Bir yaşam şehridir: Kula

Yazarımız Dr. Muzaffer Yurttaş bugünkü yazısında Manisa'nın şirin ilçesi Kula'yı anlattı. İşte Yurttaş'ın kaleminden Kula...

Bir yaşam şehridir: Kula
Advert

 

Bayram vesilesi ile dost ve arkadaşları ziyaret için gittiğim Kula’da Çarşı Camii yanında bulunan kahvehanede çaylarımızı içerken koyu bir sohbete daldık. Kula’da eski evlerin restore edildiğini, kahvaltı salonlarının açıldığını belirttiler. Gidip yeni yapılan restorasyon işlemlerini yerinde gördüm. Kahvaltı salonu ve çay bahçesi olarak hizmete başlayan mekanın sahibi ve ile görüştüm. Yaptıkları işi profesyonelce yapıyorlar ve amaçları Kula’yı tanıtmak. Emeği geçenlere halkımız adına teşekkür ediyorum.

Kula için yapılabilecek en güzel işlerden birisi, burayı dünyada gün geçtikçe yaygınlaşan ve önem verilen “Yavaş Kentler” sınıfına dahil etmektir. Bu konuda Manisa Valisine, Kula kaymakamına, belediye başkanına, sivil toplum kuruluşlarına, esnafa, eğitimcilere, milletvekillerimize ve en önemlisi Kula halkına büyük görevler düşmektedir. Kalıcı bir hizmete imza atmak isteyen bu projeye sahip çıkmalıdır. Kula bunu gerçekleştirirse turizmden en büyük payı alacaktır. Bu sayede restorasyonlar hızlanacak, iş ve aş imkanı artacak, her hafta sonu akın akın gelen ve bu kentin kültüründen, tarihinden, organik ürünlerinden faydalananlar gittikleri yerlere yaşadıklarını anlatacak ve birer turizm elçisi olacaklardır.

 

 

Muğla Akyaka, İzmir Seferihisar, Şanlıurfa Halfeti, Ordu Perşembe, Artvin Şavşat, Sakarya Taraklı, Kırklareli Vize, Isparta Yalvaç, Aydın Yenipazar, Çanakkale Gökçeada, Erzurum Uzundere Türkiye'de "Yavaş Kent" ünvanını almış yerleşim yerleri. Her birinin ayrı değeri var. Buraları gördüm, gezdim, inceledim. Kula'yı yakından bilen ve tüm potansiyellerine hakim biri olarak ifade etmeliyim ki, Kula Yavaş Kent ünvanını en çok hak eden yerlerden birisidir. Yeter ki gayret edelim ve bir hedef belirleyerek ona doğru yürüyelim.

Metropol yaşantısı artık insanımızı hasta etmekte, stres kaynaklı pek çok hastalığa zemin hazırlamaktadır. Osmanlı'da Ve Selçuklu'da şehirler kurulurken insanların bir arada huzur içinde yaşaması İçin gerekli olan her şart yerine getirilmiş, ruhu olan yerleşim alanları inşa edilmiştir. Şehirler insana huzur veren, toplumun tüm değerlerini yansıtan, kalıcı kültürleri ve medeniyetlerin izini taşıyan beldeler olarak tasarlanmıştır.

 

Metropol yaşantısı, hız denen illet nedeniyle şehirler artık insanların birbirlerinin sıcaklığına sığındıkları, paylaştıkları, sosyalleştikleri, el emeklerini birbirlerine sundukları huzur mekanları olmaktan gittikçe uzaklaşmış, insanların tüketim için yaşadıkları sahneler halini almıştır.

Yaşamın hızlanması sonucu insanlar daha hızlı yemek, daha hızlı alışveriş yapmak, gidecekleri yere daha hızlı varmak için belli bir tempo içinde koşturup durmaktadırlar. Bu yaşam tarzı bakkallar, manav, terzi gibi küçük esnaf yerine kalabalık alış veriş merkezleri, çocuklarımızın oyun oynayacağı alanlar yerine otoparkları, daha çok park ve yeşil alan yerine beton yollar ve binaları hayatımıza sokmuştur. Kapalı çarşı modelini tekrar oluşturmalı ve yerel esnafı kalkındıracak projeleri hayata geçirmeliyiz.

Hız çağının kurbanı olan şehir insanı zamanı olmayan, işine arabasıyla hızla giden, oturup kahve içecek bir yarım saati bile olmadığı için yürürken kahvesini içen, yetişmesi gereken bir yerler olduğu için yemekten zevk almak yerine ayakta hızlı bir şekilde “beslenen”, komşularını veya yerel esnafı tanımayan modern insan modelinin sürdürülebilir olmadığı ortadadır. Hazlı yaşamın yerini hızlı yaşamın aldığı bir dünya artık insanlara tat vermemektedir. İnsanların daha çok tüketmesi, bir yerden bir yere daha hızlı gitmesi için tasarlanan kentler insanları doğadan ve birbirlerinden kopartmış ve kalabalıklar içinde yalnız yaşayan insan haline getirmiştir.

