Cemaat devleti mi, tarikat devleti mi, parti devleti mi yoksa ulus devleti mi?

AK Parti Manisa Milletvekili Doç.Dr.Selçuk Özdağ bugünkü yazısında "Cemaat devleti mi, tarikat devleti mi, parti devleti mi yoksa ulus devlet mi? Bunların hangisi daha kuşatıcı?" diye sordu. Özdağ'a göre; ülkeyi yönetenlerin görevi –herkesi kuşatacak- politikaları tercih etmektir. Yaşadığımız sıkıntıların arasında devleti- bir kliğin- malı haline getirme yanlışlığı yatıyor. Son FETÖ darbesi de bunun için değil mi? Önce sinsi bir kadrolaşma, ardından aynı düşüncede olmayanlar-çeşitli entrikalarla tasfiye, ardından darbe girişimi...

Cemaat devleti mi, tarikat devleti mi, parti devleti mi yoksa ulus devleti mi?
Advert

 

Cemaat devleti mi, tarikat devleti mi, parti devleti mi yoksa ulus devlet mi? Bunların hangisi daha kuşatıcı?

Ülkeyi yönetenlerin görevi –herkesi kuşatacak- politikaları tercih etmektir. Yaşadığımız sıkıntıların arasında devleti- bir kliğin- malı haline getirme yanlışlığı yatıyor. Son FETÖ darbesi de bunun için değil mi? Önce sinsi bir kadrolaşma, ardından aynı düşüncede olmayanlar-çeşitli entrikalarla tasfiye, ardından darbe girişimi…

Bir partinin, cemaatin ve ya tarikatın malı haline gelen devlete herkes benim devletim diyebilir mi?

Halbuki devlet gücünü benim diyenlerin sayısından alır. Ne kadar çok insan o devleti kendine ait hissederse o devlet o kadar güçlüdür.

Bunun yolu da demokrasiyi işletmek, ötekileştiren, ayıran, ayrıştıran politikalardan uzak durmaktır. Devlet vatandaşını ayırmaz, ayırırsa devlet olmaktan çıkar kayırdığı gruba bağlı olarak ya parti, ya cemaat yahut etnik bir devlet halini alır.

Demokratik katılım, fırsat eşitliği, yargının tarafsızlığı gibi kavramlar toplumla devleti yakınlaştıran, aradaki rabıtayı güçlendiren  kavramlardır. Bunlardan biri yok olursa o bağlar gevşer, zamanla kopacak noktaya gelir. Demokrasi ancak yargının tarafsız olduğu bir ülkede işler. Devletle vatandaş en çok yargı kurumunda temas eder. Vatandaş devletin ne olduğunu mahkemelerde görür, notunu da ona göre verir.

FETÖ ile ilgili bir çok eleştiri yapılıyor, çoğuna katılıyorum. Bu şer örgütüne karşı ilk uyanan ve toplumu uyaranlardan biriyim. Bir çok kişi sükut etmeyi tercih ederken, vekillik görevinin yüklediği mesuliyetle bu örgütün gerçek kimliğini ortaya çıkarmaya çalıştım. Elbette başkaları da güzel yazılar yazdılar. Ama hala bir tarikatı, bir cemaati darbeye sevk eden saiklerin bilimsel analizi yapılmış değil. Bilinenler farklı üslupla tekrar ediliyor sadece. Başta bir soru sormuştum, ulus devlet mi, cemaat devleti mi? Meselenin nirengi noktası burasıdır.

Uluslaşamayanlar, cemaatleşirler, kabileleşirler. 'Ne var bunda' diyenler olabilir. Kabileleşmek, cemaatleşmek kamuyu düşünme, toplumu düşünme hassasiyetini yok eder. Herkes kendi aşiretinin menfaatini düşünür. Bir nevi feodalleşme başlar. Bana ne Türk milletinden, ben kendi cemaatimi, partimi ve ya tarikatımı düşünürüm düşüncesi böyle bir zihniyetin ürünüdür.

Ulus ortak değerler üzerinden kurulur kendisi de ortak değerler üretir. Toplumu benzeştirir. Büyük bir aile haline getirir. Ailede falan aşiret, filan tarikat olmaz bütün renkler geri plana itilerek ortak değerler üzerinden yeni bir fon oluşturulur. O renkler o fon altında yeniş bir kompozisyona bürünürler.

Çare bellidir, sadece yargılayarak, cezalandırarak belli bir kültürel sapmayı yok edemezsiniz. Önemli olan sebepler üzerinden yürüyerek doğru çözüm yolları bulmaktır. Feodalleşme ancak uluslaşma ile önlenir. Ulusu tahrip etmek, cemaatleşmeye, etnikleşmeye zemin hazırlamaktır. Bu ülkeyi bütünleştirecek parti cemaat şuurunu aşan bir bilinç vereceksek bunun yolu budur.

 

 

SELÇUK ÖZDAĞ
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500