardılar da. Dünyaya gözdağı verdiler. 1948'de İsrâil kuruldu. 1949'da Nato kuruldu. Elinde atom bombası olan bir ülkeye kim direnebilirdi ki artık?

Bilmem farkında mısınız, târihin en büyük soykırımını (aynı anda ölen insan sayısı nispetinde), gâyet sessiz sedâsız anıyoruz. Çocukluğumuzdan beri târih kitaplarında “savaşı bitiren bomba” olarak anlatıldığını düşününce “barış günü” olarak kutlamadığımıza şükrediyorum.

Sitemizin târih sayfasında atom bombasının yapılış ve atılış süreci hakkında gerekli bilgiyi bulabilirsiniz. Bugün sizlere, atom bombasının atılması ve sonrasında Amerika’nın kendisini haklı çıkarma oyunlarından bahsetmek istiyorum.

EMPİRE STATE BİNÂSI VE ATOM BOMBASI

Târih, 28 Temmuz 1945. Bir B-25 Mitchell bombardıman uçağı, New York'daki Empire State Binâsı’nın 78. katına çarpıyor ve 24 kişi ölüyor.

Empire State Binâsı, 1931’de yapılmış. İkiz Kuleler yapılana kadar Newyork’un en yüksek binâsı. Ekonomik buhran sebebiyle mahvolan Amerikan halkına umut ve cesâret vermek için inşâ edilmiş. Düşünebiliyor musunuz, Amerikan halkının umudunun sembolü olan binâya, savaş sırasında bir bombardıman uçağı çarpıyor. Uçağın B-25 Mitchel olduğu, şimdiki bilgi. O zaman ne zannedildiğini ve meydana getirdiği korkuyu, varın hesab edin. İkiz Kuleler misâli, Amerika’ya, kendisini tehdit eden her düşmanı yok etme hakkı vermiş olsa gerek. Gerek ki 9 gün sonra Amerika, Hiroşima’ya atom bombası atmış. “Ne alâka?” diye itiraz edeceklere peşinen söyleyeyim. 11 Eylül’e şâhit olduktan sonra alâkası olmamasını düşünemiyorum.

Amerika budur! Yaşam tarzını tehdit eden kimseyi affetmez. Yakar; yıkar; yok eder. Ama zâlim ve kâtil olarak bilinmek istemez. O, dâima kurtarıcıdır. “Beni iyi bileceksin!” diye baskı da yapmaz. Kendisini haklı çıkaran sinema filmi çeker. Ağustos’tan hemen önce, yâni Hiroşima ve Nagazaki’nin yıldönümünden evvel gösterime sokar. Bu da yetmez Amerika Başkanı Obama 6 Ağustos’da Hiroşima’ya gidip, tüm dünyanın gözü önünde şu konuşmayı yapar:

“71 yıl önce bulutsuz açık bir sabahta gökyüzünden ölüm yağdı ve dünya değişti. Işık parlaması ve ateş duvarı kenti yok etti ve insanoğlunun kendini yok edebilme özelliğine sâhip olduğunu gösterdi. Neden buraya Hiroşima’ya geldik? Serbest bırakılan ve çok uzak geçmişte olmayan o korkunç gücün üzerine kafa yormak için geldik. Buraya hayatını kaybedenleri anmak için geldik. Bu korkunç savaş döngüsünde ölen tüm mâsum insanları anıyoruz. Târih karşısında ortak sorumluluğumuz var. Böyle bir acının bir daha yaşanmaması için ne yapmamız gerektiğini sormalıyız.”

Şaka gibi değil mi? Sanki atom bombası kendi kendine patladı! Sanki uzaylılar attı!

Kültür Bakanımız Numan Kurtulmuş, üç gün evvel Hiroşima için gerçekten çok anlamlı bir mesaj yayınladı. Fakat mesajında Amerika yoktu. Amerika’yı kınamadı. 

Niye bu hâle geldik? Böylesine bir soykırımı yapan Amerika’yı niye kınayamıyoruz? Hâdi siyâsilerin mecbûriyetleri var diyelim, biz niye bu kadar suskunuz?

Çünkü hepimiz, tüm dünya, “kurtarıcı Amerika”yı anlatan Hollywood’a teslim olduk.

