Tankın önününe yatan adam: Metin Doğan

Tankın önününe yatan adam Metin Doğan. 15 Temmuz darbe gecesi tankı durdurmaya çalışırken o an böyle karelenmişti. Yazarımız Doç. Dr. Erol Yılmaz da, Doğan'ı ve 15 Temmuz kahramanlarını köşesine taşıdı.

Tankın önününe yatan adam: Metin Doğan

 

 

15 Temmuz 2016…

Bir yıl önce bugün, aziz Türk milleti, iradesine ve vatanına sahip çıkarak, verdiği destansı mücadele ile Türkiye’nin geleceğini bir daha -inşallah- söndürülemeyecek şekilde ışıl ışıl aydınlattı. Ertesi sabah güneş ışıklarını Türkiye için daha bir cömert sundu. 

Küresel sahiplerinin emirleri doğrultusunda ülkeyi işgale kalkışan Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensubu siviller ile şanlı Türk askerinin kıyafetlerini giymiş sözde askerlerin ihanetine maruz kalan devlet ve millet, el ele vererek geleceğini bu hain yapının elinden çekip aldı. 250 şehit, 2193 yaralı gazi ve on binlerce yara almamış gazinin kahramanlığı sayesinde.

O günden bugüne devam ediyor mücadele. Bu ihanet şebekesi terör örgütünün kökü kurutulana kadar da edecek. Etmeli de… Esnemeden… Mutlak bir kararlılıkla…

…..

Bir yıl geçse de, bin yıl gibi geliyor insana. Elbette, yüreği vatan sevgisiyle yanıp tutuşan, o gece şehit olamadım diye üzülen, sokağa çıkamadım diye mahcubiyetinden dili tutulan insanlara… İnsan olana…

Neler geliyor aklımıza neler? Kimler? Ve hangi olaylar?

Hangisi çıkıyor ki akıllardan? Bir olayı düşünürken başka biri geliveriyor gözümüzün, gönlümüzün önüne. Kâh öfkeyle dişlerimizi sıkıyor, kâh hüzünden dudaklarımızı ısırıyor, kimi zaman da gönlümüzün emrine uyup gözlerimizin yaşına yol veriyor, hüngür hüngür ağlıyoruz.  

Ya kahramanlarımız… Birini düşünürken, diğer şehidimiz veya gazimiz selam veriyor yüreğimize. Tabii ki, içinde millet sevgisi ve Türkiye aşkı olan yüreklere. Onlarca şehit, binlerce gaziye rağmen; arsızca, hayâsızca, “kontrollü darbe” ve “tiyatro” deme aymazlığına düşmeyen yüreklere.

Önce, hepimizin gönül birliğiyle “1 numara”yı vereceğimiz, Ömer Halisdemir

O büyük vatansever… Şanlı Türk ordusuna sızmış, komutan sıfatlı o haini vurması için emir aldığında; “emredersiniz komutanım, hakkınızı helâl edin” diyen ve başkaca söz etmeden haini kurşunlayarak; FETÖ’nün mağlubiyetini, şanlı Türk milletinin dirilişini ve kahramanlık destanını başlatan vatan evlâdı… Anadolunun bağrında helâl lokma ile büyüyen ve anne-baba duasıyla yol yürüyüp o mevkilere gelen kahraman.

Ve sıralamaya tabi tutmaksızın diğer kahramanlarımız… 

Peş peşe iki tankın önüne çıkan ve altına girerek yaralanan “tanksavar” unvanlı Sabri Ünal

Eşinin ekmek teknesi kamyonun direksiyonuna atlayarak, mahalleliyi kamyon kasasında -şimdiki adıyla- 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’ne taşıyan mangal yürekli Şerife Boz

Namlusu üzerine çevrilmiş tankların ve nişan almış askerlerin üstüne, hem de bağıra çağıra yürüyen ve silahlara çıplak elleriyle karşı duran cesur yürek Safiye Bayat

İyi niyetle, “görevde değilsin, bize gel seni burada saklayalım” diyenlere, “ben vatan haini miyim ki saklanayım” cevabını vererek, Gölbaşı’na arkadaşlarının yanına koşan ve orada şahadet şerbetini içen özel harekât komiser yardımcısı Kübra Doğanay

Ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) görev yaptığı dönemde tanıma bahtiyarlığına eriştiğim melek kalpli kardeşim, Özel Harekât Daire Başkanı Mustafa Tecimen

Hepsi teker teker, fert fert kahraman kelimesinin her bir harfini, ruhunu hak eden, her türlü övgüye lâyık vatanseverlerimiz…

…..

Bu kahramanlarımız arasında biri var ki, onu, bir ölçü oranında olmamakla birlikte, öne çıkarıp, bu yazıda bilhassa adını anmak ve yazıyı onunla sonlandırmak niyetindeyim.

Nedenini içerikte bulacak ve ümit ediyorum ki, siz de bana hak vereceksiniz.

