Millet için şehadet şerbetini içen Mustafa Cambaz'ın memleketindeyiz

15 Temmuz işgal girişimi gecesi meydanlara inenler arasında Yeni Şafak çalışanı Mustafa Cambaz da vardı. Kendisi Batı Trakya Türklerindendi. Zamanın yıldırıcı Yunan politikalarına karşı idealist bir mücadele veren Cambaz, "Yunan'a askerlik yapmam!" diyerek Gümülcine'deki köyünü terk edip asker kaçağı olarak İstanbul'a geldi. Darbe girişimi gecesi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "Meydanlara inin" çağrısının hemen ardından sosyal medya hesabından “Kalkışmayı yapanlar kalktıkları gibi oturamamalı. Hatta hiç oturamamalı. Başkomutan Erdoğan’ın isteği ve emriyle sokağa çıkıyoruz” yazarak dışarı çıktı. Millet için şehadet şerbetini içen Mustafa Cambaz'ın doğduğu evi ve kıymetli annesini enpolitik ziyaret etti. AK Parti Manisa Milletvekili Doç.Dr. Selçuk Özdağ'ın da aralarında bulunduğu gezide yaşananları Kerime Yıldız kaleme aldı.
Eklenme Tarihi: 24.07.2017 09:37:34 - Güncellenme Tarihi: 24.07.2017 10:44:47

Rumelililer, Anadolu’yu hatırlattığı için şebboya, ana kokusu derlermiş. Gece kokusu demek olan şebboy, akşamları buram buram kokar.

Cumartesi akşamı Harmanlı mahallesindeki teyzelerle sarmaş dolaş olduğumuzda bizi şebboy koklar gibi kokladılar sanki. Öyle ya bir akşam vakti anavatanın kokusunu getirmiştik.

Harmanlı, Gümülcine’nin merkeze uzak mahallelerinden birisi. Mahalleye, rahmetli Sâdık Ahmed’in eşi Işık Hanımla gittik. Mahalle halkı gündüz tarlada olduğu için geç vakit gittik. Meydana ulaştığımızda bizi bekliyorlardı. Kucaklaştıktan sonra mahalle derneğine gittik. Karanlık bahçeyi, tek katlı dernek odasından vuran ışık biraz aydınlatıyordu. Bahçede oturduk. Çaylar geldi. Kurabiyelerin yanına Türkiye’den gelen baklavalar çıkarıldı. Sağ tarafımda oturan teyzelerin adını sordum. Birisi Fatma, diğeri Nefise. İkisi birbirinden tatlı. İstanbul’u sordular. Bu sene ilk defa gidip görmüşler. “Kaç kızanın var?” sorusuna verdiğim cevaba öyle bir iltifat ettiler ki gündüz gitmediğimiz için çok sevindim.  İçimizden birisi, ortamın duygusallığına kapılıp, “Sizler, burada gurbettesiniz…” diye fazlaca coşunca “Almanya’da değiliz. Burası onların memleketi” diyesim geldi.

Işık Hanım, mahalleye giderken tek katlı, avlulu, dışı kireç boyalı Türk evlerinin her zaman bembeyaz olduğunu söyledi. Eskiden Türklerin apartmanlarda oturmasına izin vermiyorlarmış. Apartman dâiresiyle bu evleri kıyaslayınca “Keşki hiç izin vermeselermiş” diye düşündüm. Büyük bir avlu kapısından girilen evlerin, büyük veya küçük fark etmez muhakkak bir bahçesi var. Yer büyükse küçük bir bostan, çiçekler, üzüm asması… En mühimi apartmanda olmayacak huzur ve özgürlük var.

Ertesi gün kahvaltıdan sonra köylere gittik. Önce merhûm Sâdık Ahmed’in köyü Küçük Sirkeli’ye…  Işık Hanım, bu köye gelin gelmiş. Sâdık Bey, köyünü çok severmiş. Işık Hanım anlattıkça Sâdık Ahmed’in köyüne, köylüsüne olan bağlılığına hayran oldum. Manisa milletvekili Selçuk Özdağ, bu evin elden geçirilerek müze olması gerektiğini söyledi. Buradan Deli Nasuf’a geçtik.