Meseleyi, geçmiş yıllarda çekilen iki filmin konusuyla ve gösterime giriş târihleriyle îzâh edelim.

 

GÖLGELER BİRLİĞİ’NİN NÜKLEER BOMBASI

Birinci film, Christopher Nolan'ın Batman serisinin son filmi olan "Kara Şövalye Yükseliyor". 

Uzakdoğulu terörist örgüt Gölgeler Birliği'nin üyesi olan Bane, önce Batman’i esir ediyor. Şehri yok edecek nükleer bombayı patlatmadan evvel, tam bir kaos meydana getiriyor. Sermâyeye ve zenginlere karşı devrimci bir ruhla savaş açıyor. Fransız ihtilâlini çağrıştıran acâip bir yargı düzeni kuruyor. Nihâyet Batman, hapisten kaçarak şehri kurtarıyor. Bombayı, açık denizde insan olmayan bir yere atıyor.

Tekrar îzâh edelim. Doğu kaynaklı terörist bir örgüt, bir Amerika şehrini nükleer bomba atarak yok etmek istiyor. Amerikalı süper kahraman, canını tehlikeye atarak şehri kurtarıyor.

Sahneler o kadar tesirli ki bir Amerikalının insanlığın üzerine bomba atacağına ihtimâl vermezsiniz artık. Bomba denizde öyle bir patlıyor ki sanırsınız bir sinek bile ölmemiştir. Atom bombasının, Hiroşima'da 140.000 Japon'u öldürdüğünü zihinlerden silebilecek son derece tesirli bir sahne.

WOLVERİN, YASHİDA’YA KARŞI

X-Man serisinden Wolverine. Nagasaki'ye atılan bomba ile başlıyor. O sırada askerî bir üste esir olan Wolverine, Yashida adında, harakiri yapmaktan korkan bir Japon askerini, kendi hayâtını tehlikeye atarak kurtarıyor.  Evet, bir Amerikalı, bir Japonu atom bombasından kurtarıyor. Yüzbinlerce Japonu öldüren bombadan bir kişiyi kurtarıyor. Sahne o kadar tesirli ki bu sahneye kapılan seyirci "İyi de kardeşim bu bombayı Amerika attı!” diye sinirlenmiyor. Kurtarıcı olanın, aslında yok edici olduğunu düşünmüyor bile.  

Filmin devamında Wolverine'in kurtardığı Yashida ve oğlu, Japonya Adâlet Bakanıyla birlikte çok kötü adamlar olarak karşımıza çıkıyor. Atom bombası atılmasa bu kötü Japon askerlerinin dünyayı mahvedebileceğini düşündürecek kötü hem de! Hattâ Yashida’nın diğer askerlerle ölmediğine hayıflanmamak elde değil. “Askerler” diyorum, çünkü bomba, sivillere değil, askerlere atılmış gibi gösteriliyor. Filmin sonunda, Wolverine, filmin başındaki büyük hatâsını düzelterek Yashida’yı öldürüyor. İnsanlığa büyük bir iyilik yapıyor.

Wolverine, 2013 Temmuz sonunda; Kara Şövalye Yükseliyor ise 2012 Temmuz sonunda gösterime girdi. Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombası atılış yıldönümüne birkaç hafta kala….

6 ve 8 Ağustos’da atılan bombalar, bu filmlerle zihinleri iğfâl edilen seyirci için ne kadar anlamlı olabilir ki?

EN KORKUNÇ GÖZ

Japon yönetmen Akira Kurosawa, o felâket günlerini 1991’de çektiği "Ağustos'da Rapsodi" filminde anlattı.

Filmdeki bir replik şöyle:

“Bomba atıldığında orada, gökyüzünde bir göz açıldı. En korkunç göz! Böylece kardeşimin saçları döküldü ve o utanarak kendini odasına kilitledi. Hep o gözü çiziyordu.” 

Bana göre Kurosawa’nın kastettiği en korkunç göz, illimünatinin gözü. Yüzbinlerce Japon’un ölümünü seyreden göz, 1948’de kuracağı İsrail için de dünyaya gözdağı veriyordu.

Ne Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan atom bombalarının yaşattığı acıları unutacağız ne de bu acıları yaşatanın Amerika olduğunu!

 

 

 

HİROŞİMA NAGAZAKİ
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500