Tüketim odaklı hayatın insanlara mutluluk ve huzur getirmediği, insanların farklı bir yaşam biçimi aramaları kentsel boyutta Cittaslow (Yavaş Kent) hareketini ortaya çıkarmıştır. Cittaslow felsefesi yaşamın, yaşamaktan zevk alınacak bir hızda yaşanmasını savunmaktadır.

Yavaş Kent hareketi, insanların birbirleriyle iletişim kurabilecekleri, sosyalleşebilecekleri, kendine yeten, sürdürülebilir, el sanatlarına, doğasına, gelenek ve göreneklerine sahip çıkan ama aynı zamanda alt yapı sorunları olmayan, yenilenebilir enerji kaynakları kullanan, teknolojinin kolaylıklarından yararlanan kentlerin gerçekçi bir alternatif olacağı hedefiyle yola çıkmıştır.

• Cittaslow hareketi 1999 yılında İtalya'da Greve in Chianti’nin eski belediye başkanı Paolo Saturnini’nin vizyonu doğrultusunda ortaya çıkmıştır. Paolo Saturnini yaşam kalitesini yükseltmek amacıyla kentlerin kendilerini değerlendirmelerini ve farklı bir kalkınma modeli ortaya koymaları fikrini ulusal boyuta taşımıştır. Günümüzde 30 ülkede 208 üyeye yayılan Cittaslow hareketine ülkemizde 11 kent imza atmış ve gereklerini yerine getirmektedir.

Yavaş yaşamak, hayattan zevk alabilmek, sevdiklerimize ve kendimize zaman ayırabilmek, hız için dünyaya zarar vermemektir.

Her kentin geçmişinden gelen, kentin tarihi, yerel özellikleri gibi unsurlarından oluşan bir ruhu vardır. Kent ruhu bir anda oluşturabilecek bir şey değildir ancak yanlış politikalar sonucu bu ruhunu kaybetmesi oldukça kolaydır. O topraklarda yaşayan uygarlıkların, üretilen ürünlerin, söylenen şarkıların, yazılan şiirlerin, dostlukların, yaşananların birikimi olan bu ruh bir kenti diğerlerinden ayırır. Cittaslow, kent ruhunun korunarak kalkınmasıdır.

Kentin kendi kimliğine sahip çıkarak kalkınması mümkündür. Kentin doğasına, esnafına, kültürüne, tarihine, yemeklerine, ürünlerine saygı duyarak bir kalkınma sahip çıkarak geliştirmesi sosyal ve ekonomik hayatın canlanması kentin ayakta kalması için şarttır.

Yavaş Şehirler kent stresinden çok uzak, dev hipermarketlerin henüz uğramamış olduğu, tarih ve çevre bilinci gelişmiş bir halka ve yönetime sahip şehirlerdir. Yavaş kentlerde araç trafiği çok azdır. Bisiklet ve yayalara daha fazla yer ayrılmıştır. Yavaş kent için orada oturan ve yaşayanların ortak kararı gereklidir. Halkın bilinç düzeyi, yavaş yaşam hareketini benimsemesi, ortak hedefe yönelme ve bir vizyon olmalıdır. Yüksek katlı apartmanların, lüks arabaların yerine, bir ya da iki katlı evler, sanatsal etkinlikler, otantik değerler hakim olmalıdır.

Bu şehirlerde yaşayanlar, buralara gezmek için gelenler hep bir huzuru hissederler ve anın değerini bilirler. Trafiğinden müziğine, organik yiyeceğinden araçlarına, evlerinden tabelalarına kadar insanı ve gözü yoran bir şeye rastlamak mümkün değildir. Bir huzur arayanlar soluğu bu kentin sokaklarında, organik pazaryerlerinde, hatıra eşyalar satış mekanlarında, kütüphanelerinde, fırınlarında, kahvehanelerinde almak için can atarlar. Bir gelen bir daha gelmek, gelmeyenler görmek için arzu duyarlar.

Kula, Jeoparkı, Yunus ve Taptuk Emre’nin makamları, Eroğlu Nuri’nin kabri, Şah Süleyman Türbesi, tarihi evleri, peribacaları, leblebisi, pidesi, oğlak dolması, kapaması, höşmerimi ile hem tarih, hem gastronomi açısından ayrıca küçük el sanatlarının hala yaşıyor olması nedeniyle Yavaş Şehir ~ Yaşam Şehri olmaya en çok layık olan bir yerdir.

Mevlana’nın şu sözleri ile yazıma son vermek istiyorum: 

“Ey tez canlı, aceleci, ham kişi! Bir dama bile basamak basamak merdivenle çıkılır. Tencereyi ocakta yavaş yavaş ustaca kaynatmak gerekir. Delice kaynayan tencerenin pişirdiği yemekten hayır gelmez.”

 

 

 

Manisa
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500