Deli Nasuf, çiçeği burnunda Başbakan yardımcısı Hakan Çavuşoğlu’nun köyü. “Niye Deli Nasuf diye sordum. Bilmiyorlar. Muhtemelen bizim deli alperenlerden birisidir.  Köy kahvesinde oturduk. Bir amca, Selçuk Özdağ’a “Anavatan nasıl?” diye sordu.  “Çok iyi” cevâbını alınca “Biz onun gölgesinde yaşıyoruz.”  dedi.  Laf olsun diye değil, sâhiden söyledi. “Türkiye’den gelen giden olmasa bizi burada mahvederler. Sâhipsiz kalırız. Türk Devletinden çekiniyorlar.” dediler.

Hakan Çavuşoğlu ile canlı telefon bağlantısı kuruldu. “Ben filanca.. Hayırlı olsun!” diyen amcalara, Bakan Bey, tek tek cevap verdi.

Sonraki durağımız Menetler…  15 Temmuz şehidi Mustafa Cambaz’ın köyü. Bizi, kireç boyalı, bembeyaz evin avlu kapısında âbisi karşıladı. Babası evin kapısındaydı. Sonra iki büklüm olmuş, zor yürüyen annesi geldi. Önceden de böyle miydi oğlunun haberini aldıktan sonra mı böyle oldu, soramadım. Beden dili “Sıra benimdi, Mustafa’nın değil“ der gibiydi. Bizi görünce gözleri doldu. Acı haberin gelişini anlattı. Ses etmedik. Kelimelerimiz tükendi sanki.

Oturduğumuz odanın duvarında bir levha dikkatimizi çekti. Türk bayrağını avuçlamış bir el ve yanında “Sıksan kan çıkar” yazısı.

O bayrakta Mustafa Cambaz’ın da kanı var artık ve o bayrağın devleti, bundan böyle Gümülcine’ye daha çok gölge yapmalı. Daha çok kol kanat germeli.

Gümülcine merkezinde bir park var. Parkın başında ise üzerinde kılıç olan bir anıt… Türkler yok olana kadar kılıçtan geçirileceklerini temsil ediyormuş. Parkın kenarında Urban II yazıyor. Hani şu Haçlı seferlerini başlatan 2. Urban var ya işte o Müslüman Türk düşmanı papaz. Anlayacağınız, Haçlı zihniyeti dimdik ayakta!

Vatanım Sensin denilen garip dizide Hilâl’i Yunan subayı Leon’a aşık ederek, “Ta’cîzcisine âşık aptal kız” durumuna düşürenler, bu parkı muhakkak görmeliler.

Son durağımız Şapçı kasabası oldu. Şapçı Azınlık Kültür ve Folklor Derneği’ne misâfir olduk. Serinledik; karnımızı doyurduk.

Âdetim üzere bugün sabah erkenden çarşıya gittim. Sultan Hamid yâdigârı saat kulesinde Yunan bayrağı asılıydı. Eski Câmi ve Yeni Câmi’yi ziyâret ettim. Dilimde Serdengeçti’nin dizeleri, Gümülcine sokaklarında dolaştım:

Zafer zafer diye eserdi yelleri

Biz neyledik o koskoca elleri

Bugün Sâdık Ahmed’in vefâtının 22. yıldönümü. Mevlide ve anma törenine katılacağız. Ülkemizden çok gelen olacak. Babuba türküsünde dediği gibi, “Meriç’in azgın suyu aramıza girdi” ama çok şükür, gönüllerimiz Meriç diye bir sınır tanımıyor; tanımayacak!

http://www.enpolitik.com/haber/144990/millet-icin-sehadet-serbetini-icen-mustafa-cambazin-memleketindeyiz.html

Sizin Yorumunuz:

*
*