Metin Doğan

Atatürk Havalimanı’nda, sarı tişörtlü ve tişörtsüz haliyle tankın önünde dururken, dahası aynı tankın paletleri altına yatarken gördüğümüz korkusuz yiğit…

“Evet, ben orada can verebilirdim, ancak televizyonlardan benim ezilmemi gören halk da daha cesur bir şekilde darbecilere karşı dururdu” diyerek, oraya giderken ve tankın karşısına dikilirken çoktan şahadeti kabullenmiş olduğunu ifade eden kahraman.

O günden itibaren adı ve yiğitliği Türkiye’ye ve dünyaya mal olan; hemen birkaç gün sonra da ülkenin bir köşesinden diğerine koşturarak, 15 Temmuz Destanı’nı anlatmaya çalışan gözü kara genç adam.

“Benim partiyle, pırtıyla işim yok, hiç de oy vermedim; kim iktidarda olsa aynı şeyi yapardım” diyerek de, vatanı her şeyden üstün tuttuğunu gösteren vatansever.

İşte bu Metin Doğan’ı TBMM içerisinde aynı günde birkaç kez gördüm ve tanıştım. Bir görmeliydiniz… Gittiği bütün şehirlerde, bütün toplantılarda olduğu gibi, orada da hemen herkes kendisiyle iki çift kelâm edebilmek ve fotoğraf çektirmek için adeta yarışıyordu.

Uygun bir anda, kısa bir sohbet imkânı buldum. Büyük bir üzüntüyle, vücudunda herhangi bir yara olmadığı için gazi sayılmamak gibi bir korkusunun olduğunu söyledi. Ve böyle bir durumun kendisini adeta yıkacağını ilave etti. Elbette, “bu mümkün değil; dünya gördü senin kahramanlığını” diyerek, üzülmemesini söyledim.

Zaman içerisinde yazılı ve görsel medyada gördüm ki, kaygısında hiç de haksız değilmiş kıymetli Metin Doğan.

Kim bilir hangi mevzuat gereği olacak, çeşitli ortamlarda -mevzuat boyutuna değinmeksizin- gazi sayılmadığını büyük bir üzüntüyle anlatıyordu bu büyük kahraman.

TBMM çatısı altında FETÖ ile ilgili olarak kurulan araştırma komisyonuna arz ettiği görüşlerinde de bu konuya değinmiş ve komisyon başkanından da talep etmiş bu durumun düzeltilmesini.

Öyle para pul, makam mevki gibi bir derdi de yok üstelik. Yıllar önce kazandığı tıp fakültesini okumamış, aldığı parayı anında tüketen, son derece paylaşımcı bir genç adamdan söz ediyoruz. Hayatı, özellikle maddi boyutunu pek de ciddiye almayan, oldukça rahat bir kişilik karşımızdaki. O denli maddeden ve maddi beklentiden uzak.

Fakat değil mi ki, o tarifsiz kahramanlığına rağmen “gazi” unvanını alamıyor; işte bu duruma içerliyor, kahrediyordu her konuşmasında. “Abi”, diyordu, ağlamaklı bir halde, “ben parasında pulunda değilim, ama gazi sayılmamak çok ağırıma gidiyor, ben bu unvanı istiyorum.”

Yanılmıyorsam bir televizyon kanalında rastladım. Sayın Başbakan’ın kabullerinden birinde ona da aynı cümlelerle iletiyordu, sonuna kadar haklı olduğu talebini.

Evet, biz dahi Metin Doğan ile aynı görüşteyiz. Başından beri... Yani kendisini birebir dinlediğim 15 Temmuz Destanı’nın sıcak günlerinden bugüne…

Nasıl aynı görüşte olmayalım ki…

Sadece Türkiye’nin değil, bütün dünyanın gözleri önünde darbeci hainlerin en ağır silahlarından biri olan tankın önüne korkusuzca yatmış bir kahraman var karşımızda. Ve fakat burnu bile kanamadı diye, sonuna kadar hak ettiği “gazi” unvanı verilmeyen. Komedi ötesi…

Mevzuat ne der bilmiyorum. Açıkçası çok da önemli görmüyorum bunu. Araştırmadım da… Yasaları umursamamak değil elbette söylemek istediğim. Asla böyle bir düşüncemiz olmaz, olamaz. Demek istediğim, eğer bir yasal engel varsa bu yolda, derhal gereği yapılır ve o kahraman üzülmez, incitilmez. Türkiye en olağanüstü günlerini yaşarken, buna sebep olan hain kalkışmaya siper olmuş bir kahramanının, anasının ak sütü gibi helâl olan “gazilik” unvanının verilmesi için yapılmayacak, yapılamayacak bir yasal düzenleme yoktur, olmamalıdır diyorum.

Devlet ciddiyeti de bunu gerektirir, 15 Temmuz 2016 gecesi gerçekleştirilmek istenen işgal hareketini ve sonrasında gelen direniş destanını ciddiye almak da…

Sözün özü, 15 Temmuz Destanı’nın isimli ve aslan gibi cisimli kara yağız kahramanı Metin Doğan millet nezdinde gazidir. Gerisi devletin aklına ve bilhassa vicdanına kalmış.

 

 

15 temmuz
Sen de Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500